Politika Ve Strateji

BİTMEYEN SAVAŞLARIYLA AFGANİSTAN

Krallık Dönemi

Afganistan, modern dönemde İngiliz işgalinden kurtulmasından sonra kendine has dinamikleri olan bir kaynar kazan olmayı sürdürmüştür. İngilizleri ülkeden kovan Emanullah Han krallığını ilan etmiştir.

Kaynak: isteataturk.com

Bir anayasa yürürlüğe koyması gerektiğinde ise Türkiye’yi örnek aldığı bir anayasayı kullanıma sokmuştur fakat ülkedeki mollalar ve kabileler ayaklanmışlardı. Sonucunda da Emanullah Han tahtını bırakıp ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. İngilizler ve çeşitli kabilelerin desteğini alan Muhammed Nadir Şah Emanullah Han’ın arta kalan destekçilerini de bertaraf edip başa geçti fakat 1933’te bir suikast nedeniyle öldü. Aslında oğlu Muhammed Zahir Şah’ın tahta çıkmasıyla beraber ülkede 40 yıl görece huzur sağlanmıştır. Ta ki 1973’de Muhammed Zahir Şah’ın zamanında el çektirdiği eski başbakanı Muhammed Davud darbeyle iktidarı ele geçirinceye kadar.

Zahir Şah

Cumhuriyet’e Geçiş ve Kargaşa Dönemi

Muhammed Davud cumhuriyeti ilan etti fakat aradan 5 sene geçmeden o da sol bir parti tarafından darbeyle devrildi. Darbeyle başa gelseler de solcular kendi aralarında kavgaya tutuştular. Hafızullah Emin bu mücadeleden galip gelse de ülkenin sürüklendiği iç kargaşa ülkeyi Sovyet müdahalesine açık hale getirdi. Emin, Sovyet askerleri tarafından idam edildi fakat zorlu Afganistan coğrafyası Sovyetlere de yar olmadı. Sovyetler 1979’da girdikleri Afganistan’dan 1989’da geri çekildi. Bu savaşın SSCB için sonun başlangıcına sürükleyen en büyük nedenlerden biri olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Kabilelerle başı dertte olan SSCB, Gorbaçov’un başa geçmesiyle birlikte 1985’den itibaren çekilmek istiyordu. Afgan mücahitlerinin ABD, Pakistan, Çin ve İran gibi ülkeler tarafından desteklenmesi, ayrıca Suudi Arabistan’ın da maddi destek vermesi SSCB’nin savaşın kazanılamayacağını anlamasında yardımcı olmuştur.[1]

 Burada Stinger füzelerinin etkisini küçümsemek yanlış olabilir. Savaşların normal seyrini değiştiren bir icat olmuştur. Artık bir helikopter veya yakında olan bir uçak herhangi bir platforma ihtiyaç duymadan omuzdan atılan füzelerle vurulabilir hale gelmiştir. Bu füzeler yüzünden çok fazla hava aracı kaybına uğrayan SSCB bu maliyeti kaldıramayacak noktayı gelmiştir. İlginçtir ki ABD desteklediği “mücahitleri” aradan 15 yıl geçmeden terörist ilan edecektir.[2]

James Bond “The Living Daylight” isimli filmden bir kare filmin bir bölümünde İngiliz ajanın mücahitlerle bir Sovyet üssünü basması işlenmiştir.

Sovyetlere karşı savaşı kazanan mücahitler daha sonra iktidar mücadelesi içine girdiler. Bir Tacik olan Rabbani başa geçse de Talabani buna karşı çıktı, Kabil’i ve bazı bölgeleri ele geçirdi ele geçirdiği bölgelerde yargılamalarda “dini” bazı uygulamalara gitti.  ABD ise bu yeni yönetimle baştan beri uyuşamamıştı, bu yüzden Bin Ladin’in Afrika’daki bazı elçiliklerine saldırılar düzenlediğini iddia etti. Buna karşılık olarak Bin Ladin’in teslim edilmesini istedi ve bazı yerleri bombaladı.

11 Eylül Sonrası

Tarihler 11 Eylül 2001’i gösterdiğinde ABD tarihindeki en büyük terör olayıyla karşılaştı. El Kaide terör örgütü dört adet yolcu uçağını kaçırdı. Kaçırılmış olan bu dört uçaktan ikisi New York’ta bulunan Dünya Ticaret Merkezi’ne çarptı. Kalan iki uçaktan biri Pentagon’a diğeri Pennsylvania’daki bir tarlaya düştü. Geçekleştirilen saldırıda 2 bin 977 kişi öldü. Bu ölenlerin 92 ayrı ülkenin vatandaşı olması da olayın büyüklüğünü misliyle arttırdı. [3]

Bu saldırı sonrasında ABD ve İslam Devletleri arasında yeni bir evre başladı. ABD, NATO ülkesi olması dolayısıyla 5. Maddeyi müttefiklerini yanına çekmek için kullandı. Bu maddenin içeriği ise “NATO üyelerinden birine yapılan saldırı birliğin tamamına yapılmıştır” şeklindeydi. ABD saldırılardan Usame Bin Ladin’i sorumlu tuttu. El Kaide’nin lideri olan Ladin ise Afganistan’da bulunuyordu. Bu nedenle ABD Afganistan’ı 1 ay sonra işgal etti.[4]ABD’nin 1 ay gibi kısa sürede reaksiyon gösterebilmesini organizasyon anlamında bir başarı olarak görenler olmasıyla birlikte komplo teorisyenlerine göreyse ABD, zaten önceden kurguladığı planı uygulamaktaydı.

Usame bin Ladin

ABD’nin Afganistan’ı daha sonra Irak’ı işgal etmesi sonucunda bir taraftan İran kuşatılmışken diğer taraftan da İran’ın Saddam Hüseyin ve Taliban gibi güçlü rakiplerini bertaraf etmiş oldu. Dönemin ABD Başkanı George W. Bush “Şer eksenini” ilan etti. Bahsi geçen “şer ekseni” Irak, İran ve Kuzey Kore’yi kapsamaktaydı. “Önleyici savaş doktrinini” ve “yeni dünya düzeni” gibi kavramlar ortaya atılmıştı. Bush diğer bir konuşmasındaysa “ABD eşi olmayan bir güce, ekonomik ve politik nüfuza sahiptir. Küresel güç dengelerini sağlamak bu gücün sorumluluğudur. Küresel terörle kitle imha silahlarının yayılması, ABD’nin müttefiklerinin ve dostlarının güvenliğini tehdit etmektedir.” dedi.[5]

George W. Bush

ABD El Kaide’nin saldırısını bir savaş ilanı olarak kabul etmiştir. Afganistan’da hem Taliban’a karşı hem de El Kaideye karşı operasyon başlatmıştır. Taliban rejimi yıkılmış olsa da önemli liderleri yakalanamamıştır. Yapılan operasyonlar bölgede terörü bitirmeyi başaramamıştır. Bu savaşın ardından Irak Savaşı’nın olmasının nedeni ise Irak’ta kitle imha silahlarının olduğu iddiasıydı. Fakat savaştan sonra kitle imha silahları olduğu saptanamadı. Savaşın esas gerekçesinin ne demokrasi ne de başka bir şey olduğu sadece petrol için olduğu hep akıllarda yer etmektedir.[6]  Bu savaş akıllara Georges Clemenceau’nun söylemiş olduğu “Bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir” sözünü getirmektedir.[7]

Bu süreç ten sonra ABD’nin çevre ülkelere olan baskısı artmıştır. Bu baskılar Türkiye’yi endişelendirmektedir çünkü istikrarsızlaşacak olan bir İran Türkiye’nin işine gelmeyecektir. Doğalgaz alımımızın büyük çoğunluğunu çevre ülkelerden ithal etmekteyiz. İstikrarsızlığın arttığı bir ortamda PKK gibi terör örgütleri daha da tırmanışa geçebilir. Dolayısıyla yaşanacak olan güvensizlik ortamında başta enerji olmak üzere her türlü ticari faaliyet sekteye uğrayacaktır. Diğer bir taraftan ise İran’a uygulanan ambargolar Türkiye’nin ticaretine büyük darbe vurmaktadır. İran da PKK’nın zararlarına PKK’nın İran kolu PJAK ile maruz kalınca PKK’yı terör örgütü olarak tanımıştır. Bölgede kendini tehdit altında hisseden iki ülke iş birliği yolunu tuttu. Bu dönemden sonra Türkiye İran ilişkileri daha derinlikli ve çeşitli bir noktaya doğru gelişmektedir. [8]

11 Eylül’den sonraki süreçte Türkiye dış politikada daha geniş perspektifle bakma fırsatı ve politikalarını bölgesel olarak genişletme fırsatı bulmuştur. Türkiye kendi çıkarlarının da gerektirdiği hamleleri yapmaya çalışmıştır. Bu minvalde dışa dönük ve bilinçli bir şekilde olayların seyrinde etki sahibi olmak için inisiyatifler almaya başladı. Bu dönemde bölgesel bazlı etkinliğe geçiş olmuştur.[9]

Türk harici politikasına yapılan eleştiri ise 2003 yılından sonra eksen kayması olduğu yorumları yapılmıştır. Bunun sebebi ise artık Türkiye’ in tamamen Batıya endeksli bir politika yerine özgür ve kendi çıkarlarını gerçekleştirmeye uğraşan bir politikayı benimsememiş olması olarak yorumlanabilir.

Türkiye Bu Savaşların Neresinde?

Türkiye NATO güçlerinin içinde yer alarak Afganistan’da görevini icra etmektedir. Türkiye bölgede üniformayla bulunuyor olsa da yumuşak güç olarak ülkede alt yapı, eğitim, sağlık gibi konularda aktif olarak Afganistanlıların yararına faaliyet göstermeye çalışmıştır. Türkiye Taliban veya muhalif güçlerle çatışma gibi iç meselelere çekilmeye çalışılsa da bu telkinlere gelmeyen Türk askeri, buna rağmen bölgede barış için görevini sürdürmektedir. Türk askerinin görevleri arasında Afganistan’da ulusal güvenlik güçlerini eğitmek, Afgan halkına güvenlik ve istikrar konusunda yardım etmek gibi bölgenin refahı için çok önemli vazifeler de vardır. Günümüzde de görevi devam eden TSK unsurları için olan tezkere 6 Ocak 2021’den itibaren 18 ay daha uzatılmıştır.10

Kaynak: NTV

Afganistan ve bölgesinin bir uyuşturucu çukuruna dönmüş olması çevre ülkeleri de riske atmaktadır. Diğer bir sorun ise Afganistan’dan Türkiye ve İran gibi ülkelere olan yoğun göçlerdir. Daha önceden bu ülkeler geçiş noktası olarak kullanılırken özellikle Türkiye son zamanlarda varış noktası haline gelmiştir.11 

Türkiye ve bölge ülkelerinin bu konudaki endişeleri ise şu şekilde sıralanabilir:

-Taliban yönetimi ve istikrarsız olan bölge, “Halkın Mücahitleri” gibi ve bir çok terörist oluşum için kuluçka ortamı sağlanmasına ortam oluşturmaktadır.

-Afganistan ve dolayısıyla Taliban’ın en büyük geçim kaynağı haline gelmiştir. Bu uyuşturucuyu ihraç edebilmesi için bir şekilde İran’dan ve ardından Türkiye’den geçmesi gerekmektedir.

Afyon yetiştiriciliğinin yıllar içinde artışı

-Yaşanan siyasi istikrarsızlıklar nedeniyle Taliban, Afganistan’ın iç işlerine çevredeki Pakistan, Suudi Arabistan gibi ülkelerle birlikte ABD’nin de karışmasına sebep olmaktaydı. Özellikle ABD’nin 20 senelik işgalini hala sonlandırmamasının nedenini ülkeyi Hindistan ve Çin gibi ülkeleri baskılayabilmek için üs olarak kullandığını iddia edenler azımsanmayacak kadar çoktur.

-Diğer bir kaygı ise Afganistan’dan gelen 3 milyonluk düzensiz göçün nasıl bir mülteci sorunu yaratacağı konusundaydı. Afganistan sürekli yaşanan kaoslar, canlı bomba eylemleri ve zorlu yaşam koşulları gibi sorunlar nedeniyle sürekli göç veren -İstikrarlı Mülteciler- bir coğrafya olmuştur. Ülkede yapılan bir ankete göre her 4 kişiden 3’ü, 30 yıllık savaşlar süresinin bir noktasında evini terk etmek zorunda kalmıştır. Türkiye’de yaşayan Afgan mülteciler 2018 UNHCR Türkiye istatistiklerine göre 3,5 milyon Suriyeli’nin ardından 169.000 kişiyle ikinci sırada yerini almaktadır. [12]

Kaynak: https://www.nytimes.com/2016/10/27/world/asia/afghan-woman-in-famed-national-geographic-photo-is-arrested-in-pakistan.html

Taliban uluslararası sisteme yeni bir İslami konsept sokmaya çalışmaktadır. Bu durum diğer İslam ülkelerince de riskli görülmektedir. Örneğin, İran Taliban’ı ideolojik meşruluğuna bir tehdit olarak görmektedir.

– Başkaca bir kaygı ise Taliban’ın başka terör örgütleriyle iş birliği içinde olmasıdır. En önemlisi ise Taliban gün geçtikçe doğalgaz bölgelerinde ve hatlarında söz sahibi olmaya çalışabilir.


Kaynaklar

[1]https://www.bbc.com/turkce/ozeldosyalar/2009/08/090812_afghanistan_timeline

[2] https://www.army-technology.com/projects/stinger-man-portable-air-defence-system-manpads/

[3] https://tr.sputniknews.com/videokulubu/201809111035149901-11-eylul-abd-new-york-teror-saldirisi-el-kaide-dunya-ticaret-merkezi-pentagon/

[4] https://www.takvim.com.tr/galeri/dunya/11-eylul-saldisi-nedir-tarihin-tum-akisini-degistiren-2001-olayi

[5] http://blog.milliyet.com.tr/bush-doktrini/Blog/?BlogNo=127301

[6]http://blog.milliyet.com.tr/bush-doktrini/Blog/?BlogNo=127301

[7] https://www.nytimes.com/1964/07/12/archives/a-grain-of-rice-is-worth-a-drop-of-blood.html

[8] Korkmaz, “…Türkiye-İran İlişkileri”, s. 312

[9] Mehmet Seyfettin Erol, “11 Eylül Sonrası Türk Dış Politikasında Vizyon Arayışları ve “Dört tarz-ı Siyaset”, Gazi Akademik Bakış, Cilt 1, Sayı 1, s. 34-35

[10]https://www.milliyet.com.tr/gundem/turk-askeri-18-ay-daha-afganistanda-gorev-yapacak-6386680

[11]https://tasam.org/tr-TR/Icerik/1379/iran-afganistan-pakistan_iliskiler_ucgeninde_turkiye_nasil_bir_etkinlik_yapabilir

[12]GEYİK, Selda. Göç ve Afganlar: “İstikrarlı Mülteciler”. Göç Araştırmaları Dergisi, 4.2: 128-159.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir