Politika Ve Strateji

Deprem Psikolojisi

Afet ve Deprem

Afetler çok eski çağlardan beri günümüze kadar gelmiş olgulardır. Antik çağların insanları afetlerin nedenini tanrılarının onları cezalandırdıklarını ve bu yüzden gazaba uğradıklarına bağlamışlardır. Antik çağlardan itibaren günümüz dünya ülkeleri ve kendi ülkemizde bile halen bu düşünce belli başlı kitlelerce hakimdir. Depremi, seli, kuraklığı vb. doğal afetlerin sebebini zinaya bağlayan maalesef ki antik çağ dönemine mevcut insanlar var ülkemizde. Bunun üzerine de konuşulur ama konumuz bundan daha önemli olan depremin, afetlerin psikolojisine dair sizlere bir nebze de olabilse bir şeyler aktarmak istiyorum.

İnsanlar ve ülkeler için fiziksel, sosyal ve ekonomik kayıplar doğuran, normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak ve/veya kesintiye uğratarak toplulukları etkileyen doğal, teknolojik ya da insan kökenli olaylara afet denir.

Oluşturduğu coğrafyada yapısal yıkımın yanı sıra insanların yaşamlarını derinden sarsma ve ciddi psikolojik etkiler yaratma gücüne sahip bir doğal afet ise depremdir. Deprem, fiziksel yıkım ve ölüme yol açmanın yanı sıra yaşamda kalanlar için ciddi psikolojik sorunlar yaratabilen bir doğal felaketidir.

Deprem Karşısında İnsan Beyni Nasıl İşler?

İnsan beyni hayatını tehdit eden olaylar karşısında iki türlü tepki geliştirmiştir. Bunlardan birincisi algılanan tehlikenin durum değerlendirmesini yapmak ve ikincisi ise tehditten korunabilmektir. Bu tehlikeyi atlatabilmek için insanda birçok fizyolojik durum ortaya çıkmaktadır. Kalp atışının artması, nefes alıp verme hızının artması, kas gerginliği, korku, endişe, şaşkınlık içinde olanlara inanamama hali, uyuşma hissi, terleme, titreme ve bulantı bulguları ortaya çıkabilir. Tehdit ortadan kalktıktan sonra ise, yaşanan zorlu sürecin, insanın duygu ve düşünce dünyasına ve yaşamının anlamına yaptığı etkiyle baş edebilme sorunu ortaya çıkar. Deprem sonrası insanlarda zihin bulanıklığı, korku, üzüntü, uyku ve odaklanma sorunları, öfke ve suçluluk gibi bazı psikolojik reaksiyonlar görülebilir. Yaşananlar zihinde sürekli canlanabilir.  Özellikle beyinde başta korku olmak üzere tüm duygularımızın denetimden sorumlu, yaşanan bir korkunç olayın hafızada depolanmasını sağlayarak tekrar yaşanması durumunda hatırlatıcı olarak karşımıza çıkmasına neden olan amigdala önemli rol oynar.

Travmayla Tanışma

İnsanların büyük çoğunluğu, deprem deneyiminden önce çok sarsıcı bir travmayla karşılaşmamış oldukları için, dünyayı güvenli bir yer olarak kabul eder ve yakınlarındaki insanların birdenbire ölebileceği düşüncesini taşımazlar. Bu güven ve inanç, ömür boyunca yavaş yavaş inşa edildiğinden, ortaya çıkan ani değişime aynı hızla uyum gösterebilmek insan psikolojisi için çok zordur. Yaşamın paylaşıldığı insanlara ya da olgulara dair geçmişteki anılarla, depremin yarattığı, kayba dayalı yeni gerçeklik, bilinçte birbiriyle çelişen farklı duygu durumları yaratır.

Deprem gibi birçok doğal afet sonrası insanlar travma tepkileri gösterirler. Ülkemizde olan Marmara, Van, Elazığ ve İzmir depremleri sonrası çocuk ve yetişkinlerin çoğunluğu deprem esnasında ve sonrasında travmatik olaylar yaşamakta ve kayıplarından dolayı acı çekmektedirler. İnsan depremi doğrudan yaşamış, tanık olmuş ya da başkasından öğrenerek yaşantı yoluyla travmatik deneyime ulaşabilir. Travma ve sonrası stres tepkileri deprem anında veya hemen sonra görülmez. Bu tip travmatik deneyimlerle karşılaşılmasından yıllar sonra bile pek çok çocuk ve yetişkin, travma sonrası stres tepkileri göstermeye devam edebilir.

İnsanların büyük bir bölümü birkaç hafta içerisinde yeni duruma alışıp, iç dengelerini kurar ve zorluklarla başa çıkarken, bazı insanlar için sıkıntılı süreç, aylar ve bazen yıllar boyu devam eder. Zaten bu duruma da Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) adı verilir. Bununla birlikte anksiyete bozuklukları ve depresyon görülebilir.

Travma, kişinin yaşamını yeniden düzenleme konusundaki motivasyonunu kırmış olsa da, çaba sarf etmenin öneminin kavranması, psikolojik iyileşme açısından çok önemlidir. Kişi, iyileşmeye, çok zor bir yaşam sürecinden geçtiği gerçeğini kabul ederek başlamalıdır. Deprem sonrası keder ve matem kaçınılmaz olabilir. Fakat her travmatik olay gibi, yaşanan yeni sürecin de bir süre sonra giderek etkisini kaybetmeye başlayacağı gerçeği olabildiğince göz önünde tutulmalıdır.

Çocuklarda Deprem Psikolojisi

Çocuklar, yaşam ve mekân kaybı gibi olaylara anlam vermekte, yetişkinlerden daha fazla zorlanırlar. Duygularını anlatmakta ise deneyimsizdirler. Yapılan araştırmalar özellikle çocukların yetişkinlere nazaran çok daha fazla zihinsel problem yaşadığını göstermiştir.

Çocuklarda, depreme bağlı psikolojik sıkıntılarla ilgili olarak dikkat edilmesi gereken birçok bulgu vardır. Bunlar arasında, huzursuz ve ajite davranışlar, öfke nöbetleri, uyku sorunları, korkunç rüyalar görme ve ağlayarak uyanma, kaybettiği kişinin hayaletini gördüğünü söyleme, arkadaşlarıyla beraber olma ve oyun isteğinin azalması, bebeksi davranışlar, dikkat bozukluğu, büyüklere aşırı bağımlılık geliştirme, yatak ıslatma, tanısı konulamayan ağrılardan yakınma, kusma, okul başarısında düşme sayılabilir. Çocuklar bazen de farkında olmadan travmatik olayları hatırlatan oyunlar oynayabilirler. Kabuslar da travmatik olayı yeniden yaşamanın tipik bir örneğidir.

Bahsedilen bu bulgulara göre çocuğa ilgili bir yaklaşımla yardımcı olunabilir. Özel zaman yaratıp onunla konuşmak, güven vermek, birlikte etkinlikler yapmak, onun sorumluluk almasına yardımcı olmak, bununla birlikte fazla sorumluluk yüklenmekten de kaçınmak, sorunun daha kısa sürede çözülmesine yardım edecektir. Kısacası çocukla daha fazla ilgilenmek en temel kriterdir.

Fakat uzun bir zamandan geçti ve tablo hiç açıcı olmadıysa çocuk profesyonel bir destek almalıdır. Çözümlenmemesi halinde travmanın etkisi, çocuğun ilerleyen yıllarda özgüvenini, bilişsel gelişimini, okul başarısını, sağlıklı aile ve arkadaş ilişkisi kurma becerisini olumsuz yönde etkileyebilir. Bazı çocuklarda, ilerleyen süreçte, depresyon, anksiyete ve çeşitli davranış sorunları ortaya çıkabilir.

Ruhsal Yara

Deprem gibi afet sonrasında fiziksel sağlığımızla ilgili yaraları sarmak kadar ruhsal anlamda yaralarımızı sarmakta bir o kadar önemlidir. Duygusal iyileşme, çocuk ve yetişkin tüm bireylerde, bedensel iyileşmeden farklı bir biçimde gerçekleşir.

Deprem gibi ağır bir travmanın yarattığı psikolojik etkiler, tamamen ortadan kalkmayabilir. İyileşme belirtileri, olaya daha az şiddetle duygusal tepki verme ve sorunlara çözüm geliştirme becerisinin artışı biçiminde gözlemlenebilir. Gelişim, ani değildir ve sürekli olumlu yönde ilerleyen bir seyir göstermez.

Stresli olaylar, yıldönümleri, özel günler, başkalarınca da benzeri durumların yaşanması gibi anımsatıcı olgular, iyileşmede geri dönüşlere yol açabilir.

Yaşanan trajedinin kabullenilmesi, yaşamın yeniden anlamlandırılması ve kalınan yerden yaşamsal sorumluluklara devam edilebilmesi yaralarımızı sarmada iyileşme sürecini kolaylaştıran en temel şeylerdir. Bu süreçte gerçekçi hedefler belirlenmeli, küçük pozitif şeylerin bile farkına varılmalı, kişi iç dünyasını güvenilir bir şekilde çevresiyle paylaşmaktan çekinmemelidir. Ancak bu sayede ruhsal yaramızı kapatmış oluruz.

Peki Kimden Yardım Alınabilir?

Bu konuda tabii ki işin uzmanları ruh sağlığı uzmanlarıdır. Yani psikiyatristler, psikologlar, psikolojik danışmanlardır. Bu uzmanlara başvururken alanında profesyonel olmalarına dikkat edilmelidir. Maalesef ülkemizde bu alan istismar edildiği için önüne gelen herkes kendisini psikolog ilan ediyor. Buna çok dikkat edilmelidir.

Buradaki tedavide asıl amaç danışana stresle başa çıkma becerisi ve matemle başa çıkma becerisi kazandırmaktır. Bunun için çeşitli terapiler var örneğin varoluşçu terapi, logoterapi gibi. Çok ileri bir seviyedeyse tabii ki ilaç tedavisi de gerekebilir.

Ek olarak kendim bir psikolojik danışman adayı olarak bölümüm gereği kendi alanıma değinmek istiyorum. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği, Psikososyal Travma Ekibi ile Arama Kurtarma Faaliyetleri sırasında ve sonrasında çocuk, ergen ve yetişkinlere gerekli psikolojik destek sunmaktadır. Özellikle okul psikolojik danışmanların travma yaşayan çocuk ve ergenlerle okullarda uzun soluklu psikososyal çalışmaları çok etkilidir.

Türk PDR Derneği’nin yanında Türkiye Kızılay Derneği, Türk Psikologlar Derneği, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği de sahada uzmanlarıyla yer almaktadır.

Şunu da belirtmek isterim psikososyal destek psikolojik ya da psikiyatrik tedavi değildir. Akıl hastalığı ya da ciddi fiziksel rahatsızlıklar konusunda bir danışmanlık ve terapi de değildir.

Psikososyal destek; afet sonrası ortaya çıkabilecek psikolojik uyumsuzlukların /bozuklukların önlenmesi, aile ve toplum düzeyinde ilişkilerin yeniden kurulması/geliştirilmesi, etkilenenlerin ‘normal’ yaşamlarına geri dönmesi sürecinde kendi kapasitelerini fark etmeleri ve güçlenmelerinin sağlanması, toplumda gelecekte ortaya çıkması muhtemel afet ve acil durumlarla başa çıkma/iyileşme/toparlanma becerilerinin arttırılması ve yardım çalışanlarının desteklenmesini içeren ve afet döngüsünün her aşamasında yürütülen çok disiplinli hizmetler bütünüdür.

Sonuç

Kısaca deprem, kişinin yaşamını can, mal ve anlam boyutlarında tehdit eden önemli bir stres unsuru olduğundan, tepki olarak ciddi psikolojik, sosyal uyum ve performans sorunları yaratmaktadır. Deprem felaketinin sıkça gerçekleştiği ülkemizde, insanların deprem konusunda bilinçlendirilmesi, bedensel ve psikolojik etkilere yönelik kendi kendine ve yakınlarına yardım konusunda eğitilmesi, gerekli durumlarda profesyonel destek olanaklarından yararlanabilmesi, toplum sağlığı açısından, en az yapıların imarı kadar önem taşımaktadır.

“Depremi önleyemeyiz, ama karakter sahibi liyakata önem veren vatandaşlar yetiştirerek depreme dayanıklı binalar yapan bir toplum olabiliriz.”

Doğan Cüceloğlu

2 thoughts on “Deprem Psikolojisi

  1. Değindiğin konular kesinlikle çok fazlasıyla önem arz eden konular. Bahsettiğin gibi toplumumuzu bu konularda yeteri kadar bilinçli hale getirmek senin gibi profesyonellerin yapabileceği ve aynı zamanda başarabileceği bir iş. Seni bu yazından dolayı canı gönülden tebrik ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir