Aydınlık Geleceğe !

28 ŞUBAT SÜRECİNDE İRAN’IN ROLÜ

Refahyol Hükümeti’nin İran Politikası

Öncelikle, Refahyol hükümetinin politikasına ayrı bir parantez açılmasının nedeni süregelen yerleşik laik karar vericiler yerine 28 Şubat’a kadar İslamcı olarak nitelendirilen Erbakan Hükümeti’nin iktidara geçmesidir. Erbakan siyaset arenasına dindar bir siyasetçi olarak çıkmıştır. Döneminde şeriatçılık, laiklik, modernlik, gelenekçilik gibi kavramlar devlet katında ve kamuoyu nezdinde çokça eleştiriye uğramıştır. Erbakan’ın kişiliği ve temsil ettiği siyasi hareket Batı medyasında olumsuz bir yargı oluşturmuştur.

Aynı şekilde Türkiye’de de kendini Kemalist olarak adlandıran çevrelerin ve medya mensuplarının hedef tahtasına oturtulmuştur. Politika olarak da İslam ülkelerinin liderliğine soyunulmuştur. Bu İslamcı tutumu ve İran’la olan ilişkileri kendisine İrancı damgası vurulmasına neden oldu. Türkiye’de alternatif bir siyaset anlayışının merkezinde yer alsa da denge ve fren mekanizmasını elden bırakmamıştır.  Bunun en önemli örneklerinden biri ise 16 Ocak 1998 günü Anayasa Mahkemesi partiyi kapatma kararı vermiştir. Erbakan bu durum karşısında tabanına yapmış olduğu tek şey sükûnet çağrısıdır.

İran’a yapılan gezide doğalgaz anlaşması sonuca bağlanmış ve imzalanmıştır. Anlaşmanın bedeli bugün bile çok büyük bir para olan 23 milyar Dolardır. Bu anlaşma 23 yılı kapsamaktadır. Anlaşmayı Türkiye Enerji Bakanı olan Recai Kurtan imzalamıştı. Anlaşmanın hükümlerine göre Türkiye 1999 yılı itibariyle 3 milyon metreküp doğalgaz alımı yapacaktır. Bu rakam 2005 yılında 10 milyon metreküpü bulacaktı. Boru hattı Tebriz’den Ankara’ya; Doğubeyazıt, Ağrı, Erzurum, Erzincan, Sivas güzergahını izleyerek gelecekti. İran kendi bölgesinde 270 km, Türkiye ise kendi sınırları içerisinde 1150 km boru hattı inşa edecektir.

İran ile ilişkileri halen düzelmemiş olan ve ambargo uygulayan ABD ise bu anlaşmaya olumsuz bir şekilde yaklaşmaktadır. Bu sebeple ABD günümüzde Bakü-Tiflis-Ceyhan olarak adlandırılan hat projesine destek vereceğini açıklamaktaydı. Ayrıca ABD bu kadar uzun bir boru hattının inşasını, Türkiye’nin kredi bulmadan altından kalkamayacağını ve eğer kredi almak için de IMF’e başvurulursa Amerika’nın buna engel olmak niyetinde olduğuyla açıkladı. Türkiye kendi bütçesiyle bu işi yapmaya kalkarsa ise sert bir tutumla karşılaşacaktı. Devlet Bakanı Abdullah Gül ve Enerji Bakanı Recai Kutan bu konuların anlaşılıp bir çözüm bulunması maksadıyla Washington’da Clinton Hükümeti ile görüşmeler gerçekleştirmişlerdir.

Erbakan’ın İran ile güvenlik sahasında iş birliği için yaptığı çabalar Genelkurmay ve Dışişleri Bakanlığı tarafından beyhude olarak görülmüştür. Bu konulardaki yetkili kişiler ABD’nin bu duruma asla izin vermeyeceğini; ki Türkiye’nin gerek silah ve donanım olarak gerek hayati teknolojik noktalarda ABD’ye göbekten bağlı olduğunu düşünmekteydiler. Avrupa ve İsrail açışından da bir numaralı düşman olarak görülen İran’la müttefik olmak bu ülkeler tarafından tehdit olarak algılanmamıza neden olur kanısı hakimdi.

NATO çerçevesinden de bakıldığında Türkiye teröre destek verdiği iddia edilen ülkelerle ittifak kuruyor şeklinde yorumlanabilirdi. Erbakan gümrük duvarlarını kaldırma konusunda Dışişleri Bakanlığından, ortak savunma sanayisi kurma projesinde ise Genelkurmaydan ret cevabı almıştır. Dönemin İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Velayeti, İran Haber Ajansı İRNA’ya vermiş olduğu demecinde, Türkiye’nin İran’dan mamul madde, elektrikli ev aletleri, petrol ve doğalgaz, İran’ınsa Türkiye’den lastik, şeker ve kâğıt alacağını açıklamıştır. Türk Milli Savuma Bakanı ise “İran ve Türkiye’nin, bugünkü konumuyla, savunma alanında iş birliği yapması tarafımızdan uygun mütalaa edilmemektedir” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur.

İran’ın konuya nasıl baktığına ise Tehran Times Gazetesi’nde çıkabaş yazıdan anlayabiliriz. “Başbakan Necmettin Erbakan’ın ülkesinin bağımsızlığını koruma cabalarına rağmen bazı Türk generallerinin ülkeyi Washington ve Tel Aviv’e teslim etmek için çalışıyor gibi göründüğü” ve “Ankara’daki generaller İsrail’in çıkarlarına göre davranmanın ülkelerinin çıkarına olmadığını görmek zorundadırlar. Mutlak çoğunluğu Müslüman olan Türk halkı, Washington ve İsrail’e hizmet edilmesine müsamaha etmeyecektir. Generaller belki geçici olarak halkı bastırabilirler ancak uzun donemde Cezayir’de olanlar Türkiye’de tekrarlanabilir. Ülkelerini bir cehenneme çevirmek yerine, Türk generallerinin aklin sesini dinlemesi ve halkın arzularına saygı göstermesi daha iyi olur.” İran’ın tutumu ve düşüncesi bu şekilde özetlenebilir.

Sincan Olayları ve 28 Şubat Süreci

Sincan 3000 nüfuslu, Ankara’ya 40 km. uzaklıktaki bir kasabadır. Bu ilçede 31 Ocak 1997 de” Kudüs’ü Anma Gecesi” vardı. Kudüs günü ilk olarak Ayetullah Humeyni tarafından başlatılmış olup 17 yıldır İran’da düzenlenmekte olup Ramazan ayının son cuması ve İran Devrimi’nin yıl dönümünde gerçekleştirilen bir anma töreniydi. O geceyi özel kılan ise RP’li belediye başkanı Bekir Yıldız’ın düzenlemiş olması idi. Bu gecede Lübnan ve Filistin’den Hizbullah, Hamas liderleri   Abbas Müsevi, Musa Sadr ve Fethi Şakir’in posterleri asılıydı. Geceye FKÖ Türkiye Temsilcisi Mahmud Bin Yasin’in yanı sıra İran’ın Türkiye’deki elçisi Muhammed Rıza Bakeri konuşmacı olarak katılmışlardı.

Bakeri İsrail’i ve Amerika’yı eleştirdi. Şeriatı öven ve insanların onu takip etmelerini tavsiye eden tarzda konuşmalar olmasını muhalif partilileri ve TSK tasvip etmedi. Bu durumun laik düzene karşı bir başkaldırı olduğu şeklinde yorumladı. TSK 4 Şubat’ta Sincan’a 50 tank gönderdi. Bunun bir askeri tatbikat için önceden planlanmış bir olay olduğunu iddia etmişse de mesaj çok açıktı. İşte Erbakan için sonun başlangıcını hazırlayan olay bu şekilde başlıyordu.. Çarklar artık Erbakan’ın sonunu hazırlamak için dönmekteydi.

Refah Partisi’nin kapatılmasına giden süreçte iki önemli yol vardır. İlk olarak ordu, Kemalist siyasetçiler ve İslamcı olmayan halkın Erbakan ve Hareketine olan güvensizliği önemli bir etmendir. Diğeri ise partinin kendi içindeki ve ülkedeki radikal İslamcı guruplarla arasına mesafe koyamaması ve sert bir şekilde iki kutuptan biri olma politikaları olmuştur. Erbakan her ne kadar Anadolu burjuvası oluşturma yolunda gitmişse de bu grup siyasette yeterince aktif olamamıştır. Güç ibresi kendisine dönmeden yapılan aşırı söylemler Refah’ın sonuna giden yolun taşlarını örmüştür. 

Erbakan her defasında alttan alarak durumu kurtarabileceğini düşünse de bunu gerçekte bir karşılığının olmadığı 28 Şubat tarihinde açıklanan MGK bildirisiyle ortaya çıkmıştır.  İrticayla mücadele maskesinin altına saklanmış olsa da bildirinin esas amacı hükümet politikalarının denetime alınmasından başka bir şey değildir. 21 Mayıs’ta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş “laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği” sebebiyle Refah Partisi’nin kapanması için dava açtı. Bu dava Erbakan’ın köşeye sıkıştığı an olmuştur. Takvimler 18 Haziran 1997’yi gösterdiğinde başbakanlığı Çiller’e devretme gerekçesiyle Erbakan istifa etmiştir.  16 Ocak 1998 günü Anayasa Mahkemesi Refah Partisi’ni tamamen kapatmıştır ve Erbakan ve beş sene siyaset yasağı vermiştir.


Konuyu daha detaylı bir şekilde incelemek isteyenler için aşağıdaki linkten 32. günün ilgili bölümüne ulaşabilirsiniz. Ayrıca 32. Gün’ün Türk siyasetini anlatan belgesel serisinin tamamının izlenmesini şiddetle tavsiye ediyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=JQRXu0M9Tdo

2 thoughts on “28 ŞUBAT SÜRECİNDE İRAN’IN ROLÜ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir