Politika Ve Strateji

Esir Vilayetler Musul-Kerkük

Türkler Emevi ve Abbasiler döneminde bölgeye önce paralı asker olarak gelmişlerdir. Annesi de bir Türk olan Halife Mutasım Döneminde Türklerin ordudaki etkinlikleri iyice artmış buna paralel olarak bölgedeki nufüsları da artış göstermiştir. Önce Selçuklu ve daha sonra Osmanlının bölgeyi uzun süre hakimiyetinde bulundurması  bölgenin Türkleşmesinde etkili olmuştur. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğine kadar bölgede Türkçe bilmeden yaşamak olanaksız denebilirdi. Misak-ı Milli’nin de içerisinde bulunan Musul , Kerkük ve diğer Türkmeneli toprakları savaştan sonra her ne kadar çabalanmış olsa da terk edilmek zorunda kalınmıştır.

İngiltere ve Musul Sorunu 

Bilindiği üzere Lozan’da çözülemeyen 3 önemli sorun vardır : Musul Sorunu , Boğazlar Sorunu ve Borçlar sorunu. Kanımca bu sorunların en önemlisi  hem yer altı kaynakları zenginliği bakımından hem de bölgede bulunan Türk ve Kürt nufüsün çoğunluğu ve kültürel özelliği bakımından yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin bir devamı niteliğinde olması dolayısıyla Musul  Sorunu’dur .

İngiltere’nin “Türkiye’nin Güney Sınırlarının Saptanması “ olarak baktığı Musul Sorunu’nda  İngiltere’nin savunduğu teze göre bölgedeki Arapların çoğunluğu diğer nufüstan fazlaydı ve Türkiye’nin en büyük kozu olan bölge halkının isteğinden de söz edilemezdi. Ayrıca bölgede yaşayan az sayıdaki Türk nufüsü ise Anadolu Türklerinden farklı Azeri lehçesi kullanan Türkmenler’den oluştuğu savunuluyordu.  Buna karşılık Türkiye de bu tez iddialarının tam tersi yönde görüşler ileri sunuyordu. İsmet Paşa Musul’un İngiltere’ye bırakılması teklifinin kabul edilemez olduğunu ve ileri sürdüğü iddiaların zayıf olduğunu ileri sürerek Musul konusu Türkiye için kazanılması veya yitirilmesi sözkonusu olan ulusal bir varlık iken İngiltere için ancak kendi ülkesinden başka bir ülkede yürüttüğü denetimin tartışmasıdır diyerek itiraz etmiştir. İsmet Paşa TBMM’den aldığı direktifler doğrultusunda Lozan’dan geri adım atmayarak dönmüştür. Lozan’da  çözülemeyen bu sorun daha sonra 1924 İstanbul Konferası’nda ele alınmıştır. Türkiye bölgenin kendisine bırakılmasını isterken, İngiltere bölgenin İngiltere mandasındaki Irak’ta kalmasını istiyordu. Bölgenin geleceğinin yapılacak bir plebisit (halk oylaması) ile belirlenmesi yönündeki önerileri de reddetmişlerdir ki bu da İngiltere’nin savunduğu tezlerin zayıflığını gösterir niteliktedir çünkü bölge halkı Osmanlının devamı niteliğindeki Türkiye Cumhuriyetine katılmak istemektedir. Lozan’da daha sonraki ikili görüşmelere bırakılan konu 1924 İstanbul Konferansında tekrar ele alınmıştır. Türk tarafına TBMM başkanı Fethi Bey , İngiltere tarafına ise Yüksek Irak Komiseri Sir Percy Cox başkanlık etmiştir. İki tarafında görüşünde ısrara devam etmesiyle burada da çözüme ulaşılamamış. Konu çözülmek için Milletler Cemiyeti’ne taşınmıştır. Taraflar tezlerini Mlletler Cemiyetinde de aynen savunmuşlardır.  Milletler Cemiyeti konuya ilişkin bir rapor hazırlamak üzere bir komisyon kurmuştur. Bu arada bölgede İngiliz ve Türk kuvvetlerinin çatışması sorunun çözülmesini acilen gerekli kılmıştır. Komisyon raporunu 16 Temmuz 1926’da sunmuştur. Rapora göre Türkiye-Irak sınırının “Brüksel Hattı” verilen sınırlar olması tavsiye edlimiştir. Bu sınırlar İngilitere tezinin onaylanmış hali olmakta ve bölgenin İngiliz mandası altındaki Irak’a bırakılmasını önermektedir. Karara büyük tepki gösteren Türkiye 5 Haziran 1926’da gerçekleşen Türkiye-İngiltere Antlaşması çerçevesinde Brüksel Hattını sınır olarak kabul etmek durumunda kalmıştır.

Türkiye’nin Tutumundaki Değişikliğin Sebebi

Bölgeyi ulusal varlığının bir parçası olarak görüp uzun süre mücadele eden taviz vermeye yanaşmayan Türkiye nasıl oldu da bu antlaşmayı kabul etti? 

Türkiye’nin tutumundaki değişimin temel nedenlerini şöyle açıklayabiliriz : 

1-Kurtuluş Savaşı ile büyük fedakarlıklar ile ulusal varlığını korumuş olan Türk halkı manevi olarak bir yükseliş yaşasa da maddi olarak tükenmiş durumdaydı.

2- Bu süreçte karşı karşıya olduğumuz devlet tarihinin en güçlü dönemlerinden birini yaşamaktaydı. Ayrıca yine dönemin en güçlü devletlerinden olan Fransa ile birbilerinin çıkarlarını korumaktaydılar. Almanya ile Ren Bölgesi sorununda Fransa’yı destekleyen İngiltere Musul bölgesi konusunda Fransa’nın desteğini alıyordu.

3- Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti sınırları hala kesinleşmemiş ve tehdit almaktaydı. Mussolini’nin Türkiye’ye karşı olumsuz tavrını açıklamaktan hiç çekinmiyor ve bunu topraklarımızda hak iddia etmeye kadar ileri götürüyordu. Ayrıca Sicilya’ya yaptığı askeri yığınak Anadolu için bir tehditti. Doğu Trakya’da ise bir kargaşa anında Yunanistan’ın doğuya yöneleceği düşünlüyordu. 

4- Türkiye Cumhuriyeti’ne Kurtuluş Savaşında ve daha sonrasında uluslar arası arenada destek veren SSCB Lenin sonrası kendi iç çatışmalarına yoğunlaşmıştı ve yaşanacak bir sorunda gerekli desteğin SSCB’den geleceği düşünülmüyordu.

Türkiye’nin ve Bölge Halkının Mücadeleleri 

İngilizler bölgeyi bulunduran Ali İhsan(Sabis) Paşa’yı  bölgeyi terk etmek zorunda bırakmışlardır. Ali İhsan Paşa bu talepleri reddetse de İngiliz kuvvetlerinin hava üstünlüğü ve İstanbul’dan gelen cevapla beraber direnişi mümkün olmamış şehri boşaltmak zorunda kalmıştır. Musul’u ve çevresini ülkenin bir devamı olarak gören Türk hükümeti bölgeyi kolay kolay bırakmaya niyeti yoktu. Çarpışmayı göze alan planlar yapılmıştı. Bölge aşiretlerinden de gelen talepler hükümeti yüreklendirmiş bölgeye asker göndermekten geri durulmamıştı. Bölge için kararlığını belli eden en önemli hareket ise bölgeyi ve aşiretleri tanıyan Antep Kuvva-i Milliye komutanı Yarbay Özdemir Bey’i Musul , Kerkük ve civarını kurtarmakla görevlendirmesidir. Bölgedeki aşiretlerle beraber İngilizlere karşı önemli başarılar elde eden Özdemir Bey Sülaymaniye’ye girerek Türk hükümetine Yakınlığı ve sadaketiyle bilinen Şeyh Mahmut Berzenci’nin kuvvetleriyle birleşmiştir. Yerel aşiretlerle birlikte toplam 5000 kişiye komuta etmeye başlayan Özdemir Bey  kış bastırmadan Cizre-Revandiz yolunu ele geçirmek istemektedir zira elimizde olan Hakkari-Revandiz yolu yakında kapanacak olup tek ikmal hattı kesilecektir. Bu amaç için Şark Cephesi komutanlıklarından takviye talep eden Özdemir Bey’in talebi cevapsız kalmıştır. Lozan Görüşmelerinın tıkanmasıyla beraber İngilitere o zaman kadar görülmemiş büyüklükte bir uçak filosuyla saldırya başlar. 100 uçaklık bu Kraliyet Hava Kuvvetleri(RAF) karşısında yapacak bir şeyi olamayan Özdemir Bey ve Şeyh Mahmut Berzenci’nin yenilmesiyle çatışmalar son bulur ve bölge İngiliz kuvvetleri tarafından işgal edilir. Iraktaki Kürt ve Türkmenlerin Anadolu hareketiyle birleşip böyle bir direniş göstermesi İngiliz tarafının Lozan’da savunduğu tezi bir kez daha çürütmüştur.

Aynı dönemde patlak veren Şeyh Sait Ayaklanması da Türkiye’yi müşküle sokan bir durumdur. Halifeliğin kaldırılmasıyla Kürtlerin kendi yoluna gitmesi gerektiğini söyleyen Şeyh Sait İngilizlerden gelen açık destekle isyan etmiştir. Yine aynı dönemde çıkan Nasturi ayaklanması , Asuri ve Yezidilerin kışkırtılması Türkiye’nin sınırını belirlemesi için acele etmesine yönelik hareketlerdi. Şeyh Sait Ayaklanmasının başka bir özelliği de İngilitere’nin savunduğu bölge halkının Türkiye’yi istemediği tezini güçlendirmesidir. Ayaklanmalar Ankara’nın sert önlemleriyle son bulmuştur.

Uygulanamayan Musul Planı 

Genel kurmay raporlarından öğrendiğimize göre Musul, Kerkük ve çevresinin kurtarılması için çeşitli girişimler ve ayrıntılı planlar yapılmıştır. Özdemir Bey ve Şeyh Mahmut Berzenci’nin girşimi bu planlar arasında başarısız olmuştur. Ancak bölgedeki Türk ve Kürt halkının hala Türkiye’ye  katılma isteği hükümeti bir girişimde daha bulunmaya sevk etmiştir. 

İngiliz desteğini alan isyanların patlak vermesiyle tüm hazırlıkların yapılıp uygulanamadığı bu plan uygulansa belki de Türkiye Cumhuriyeti sınırları çok farklı bir görünümde olacaktı. Harekat temel olarak Van’ın Başkale ilçesine yerleştirilmiş İran Kürtlerinden Şikaki Aşireti – tam olarak 11 köy- reisi İsmail Ağa’nın (Simko) harekatla birlikte Irak’a girmesi ve  İngiliz kuvvetleri ile çatışma halinde olan Şeyh Bedrettin ve Özdemir Bey kuvvetleri ile birleşmesini amaçlamaktaydı. Bu sayede Milletler Cemiyeti’ne taşınan bu sorunun görüşülürken sahada bölgeye hakim olunacak ve bölge ahalisi ile birlikte İngiliz mandası tanınmayacaktı. Simko’nun bu işi sadece aşiret kuvvetleri ile başaramayacağını bilen Genelkurmay harekata takviye vermeye karar vermiştir. Genelkurmay raporuna göre bu takviye şöyledir:  Van ve Çölemerik sınır taburundan birkaç güvenilir subay, bir doktor, 400-500 usta er , telefoncu, hasta bakıcı, 8. Aşiret Tümeninden 500-600 er,28. Alaydan 6 hafif makineli tüfek. Bu desteklerle beraber Simko’nun emrinde yaklaşık 1500 kişilik bir kuvvet olacaktır ki bölge için bu büyük bir kuvvettir. Plana göre bu kuvvet hali hazırda ayaklanmış olan halk ile birleşip görüşmelerde Türk tarafına “ İngiltere’nin Musul’a hakim olmadığını ve halkın İngiltere’yi istemediğini” ileri sürmesine imkan sağlayacaktı. Ancak patlak veren Nasturi , Yezidi ve Şeyh Sait Ayaklanmaları İngiliz desteğini de alınca büyük bir tehdit oluşturmuş Türkiye’nin Musul , Kerkük ve çevresini almaktaki çabalarını engellemiştir. 

Özetle bölge halkı ve Türkiye Cumhuriyeti her ne kadar çabalamış olsa da kazanan dönemin büyük devletleri  olmuştur. Ancak bir coğrafyayı bin yıldır yurt edinmiş bir halkın söylecek daha çok sözü olacaktır.

Kaynakça:

İki Savaş Arası ve Arasında Türk Dış Politikası- Faruk SÖNMEZOĞLU

Batı Asya Birliği 5 Deniz 5 Ülke- Mehmet Bedri  GÜLTEKİN

Musul ve Kerkük’ün Tarihi Coğrafyası – Remzi KILIÇ

https://tr.wikipedia.org/wiki/Musul_Sorunu

One thought on “Esir Vilayetler Musul-Kerkük

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir