DİYAR-I ACEM’DE TÜRK HAKİMİYETİ NASIL SON BULDU?

İran’ın bugün bulunduğu coğrafyada binlerce yıldır medeniyetler, devletler kurulup yıkılmıştır. İran tarihi yaygın olarak Pers tarihi olarak adlandırılır. Pers medeniyet coğrafyasında kurulmuş olan devletler sırasıyla Proto-Elam, Elam, Mana, Med, Ahameniş, Seleukid, Part, Sasani, Emevî, Abbasî, Tahirî, Alavî, Saffarî, Samanî, Büveyhî, Gazneli, Selçuklu, Harzemşahlı, İlhanlı, Muzafferî, Celayirli, Timurî, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevî, Afşar, Zend, Kaçar, Pehlevi ve İslâm Cumhuriyeti’dir. İçlerinde hanedan, yönetici sınıf isimleri olsa da İran coğrafyasında sürekli bir devlet geleneğinin olduğu su götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu konuda olan yanlış anlaşılmalardan biri ise bu devletlerin sürekli devam eden Fars devletleri olduğu sanılmasıdır fakat durum böyle değildir İran dönem dönem başka millet ve hanedanlıkların egemenliği altında kalmıştır. Antik dönemdeki gücünü Yunan diyarlarına kadar yayan Pers İmparatorluğu’ndan sonra yönetici olarak sürekli başka milletlerin egemenliğinde bulunmuştur.

İslamiyet’in doğup genişlemesiyle birlikte İslam devletinin egemenliğine girmiştir. Daha sonraları ise Arapların güç kaybedip Türklerin gücü ele geçirmesiyle Türk egemenliğine girmişlerdir. Selçuklular ve Safevî devletleri buna örnektir.

Safeviler ve Şiilik

Safevî hanedanlığına ayrı bir parantez açmamız gerekmektedir. Bunun nedeni Safevî Devleti’nin günümüz İran devletinin temel mantığının oluşturulmasıyla alakalıdır. Bu mantık aslında dini özellikle alakalıdır çünkü Safeviler ile önceki devlet olan Akkoyunlu teşkilatlanması arasında büyük bir fark yoktur. Safeviler teşkilat yapısı olarak Akkoyunluların devamı niteliğindedirler. İran’ın temeli konusunda Akkoyunluların değil de Safevî devletinin olmasının nedeni Safevîlerin On İki İmam Şia inancı temelinde şekillenmiş olmasıdır. Safevî Devleti’nin kuruluşu İslam tarihinde önemli bir kırılma ve büyük bir olaydır. Şah İsmail On İki İmam Şiiliğini resmi mezhep yapınca Sünni Osmanlı ve Özbek devletlerine rağmen kendi devletini muhafaza edebilecek ve bu devletlere karşı koyabilecek bir ideolojiye sahip oldu. Öyle ki bu ideoloji farklı onların dışarı karşı birliğini pekiştirdi. Toynbee, Tarih Üzerine Çalışma adlı eserinde bu çıkışı “Şiiliğin dirilişi ve İslam tarihinde bir sapma” olarak değerlendirmektedir.

Şah İsmail

Tarih incelenirken bugünün etkisi altında kalındığı açıktır. Çünkü daha önce İran Şiiliğin merkezi değildir. Şiilik İran’da Şah İsmail ile birlikte merkezi ve güçlü bir hale gelmiştir. Merkezileşmeden önce de fikirsel olarak mezhep ve sufiliğe tutunma ihtiyacı hissetmişlerdir. Bunun en büyük nedeni 12.-14. Yüzyıllar arasında süre gelen Moğol ve Timur istilasıdır. Bu büyük istilacı güce karşı koyabilecek güçleri zaten olmadığı için mezhepsel bir direniş sergilemişlerdir. Moğol ve Timur saldırıları sonucu şehirler ya yıkıldı ya da viran oldu örgütlenmiş yapılar yok olmaya yüz tuttu, güvensizlik ve tahrip edilmiş yollar yüzünden ticaret durma noktasına geldi.  Şiilik yerleşmiş olsa da Safevî döneminde bile hala İran veya İran milleti kavramından eser yoktur. Bu yönetim 1501-1760 yılları arasında ayakta kalmıştır.

Devletin son dönemlerine doğru ülke bölgesel sorunlarla uğraşmış ve başka hanedanlıkların yönetimine geçmiştir. Mezopotamya’da Araplar, Horasan’da Peştunlar egemenliği ele geçirmiştir. Bu süreçte Afşar Türkleri yönetimi ele geçirmiş ve bölünmelere son vermiştir. Bunu yapan lider Nadir Şah’tır. Daha sonra ise 40 yıllık Zend hakimiyeti başlamıştır. Bu uzun yıllar süren Türk egemenliğindeki bir istisna gibidir. Zendleri yıkan ise yine bir Türk boyu olan Kaçarlardır. 1795’te başlayan Kaçar hakimiyeti 1925’te son bulmuştur.

Nadir Şah

Kaçar Hanedanı Dönemi

Kaçar devrine ayrı bir parantez açmak gerekmektedir çünkü Avrupa ile ilişkilerin başlaması ve yoğunlaşması, modernleşme, askeri modernizasyon bu dönemde gerçekleşmiştir. Ortadoğu ve Doğu toplumlarının geride kalmaya başladığı bir dönemde İran’da bu durumdan nasibini almıştır güneyden İngiliz tehdidi kuzeyden Rus tehdidi baş göstermiştir. Kaçar dönemine siyasi olarak damga vuran ise Rus tehdidinin artmasıdır.

Kaçar Şahları

Ruslar Gürcülerden sonraki hedef olarak gözünü Azerbaycan’a dikmiştir. Batılı devletler ise bu durum karşısında aynı Osmanlı’ya yaptıkları gibi Rus tehdidi karşısında İran’ı desteklemişlerdir. Bunun önemli bir nedeni Hindistan ve sömürge yollarının tehdit altına girmesini önlemekti. İran’ın batıyla artan ilişkilerinin bir diğer nedeni ise Kaçarların son dönemlerinde oluşmaya başlayan ve gittikçe artan İran milliyetçiliği ve Türk düşmanlığının artmasıdır.

Rusya’yla İran savaşmışlar ve Azerbaycan bölünmüş; Nahcivan, Erivan gibi bölgeler de elden çıkmıştır. Yapılan Türkmençay’ı Antlaşmasıyla Ruslar İran’ın içlerine elçi atama hakkı ve Rusya’nın istediği gibi ekonomik anlaşma yapma hakkı kazanmışlardır.

Haritada gördüğümüz gibi 1813’ten itibaren toprak kayıpları olmuş ve 1857’de imzalanan Paris Antlaşması ile İran bağımsız bir devletten çok İngiltere-Rus mücadele sahasına dönüşmüştür. Bu dönem Avrupa’nın ne kadar ilerlemiş olduğu ortaya çıkmaktadır çünkü aynı dönemde Osmanlı da artık çöküş dönemine doğru gitmekteydi. İki devlette ya Rus tehdidi ya batı tehdidi arasında bıçak sırtında varlığını devam etmeye çalışmaktaydılar.

1905-1907 Anayasa Devrimi, monarşinin sınırlanması ve meşruiyet kaynağının halka geçmesi açısından önemlidir. Osmanlı’ya göre İran’da demokratik düşünceler bir yüzyıl geç kalmıştır denilebilir çünkü Osmanlı, ilk anayasası niteliğindeki belgesi sayılan Senedi İttifak’ı 1808 yılında imzalamıştır. Buna rağmen meşrutiyet dönemi Osmanlı ile yakın benzerliklerle gerçekleşmiştir. Hareketin başlangıcı Tütün İsyanı’na kadar dayanıyor. Kötüleşen ekonomi, dünyada artan özgürlük hareketleri, hürriyet ve adalet fikirleri meşrutiyete geçişte etkili olmuştur.

Son Kaçar Şahı Ahmet Şah

İran gibi yer altı kaynakları bakımından zengin bir ülkede batılıların çıkar kovalaması ve iştahla saldırması kaçınılmazdı. İran’ın zayıf ekonomisinden faydalanan İngiliz ve Rus hükümetleri nüfuzlarını arttırmak için çeşitli siyasi manevralar yapmışlardır. Örneğin İngiltere yeni coğrafyalar girebilmek için şirketlerini kullanmaktadır. Diğer taraftan iki devlet imzaladığı antlaşmaya göre İran iki nüfuz bölgesine ayrılıyordu.

 I-İran’ın güney doğu kısmı İngiltere’ye bırakılacaktır.

2- Azerbaycan ve kuzey kısmı ise, Rusya’nın nüfuzu altına verilecekti. Orta kısımda ise, yansız bir bölge bırakılmıştı.

Pehleviler Dönemi

Sovyet destekli Mirza Han önderliğindeki ayrılıkçılar, Gilan’dan Tahran’ı ele geçirme amacıyla istilaya giriştiler. Bu yaşanan krizden fayda sağlayan ise Rıza Pehlevi olmuştur. Seyyid Ziyaeddin Tabatabi ile ortak bir darbe girişimi gerçekleştiriyorlar. İngiltere’nin teşvik etmesi ve desteklemesiyle Rıza Şah’ın darbesi başarılı olmuştur. Ülkenin adı artık İran olarak değişmiştir. Başta cumhuriyet kurmak isteyen Pehlevi, ulemanın ısrarı ile 1925’te tahta çıktı ve bir dönem kapanıp Pehlevi hanedanlığı başladı. Pehlevi döneminde Anglo-İran şirketi ülkede karar verici noktaya gelmekteydi ve İran’ın petrolleri İran halkından ziyade İngiltere’ye akmaktaydı.

Rıza Pehlevi

Rıza Pehlevi, tahta çıktıktan 15 yıl sonra Tahran’ın işgali ile tahttan feragat edip yerini oğlu Muhammed Rıza Şah’a devretmiştir. Bu durumu tetikleyen ise Rıza Şahın Nazilerle yakınlaşmasıydı. Muhammed Rıza Şah ise değişen dünyada kendine yeni bir hami bulmuştur, bu haminin adı ABD’dir. ABD ve SSCB’nin İran üzerinde giriştiği üstünlük mücadelesi Soğuk Savaş’ın ilk mücadele örneği olarak tarihe geçmiştir. 


Kaynaklar

Sarıkaya Yalçın, “Geçmişten Günümüze İran: Tarih, Siyaset, Toplum ve Kültür.”, Dış Politika Araştırmaları Merkezi Rapor No 2, (2012), s. 9.

TAFLIOĞLU, M. Serkan, et al. İran Türk Safevi Devleti’nin Kuruluşu ve Türk Tarihine Stratejik Etkisi. TURAN-SAM, 2012, 4.13: 105-115.

Mohammednejat Hamidreza, “Osmanlı-Safevî İlişkileri (1501-1576).” Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara (2015) s. 106.

Osman Kimya, “Nadir Şah Afşar Dönemi Osmanlı-İran Münasebetleri ile İlgili Türkiye’de Yapılan Akademik Çalışmalar.”, Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi 5.14 (2018), s. 50.

Okan Yeşilot, “Türkmençay Antlaşması ve Sonuçları.”, AÜ Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 36 (2008), s. 190.

Selda Kılıç, “İran’da ilk Anayasal Hareket (1906 Meşrutiyeti).”, AÜ Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Tarih (2002), s. 144.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir