1 MART TEZKERESİ

Bu yazımı (gerçi bir kitabıma ithafen yazmak isterdim ama kendisi erken davrandı) 😉 fikir dünyamın oluşmasındaki büyük katkılarından dolayı dün dünya evine giren Bünyamin kardeşime ithaf ediyorum.

İktidar Değişikliği

Takvimlerin 1 Mart’ı göstermesine henüz aylar varken, 2002 sonlarına doğru Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’a gerçekleştireceği savaşın tamtamları çoktan çalmaya başlamıştı. Bu sırada Türkiye’de ise erken seçim olup olmayacağı konuşulmaktaydı. 30 Temmuz’da Ecevit başbakanlığındaki koalisyon hükümeti meclisin karşısına erken seçimi oylama önerisiyle çıkmıştır. Bu önerinin kabul edilmesi sonucu yapılan oylama ile 62 milletvekilinin hayır oyuna karşılık 449 evet oyuyla erken seçime karar verilmiştir. Seçim tarihi 3 Kasım olarak belirlendi. Bu gelişmelerin ışığında da ABD ve Türkiye arasında süren Türk hava üslerinin ve limanlarının kullanılması görüşmeleri sekteye uğramıştır.

Kısa adıyla AK Parti, Türkiye’de çok partili hayata geçilmesinden bu yana en uzun süre iktidarda kalabilen partidir ve şu anda da Türkiye’de sistem değişikliği olsa da iktidarda bulunan partidir. Ak Parti 14 Ağustos 2001’de kurulmuştur. Ülkede yaşanan ekonomik kriz ve mevcut partilerin bu krize çözüm bulamaması sonucu 3 Kasım 2002’de yapılan seçimlerde iktidar ipini göğüslemiştir. Türkiye’nin dış politikasında Ak Parti’nin kurucu genel başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan damgasını vurmuştur.

Savaşa Doğru

Ak Parti iktidara gelir gelmez ABD ile pürüzlü konular gün yüzüne çıkmaya başladı. Türk hükümeti Irak’taki petrol doğalgaz ve mevcut konumla ilgili kendi planlarının olduğunu söylemekteydi. Kısacası yeni hükümet Irak’taki durumdan hoşnutsuzluğunu dışa vuruyor ve Musul’un 1926’daki oldu bittilerle elden çıktığını hatırlatıyordu. Bu durumu elinde bir koz olarak görüyordu. Türkiye ABD’nin ülkeden geçişini onaylasa bile ikinci bir cephe açmayacağını vurguluyordu.

Yeni İktidara gelen Ak Parti hükümetin uluslararası arenadaki ilk büyük sınavı 1 Mart Tezkeresi’dir. Bu tezkereyi bu kadar önemli hale getiren nedenlerden birisi ekonomik dar boğazdır. Türkiye’deki sermaye özellikle de inşaat sektörü 1 Mart tezkeresini desteklemekteydi çünkü borç içinde yüzen ekonomi için kurulacak üslerin ve limanların ekonomi için bir can simidi olacağını düşünenler çoğunluktaydı. Ayrıca ABD ile ortak harekata girilmesi sonucu doğrudan hibe ve krediler alınabileceği yönünde müzakereler de sürdürülmekteydi.

28 Şubat 2003 Kararları

1 Mart’a gelmeden önce Türk hükümetiyle ABD arasında, olası savaş ihtimaline karşı nasıl pozisyon alınacağı ve Türkiye’nin endişelendiği Kuzey Irak’ta oluşacak fiili durum ile ilgili bir dizi anlaşma yaptı. 28 Şubat Anlaşması’nın ana fikirleri şu şekildeydi:

-AB Türkiye üzerinden askerlerini Irak’a sokmak istiyordu ve lojistik için 15-20 bin askerinin de Türkiye topraklarında kalması gerektiğini söylüyordu. Türkiye ise asker geçişine izin verip kalmasına izin vermiyordu bunun nedeni ise “çekiç güç” olayındaki sıkıntılardır. Yani zaten sıkıntılı olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde on binleri aşan ABD gücünün nelere sebep olabileceğinden çekiniliyordu.

-1991’de olduğu gibi bölgeden düzensiz göçün gelmesini engellemek amacıyla 36. paralelin üstü uçuşa yasak bölge ilan edilecekti.

IRAQ.Baghdad. People looting.

-ABD Türk askerinin gözetiminde KDP ve YNK’ya hafif silah temin edecekti ve savaştan sonra bu silahlar toplanılacaktı.

-TSK Irak’ta 1,5 yıl kalacaktı ve daha sonra bölgeden çekilecekti. Bu süre zarfından sonra bölgenin ve sınırın güvenliğin Bağdat’ta kurulacak olan hükümete devredilecekti.

Musul ve Kerkük bölgelerinin kontrolü ABD’ye bırakılacaktı.

-Türk askerleri Türk komutanlarının emrinde olacaklardı.

-18 ay içerisinde Irak’ta seçimler olacak ve yeni bir hükümet seçilecekti.

Aslında anlaşılacağı üzere sonuçlarının ne olacağı belirsiz vaatler ile birlikte Mehmetçiğin kanıyla ödediği bedelin karşılığı koca bir hiç olacak gibi gözükmektedir.

1 Mart

1 Mart günü geldiğinde TBMM’de işler istendiği gibi gitmedi ve yasanın geçmesi için gerekli olan 267 yeter oy sayısına erişilemedi ve 3 oy eksik kaldı. Sonuç olarak tezkere geçmedi. Bu olay iç ve dış basında büyük yankı uyandırdı. Örneğin New York Times gazetesinde çıkan haber ABD’nin şaşkınlığının kısa bir özeti niteliğindedir. Çıkan haberde tezkerenin geçmemiş olmasıyla ilgili düşünce ise:

 “Türk milletvekilleri, ülkeyi Amerikan birliklerine açmayı reddetti. Türkiye’de meclis, Bush yönetiminin savaş planlarına ağır bir darbe indirdi. Türk liderlerin parti üyelerini tezkereye destek vermeye ikna edeceğinden emin olan Amerikalı yetkililer şok yaşadı. Tezkerenin reddi aynı zamanda siyasi bir darbe de oldu. Zira Türkiye ABD’nin en yakın müttefiklerinden biri, NATO üyesi ve Müslüman, laik bir demokrasişeklindeydi.

Meclisten Neden Geçmedi?

Tezkere’nin geçmemesine neden olarak birçok gerekçe öne sürülebilir. Bunlardan en önemlilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

 -Çiçeği burnunda Ak Parti hükümetinin ülkedeki dizginleri tam olarak eline alamamış olması

Erdoğan’ın henüz Başbakan olmaması,

-Halkının %90’ından fazlası Müslüman olan Türkiye halkı başka bir Müslüman ülkenin kendi eliyle vurulmasına göz yummak istememiştir.

-Siyasi görüşü fark etmeksizin kamuoyunda 1991’de yaşanan Körfez Savaşı’nın ülkeye hiçbir faydasının olmadığı, üstüne üstlük ülkenin yüzlerce milyon dolar zarara uğradığı görüşü hakimdi.

– Türkiye’ye ABD tarafından tehdit niteliğindeki bildirilerin yapılmış olması milletimiz nezdinde büyük bir reaksiyona sebep olmuştur. Dolayısıyla tehdit bildirilerinin ters teptiği söylenilebilir. Bildirilerin biri şu şekildeydi: Eğer Türkiye ABD isteklerini derhal yerini getirmezse, ABD, 36 gemisini ve 4. Piyade birliğini Doğu Akdeniz’den Süveyş Kanalı’na doğru hareket ettirecektir.”

-Başkaca bir neden ise ABD’nin Türkiye’den büyük istekler isterken kendisinin Türkiye’nin endişelerini önemsememesidir. Türk kamuoyunda yaygın görüş ABD’nin operasyonu Türkiye olmadan yapamayacağı veya çok maliyetli olacağı için yapmak istemeyeceği şeklindeydi. Gerçekten de uzayan savaş sonucunda ABD trilyon dolarları bulan bir faturayı ödemek ve binlerce ABD askerinin neden öldüğünü kamuoyuna açıklamak zorunda kalmıştır.

Sonrasında Neler Oldu?

Erdoğan ise Siirt’te seçilmesinde ve sonrasında başbakan olmasından sonra bile bu konuyu tekrar gündeme almadı. Bunun nedenini ise yerleşmiş düzene karşı iktidarını sağlama alma derdine düşmesi olarak gösterilebilir. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve TÜSİAD gibi bazı kurumları karşısında bulan iktidar, halkın çoğunluğunun istemediği bir konuyu dikte edip halk desteğini de kaybetmek istemiyordu. Bu durum, 20 Mart’ta TBMM’den geçen ABD kuvvetlerine ait B-52 bombardıman uçaklarının ve Tomahawk füzelerinin Türkiye’deki hava üslerini kullanmasına engel olmamıştır. Bu tezkereyle birlikte sınırlı da olsa Türk askerinin yurt dışına (Irak) çıkışına izin veriliyordu. Karardan 5 saat sonra Bağdat’ın ABD tarafından bombardımana tutulması gerçekleştirilmiştir.

B-52 Bombardıman Uçağı

Dönemin Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök ise açıklama yapmak için tezkereden 4 gün sonrayı bekledi. Tezkere kararına müdahalede bulunmamasında askeri kanadın da fikir birliği içinde olmaması ve genç subaylara göre bu savaşa dahil olmamızın AB’ye giriş aşamasında sıkıntılara yol açacağı düşüncesinde olması etkili olmuştur. Zaten daha sonra 6 Nisan’da yapmış olduğu konuşmada “Bu savaş bizim savaşımız değil” demiştir.

1 Mart’ın yankıları hala ekonomik olarak devam ederken ABD Türkiye’ye 4 Temmuz günü hala akıllarımıza kazılı olan “çuval olayı” ile misilleme yapmıştır. ABD özel kuvvetleri, Süleymaniye’de konuşlu 11 Türk askerini ve 19 Irak Türkmen Cephesi üyesini tutukladı. Tutuklamanın gerekçesi olarak ise Kerkük’e atanan yeni valiye suikast yapılacağı iddiasını öne sürdü. Tutuklamanın haricinde askerlerimize tutuklanırken yapılan muamele de büyük tepkiye yol açmıştır. Tabii ki de askerlerimizin kafasına çuval geçirilmiş fotoğraflarını bu yazıya koymadım. İsteyen internetten bulabilir.

Bu tutuklamaların ABD’nin bağımsızlık gününe denk getirilmesi bu sebeple de tatilde olan ABD’li yetkililere ulaşılamadığı bahanesiyle birlikte 60 saat boyunca Türk askerleri tutuklu kalmıştır. TSK’nın bu olaya tepkisi görece sert olmuştur. Özkök bu olay üzerine “Bunun ABD silahlı kuvvetlerinin bir politikası olduğunu sanmıyorum fakat bu olayı dar çerçeveli bir hadise olarak kabul etmek de çok zor. Biz ABD ile Türkiye arasındaki diplomatik ve askeri ilişkilere büyük önem veriyoruz. Fakat bu ilişkiler kadar önemli olan başka bir şey daha var. O da bizim ulusal onurumuz ve TSK’nın onurudur.” Dedi.

Dönemin Genel Kurmay Başkan’ı Hilmi Özkök ve Başbakanı R.T. Erdoğan

Askerlerin serbest bırakılmasının erkene çekilmesi için Erdoğan, ABD Başkan yardımcısı Dick Cheney ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Hürriyet gazetesindeki bir habere Erdoğan Cheney’e “ABD’nin çok değerli bir müttefikini kaybetmek üzere olduğunu; Türk halkının olaya çok kızdığını ve eğer gözaltına alınan asekerler serbest bırakılmazsa, kendilerinin (hükümetin) bu kızgınlığı kontrol edemeyeklerini” söyledi.

Yıllar sonra Erdoğan Suriye’yle ilgili sorulan bir soruya karşılık “Irak’ta düşülen hataya Suriye’de düşmek istemiyoruz. Ben 1 Mart tezkeresinin yanındaydım, karşı olanlar bunu açıkça söylemediler. Birileri de gizli kulisler attılar. O insanların kimler olduğunu araştırır bulursunuz. 1 Mart tezkeresi ilk anda kabul edilip Türkiye, Irak’ta olsaydı, Irak’ın durum böyle olmazdı” cevabını vermiştir.

Firdevs meydanında Saddam Hüseyin’in heykelinin ABD askerleri tarafından devrilmesi

İki binli yıllara yeni girilmişken acımasız bir zorbanın (ABD) meydan okuyuşunda kaybedense yine insanlık oldu. Ekranda tabii ki CNN.

Sizin bu konudaki düşünceleriniz nedir? Türkiye’nin politikaları yerinde miydi? Sizce neler yapılabilirdi? Yorumlarınızı bekliyorum.


Kaynaklar

OLSON, Robert. Türkiye-İran ilişkileri, 1979-2004: devrim, ideoloji, savaş, darbeler ve jeopolitik. Babil Yayıncılık, 2005.

Abdurrahman Babacan, “Ak Parti Dönemi İlk Küresel Karşılaşma: 1Mart 2003 Tezkeresi”, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 51, Ocak-Haziran 2018 s. 26

Magnum Photos,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir