Balkan Uluslarının Bağımsızlık Süreçlerinin Uluslararası Sisteme Etkilerinin Analizi

19. Yüzyıl güç mücadelelerinin yaşandığı, ulus devletlerin kurulduğu, milliyetçilik akımının etkisinin fazla olduğu bir yüzyıl olmuştur. Balkanlar, ulus yapısının çeşitliliğine bağlı olarak gelişen milliyetçilik anlayışı ile bağımsızlık mücadelelerinin yaşandığı bir bölge olacaktır. Bölgenin stratejik açıdan önemi büyük devletlerin de bu bölgede aktif rol oynamasına neden olmuştur.  Milliyetçilik akımı bağımsızlık sürecinin ana etkeni olsa da dış aktörlerin katkısı da bu süreçte oldukça etkilidir. 19. Yüzyılda bölgeye hakim olan Osmanlı Devleti, zayıflayan idaresi ile birlikte hem balkan milliyetçiliğine karşı mücadele vermiş hem de büyük devletlerin oyunlarına rağmen devletin devamlılığını sağlamaya çalışmıştır. Bu dönemde Balkanlar’da yaşanılan gelişmeler sonucunda bölgede birçok ulus devlet ortaya çıkmıştır. Bu çalışma ile Balkan uluslarının bağımsızlık süreci aktarılacaktır. Sonuç olarak da bu dönemde yaşanılan gelişmelerin uluslararası sisteme etkileri incelenecektir.

  1. Balkan Uluslarının Bağımsızlık Hareketleri

   Balkan uluslarının bağımsızlıklarını kazanma süreçleri aslında benzer aşamalardan geçerek gerçekleşmiştir. Milletler öncelikle milliyetçilik duygusunun gelişimi ile bir milli uyanış yaşamakta ve ayaklanmalar gerçekleştirmektedir. Daha sonra bu ayaklanmalar büyük devletlerin desteği ile güçlenmekte ve uluslararası ortama taşınmaktadır. Silahlı mücadele ile devam eden süreç, milletlerin bağımsızlık isteklerini büyük devletlerinde müdahalesi ile hakimiyeti altında oldukları devlete dayatarak kabul ettirilmiştir. Osmanlı Devleti, Balkanlar’daki hakimiyetini ulusların bağımsızlık hareketlerini bu koşullar ile destekleyerek dayatması sonucu kaybetmiştir. Süreç her ulusta farklı faktörlerden etkilense de genel itibari ile bu şekilde gerçekleşmiştir.[1]

1.1. Sırp İsyanı

   Sırp isyanı tek seferlik bir ayaklanma değildir. İki aşamalı olarak görülen Sırp isyanının ilk evresi 1804-1806 iken ikinci isyan 1815’te gerçekleşecektir.[2]

  Sırplar, toplumsal yapıları açısından incelendiğinde Avusturya’daki Sırplar ile Osmanlı Devleti hakimiyetindeki Sırplar arasında farklılıklar görülmektedir. Osmanlı Devleti içindeki Sırplar, ekonomik açıdan tarıma dayalı bir köylü sınıf iken Avusturya’daki tüccar Sırplar eğitim almış, aydın, Rönesans fikirlerinden etkilenmiş topluluklardır.[3]Sırp milli uyanışı da bu tüccar olan Avusturya’daki Sırp grupları arasında gelişecektir.[4]

Kara Yorgi

      Osmanlı Devleti’ne Balkanlar’da isyan eden ilk ulus Sırplar olmuştur. 1804 yılında I. Sırp İsyanı, tüccar Kara Yorgi önderliğinde gerçekleşmiştir. İsyanın ana sebebi, yeniçerilerin Sırp liderlerini öldürme amacında olduğunun öğrenilmesidir. Osmanlı Devleti’nin bölgedeki etkinliğinin bu dönemde azalması ve yeniçerilerin köylü halka baskıları nedeniyle Sırplar, Babıali’ye karşı değil, yeniçerilere karşı ayaklanmışlardır. Bu isyanın amacı bağımsızlık olmamıştır. Amaçları bölgede köylü halk üzerinde baskı kuran yeniçerilerden kurtulmaktır.[5]

     1804’te Voyvodina bölgesindeki Sırp grupların milli uyanışı sağlaması ile başlayan süreç, 1806-1812 yılları arasında Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki savaş süresince de devam etmiştir.[6]Fakat bu dönemde Avrupa da etkili olan Napolyon Savaşları, büyük devletler tarafından Sırp isyanına destek verilememesine neden olmuş, dış desteği sağlayamayan ilk isyan başarılı sonuçlanamamıştır. 1806-1812 yılları arasında yaşanan Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda 1812’de Bükreş Antlaşması imzalanmıştır.[7]Bu antlaşma ile Sırplara birtakım ayrıcalıklar tanınmıştır. Böylece Sırpların bağımsızlığına giden süreçte ilk adım atılmıştır. Antlaşma Sırplara ayrıcalık vermenin yanında Rusya’nın da jeopolitik doktrininin temel belgelerinden biri olacaktır.[8]1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı’da yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunu üstlenen Rusya, Bükreş Antlaşması ile artık Osmanlı içinde yaşayan halka daha fazla müdahale edebilir hale gelmiştir.[9] Böylece Rusya, Balkanlar’da ilk olarak Pan-Ortodoks politikasını uygulamaya başlayarak bu bölgedeki halkı kışkırtıp Osmanlı Devleti’nden ayrılmalarını sağlamaya çalışacaktır.[10]Birinci isyan Bükreş Antlaşmasından sonra etkisini kaybetmiştir. Osmanlı Devleti tekrar hakimiyetini sağlasa da bu durum Sırpların tekrar ayaklanmasına engel olamamıştır. Sırplar, Bükreş Antlaşması ile sağladıkları haklar ile yetinmemiş ve tepki göstermişlerdir. Sırpların bu tutumu, Osmanlı Devleti’nin bölgeye müdahale etmesine neden olacak ve Osmanlı ordusuna yenilen Sırp hareketinin öncüsü Kara Yorgi de Avusturya’ya kaçacaktır. Böylece Sırplar, konuyu büyük devletlerin desteğini almak amacıyla 1815’te düzenlenen Viyana Kongresi’ne taşıdılar. Fakat bekledikleri desteği göremeyen Sırplar, Rusların da desteği ile tekrar ayaklanmışlardır.[11]

  Miloş Obrenoviç

       II. Sırp İsyanı, 1815’te Miloş Obrenoviç öncülüğünde gerçekleşti. Sırplar 1815 Viyana Kongresi ile kurulan düzenden dolayı uluslararası ortamın uygunluğu sayesinde destek göreceklerini düşünseler de bekledikleri ilgiyi yine göremediler. Sırpların bağımsızlıklarına giden süreçte en fazla katkı sağlayan olay Osmanlı-Rus rekabeti oldu ve 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda imzalanan Edirne Antlaşması ile Sırplar özerklik statüsü kazandılar.[12]1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında imzalanan Ayastefanos Antlaşması ile Sırplar için verilen bağımsızlık kararı, daha sonra imzalanan Berlin Antlaşmasında da ele alındı ve 1878’de Sırbistan bağımsız bir devlet olarak Osmanlı Devleti’nden tamamen ayrıldı.[13]

1.2. Yunan İsyanı

    Yunan milli hareketi, Sırpların ayaklanmalarına göre daha etkili ve başarılı oldu. Bunun temel nedeni ise daha iyi bir örgütlenme gerçekleştirmeleridir. İstanbul’daki Rum Patrikhanesi’nin dini açıdan kiliseler aracılığı ile birlik oluşturması ve Patrikhane’nin “Megali İdea”[14]sı, Yunan milli uyanışında etkili olmuştur.[15]Ayaklanmaya giden süreçte en önemli rolü ise 1814’te kurulan Filiki Eterya(Dostluk Cemiyeti)[16] örgütlenmesi oynayacaktır. Bağımsız Yunanistan amacına ulaşmak için bu örgüt Rumları ve hatta Balkanlar’daki diğer Hristiyanları da ayaklanmaya dahil etmiştir.[17]

  Alexander Ypsilantis

      Yunan isyanı aslında temelde iki yerde iki farklı hareket olarak gerçekleşmiştir. İlk hareket 1821’de Filiki Eterya’nın lideri olan Alexander Ypsilanti önderliğinde Kırım’da başlamıştır.[18]

  Aynı zamanda bir Romen milliyetçisi olan ve Filiki Eterya üyesi Tudor Vladimirescu da Eflak ve Boğdan eyaletlerinde ayaklanmayı başlatmıştır.

Fakat bu ayaklanma, Eflak ve Boğdan da Fenerli Rum yöneticilerinden rahatsız olan Romen köylüleri tarafından desteklenmemiştir. Hem köylü halktan destek alınamaması hem de liderler arasındaki anlaşmazlık ayaklanmayı kötü etkilemiştir. Osmanlı ordusunun Eflak bölgesine gelmesi ile Vladimirescu isyanın Osmanlı’ya karşı olmadığını ileri sürünce, liderlere olan güven azalmış ve isyancılar dağılmıştır. Böylece ilk hareket başarısızlıkla sonuçlanmış oldu.[19]

     İkinci isyan ise Rum nüfusun fazla olduğu Mora yarımadasında başladı. Diğer harekete göre daha hızlı yayılarak bir toplumsal ayaklanmaya dönüştü. Aynı zamanda Mora’nın kuzeyinde Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa’nın da isyan etmesi Osmanlı ordusunu zor durumda bıraktı ve bu durum Yunanlıların bağımsızlık hareketine de fayda sağlamıştır.[20]

      1821’de Mora da başlayan ayaklanma ilk başta Osmanlı Devleti’nin bir iç meselesi iken daha sonra uluslararası bir kimlik kazanmıştır. İsyanı bastırmakta zorlanan Osmanlı idaresi, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’dan yardım istemiştir. Yunan isyancılar karşısında başarı kazanılmaya başlanmış, isyanın bastırılacağı düşünülürken 1827’de İngiltere, Fransa, Rusya devletlerinin oluşturduğu ortak donanma, Navarin de Osmanlı donanmasını yakınca işler tersine dönmüştür. Zor durumda kalan Osmanlı Devleti’ne 1828’de Rusya savaş açmış ve 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası 1829’da Edirne Antlaşması imzalanmıştır. Edirne Antlaşması, Sırplara özerklik verirken en önemli maddesi ise Yunanistan’ın bağımsızlığı olmuştur.[21]Osmanlı Devleti’ne ilk isyan eden millet Sırplar olmasına rağmen ilk bağımsızlığını kazananlar Yunanlılar olmuşlardır. Bunun aslında en önemli nedeni, Yunanlıların örgütlenmelerini başarılı bir şekilde gerçekleştirmeleri ve büyük devletlerden destek sağlamalarıdır.

1.3. Eflak-Boğdan Sorunu

   Eflak (Valakya) ve Boğdan (Moldavya) eyaletleri, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki diğer topraklarından farklı bir yapıya sahiptir.[22] Memleketeyn[23], hiçbir zaman Osmanlı Devleti’ne tam bağımlı bir bölge olmamıştır. Osmanlı Devleti, Eflak’ı 14. yüzyıl sonlarına doğru, Boğdan’ı da 15. yüzyılda hakimiyeti altına almış fakat bu eyaletler özerk prenslikler olarak kalmışlardır. Osmanlı Devleti’ne vergi vermekle yükümlü, kendi yöneticilerini kendileri seçen milletlerdir. Osmanlı Devleti, bilerek bu prenslikleri tamamen kendine bağlamamıştır. Amacı diğer devletlerin kışkırtmalarından etkilenmeyip kendi yönetimleri ile Osmanlı’nın kuzeyinde tampon bölge olmasını sağlamaktır. Bu durum 18. yüzyıla kadar devam ederken voyvoda’ların[24] her sene çeşitli oyunlarla değiştirilmesi, Osmanlı Devleti’nin buraya Fenerli Rum yöneticileri atama kararı almasına neden olmuştur.[25] Romen milliyetçiliği de Fenerli Rum yöneticilerden doğan rahatsızlık ile beslenecektir.[26]1812 Bükreş Antlaşması ile Rusların koruması altına giren bölge de 1829 Edirne Antlaşmasıyla Ruslar hakimiyetlerini iyice arttırmıştır. Bu durum Memleketeyn de birleşme kararını doğurmuştur.[27] Fakat birleşmeyi Osmanlı Devleti’ne karşı değil, daha tehlikeli olan Rus korumacılığına karşı istemektedirler.[28]

   1848 Devrimleri bu bölgeyi de etkilemiştir ve devrimcilerin medeni, sosyal haklar yanında Eflak ve Boğdan’ın birleşmesini de istemesi Rusya’yı endişelendirmektedir.[29] Kırım Savaşı’ndan önce Rusya’nın Eflak ve Boğdan bölgesinde egemenliğini arttırması, Avrupalı devletleri endişelendirdiği için Kırım Savaşı’nda İngiltere, Fransa, Piyomente devletleri, Osmanlı Devleti tarafında yer alarak bu bölgeden Rusların çıkarılmasını amaçlamışlardır. Savaş sonrası yapılan 1856 Paris Antlaşması ile Eflak ve Boğdan da Rus hakimiyeti sonlandırılmıştır. Bu bölge de daha sonrasında birleşme sorunu ortaya çıkacaktır. 1858’de Paris’te toplanan konferansta beyliklerin ayrı ayrı meclislerinde yöneticilerini seçmelerine karar verilmiştir.[30]1859’da her iki beyliğinde yöneticisi olarak seçilen Alexander Cuza, 1861’de padişahtan iki eyaletin birleştiğine dair olan fermanı almıştır. 1861’de resmi olarak “Romanya” adı altında prenslikler birleşmiş oldu. 1878’e kadar sembolik olarak Osmanlı Devleti hakimiyetinde özerk bir devlet olsalar da Romenler, Berlin Antlaşması ile bağımsızlıklarını kazanarak Osmanlı Devleti’nden tamamen ayrılmışlardır.[31]

1.4. Bulgar Sorunu

  Bulgar milliyetçiliği, Balkanlar’daki diğer uluslara göre daha geç gelişmiştir. Bunun en temel nedeni bu bölgede Türk nüfusunun oldukça fazla olmasıdır. Bulgaristan, Osmanlı Devleti için önemli bir bölgeydi. Çünkü Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki topraklarının yönetimi buradan gerçekleştiriliyordu. Coğrafi yapısı sayesinde Bulgaristan, İstanbul ve Boğazların güvenliği açısından da önemliydi. Balkan Dağları, kuzeyden gelecek tehditlere karşı da bir avantaj sağlıyordu. Osmanlı Devleti, fetih zamanında yaptığı iskân politikası ile bu bölgeye fazla sayıda Türk yerleştirmişti. Türk nüfusunun fazlalığı, Bulgar ulusçuluğunun da gelişimini etkilemiştir.[32]

 19. Yüzyılın ortalarına kadar Rusya, Balkanlar’daki halkları etkileyebilmek için Ortodoksluğun koruyucusu sıfatını kullanarak Pan-Ortodoks politikası uygulamıştır. Fakat bu politikanın, Rum Patrikhanesini güçlendirmesi, Slavları ve Romenleri endişelendiriyordu. Yunanistan’ın bağımsızlığında büyük katkı sağlanmasına rağmen Yunanlıların İngiltere etkisine girdiğini gören Rusya, politika değişikliğine giderek etki alanını arttırmak istemiştir. Dinsel bir ortaklık yerine ırksal bir temel üzerinden Slav halkları etkilemek amacıyla Pan-Slavizm politikasını uygulamaya koyacaktır. Bu politika için kendine merkez olarak Bulgaristan’ı seçmiştir.[33]Bulgar ayaklanmalarının suçluları pan-slavist komitelerdir. Bunun ilk örneği olarak 1850’deki Vidin isyanı verilebilir.[34]

  Bulgar milliyetçiliğinin gelişiminde en önemli etken ise “Bulgar Kilisesi” sorunu olmuştur. Yunanistan’ın bağımsız olduktan sonra Yunan rahipler Patrikhane aracılığı ile etkilerini arttırmaya çalışmış ve diğer Ortodoks halklara kilise üzerinden Helenleştirme politikası uygulamaya başlamıştır. Bu durumdan rahatsız olan Bulgarlar, Rumlara ait bir kiliseye bağlı olmak istememekte ve bağımsız bir kilise kurmak istemektedirler. Sorunu çözmek amacıyla Osmanlı padişahı 1870’te Bulgar Eksharlığı’nın kurulduğunu ferman ile ilan etmiştir.[35]Bulgarların isyan hareketleri içinde en önemlisi, 1876 yılındaki Nisan ayaklanması olmuştur.[36]Bosna-Hersek, Sırbistan ve Karadağ olayları da bu dönemde gerçekleşmiştir. Rusya’nın katkısı ile bu olaylar uluslararası bir boyut kazanmıştır. 1876 isyanı da dışarıda hazırlanan bir isyan olmuştur. Gazete, dergiler ile halk galeyana getirilmiş ve ayaklandırılmıştır. 1877-1878 yıllarında Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yaşanan savaş sonrasında imzalanan ilk antlaşma Ayastefanos ile büyük bir Bulgaristan kurulması düşünülmüştür. Fakat sonrasında Berlin Antlaşması ile sınırları daha küçük, yöneticisi Bâbıâli tarafından onaylanan bir Bulgar devleti kurulmuştur. Bulgarların bağımsızlıklarını kazanmaları ise ancak 1908’de gerçekleşebilecektir.[37]

2. 19. Yüzyılda Balkanlar’daki Diğer Gelişmeler

19. Yüzyılda İngiltere, Rusya’nın Balkanlar’daki yayılmacı politikasından rahatsız olmaktaydı ve Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünün korunması kendi çıkarları doğrultusunda önemli bir durum arz ediyordu. Rusya bölgedeki halkları kışkırtarak Osmanlı Devleti’nden ayrılmalarını sağlamaya çalışmaktaydı. Böylece dış politikasının ana amacı olan sıcak denizlere inme idealine ulaşmayı planlıyordu. Avusturya-Macaristan’da 93 Harbine giden süreçte İngiltere yanlısı bir politika seyrederek Osmanlı Devleti’nin mevcut durumunun devamlılığını istemiştir. Çünkü Rusların Slav ırkları kışkırtması Osmanlı Devleti gibi çok uluslu bir yapıya sahip olan Avusturya-Macaristan içinde tehlike oluşturmaktadır. 1875’te Bosna-Hersek de köylüler mali baskılardan dolayı isyan etmiştir. Küçük çatışmalar ile başlayan hareket daha sonra uluslararası bir meseleye dönüşmüştür. İsyan, büyük devletleri rahatsız ederken Slavlar tarafından desteklenmiştir. Rusya, bölgede hakimiyeti altına alabileceği devletlerin oluşmasını istediği için isyanı desteklerken, Avusturya-Macaristan ise Bosna-Hersek’e özerklik verilmesinin kendi içindeki uluslara örnek olacağı düşüncesi ile karşı çıkmaktadır.[38]

   1876’da Bosna-Hersek ayaklanmasından daha örgütlü olan bir Bulgar ayaklanması ortaya çıkmıştır.[39]Bu isyanlar doğrultusunda Osmanlı Devleti’nden statükonun korunması için Hristiyan halklara yönelik reformlar yapılması, haklarının arttırılması istenmekteydi. Bu dönemde bağımsızlık amacı ile Karadağ ve Sırbistan uluslarının da Osmanlı Devleti ile savaş halinde olması, bölgede Rus etkinliğinin artması gibi durumlar söz konusu olunca, İngiltere Balkanlar’daki bu sorunlara çözüm bulmak amacıyla bir konferans yapılmasını gündeme getirdi.[40]

     19.Yüzyılın son çeyreğinde Bosna-Hersek’in isyanı ile başlayan süreç Sırp-Karadağ ile Osmanlı Devleti arasındaki savaşlarla gittikçe bir “Balkan Krizi”ne dönüşmüştür.[41] İngiltere ile Rusya’nın Osmanlı Devleti üzerindeki rekabeti açısından önemli olan “İstanbul Konferansı”[42], Balkan krizine çözüm bulmak amacıyla İngiltere öncülüğünde yapılmıştır. 23 Aralık 1876’da yapılan konferansta Osmanlı Devleti, Avrupalı devletler karşısında avantajlı olabilmek için aynı gün Kanuni Esasi’yi ilan etmiş ve II. Meşrutiyet’in kabul edildiği duyurulmuştur. Osmanlı Devleti’nin amacı yeni anayasa ile gayrimüslimlere haklar vererek Balkanlar’daki bölgelerde Avrupalı devletlerin bağımsızlık taleplerine karşı gelebilmektir. Böylece Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışması engellenecektir.[43]Fakat bu durum Avrupalı devletleri tatmin etmedi ve Konferans’ta Osmanlı Devleti’ne öneriler sunuldu. Osmanlı Devleti için bu teklifler kabul edilemez nitelikteydi. İstekler reddedildi ve Konferans çözüm bulamayınca dağılma kararı aldı. Bu durum Rusya ile ilişkileri olumsuz etkiledi ve Rusya, Osmanlı Devleti’ne 1877’de savaş açtı.[44]

       1877’de başlayan savaş, Osmanlı Devleti’nin yenilgisi ile sonuçlandı ve Ruslar Yeşilköy’e kadar ulaştı. İngiltere’nin aracılığı ile iki devlet arasındaki savaş, 1878’de sona erdirildi. Savaştan sonra ilk olarak Ayastefanos(Yeşilköy)[45] Antlaşması imzalandı. Anlaşmanın maddeleri Osmanlı açısından oldukça ağır olmuştur.[46] Bu antlaşmaya göre “Sırbistan, Karadağ ve Romanya” devletleri bağımsız olacaklardır. Sınırları Ege Denizi’ne uzanan özerk bir Bulgar Prensliği kurulacaktır. Bosna-Hersek de Osmanlı Devleti ıslahatlar yapacak ve buranın kontrolü Rusya ile Avusturya-Macaristan’a bırakılacaktır. Girit’in özerkliğinin devamına ve Rusya’ya tazminat ödenmesine de karar verilmiştir.[47]Bu antlaşma ile Rusya, Balkanlar’da hakimiyet alanını genişletmiş ve Bulgaristan toprakları aracılığı ile sıcak denizlere inme imkânı bulmuştur. İngiltere’nin Hindistan siyaseti için tehlike doğuran bu durum, Avusturya-Macaristan açısından da Bosna-Hersek üzerinde hakimiyet şansını engellemektedir.[48]Bu tepkilerden yararlanarak Osmanlı Devleti, İngiltere’nin desteğini sağlamak amacıyla Kıbrıs’ı geçici olarak İngiltere’ye bırakmıştır. Büyük devletlerin ortak amaçları doğrultusunda Almanya’nın da girişimiyle Berlin’de tekrar toplanılmış ve Berlin Antlaşması ile yeni düzenlemeler getirilmiştir.[49]

13 Temmuz 1878 de imzalanan Berlin Antlaşması ile alınan kararlara bakıldığında Ayastefanos’a göre daha yumuşak olsa da Osmanlı Devleti, Balkanlar’daki topraklarının çoğunu kaybetmiştir. Ayastefanos ile kurulan Büyük Bulgaristan üç bölgeye bölünmüş ve özerk Bulgar Prensliği’nin sınırları daha küçük bir şekilde Osmanlı Devleti’ne vergi ile bağlı hale getirilmiştir. Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsızlıklarını alarak Osmanlı Devleti’nden ayrılmışlardır. Girit’in özerklik durumu devam etmektedir. Avusturya-Macaristan da Bosna-Hersek’in idaresini almayı sağlamıştır.[50]

   Böylece Berlin Antlaşması sonrasında Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki toprakları oldukça azalmış ve kalan toprakların paylaşımı için devletler harekete geçmiştir. Girit sorunu, Bosna Hersek’in ilhakı sorunu, Makedonya sorunu ortaya çıkmış ve Osmanlı Devleti yıkılış döneminde Balkanlar’daki son kalan topraklarında da bu sorunlarla uğraşmıştır.[51]

   Sonuç

  19. Yüzyılda yaşanılan gelişmelere bakıldığında milliyetçilik akımının çok uluslu devletlerde yaratacağı yıkıcı etki Osmanlı Devleti’nde en iyi şekilde görülmüştür. Büyük devletlerin Osmanlı Devleti’ni Avrupa’dan atma planı tamamen olmasa da büyük çapta gerçekleştirilmiştir. Osmanlı Devleti, Balkanlar’daki topraklarının oldukça büyük bir kısmını kaybetmiştir.

   Büyük güçlerin de etkisiyle Balkanlar’da yaratılan milliyetçilik anlayışı ile uluslararası sisteme “Yunanistan, Sırbistan, Karadağ, Romanya” gibi ulus devletler katılmıştır.  Balkan milliyetçiliği, 19. yüzyıldan sonra da etkisini göstererek I. Dünya Savaşı’na giden süreçte Balkanlar’da oldukça etkili olmuştur. Hatta I. Dünya Savaşı’nın görünür nedeni olarak kabul edilen gelişme yani Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi, milliyetçiliğin bir dünya savaşını başlatacak kadar büyük etkiye sahip olduğunu göstermiştir. 19. Yüzyılda çözülemeyen sorunlar, 20. yüzyılı da etkilemiş ve Avusturya-Macaristan ile Rusya arasındaki nüfuz mücadelesinin devam ettiği yine I. Dünya Savaşı’nda farklı bloklarda yer almaları ile görülmüştür.

  Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da kalan toprakları çıkar çatışmalarının yaşandığı yer olmaya devam etmiştir ve Balkan Savaşları’nın yaşanmasına neden olmuştur. Bu savaşlar sonucunda Osmanlı Devleti’nden son olarak Arnavutluk milletinin de ayrılması ile Avrupa’daki Doğu Trakya hariç tüm topraklar kaybedilerek Osmanlı Devleti bu bölgeden atılmış, Doğu Sorunu’nun ikinci aşaması tamamlanmıştır.

19. Yüzyıldaki gelişmeler, 20. yüzyılda yeni kurulan Türk Devleti’ni de etkileyecektir. Balkan uluslarının bağımsızlık süreçlerinde etkili olan İstanbul’daki Rum Patrikhanesi ilerde Yunanistan ile yeni kurulan Türk Devleti arasında da sorun oluşturacaktır. Yine Osmanlı Devleti’nin Balkan Savaşları sonucunda kaybettiği Batı Trakya bölgesinde kalan Türklerin azınlık durumuna düşmesi de günümüze kadar gelen Batı Trakya Türklerinin hak mücadelelerine neden olacaktır. Bulgaristan bölgesinde kalan Türkler de 20. yüzyılda göçlere zorlanarak bölgeden atılmıştır.

      Temelleri 19. yüzyılda atılan Balkan bölgesinin bölünmesi, ayrıştırılarak birbirine düşman milletler oluşturulması anlamında kullanılan “Balkanlaşma” kavramı 20. yüzyılda oldukça gündeme gelecek hatta Yugoslavya’nın dağılma süreci ile birlikte 2008’de Kosova’nın bağımsızlığı ile 21. yüzyılda dahi kendini gösterecektir.

    Kaynakça

     Kitaplar

      ARMAOĞLU Fahir, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), VII. Dizi, Sayı: 169, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1997.

      JELAVİCH Barbara, Balkan Tarihi: 18. ve 19. Yüzyıllar, (Çev. İhsan Durdu, Gülçin Tunalı, Haşim Koç), 3. Baskı, İstanbul: Küre Yayınları, 2013.

      KARPAT Kemal H., Balkanlar’da Osmanlı Mirası ve Milliyetçilik, 3.Baskı, İstanbul: Timaş Yayınları, 2015.

      ÖZEY Ramazan, Balkanlar ve Balkan Ülkeleri Coğrafyası, 2. Baskı, Ankara: Pegem Akademi Yayıncılık, 2017.

      SANDER Oral, Siyasi Tarih İlkçağlardan 1918’e, 19. Baskı, Ankara: İmge Kitabevi, 2009.

      YERASİMOS Stefanos, Milliyetler ve Sınırlar: Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu, (Çev. Şirin Tekeli), 7. Baskı, İstanbul: İletişim Yayınları, 2015.

     Makaleler

      AYDIN Mithat, “İstanbul Konferansı(1876)’na Giden Yolda İngiltere’nin “Doğu” Politikası”, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2005/2, Sayı: 17, 2005, ss. 59-66.

      BURMA Mustafa, “Bulgaristan’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan Ayrılış Sürecinde Bulgar Ayaklanmaları”, Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 1, Aralık 2012, ss. 67-90.

      ÇİFTÇİ Ali, “Balkanlardaki Siyasal Karışıklıklar ve 1876-77 Tersane Konferansı Bağlamında Osmanlı Devleti’nde Siyasal Mücadelede Taraflar”, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 44, Nisan 2017, ss. 600-615.

      DURMAZ Ferhat, “93 Harbi’nde Büyük Güçlerin Politikaları ve Osmanlı Devleti’ne Etkileri”, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 2, 2015, ss. 109-122.

      KALELİOĞLU Oğuz, “Türk-Yunan İlişkileri ve Megali İdea”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Sayı: 41, Mayıs 2008, ss. 105-123.

      KORKMAZ Nuri, “Bulgar Milliyetçiliğinin Doğuşu, Ortodoks Unsurları, Gelişimi ve Türklerin Ötekileştirmesi”, Gazi Akademik Bakış Dergisi, Cilt: 10, Sayı: 20, 2017, ss. 69-82.

      ÖZDEMİR Yavuz, ÇİYDEM Erol, “Osmanlı Coğrafyasında İlk Devrimci Örgüt: Philiki Eterya”, Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 7, Sayı: 14, Aralık 2017, ss. 24-45.

      ÖZLEM Kader, “19. Yüzyılda Balkanlar’da Yaşanan Bazı Önemli Olayların Diplomasinin Gelişimine  Etkileri”, Barış Özdal, R. Kutay Karaca, (Ed.), Diplomasi Tarihi 1, 1.Baskı, Bursa: Dora Yayınları, 2015, ss. 449-476.

      RODOPLU YILDIRIM Fatma, “Bulgar Milli Uyanışı ve Bulgar Milliyetçiliğinin Özellikleri”, Milliyetçilik Araştırmaları Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 1, 2020, ss. 85-104.

      SAVRUN Ergenekon, “Balkan Milliyetçilikleri Bağlamında Sırp, Yunan ve Bulgar Milliyetçiliklerinin Karşılaştırılması”,  Avrasya Çalışmaları Dergisi, Cilt: 4, 2016, ss. 1-19.

      YETİM Fahri, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Dağılma Döneminde Balkan Milliyetçiliği ve Büyük Güçler”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 25, 2011, ss. 285-296.

     YILMAZÇELİK İbrahim, ÖZDEM Ali Gökçen, “1812 Bükreş Antlaşması ve Rusya’nın Balkanlar’a Müdahalesi”, Zafer Gören, Abidin Temizer, (Ed.), Balkan Tarihi, Cilt: 1, İstanbul: Osmanlı Mirası ve Türk Kültürünü Araştırma Derneği Yayınları, 2016, ss. 289-310.

      TOPRAK Serap, 19. Yüzyılda Balkanlarda Ulusçuluk Hareketleri ve Avrupalı Devletlerin Balkanlar Politikası, (Doktora Tezi), Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011.

    İnternet Kaynakları

     AYDIN Mithat, “İstanbul Konferansı”, https://islamansiklopedisi.org.tr/istanbul-konferansi, (e.t.26.12.2020).

     ERSOY HACISALİHOĞLU Neriman, “Osmanlı Döneminde Balkanlar (1774-1914)”, İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi Ders Notu, s. 7, http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/tarih_ao/odbalkanlar1774_1914.pdf, (e.t.22.12.2020).

      https://islamansiklopedisi.org.tr/memleketeyn, (e.t.11.01.2021).

      https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/43/C43013916.pdf, (e.t.11.01.2021).


[1] Fatma Rodoplu Yıldırım, “Bulgar Milli Uyanışı ve Bulgar Milliyetçiliğinin Özellikleri”, Milliyetçilik Araştırmaları Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 1, 2020, s. 87.

[2] Kader Özlem, “19. Yüzyılda Balkanlar’da Yaşanan Bazı Önemli Olayların Diplomasinin Gelişimine  Etkileri”, Barış Özdal, R. Kutay Karaca, (Ed.), Diplomasi Tarihi 1, 1.Baskı, Bursa: Dora Yayınları, 2015, ss. 449-450.

[3] Ibid.

[4] Kemal H. Karpat, Balkanlar’da Osmanlı Mirası ve Milliyetçilik, 3.Baskı, İstanbul: Timaş Yayınları, 2015, s. 98.

[5] Barbara Jelavich, Balkan Tarihi: 18. ve 19. Yüzyıllar, (Çev. İhsan Durdu, Gülçin Tunalı, Haşim Koç), 3. Baskı, İstanbul: Küre Yayınları, 2013, ss. 218-222.

[6] Stefanos Yerasimos, Milliyetler ve Sınırlar: Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu, (Çev. Şirin Tekeli), 7. Baskı, İstanbul: İletişim Yayınları, 2015, s. 55.

[7] Özlem, op.cit., s. 450.

[8] İbrahim Yılmazçelik, Ali Gökçen Özdem, “1812 Bükreş Antlaşması ve Rusya’nın Balkanlar’a Müdahalesi”, Zafer Gören, Abidin Temizer, (Ed.), Balkan Tarihi, Cilt: 1, İstanbul: Osmanlı Mirası ve Türk Kültürünü Araştırma Derneği Yayınları, 2016, s. 291.

[9] Yılmazçelik, Özdem, op.cit., s. 291.

[10] Ibid.

[11] Ergenekon Savrun, “Balkan Milliyetçilikleri Bağlamında Sırp, Yunan ve Bulgar Milliyetçiliklerinin Karşılaştırılması”,  Avrasya Çalışmaları Dergisi, Cilt: 4, 2016, s. 11.

[12] Özlem, op.cit., s. 450.

[13] Serap Toprak, 19. Yüzyılda Balkanlarda Ulusçuluk Hareketleri ve Avrupalı Devletlerin Balkanlar Politikası, (Doktora Tezi), Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011, ss. 128-129.

[14]Megali İdea; “Büyük Fikir”, “Büyük Ülkü” anlamına gelmektedir. Yunanlıların büyük ülküsü “Bizans’ı yeniden canlandırmak” ve  bağımsız, büyük bir Yunanistan devleti kurmaktır. Ayrıntılı bilgi için bkz.,      Oğuz Kalelioğlu, “Türk-Yunan İlişkileri ve Megali İdea”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Sayı: 41, Mayıs 2008, ss. 105-123.

[15] Karpat, op.cit., ss. 87-92.

[16] Filiki Eterya Örgütü hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Yavuz Özdemir, Erol Çiydem, “Osmanlı Coğrafyasında İlk Devrimci Örgüt: Philiki Eterya”, Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 7, Sayı: 14, Aralık 2017, ss. 24-45.

[17] Özlem, op.cit., s. 451.

[18] Karpat, op.cit., s. 93.

[19] Neriman Ersoy Hacısalihoğlu, “Osmanlı Döneminde Balkanlar (1774-1914)”, İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi Ders Notu, ss. 58-59., http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/tarih_ao/odbalkanlar1774_1914.pdf (e.t.22.12.2020)

[20] Karpat, op.cit., s. 93.

[21] Özlem, op.cit., ss. 452-453.

[22] Ibid.

[23]Memleketeyn; iki memleket anlamında Eflak ve Boğdan’a verilen isimdir. bkz., https://islamansiklopedisi.org.tr/memleketeyn (e.t.11.01.2021)

[24]Voyvoda; Eflak, Boğdan ve Erdel beyleri için kullanılan unvandır. Ayrıntılı bilgi için bkz., https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/43/C43013916.pdf (e.t.11.01.2021)

[25] Toprak, op.cit., ss. 224-225.

[26] Fahri Yetim, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Dağılma Döneminde Balkan Milliyetçiliği ve Büyük Güçler”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 25, 2011, s. 290.

[27] Özlem, op.cit., ss. 454-455.

[28] Karpat, op.cit., s. 83.

[29] Ibid.

[30] Ersoy Hacısalihoğlu, op.cit., s. 150.

[31] Karpat, op.cit., ss. 83-85.

[32] Karpat, op.cit., s. 101.

[33] Yetim, op.cit., s. 290.

[34] Ibid.

[35] Nuri Korkmaz, “Bulgar Milliyetçiliğinin Doğuşu, Ortodoks Unsurları, Gelişimi ve Türklerin Ötekileştirmesi”, Gazi Akademik Bakış Dergisi, Cilt: 10, Sayı: 20, 2017, s. 74.

[36] Ibid.

[37] Mustafa Burma, “Bulgaristan’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan Ayrılış Sürecinde Bulgar Ayaklanmaları”, Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 1, Aralık 2012, ss. 78-81.

[38] Ferhat Durmaz, “93 Harbi’nde Büyük Güçlerin Politikaları ve Osmanlı Devleti’ne Etkileri”, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 2, 2015, ss. 105-107.

[39] Özlem, op.cit., s. 460.

[40] Durmaz, op.cit., ss. 108-109.

[41] Mithat Aydın, “İstanbul Konferansı(1876)’na Giden Yolda İngiltere’nin “Doğu” Politikası”, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt: 17, Sayı: 17, 2005, s. 59.

[42] Konferans, İstanbul’da yapıldığı için İstanbul Konferansı adını alırken, toplantı Haliç Tersanesi’nde gerçekleştiği içinde Tersane Konferansı olarak da anılmaktadır. Ayrıntılı bilgi için bkz., Mithat Aydın, “İstanbul Konferansı”, https://islamansiklopedisi.org.tr/istanbul-konferansi (e.t.26.12.2020)

[43] Ali Çiftçi, “Balkanlardaki Siyasal Karışıklıklar ve 1876-77 Tersane Konferansı Bağlamında Osmanlı Devleti’nde Siyasal Mücadelede Taraflar”, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi,Cilt: 5, Sayı: 44, Nisan 2017, s. 608.

[44] Çiftçi, op.cit., ss. 609-610.

[45] Ayastefanos Antlaşması hakkında detaylı bilgi için bkz.,Oral Sander, Siyasi Tarih İlkçağlardan 1918’e, 19. Baskı, Ankara: İmge Kitabevi, 2009, ss. 314-315.

[46] Özlem, op.cit., s. 460.

[47] Sander, op.cit., s. 314.

[48] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), VII. Dizi, Sayı: 169, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1997, ss. 523-524.

[49] Durmaz, op.cit., s. 117.

[50] Armaoğlu, op.cit., ss. 525-527.

[51] Balkanlar’daki yeni sorunlar hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Özlem, op.cit., ss. 464-471.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir