Politika Ve Strateji

Türklerin Tarih Sahnesindeki Yeri: Bölüm 2 , CUMHURİYET DÖNEMİ İRAN-TÜRKİYE

Türkler ve Farslar tarih sahnesi içerisinde o kadar birbirine karışmıştır ki atasözlerinde dahi “börksüz baş Türksüz Fars “ olmaz gibi ifadelerle kendine yer bulmuştur. İlk ilişkilerin Türklerin genel özelliği olan askerlik sayesinde olduğu bilinmektedir. İlk ilişkiler Türklerin Sasani ordusunda paralı askerlik yapması ile başlamıştır. Asıl ilişkiler ise bu iki milletin İslamiyet’i kabul etmesiyle başlamıştır. Selçukluların İran bölgesine hakim olmasıyla iki milletin ilişkisi farklı bir aşamaya geçmiştir. Eskşden komşu olan iki millet şimdi aynı coğrafyada aynı devlette yaşamaya başlamıştı. Farsların dili ve bürokrasi kültürü Selçuklu saray çevresini etkilemiş ve sarayda Fars dili konuşulması yaygınlaşmıştır. Bölgeyi 20. Yüzyıla kadar Türk hanedanları yönetmiş ve Anadolu yönetimleriyle sürekli bir mücadeleye sahne olmuştur. Yazımızın asıl odaklanacağı yer de burası 20. Yüzyıl sonrası Türkiye İran ilişkileridir.

Rıza Şah ve Mustafa Kemal Atatürk

Cumhuriyetin ilanı ile eş zamanlarda Kaçar hanedanı yıkılmış ve yerine Rıza Şah gelmişti. İki tarafta da yönetimler yenilenmesine rağmen geçmişten gelen güvensizlik ve mücadele iki ülkeyi de temkinli olmaya zorluyordu. Bu düşünceler altında Rıza Şah ve Atatürk dostane ilişkiler kurdu. Rıza Şah’ın cumhuriyetçi düşünceleri Atatürk’ün de dikkatini çekmişti. Dönemin kargaşasında İran, Irak, Afganistan ve Türkiye bölge güvenliği için masaya oturdu. İmzalanan Sadabat Paktı o dönem için İran’ın doğu blokuna olumlu bakmadığının bir kanıtı sayılabilir. İran’ın işgali ile diplomatik görüşmeler askıya alındı.  Sınırında Sovyet tehdidi ve İran içindeki neredeyse nüfusun yarısı denecek kadar kalabalık Türklere uygulanan baskı Türkiye’yi İran konusunda İngiltere ile görüşmeye itti. İşgalden sonra İran ile olumlu ilişkiler devam edecek ve 1955’te Bağdat Paktı imzalanacaktır.

Soğuk Savaş Dönemi’nde iki tarafın Batı blokunu seçmesi tarafların çıkarını yeniden kesiştirmiştir. Sovyet tehdidine karşı iki ülke yeniden bir araya gelmiştir. Fakat bu durum İran hükümetinin değişmesiyle son bulmuştur. Başa gelen Musaddık rejimi batıya karşı mesafeli davranışı ve iktidara gelirken TUDEH -işgal döneminde SSCB tarafında kurulan kominist parti- İle iş birliği yapması kurulan olumlu ilişki köprülerini sarsmıştır. Musaddık rejiminin devrilmesinden sonra iki ülke ilişkileri kaldığı yerden devam etmiştir. İran’ın Bağdat Paktı’na zoraki katılmış gibi gözükmesi Türkiye tarafında rahatsızlık uyandırmış buna karşın paktın feshinden sonra kurulan CENTO  bu buzları eritmiştir.1960 döneminde Türkiye’nin komşularla iyi geçinme politikası ilişkileri daha sıkı hale getirdi. İran ile sadece siyasi ve askeri ilişkileri aşıp “ Kalkınma için Bölgesel İş Birliği “ kuruldu. Bu birlik Pakistan’ı da biçermekteydi.

İSLAM DEVRİMİ SONRASI

İran Devrimi lideri Humeyni

İslam devrimi ardından ilişkilerin kötüye gideceğini düşünenler zaman içerisinde bu görüşlerin yanlışlığını gördüler. İran Devrimini oluşturan görüşler ve Türkiye’nin İran’ın SSCB etkisine girmemesi için iyi ilişkiler çabası devrimden sonra ülkeleri iyi ilişkilere yöneltmiştir. Humeyni devrimin amacının müslüman insanların empreyalizm ve kominizm altında sömürülmesine karşı olarak ortaya çıktığını belirtmekte ve devrimi diğer İslam ülkelerinde de görmek istediğini vurgulamıştır. Herhangi bir mezhep gözetmeksizin müslümanların refahını amaçlayan bu konuşmalar Türkiye ‘nin devrimi bir tehdit olarak algılamasının yersiz olduğunu göstermiştir. Fakat Humeyni’nin bu görüşleri halefleri tarafından zamanla saptırılmış ve değiştirilmiştir.

Devrime olumsuz bakan ABD büyükelçiliğin işgali ve görevlilerin rehin alınmasının ardından İran’a karşı ambargo uygulamıştır. Dış politikasını ABD ile dostluk üzerine kuran Türkiye farklı etkilere de bağlı olarak İran’a koyulan ambargoyu takip etmemiş İran’ı  ABD’ye tercih etmiştir. İran-Irak Savaşı döneminde de Türkiye başarılı bir tarafsızlık göstermiş İran ile ticari ilişkilerini daha da geliştirmiştir.Hatta İran savaş sırasında Türkiye’ye giden petrol hatlarının olduğu bölgeye çatışmaların yayılmasını engellemiştir. 

1990larda ilişkiler siyasi cinayetler nedeniyle Yeniden bozulmuştur. Bu cinayetlerden İran’ı sorumşu tutan Türkiye rahatsızlığını belirtir. Eş zamanda İsrail ile imzzalanan askeri işbirliği antlaşması ise İran tarafından kabul edilemez derecesindedir. Çünkü İslam Devriminin ana amaçlarından biri İsrail ile mücadeledir. İsrail ile herhangi bir münasebet Humeyni’nin mirasına ihanet olarak görülüyordu. 

SSCB’nin dağılması da iki ülkeyi rekabete iten nedenlerdendir. Bu rekabet yeni kurulan cumhuriyetler üzerinde kurulacak nüfuzun kime ait olacağı ile ilgilidir.  Rekabet SSCB dağılmasının sadece şekli llarak olduğunun anlaşılmasıyla farklı bir boyuta taşındı ve iki devlet artık beraberce Orta Asya’daki devletler ile iş birliği kurup ortak Pazar kurma çabasına girişmişlerdir. Bir nebze de olsa kök salmış SSCB nüfuzunu devralan Rusya etkisini kırmayı başarmışlardır.

Günümüzde İran ile geniş bir ekonomik ve siyasal iş birliğimiz mevcuttur son dönemde yapılan Astana mutabakatı yalnız bir örneğidir. Ayrıca İran’ın kültürel turizmi ve Güney Azerbaycan Türk vatandaşlar için tatil konusu olurken Türkiye’deki doğal güzellikler ve tarihi yapılar İranlı turistleri cezbetmekte ve iki ülke arasında turizm sektörünü canlandırmakta. Türkiye-İran son dönemki sorunları ise Suriye iç savaşı, İran’ın nükleer silahlanmasına Batı ile beraber karşı çıkılması, artık gelenekselleşmiş güvensizlikler ve İran’da bulunan Türk toplumunun istekleri bağlamımda çıkmakta ve görüşülmektedir.

Özetleyecek olursak  iç içe geçmiş iki millet tarih boyunca ne kopabilmiş ne de birleşebilmiştir. Her iki tarafın da bölgedeki hakimiyet iddiası tarafları karşı karşıya getirmiş bölgeye dışardan gelen tehditler ise tarafları yakınlaştırmıştır. İki milletin dil , kültür ve coğrafya olarak iç içeliği ilerleyen dönemlerde de her alanda kendini daha çok belirginleştirecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir