Aydınlık Geleceğe !

Diktatör Psikolojisi: Hitler

Adolf Hitler dünya üzerine gelebilecek olan en korkunç diktatörlerden birisiydi. Nasyonalist Sosyalist Alman İşçi Partisi adı altında örgütlenerek Almanya idaresine seçildiği 1934 yılından ölümüne kadar Almanya Cumhurbaşkanı olarak görev yapmıştır. Saf Alman ırkının diğer ırklara karşın üstün olduğu fikri ve Almanca konuşan herkesi tek bir devlet altında toplama amacından dolayı II. Dünya Savaşı sıralarında çoğunluğu Yahudi olan milyonlarca insanı soykırıma uğratmış ve ölümüne yol açmıştır. Sebep olduğu tüm bu olaylar nedeniyle Adolf Hitler, insan topluluklarını tek bir fikre inandırma açısından tarihin gördüğü en büyük liderlerden; gerçekleştirdiği katliam ve soykırımlarla tarihteki en büyük diktatör ve soykırımcılardan biri olarak anılmaktadır. Hitler’i çoğumuz duyduğumuz ve gördüğümüz kadar biliyoruz. Peki bu görünenin arkasını hiç düşündünüz mü?

Gelin hep birlikte Freud’un deyişiyle buz dağının görünmeyen tarafına derinlere doğru inmeye başlayalım.

Sigmund Freud’un psikoloji bilimine en önemli katkılarından bir tanesi çocukluk yaşantılarımızın, özellikle ilk 6 yaşın, hayatımızın ilerleyen yıllarında kişiliğimizi ve karakterimizi belirlemesidir. Çocuk içinde büyüdüğü ortamı tanımaya koyulur ve anlamlandırmaya çalışır. Eğer çocuğun zihni karmaşık olaylara maruz kalır ve bu olayları da anlamlandırmada yetersiz kalırsa çocuğun kişiliği yanlış temellere dayanır. İşte şimdi biz de birlikte Hitler’in çocukluğuna ineceğiz ve bir diktatör nasıl bir çocukluk geçirmiş göreceğiz.

Hitler 5 çocuklu alt sınıf bir ailede yetişmiştir. Babası vaktinin çoğunu meyhanede geçirdiği için annesi ve kardeşleri meyhaneden eve getirirlermiş. Annesi ise çocuklarına düşkün bir kadınmış. Bunları Kavgam adlı kitabında Hitler anlatmaktadır. Babasını ailesine değer vermediği için suçlamaktadır. Annesine ise çok bağlıdır. Psikolojide Oedipus Kompleksi dediğimiz karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni saf dışı etme olayı Hitler içinde baya etkili olmuştur. Annesine bağlandıkça babasından nefret etmiştir. Annesinden yoğun ilgi ve sevgi görmesine karşılık babadan böyle bir şey göremeyince Oedipal gelişimi hızlanmıştır. Annesi Hitler’den önce 2-3 çocuk daha doğurmuş ve çocuklar daha bebekken ölmüştür. Hitler de narin ve ürkek bir çocuk olduğundan annesi onu koruyup kollamıştır. Hitler’in bu durumu evinde ve çevresinde önem teşkil etmiş. Ölen kardeşleriyle kıyaslanmış ve Hitler’in özel bir çocuk olduğunu düşünmüşlerdir. Hitler’e de yansıyan bu durum Hitler’in narsistik kişilik yapısının ve mesih kompleksinin alt yapısını oluşturacaktır. Öyle ki bu olasılık Hitler’den sonra doğan kardeşinin de ölmesiyle güçlenecekti.

Hitler kendisini artık Tanrı’nın koruduğunu söylemektedir. Bu yüzden cephede kendini tehlikelere atmış ve müthiş bir özgüven geliştirmiştir. Arkadaşları cephelerde ölürken o sağ kalıyordu. Hatta öyle ki kendisi cephede yemek yerken içinden bir sesin onu yerinden kaldırıp başka bir tarafa yönlendirdiğini kalkıp gittikten kısa bir süre sonra tam oturduğu yerde bir bomba patladığını ve arkadaşı hayatını kaybettiğini söyler. Ölümsüz olduğunu hissetmiş olması muhtemeldir. Hitler bu yüzden Almanların kurtarıcısı olduğuna ve ölmeyeceğine inanıyordu. Normal insanlar her canlı gibi kendi hayatlarının sona ereceğinin farkındadırlar. Dini ritüellerle bu dünyanın bir son olmadığını ahiret inancı geliştirerek ölümü anlamlandırmışlardır. Fakat Hitler ölümden hep korktuğu için bastırma savunma mekanizmasını kullanarak ölümü hep unutmaya çalışmıştır.

İçinde isyankâr bir havanın olduğunu bir sürü acı sahneler gördüğünü anlatmıştır. Freudyen görüşe göre erkek çocuğun kişiliğinin belirlenmesinde en etkili kişi babasıdır. Çocukta oluşan baba figürü kişiliğin temel yapıtaşını ve kişilik bütünlüğünü oluşturur. Baba eğer davranışlarında dengeli ve tutarlı bir üslup sergiliyorsa çocuk için en güzel rol modelidir. Fakat Hitler’in babası dengesiz ve tutarsız davranışlar sergilemiştir. Çocuklarının sevgisini kazanmak yerine onların nefretini kazanmıştır. Alkol almadığı zamanlarda yalan sevgiler göstermiş hatta toplumda saygı görülen bir kişi olmuştur. Alkol aldığında ise çocuklarına ve eşine şiddet göstermiş, kırbaçla sadist bir şekilde dövmüştür. Toplumda ise ailesi hor görülmüştür. Hitler kitabında bu zihniyeti sürekli olarak yermiştir. Baba sevgisinden eksik kalmış, dövülmüş ve rol model alacağı kimseyi bulamamıştır. Bu yüzden dış dünyayı çocuk yaşında yanlış ve çarpık bir şekilde algılamıştır. İçinde yaşadığı dünyayı suçlamış, güvensiz, adaletsiz ve tehlikeli bulmuştur. Sorunlarla baş edemeyeceğini düşünmüş ve dış dünyadan kendini soyutlamıştır. Ailesinden kimseye fazla bahsetmemiştir. Hiçbir zaman yakın bir dostu arkadaşı olmamıştır.

Hitlere güven ve sevgi vermesi gereken en önemli kişi olan babası davranışlarındaki tutarsızlıkla  aksine tedirgin edici, huzursuz edici duygular aktarmıştır. Babasından bulamadığı bu duyguları okulda aramaya koyulsa bile öğretmenlerinden de fayda görememiştir. Hitler tarihi seven bir adamdı. Tarihteki kahramanlardan ilham almış ve doyuramadığı hisleri Jül Sezar’dan, Napolyon’dan, Büyük Frederick’ten tedarik etmeye çalışmıştır. Fakat tek yanlı somut olmayan bir ilişki olmuştur. Hitler askerliğe politikaya merak sarmıştır. Bu seferde kahramanları kendisiyle özdeşleştirdiği politikacıları olmuştur. Onların politik tavrı Hitler’e şekil vermiştir. Askerlik yıllarında güçlü otoriter erkek liderlerle, onu yönlendirecek koruyacak erkeklerle tanışır. Askeri sorumluluk duygusuyla ve sadakatiyle örnek bir askerdir. Sıcacık aile ortamını çocukluğunda evinde bulamayan Hitler asker ocağında bulur. Görevlerini başarıyla yerine getirir. Komutanlarının saygısını ve sevgisini kazanır. Askeri görevlerine o kadar sadıktır ki yaralandıktan sonra bile komutanına görevine dönmek istediğini söyler.  Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde yer alan sevgi, saygı ve ait olma ihtiyaçlarını ailesinde karşılayamayan Hitler askerlik yıllarında tamamlamaya çalışmıştır. 

Zaman geçtikçe Hitler’in hatip yeteneğinin farkına varan komutanları onu siyasi hayatına adım atmaya yönlendirmişlerdir. Hitler bu hayata girdikten sonra narsist duyguları kabarmaya başlamış ve büyük bir güç haline gelmiştir. Babasının eksikliğinden doğan bu güç çok sonraları dünyayı kasıp kavuracaktı. Hitler her zaman kendisine rol model olacak kurtarıcı aramış fakat en sonunda kendisini bir kurtarıcı olarak görmüştür.

Psikanalistler Hitler’in her şeyden önce narsist bir liderlik tarzına sahip olduklarını söylerler. Narsist yapıdaki bir lider mesleğinde ve kariyerinde yükselebilir. Üstün başarılar elde edebilir. Mesela Hitler’e Almanya’nın girdiği birinci paylaşım savaşında gazilik ve düşük rütbeli subaylık unvanı verildi. First Class, Demir Haç vb. birçok ödül kazandı. Bu başarılar sadece dediğimiz gibi buz dağının görünen kısmıdır. Görünmeyen kısmında Hitler’in derinlerinde bir yerde gizlenen değersizlik duygusu, aşağılık kompleksi ve utanç duygusu vardır.

Hitler kendi değersizlik duygusunu açığa çıkartmamak için diğer insanları değersizleştirdi, ötekileştirdi ve bundan hiç suçluluk duygusu hissetmedi. Kendi yandaşlarını ise mükemmelliğinin bir parçası olarak gördü. Onlara büyük değer vererek büyük ve ihtişamlı biri gibi gözüktü. Zaten Nazi ırkının mantığını da bu oluşturdu. Kendi narsist kimliğini topluma da mal ederek etnik bir narsist yapı oluşturdu.

Narsistik kimliğe sahip bir lider olan Hitler nitekim Alman ırkının üstünlüğü savunuyordu. Kavgam kitabını okumuşsanız eğer orada Darvin’den etkilendiğini çok net bir şekilde görebiliriz.  Kitapta kendi etnik ırkı olan Alman ırkına üstün ırk diyor ve ondan sonraki seviye olan kültür taşıyıcılar kısmına Japonlar ve Türkleri koyuyor. Daha alt seviyede olan zencileşmekte olan ırklar kısmına Fransızları koyuyor. En altta da parazit, mantar ırk diye Yahudileri koyuyor. Onun üzerine de Yahudileri yok etmek istiyor. Bu tezini de 5 milyon adet bastırıp evlenmekte olan gençlere dağıtıyor. Bu sayede etnik ırkını örgütleyerek kendi narsist kimliğini topluma mal edip etnik narsism yaratıyor.

Hitler’in kendisini değerli ve özel hissettiren bir kadrosu vardı. Yandaşları liderlerini sürekli yüceltirlerdi. Kendisi ise bu yüceltilmeden çok hoşlanırdı ve Almanların onu Tanrı ile kıyaslamasından da zevk alırdı. Aşırı mükemmelliyetçi bir havaya o kadar bürününce kendisinin ölümsüz olduğunu dahi söylemiştir. Çünkü ondan önce doğup ölen kardeşlerinin aksine kendisi hayattaydı. Kırk kere suikaste uğramış ve hepsinden sapasağlam kurtulmuştu. Bu yüzden kendisi zehirlenmekten ve suikaste uğramaktan ilerleyen zamanlarda korkmuş paranoya olmaya başlamıştır.

Eleştiriye ise hiç gelemezdi. Karşısındaki insana söz hakkı bile vermezdi. Çünkü eleştirildiği anda Hitler’in derinlerinde gizli kalan değersizlik ve aşağılık kompleksi açığa çıkacaktı. Narsist duygusundan ve aşağılık kompleksinden ötürü kaba bir insandı ve insanları sürekli küçümserdi. Dolayısıyla hoşgörülü değildi ve asla insanlara taviz vermezdi. Hata yapsa dahi bunu kendisine mal etmezdi ve başkalarına yüklerdi. Kendi çıkarlarını hep ön planda tutardı. İnsanlara konuşma yaptığında hep ben dilini kullanırdı. Hatta öyle ki bir konuşmasında 138 defa “ben” kelimesini kullanmıştır.

Kısaca özetlersek bir insanı tarih yapan çocukluğudur. Bir insanının kişiliğini, karakterini oluşturan çocukluktan ve aileden gelen her şeydir. Hitler bir diktatördü aldığı kararlar milyonlarca insanın hayatına mal oldu. Soykırım ve katliam yaptı. Neden ve niçin yaptığının bir önemi yok. Fakat nasıl bir adam böyle bir şeye kalkıştı bugün onu anlattım size. Hitler’in özellikle baba faktöründen nasıl ve ne derece etkilendiğini yaşamının sonuna kadar etkilediğini görmüş olduk. Narsism, aşağılık kompleksi, mesih kompleksi, aşırı mükemmeliyetçilik, değersizlik duygusu ve oedipal kompleksinden bahsettik. Bir diktatörde olan rahatsızlıklar bunlardı. Bunların analizini umarım doğru aktarabilmişimdir. Esen kalın.

One thought on “Diktatör Psikolojisi: Hitler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir