Politika Ve Strateji

OSMANLI’NIN SON RÜYASI BAKÜ’NÜN FETHİ

Bir devlet vardı ölüm döşeğinde bile mazlumların yardımına koşan ve bir nesil vardı “sızlasa da gönüller düşenlerin yasından koşar adım gitmeli onların arkasından” diyen. I. Dünya Savaşı sona ermek üzereyken Çanakkale Cephesi’nde İtilaf devletlerinin püskürtülmesiyle beraber Rusya’ya yardım götürülmesi engellenmişti. Rusya yardım alamamanın etkisiyle büyük bir krize girmişti ve ardından Rusya’da “Ekim Devrimi” patlak verdi. Bu devrimin ardından Rus askerleri savaşmayı bırakmıştır. Bolşevikler ise kendilerine karşı çıkan isyanlarla mücadele etmek ve iktidarını sağlama almak durumundaydılar. Bu sebeple savaştan çekilip Osmanlı ve müttefikleri olan Almanya Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ile Brest Litovsk imzalamıştır. Rusya bu anlaşmayla I. Dünya Savaşı’nda ilk fire veren devlet olmuştur.

Bu antlaşmaya göre 1877-1878 de yaşanan 93 Harbinden beri Ruslara terk edilmek zorunda kalınan “Elviye-i Selâse” yani Kars, Ardahan, Batum ve Artvin geri kazanılmıştır. “Rusya gerek genel, gerek devletler hukuku bakımından oradaki yeni duruma karışmayacaktır. Orada yeni durumun tespitini, komşu devletler ve hele Türkiye ile anlaşacak olan yerli halka bırakacaktır.” Enver Paşa’nın bu kazanımlarda büyük bir etkisi vardır.

Bu dönemde birçok ülke bağımsızlığını elde edebilmiştir lakin Bakü zengin petrol yataklarına sahip olması sebebiyle bu şansa erişememiştir. Bolşevikler petrole ihtiyaç duymaları nedeniyle Azerbaycan’ın bağımsızlığına müsaade etmemekteydiler. Azerbaycanlılar Müsavat isimli bir partiyle teşkilatlansalar da dayatma bir şekilde Şaumyan adlı bir Ermeni, Bolşevikler tarafından bölgenin komün lideri olarak atanmıştır. Şaumyan ise gayet açık bir tehditle, “Size Azerbaycan istiklali yerine, bir mezarlık bahşedeceğim” demekten geri kalmıyordu.

Takvimler 31 martı gösterdiğinde ise Ermeniler Rusların deniz ablukasıyla birlikte katliama giriştiler. Azerbaycan’ın çeşitli şehirlerinde gerçekleşen ölümlerin toplamı 100.000‘lere dayanmıştır. Bütün bu kıyımlar neticesinde Türkler yönetime karşı koymuşlardır ve 28 Mayısa gelindiğinde Azerbaycan Milli Şurası, İstiklal Beyannamesi’ni ilan etmiştir. Mehmed Emin Resulzade önderliğinde Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kurulmuştur. Ne Rusya ne İngiltere ne de, müttefikimiz olmasına rağmen, Almanya Azerbaycan’ı tanımadı. Azerbaycan’ın destek alabileceği tek kuvvet yine Enver Paşa yani Türkiye’ydi.

Mehmed Emin Resulzade

Azerbaycan Osmanlı’dan yardım istemiştir. Osmanlı da soydaşlarının kırılmasına izin veremezdi. Ayrıca Osmanlı’nın da Bakü petrollerini kontrol altına almak ve Türk dünyasına erişebilmek gibi hedefleri vardı. Osmanlı ise Dünya Savaşı’nda diğer cephelerin genelinde yenilmesine rağmen Kafkasya tarafında kaybettiği toprakları birer bire ele geçirmiştir. Kuttül Amare kahramanı Halil Kut Paşa’nın kumandası bir ordu Tebriz’i ele geçirmişti. Tüm bu gelişmeler karşısında Azerbaycan’dan bazı yetkililer Osmanlı’dan yardım istemeyi uygun görmüşlerdir.

Azerbaycan hareketinin öncü isimlerinden Naki Keykuru’nun kendi ifadeleriyle Kafkasya için ordu kurulması için çabalarını görelim: “Bu arada, her gün kurulacak ordu ile ilgili komisyona gider, müracaat edenleri tetkik eder, kayda geçerdik. Ancak görüştüğüm siyasi şahıslardan, İttihat ve Terakki merkezinde yalnız Talât, Enver ve Cemal Paşaların Türk ordusunun Kafkasya’ya gitmesini istediklerini, diğerlerinin buna muhalif olduklarını öğrendim. Hemen hemen her gün Enver Paşa ile görüşüyoruz. Bir görüşmede kendimi toparladım ve Enver Paşa’nın beni sevmesinden de istifade ederek dedim ki: “Paşam, sizin ile açık konuşmak istiyorum. Biz Kafkasya Türkleri olarak iki kuvvete inanıyoruz. Yukarıda Allah, aşağıda Enver… Duyduğuma göre sizin Nuri adında bir paşa kardeşiniz var. Sizden rica ediyorum. Kafkasya’ya gidecek askerî teşkilatın başına Nuri Paşa’yı tayin ediniz. Paşam, ülkemiz dünyanın en zengin parçalarından biridir. Kocaman dev Rusya’yı kudurtan, sağa sola saldırtan Bakü petrolüdür ki yüzde yetmişi biz Azeri Türklerinindir. Halkı zeki ve çalışkandır, aynı zamanda oldukça kahramandır

Harekatlar

Kafkasya’da bir dizi konferanslar oldu ve artık hedef olarak 1828 öncesi sınırlarına ulaşmaktı. Osmanlı bunun için Aras’ın batısı, kuzeydeki Ahıska, Aleksandropol, Iğdır gibi kentleri birbirine bağlayan demiryolunu ele geçirip İran sınırındaki askerleri Kuzeye taşımayı hedeflemekteydi. Aleksandropol 15 Mayıs’ta ele geçirildi ve Türkler demiryolunu takip ederek hem Tiflis’e hem de Erivan’a doğru yola çıktılar. Diğer taraftan 5 gün sonra başka bir alay ise Iğdır’ı teslim aldı. Öte yandan bölgedeki ve Batum’daki Alman askeri yetkililerse bu ilerleyişin durdurulması gerektiğini Ermenilerin feci şekilde geri püskürtüldüğünü üstlerine iletmekteydiler. Almanlar bu durumu engellemek hiç olmazsa Gürcistan’ı ellerinde tutmak amacıyla zaten pamuk ipliğine bağlı olan Güney Kafkasya hükümetini dağıttırmış yerine Gürcistan’ı kurmaya çalışmıştır.

Türk heyeti ise karşılık vererek bir ültimatomla Ermenistan’dan Nahçıvan’ı ve Şaru-Dalagez ilçesinin batısını istedi. Gürcistan’dan ise Abasturman’ı talep etti. Aynı gün Ahıska ve Ahılkelek’in Müslüman çoğunluğu da Güney Kafkasya’dan ayrıldıklarını ilan ettiler. Zaten Azerbaycan, Gürcü, Ermeni derken ortada bir birlik de kalmamıştı. Türk Ordusu Erivan’a kadar dayansa da Erivan yakınlarında durduruldu.

Bu gelişmeler sonucunda Gürcistan ve Almanya anlaşma imzaladılar. Bu anlaşmaya göre Gürcistan’ın sınırları Almanların güvencesine girecek bunun karşılığında Gürcüler Almanlara madenlerde ve demiryollarında imtiyazlar verecekti. Gürcistan’ın para birimi ise Alman para birimi olarak kararlaştırılmıştır. Almanya’nın amacı Türkiye’nin Anlaşma sınırlarının ötesine geçmesini engellemekti.

Kafkas İslam Ordusu’ndan bir grup asker

Türk kurmayı ise görülen Alman askerlerinin silahsızlandırılmasını ve esir alınmasını emretmiştir. gerçekten de çatışmayla bir Alman birliği esir alınmıştır. Almanlarsa buna karşılık Tiflis’e asker göndermişlerdir. Alman desteğine rağmen Gürcistan Ahıska ve Ahılkelek’ten vazgeçti. Azerbaycan ile imzalanan anlaşmada ise talep edilmesi halinde Osmanlı’nın askeri yardım yapacağı vaat edilmişti. Dolayısıyla Azerbaycan Osmanlı’nın himayesine girme yolunda adımlar atıyordu. Ermeni Cumhuriyeti ise ilk anlaşmasını Osmanlı ile yaptı. Bu anlaşmaya göre Bakü’ye giden yolların olduğu Aleksandropol-Dilcan-Akstafa-Gence hattıyla beraber Karabağ ve Zengezur bölgesinde yolları kullanma hakkını elde etti. Ayrıca Aleksandropol ve Culfa demiryollarından faydalanılabilecekti.

Bakü Yarışı

Nuri Paşa

Bakü yarışına İngilizler General Dunsterville ile katılmışlardı. Bakü’yü yoklamak için yola çıkan Dunsterville Enzeli’ye vardığında onu Rus öncü birliklerini buldu. Çevre bölgedeki yerel güçler de Almanya ve Türkler ‘in teşvikiyle İngilizlerin ilerlemesine engel olmaktaydı. Bu sırada Enver Paşa’nın kardeşi olan Nuri Paşa komutasındaki, daha sonra “İslam Ordusu” olarak adlandırılan, birlikler, Musul’dan 12 Nisanda yola çıktı. Gence ‘ye doğru yola çıkan birlikler 4 Mayısta Tebriz’e vardı.

Bu hazırlıklar üzerine İngilizler Urmiye’yi işgal edip Nastrudilere yardım etmek istemişlerse de başarılı olamamışlardır. 20 Temmuzda Nahçıvan Türklerin eline geçti. Böylece Türk güçleri demiryollarına tamamen hakim oldular.

Sağdaki Halil Kut Paşa
Bu gülüş İngilizlere tarihlerinin en aşağılık teslimini yaşatmayla oluyor.

Batum Anlaşmalarından sonra Almanya çatışmadan çok kişisel ilişkilerle engelleme yolunu kullanmaya çalışmışlardır. Mareşal Hindenburg Enver Paşa’ya kişisel olarak taleplerini iletti fakat Enver Paşa’nın istifa tehdidine boyun eğdi. Almanlar ile Türkler arasında Gürcistan’ın güneyinden geçen demiryolunu Bakü için kullanılmasına imkan veren anlaşma imzalandı.

Türklerin bu ilerleyişinden Ruslar da memnun değildi. Lenin, Volgograd’a konuyla ilgilenmesi için Stalin’i gönderdi. Stalin, meşru hükümet olarak gördüğü Şaumyan’ı muhatap alarak ilişkilerini bu şekilde yürüttü. Azerbaycan’ın başkenti olan Gence’nin işgal edilmesini kararlaştırmışlardı fakat Nuri Paşa’nın daha önce davranmasıyla Gence Türklerin elinde kalmıştır. Nuri Paşa ordusuyla beraber Gence’ye gelmesi 20 Haziranda gerçekleşmiştir. Nuri Paşa Gence’ye varınca hükümeti dağıtarak Müslüman ağırlıklı bir hükümet kurulmasını sağladı.

Bakü’nün Fethi

Saldırıyı ilk başlatan Ermenilerin işgali altında olan Bakü komünü oldu fakat saldırı Gökçay civarlarında durduruldu. Artık Türk askeri aksaklıklarla beraber Bakü’yü kuşatmaya adım adım yaklaşmaktaydı. Türklerin Bakü petrollerinden pay alması karşılığında geri çekilmesiyle ilgili çalışmalar olmuşsa da bu girişimler sonuçsuz kalmıştır. Ezici bir üstünlükle Türkler Bakü’nün kapılarına dayandıklarında Ermeniler İngilizlerden yardım istedi. İngilizler de Şaumyan hükümetini düşürtüp kendilerine resmi yardıma çağırısında bulunacak Merkez Hazar Diktatörlüğü’ nü kurdurdular. İngiliz Kuvvetleri Enzeli üzerinden Bakü’ye gelip karaya çıktılar.

Ruslar ise Türkleri Bakü’den atmanın daha kolay olacağını düşünerek İngilizlerin gelmesine sonuna kadar karşı çıktı. Hatta bu konuda destek bulabilmek için Almanlarla Kafkasya’da üçüncü bir devletin bulunmasına izin vermeyeceklerine dair bir anlaşma imzaladılar. Anlaşmayla Rusya Gürcistan’ın tanınmasını kabullenmekteydi.

Olanlar üzerine Talat Paşa Berlin’e gidip harekatın İngiliz ve Ruslara karşı savaşta ne kadar faydalı olabileceğini anlattı. Talat Paşa’ya göre eğer başarabilirlerse 14 milyon Türk’e ulaşılabilecek ve örgütlemenin ardından bu Türkler asker olarak kullanılabilecekti. Tebriz tarafındaysa İngilizler Zencan Hattı’na püskürtülmüştü. İngiliz askerleri Bakü’den son anda çekilmişler ve kenti bırakmışlardır. Doğal olarak 15 Eylülde kent düşmüş ve birçok Ermeni öldürülmüştür. Bakü kazanılmıştır.

Mondros Mütarekesi ve Sonrası

Cihan Harbin genel sonucu olarak 30 Ekim’de Mondros imzalanmıştır. Anlaşmadan sonra bile söylenenleri umursamayan Nuri Paşa Petrovsk’a girmiştir. Sonuç olarak Mondros Mütarekesinin maddeleri gereği Kafkasya boşaltılmak zorunda kalındı. 17 Kasım’da İngilizler Bakü’ye girdi.

Nuri Paşa’nın şu sözü ise bize samimiyetini göstermektedir: “Ağabeyimin (Enver Paşa) şehit olması kalbimi ne kadar sızlattıysa, Azerbaycan’ın istilası kalbimi ondan daha çok sızlattı. Ağabeyim bir faniydi. Fakat Azerbaycan’daki Türklük ebedidir. Keşke hayatımı kaybetseydim de Azerbaycan Türklüğün dışında kalmasaydı.”

Kaynaklar

KARAKÖSE, Nejdet. Askeri, siyasi ve silah sanayicisi kişiliği ile Nuri Paşa (Killigil). 2010. PhD Thesis. DEÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü.

YERASIMOS, Stefanos. Milliyetler ve Sınırlar. İstanbul: İletişim Yayınları, 1994.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir