ATTİLA

Atilla Kimdir?

Attila sanıldığının aksine bozkırın ortasında ortaya çıkan bir “barbar” değildir. Kendisi ve soyu belli asil bir Hun Türk’üdür. Sanıldığının aksine bir baldırı çıplak talihin de etkisiyle koca Roma’yı paramparça etmemiştir. Tabii ki de böyle anlatılması bizim açımızdan daha romantik olmasıyla ve Avrupa açısındansa münferit bir olay olarak gösterilmesi açısından daha çok sevilir.

Daha henüz Attila başa geçmemişken çok iyi teşkilatlanmış bir devlet Tuna boylarında at koşturuyordu. Dedesi Uldız hükümdarlığı zamanında söylediği “güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar her tarafı fethederim” sözüyle birlikte cihanşümul bir devlet anlayışı görülmektedir. Bu söz Uldız Han’dan sonra oğulları ve torunları tarafından bir devlet politikası olarak devam ettirildi. Bu fetih ve istila harekatları çok kazançlı da olsa Hunların bu kadar şevkle savaşmaları sadece maddiyatla açıklanamaz. Attilla ve askerleri savaştan gerçekten zevk alıyorlardı. Bu durum dönemin insanlarının maceraperestliğiyle birlikte savaşın göçerlere çiftçilik ve şehir yaşamına oranla daha cazip gelmesi şeklinde açıklanabilir.[1]

Evvelden amcası Rua’nın yönetiminde Roma ile gerçekleşen barış görüşmeleri Hunların yavaş yavaş Doğu Romalılara kurmakta olduğu üstünlüğün habercisiydi.  Zaten imzalanacak olan anlaşmada yer alan Doğu Roma’nın Hunlara ödediği 300 altın librelik verginin 700 libreye çıkarılacağı maddesinde de bu durumu açıkça görmekteyiz.

Kişisel Özellikleri

Attila, fiziksel olarak kısa boylu ve geniş göğüslüydü. Kafası vücuduna oranla büyüktü. Çoğu Asya kökenli gibi küçük gözlü ve ince sakallıydı. Düz burnu ve kavruk teniyle tipik bir bozkır insanı görünümündeydi. Onu diğer krallardan ayıran özellik belirgin sade asaleti ve dehasıdır.[2]

Attila at binme, kılıç, balta kullanımı ve Askeri diplomasi konusunda oldukça iyi derecede yetiştirilmiştir ve Latince de bilmekte olduğu söylenir. Roma’nın hukukçuları, diplomatları ve taktikleri bugün bile takdir edilir. Örneğin Roma’nın Roma olduğu dönemlerde Jül Sezar’ın kullandığı taktiklere -özellikle Alesia Savaşı’na- bir bakmanızı öneririm. Yani Roma’yı dize getiren komutanın sıradan bir barbar olduğu iddiası tutarsızdır.

Atilla için dönemin en büyük diplomatı diyebiliriz çünkü en büyük politikacıları kandırabilmiştir, en kurnaz “Bizans oyunlarını” tersine çevirip yine Roma’ya karşı kullanmayı bilmiştir. Buna örnek olarak ise elçiler aracılığıyla yapılan aşağıdaki haberleşmeler gösterilebilir.[3]

 Valantinyen’e gönderdiği elçiyle: “Vizigotlar, Hunların hâkimiyetine isyan eden bir kavimdir, fakat onların üzerinde bizim nihayetsiz hukukumuz vardır; bundan başka, Vizigotlar Roma için de hakiki bir tehlikedir; binâenaleyh hem kendi hesabıma hem de Roma’nın menfaatine olarak ben bu serkeşleri cezalandırmak istiyorum. Valantinyen’in Romalılar hesabına endişe etmesine mahal yoktur.” derken

Aynı Attila, bir taraftan dostane teminatının vereceği uyuşuklukla Roma imparatorunu uyutmaya çalışırken, öte taraftan, Vizigotların hükümdarı I. Teodorik’e de şu şekilde haber gönderiyordu: “Maksadım, Got arazisine girerek sizi Roma boyunduruğundan kurtarmaktır.”

Batı hegemonyasıyla birlikte Roma hep iyiliğin düzen ve üstünlüğün simgesi olarak değerlendirildi Romanın üstün medeniyet ışığını fetihlerle birlikte barbar kavimlere taşıdığı savunulmuştur hep. Roma’nın üstün mimarisi, edebiyatıyla ve hukukuyla bu iddia da haklılık payı olsa da Roma bu medeniyetini 10’a yakın medeniyeti yok ederek ve onların külleri üzerinde yükselerek kurmuştur. [4] Yani Atilla gibi bir fatihi yetiştiren, günümüz siyasi haritalarının bu şekle bürünmesine sebep olan bir medeniyet yok sayılmamalıdır. Gerçi bu duruma sebep Hunların yazılı kaynak kullanmamalarında kaynaklanmaktadır. Attila’nın kim olduğunu düşmanlarının gözünden anlayabiliyoruz. Ayrıca Attila’ya elçi olarak giden Prisküs’ün ciltlerce hatırasının bilinçli olarak bizzat Vatikan eliyle yok edildiği sanılmaktadır.(HERBERT,2011)

Kadınları ne kadar sevdiğini, onlara karşı ne kadar ince olduğunu, yakından ve uzaktan binlerce kadının Attila’ya taptıkları anlatılır. Dolayısıyla Attila yollarında nice kadınları sürükleyebilen bir centilmendir. (Bkz. Roma Prensesi Honoria, İldiko)

Attila Paris’in kapılarına dayandığında da daha sonra Roma’da olduğu gibi karşısına çıkacak bir ordu bulamamıştı. Parisliler kaçıp gitmenin en doğru karar olacağını düşünüyorlardı. O sırada vatansever bir kadın olan Azize Genéviéve tek başına Attila’nın karşısına çıktı ve geceyi beraber Atilla’nın çadırında geçirdiler. Attila’dan ne istedi veya neler verdi de Attila Paris’e dokunmadan gitti bilinmemektedir. Attila Paris’i hedefi için önemsiz bir yer olarak görmesi sebebiyle de affetmiş olabilir. Yani nedeni tam bir muammadır. Döndüğünde ise kadınları teşkilatlandırıp kiliseye kapandı. “Erkekler savaşmaktan korkup kaçmak istiyorlarsa, bırakın gitsinler. Biz kadınlar Paris’i Hunlardan koruması için sabaha kadar Tanrı’ya dua edelim, yalvaralım.  İsa bizi duyacaktır, barbarların önüne göremeyecekleri bir duvar örecektir” demiştir ve Attila da gerçekten Paris’ten ayrılmıştır. [5]

Kısacası siyasetiyle diplomatları, kılıcıyla kahramanları yere sermeyi bilmiş bir liderdir

Siyasi Hayatı

Rua’nın ölmesiyle birlikte harekete geçen Attila, Plinha’nın liderliğindeki Roma heyetine tarihe Margus Anlaşması olarak geçecek olan anlaşmayı kabul ettiriyor. Anlaşmanın maddeleri şu şekildedir:

1- Esir edilmiş Romalılarla ve daha önce Roma’ya kaçmış olan birçokları ile hunlardan kaçacak olanlar Roma hududuna kabul edilmeyecektir.

2- Romalı mülteciler ve esir alınmış olanların her biri için 8 altın kurtarma ücreti ödenecek. Ancak bu fidyeyi verdikten sonra esirler geri dönebileceklerdir.

3- Romalılar Hunların hakimiyeti altında olan kabilelerle ortaklık yapmayacaklar.

4- Ticaret yapmak için eşit şartlar içinde bir araya gelinecektir.

5- Romalılar ve Hunlar emniyet içerisinde olacaklar.

6- Yapılan antlaşma devamlı olacak ve bu antlaşmaya riayet edilecek.

7- Romalılar tarafında Hun kralına daha önce 300 altın libre ödenen vergi yerine 700 libre vergi ödenecek. [6]

Attila bu anlaşmayla birlikte Roma’ya kaçmış olan Mama ve Atakam isimli, Hun kral soyundan olan kişileri idam ettridi.  Böylece dizginleri yavaş yavaş eline almaya başlamıştır.  Aslında amcalarının ölümünden sonra hükümdar olarak seçilen Attila’nın büyüğü olan Bleda’dır fakat Attila üstün kabiliyetleriyle yönetimi daha çok elinde tutan kişi olmuştur. Roma’yla imzalanan anlaşma işin çözülmesine yeterli olmamıştır çünkü Roma sözünde durmadı.

Doğu Roma barışı sağladığını düşünerek Kuzey Afrika’da meydan gelen Vandal-Alan Krallığına karşı bir ordu gönderdi. Durumdan istifade eden Attila Konstantinopolis’in kapılarına kadar dayandı. Durması karşılığında aldığı yıllık vergiyi 2100 libreye çıkardı. Ödenmemiş vergiler içinde 6000 libre altın istedi ve bunu kabul ettirdi.  445 yılında abisinin de ölmesi sonucu krallığın tek hâkimi konumuna geldi.[7] Balkanlarda ve Yunanistan’da birçok yerleri istila ettikten sonra yüzünü batıya döndü.

Tarihçilerin aktardığına göre Batı Roma İmparatoru Valetinianus’un kız kardeşi Honoria istemediği biriyle evlendirileceğini söyleyerek bu durumdan onu kurtarması için Attila’ya yüzükle birlikte bir mektup gönderiyor. Attilla da bu durumu fırsata çevirip nişanlandıklarını ve Batı Roma’nın yarısını çeyiz olarak istediğini belirtir ve bu çeyizi almak için ordusuyla yola çıkar.

Honoria’nın tasvirlerine uygun bir portre

Katalonya bölgesinde Roma ordusuyla savaşa tutuşur. Roma ordusunun komutanı ise “son gerçek Romalı” olarak anılan Aetius oldu. Aetius ise çocukluktan Hunlar tarafından yetiştirilmiş bir Romalı asilzadeydi. Dolayısıyla Attila’yı ve Hun taktiklerini yakından tanıyordu. Doğru tercihlerle Attilla’yı durdurmayı başarabildi fakat ordusunun içinde yer alan Vizigot kralının ölmesiyle birlikte Vizigotlar geri dönmeye karar verdi. Vizigotlar Attila yenilirse Roma ile baş başa kalmak istemiyorlardı çünkü Vizigotlar ve Roma Attila gelene kadar defalarca savaşmışlardı. [8]

“Son Gerçek Romalı” Aetius

Nihayetinde Attila savaşı kazanamasa da Romanın son gücünü kırmayı başardı ve geri çekildi. Burada Attila’nın çoğu fatihte olmayan bir özelliğini görebiliriz. Ne zaman geri çekileceğini bilmek!  Çoğu lider başarılardan sonra bu başarılarının hep devam edeceğini sanır belli bir eşikten sonra hatalar ve başarısızlıklar başlar. Napolyon buna çok güzel bir örnektir. O noktada geri çekilebilmek gerçek liderleri ortaya çıkarır. Atilla Roma’nın son gücünü de kırınca geri çekildi ve 1 sene sonra geri dönüp Roma’ya kadar atını sürdü. Papa’nın rica etmesiyle Roma’yı serbest bırakmayı kabul etti.

Papa, Attila’dan aman dilerken bir sahne anlatılıyor. Vücut diline iyice bir odaklanılmasını tavsiye ederim.

Peyami Safa’nın Attila romanında anlatılan bir rivayete göre istiladan korkan bir piskopos Roma’ya koştu ve Hz. İsa’nın havarilerinden olan Sen Pol ile Sen Piyer’in mezarı üstüne diz çökerek haykırdı:

“Ey Havâriyyûn! İsa namına cevap veriniz! Fâni ömürlerimiz nihayetlerine mi gelmiştir? Bundan sonra alacağımız nefeslerin sayısı kaç miad hanesini geçer? Ey aziz Pol! Ölümün suratı, ciğerlerimizi ok yılanı gibi delip geçen yıldırımlı neresiyle, ufukların ardında göründü. Gol ve İspanya topraklarının zerreleri arasında cehennemler açıldı. Ay, dağın arkasından yükselemedi ve kara bir avucun içinde sünger gibi buruşup kapanarak, sarı ışığını dünyamızdan başka bir dünyaya akıttı. Kutup tarafından gök kubbesi çatladı ve memleketler cesametinde açılan büyük pencerelerden cehennemler gördük. Ateşten mızraklar, yanmış kömür bedenli cengâverlerin damarlarını deşiyor ve içlerinden kan yerine alev fışkırıyordu.”

basilique-saint-pierre

“Ey aziz Piyer! Bu ne hengâmedir? Bunlar neye işarettir? Ümmetin yüzükoyun yerlere yatıyor, milletlerin iniltileri toprakların içine geçiyor ve fersahlarca uzakta secde edenlerin kulaklarına gidiyor. Şu anda vücudu ürpermeyen nasrânî yoktur. Ben, saçlarının son kara telleri ağaran ihtiyarlar, korkudan çarpa çarpa peynir dişleri dökülen nineler, çocuklarını düşüren anneler namına size geliyorum. Ey Havâriyyûn, anlatınız! Anlatınız! İsa aşkına anlatınız! Akıbetimiz nicedir? Bize ne yapmak gerektir? Beyaz sakallarımızı göğsümüzün kıllarına sararak, başımız önümüzde, gözlerimiz yaşlı bekleyelim mi? Âfetlere tevekkül mü edelim? Semâdan gelen bu âfetler, arz tarafından zuhur edecek nasutî bir takım siyasî belâlara işaret midir? Anlatınız! Anlatınız… cevap veriniz![9]

Aziz Pavlus ve Simun Petrus’da mezarından cevaben Roma’nın istila edileceğini ve şehirlerin yer ile yeksan olacağını söylemişlerdir.  Bunun nedeni olaraksa günahkâr Hristiyanların olduğunu ve Attila’nın Tanrı tarafından bir kırbaç olarak kullanıldığını söylemişler. Ardından da şunu eklemişler:

“Attila taraf-ı Haktan gönderilmiştir; vazifesi küre-i arzın çürümüş insan köklerini sökerek, yerine yeni nesillerin ve yeni medeniyetlerin tohumlarını atmaya müsait bir zemin vücuda getirebilmektir.”

Yani Atilla’ya atfedilen “Tanrı’nın Kırbacı” efsanesi bu şekilde çıkmıştır. Bu rivayet ne kadar doğrudur bilinmez ancak eskilerin bazı olayları hikayeler üzerinden anlatması çok kullanılan bir yöntemdir ve o dönem Roma’daki atmosferi anlamamız açısından oldukça etkileyicidir.

Attila öldüğünde milletine uçsuz bucaksız topraklar ve diz çöktürmüş olduğu sayısız millet bırakıyordu. Bu sebeple cenazesinin üç kat tabuta koyulduğu rivayet edilir. Tabutlardan biri demirdendi çünkü Attila bu madenle düşmanlarına diz çöktürmüştü. Altın ve gümüşten tabut vardı ki bu tabutlar da milletine servet ve bolluk sağladığını anlatmaktaydı.

Attila’nın ölümünden sonra oğullarının taht mücadelesi nedeniyle devlet 16 sene içeresinde parçalandı. Bununla beraber Batı Roma da gecikmiş kaderine daha fazla direnemedi ve tarih sahnesinden silindi.

Farklı Krallıklara Bölünmüş Roma Toprakları

Attila’ya Yapılan Bir Ağıt

“Dünyanın en büyük hükümdarı

Attilâ Moncuğun oğlu, bahâdır kavimlerin imparatoru;

Kendinden evvel misli görülmemiş bir iktidarla

Spikitlere ve Cermenlere hâkim oldu…

Birçok şehirler zapt ederek

Roma imparatorluklarını dehşet içinde bıraktı.

Ancak onlar aman dilediler.

Cizyeler verdiler de Attilâ yumuşadı.

Kaderin de büyük bir yardımıyla,

Bütün bu işleri yaptıktan sonra, o,

Ne düşmanın darbeleriyle,

Ne de yanındakilerin ihanetiyle,

Fakat ziyafet sevinçleri arasında,

Kudretli kavminin göğsünde,

En küçük bir acı duymadan öldü;

Bu ölümü kim hikâye edebilecektir ki

Ondan kimsenin alınacak intikamı

Olmadığını anlatabilsin…”[10]


Kaynaklar

[1] HERBERT, W. Attila Hunların Hükümdarı ve Ataları. 2011.

[2] Jordanes

[3] YILMAZ, Ahmet. Attila’nın siyasi hayatı, şahsiyeti ve karakteri. 2016.

[4] https://www.ancient.eu/article/995/the-battle-of-the-catalaunian-fields/

[5] https://www.veryansintv.com/azize-genevieve-451-yilinda-atillanin-cadirina-neden-gitti-1

[6]AHMETBEYOĞLU, Ali. BÜYÜK HUN HÜKÜMDARI ATTİLA. КООМДУК ИЛИМДЕР ЖУРНАЛЫ, 2003, 1.

[7] https://www.history.com/topics/ancient-middle-east/attila

[8] https://www.youtube.com/watch?v=6OXUdA4Zf0k&ab_channel=TRTBelgesel

[9] SAFA, Peyami. Attila. Ötüken Neşriyat AŞ, 1977.

[10] [10] SAFA, Peyami. Attila. Ötüken Neşriyat AŞ, 1977

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir