Aydınlık Geleceğe !

DOĞU AKDENİZ ÜZERİNE BİR RÖPORTAJ

1) Bugünü anlamamız açısından denizcilik geçmişimizle ilgili bilmemiz gereken konulardan kısaca bahsedebilir misiniz?

Denizcilik tarihimiz İskitlere (Saka) kadar dayanmaktadır. 11. yüzyıldan itibaren Türkler, Karadeniz ve Akdeniz’de denizcilik alanında askeri faaliyetlere başladı. Ardından Anadolu’da (İzmir) donanmayı oluşturan/kuran Amiral Çaka Bey, Türk denizciliğinin parlamasının dönüm noktası olmuştur. Çaka Bey, Ege Denizi’ne yönelmiş Koyun, Sakız ve Midilli adalarını Bizanslılar ’ın elinden almıştır. Koyun Adaları savaşı,  Türk Donanması’nın ilk deniz savaşıdır ve kazanmıştır. Türk donanmasının başarısını sürdüren Osmanlı olmuştur. Barbaros Hayreddin Paşa, Turgut Reis, Piri Reis ve Oruç Reis gibi isimler, Osmanlı İmparatorluğu’nun denizlerde egemenliğini hâkim kılmış, çeşitli zaferlere imza atmış ve önemli eserler bırakmışlardır.

Bugün Avrupa, Kuzey Afrika ve hatta Doğu Asya’da bile Türk bahriyesinin kabirleri bulunmaktadır. Buradan şu sonucu çıkarmamız gerekir; Türk Donanması, sadece Anadolu coğrafyasında değil, aynı zamanda dünyanın dört bir yanında faaliyet yürütmüş ve Türk denizciliğini dünyaya örnek olarak göstermiştir.

Denizcilik tarihimiz ne yazık ki olumsuz gelişmelerle de karşılaşmıştır; İnebahtı savaşı, Çeşme ve Navarin baskınları her ne kadar Türk Donanmasını yıpratsa da, Cumhuriyet’ten sonra Donanma eski gücüne kavuşmuş, yeniden Karadeniz, Adalar Denizi ve Akdeniz’de bir bütün olarak varlığını sürdürmüş ve hala daha sürdürmektedir. Geçtiğimiz 20 yıl içerisinde de Fetö’nün kirli kumpaslarına rağmen Türk Deniz Kuvvetleri, caydırıcılığını yitirmemiş, kararlılığını sürdürmüş ve Türkiye’nin bugün hem masada hem de sahada etkin gücü olmuştur. Türk Milleti, son yıllarda Türk Donanmasına daha da sahip çıktığını göstermiş, denizler üzerindeki mutlak bilinci Türk Bahriye’sinden kazanarak, denizcilik anlayışını olumlu yönde ileri taşımıştır.

2) Gayri askeri statüdeki adalar hangi anlaşmalarla belirlendi, şu anki durum nedir?

1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Barış Antlaşması gereğince Adalar Denizi’ndeki 23 ada gayri askeri statü konumunda olması kararlaştırılmıştır. Adalarda, sadece kolluk kuvvetlerinin görev yapacağı belirtilmiştir. Bunun dışında askeri birlik, herhangi bir askeri üs/karakol, havaalanı, deniz üssünün ve silah sistemlerinin kurulması anlaşma gereğince yasaklanmıştır.

Fakat, 1952’den bu yana adalar hızlı bir şekilde kolluk kuvvetleri haricinde silahlandırılmış ve askerileştirilmiştir. Söz konusu 23 adanın tamamında tahkimat yapılmış, askeri birlikler konuşlanmış, milis grupları oluşturulmuş, çeşitli kara, hava ve deniz üsleri inşa edilmiştir. Yunanistan, bu durumda adaların hukuki statüsünü bozmuştur, bozmaya da devam etmektedir. Bu hukuksuz girişimlerin anlaşma üzerindeki sonuçları tabii ki de olacaktır; Yunanistan’ın egemenliği altında bulunan 23 adanın aidiyeti ortadan kalkmıştır, adaların egemenliği tartışmalı hale gelmiştir. Biz uydu üzerinde ve görsel bir şekilde bunun delillerini ortaya sunduk. Bildiğiniz üzere Türkiye, hukuki statüsü ihlal edilen adalar üzerinde NAVTEX yayımlayarak Yunanistan’a bir mesaj vermektedir. Yunanistan, vurdumduymaz bir şekilde hareket edip, Türkiye’nin bu konudaki yaklaşımlarını dikkate almamaktadır. Yunanistan’ın bu tavırları ve hala daha hukuk tanımaz davranışları, kendilerini zorlu bir sürece sokacaktır. Bu süreçte Yunanistan, egemenlik ve hak iddia ettiği hem deniz alanları hem de adalar üzerinden vazgeçmek zorunda kalabilir. Biz kimsenin sabrını sınamıyoruz, fakat Yunanistan kendi kamuoyunu tatmin edebilmek için bizim nabzımızı yoklamaktadır. Belki şimdilik rüya görüyor olabilirler; fakat rüyalarında bile gerçekleri gösterecek ve acı sonuçları kendilerine hissettirecek kadar kabiliyetli ve güçlüyüz. Tarih değil, olaylar tekerrür eder; olayların tekerrür etmemesi temennisi ile Yunanistan’ı uyarıyoruz, aklı selime davet ediyoruz.

3) KKTC’ de Ersin Tatar’ın cumhurbaşkanı seçilmesi Akdeniz’de köklü bir değişiklik meydana getirir mi?

Ersin Tatar’ın seçilmesi Türkiye için olumlu sonuçlar doğuracağı gibi, Kıbrıs Türkeri’nin bekası için de önemlidir. Mustafa Akıncı dönemindeki çelişkili Doğu Akdeniz politikaları, Rum Yönetimi ile federasyona kadar gidecek samimi ilişkiler ve Türkiye ile zıtlaşmalar, zannediyorum ki Tatar döneminde farklı bir boyut kazanmış, değişmiştir. Tatar’ın Türkiye ile ilişkileri, Rum Yönetimi’ne karşı kararlı tavrı, Kıbrıs meselesine dair ata bilinci ve Doğu Akdeniz üzerindeki ciddi tutumları, yeni bir dönem için son derece olumlu yaklaşımlardır. Ersin Tatar, Kıbrıs Meselesine dünden bugüne sahip çıkan ve Kıbrıs Türkleri ’nin haklarını her zaman dile getiren bir politikacıdır. Sadece bir politikacı değil, aynı zamanda kıymetli bir devlet adamıdır. Tatar döneminde, Türkiye ile ilişkilerin daha da güçleneceğini, Kıbrıs meselesinde Kıbrıs Türkleri ‘nin bekasının vazgeçilmez savunucusu olacağını ve Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları üzerinde hak ve menfaatlerinden vazgeçmeyeceğini düşünüyorum. Bizim de Türk Milleti olarak, Ersin Tatar’ı desteklememiz gerektiğini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından da adada yalnız bırakılmaması gerektiğini tavsiye ediyorum. Unutulmamalıdır ki, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin en önemli müttefiki ve güvenlik açısından da önemli bir konumda yer almaktadır. Her şeyden önce Kıbrıs Türkleri, yıllardır Rum terör örgütlerine ve Rum ırkçı çetelerine rağmen adada Türk varlığını sürdürmüş, benliğini kaybetmemiştir. Bu Türkiye Cumhuriyeti açısından son derece önemlidir.

4) Irini operasyonu nedir ve geçtiğimiz günlerde bu kapsamda gerçekleşen gemi baskınında ne oldu? Türkiye bu durumda neler yaptı, sizce neler yapması gerekirdi?

Türkiye, Irini Operasyonu bünyesindeki üst düzey Yunan/Fransız yetkililerin provokasyonu ile karşı karşıyadır. Bu provokasyon süreci, geçtiğimiz aylarda yine Libya açıklarında ‘Türkiye tarafından Fransız savaş gemisine kilit atıldığı’ iddiası ile başladı. Türkiye’yi, Doğu Akdeniz’de ‘haydut devlet’ olarak göstermeye çalışanların maskesi, bu olayda tamamen açığa kavuşmuştur. Bayrak devletinin onayı alınmadan gemiye çıkmanın deniz hukukunda ve uluslararası anlaşmalarda konumu nedir? Saatlerce gemide arama yapıp mürettebatları rehin almanın haklı bir tarafı nedir? Her şeyden önce NATO içinde veya dışında müttefik olarak gördüğünüz bir ülkeyi uluslararası kamuoyunda suçlamaya çalışmak müttefiklik ruhuna uygun mudur? Bu soruların cevabını daha önce de kurdukları kumpaslarda da duymak istemiştik, fakat cevap vermeye tenezzül etmemelerinden ziyade utanma duygularının yoksunluğu ne kadar çaresiz ve aciz durumda kaldıklarını göstermektedir. Irini Operasyonu’nun asıl hedefi Türkiye’dir; Türkiye ile Libya arasındaki ilişkileri baltalamak, anlaşmaları sona erdirmek üzere kurgulanan bir tiyatro sahnesidir. Zaten ironik bir durumla karşı karşıya kalıyoruz; silah ambargosunu denetlemekle görevli olan Irini Operasyonu kapsamındaki ülkeler (Fransa ve Yunanistan), silah ambargosunu Mısır üzerinden delmektedir. Mısır’a sevk edilen sözde ticari gemilerinin (Yunan/Fransız bandıralı) içindeki silahlar, teçhizatlar ardından Libya’daki savaş suçlusu Hafter’e gönderilmektedir. Bu olay, küçümsenmemeli basit görülmemelidir. Türkiye, bu konuda hukuki dayanaklarını sonuna kadar kullanmalı, dile getirmelidir. Sosyal medyada yer alan FETÖ’cülere dikkat edin; Türkiye’yi silah ambargosunu delmekle suçlayıp, algı operasyonları başlatarak Deniz Kuvvetlerini hedef almaktadırlar. Ülkemizde, ne yazık ki bu algılara kapılanlar oluyor, dikkat edelim.

Doğu Akdeniz Politik- Kurucu/Yönetim Kurulu Başkanı Caner Çiftçi

6 thoughts on “DOĞU AKDENİZ ÜZERİNE BİR RÖPORTAJ

  1. If you want to grow your familiarity just keep visiting this website and be updated with the newest information postedhere. Willie Humbert Weaks

  2. Nice post. I learn something new and challenging on websites I stumbleupon everyday.
    It’s always useful to read content from other writers and use a little
    something from other websites.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir