Politika Ve Strateji

DÜN VE BUGÜN DAĞLIK KARABAĞ

 

Karabağ Sorunu 18. yüzyıl başlarında Rusya’nın bölgedeki baskıcı ve yayılımcı politikalarıyla temellenmiştir. Rusya bahsi geçen bölgenin sosyokültürel değerlerini yıkmak ve nihayetinde demografik yapısını bozmak adına çeşitli ezici eylemlerde bulunmuştur. 19. Yüzyıla gelindiğinde ise Türklere asırlar boyu yurt olmuş olan bu bölge artık Ermeni yoğunluklu, temelde ise Hristiyanlaştırılmış bir bölge haline getirildi. Böylece Ermenistan hiçbir hukuki dayanağı olmadan Azerbaycan topraklarını %20 oranında işgal etmiştir. Bölgede yaşayan 1 milyonu aşkın Azerbaycan Türkü ise asıldı, yakıldı, esir edildi, sürüldü. Ve nihayet Sürgüne gönderilen, asılan, yakılan, esir edilenlerin torunları 27 Eylül 2020 de hakları olanı geri almak için cepheye koştular, Karabağ’ girdiler. Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan ortaklığı ile 10 Kasım 2020 tarihinde bölge işgalden kurtarıldı.  

Konu geniş bir objektiften incelenmesi gereken asırlık bir davadır. İncelemenin sağlıklı olması adına ilk etapta Karabağ’ın köklerine inildiğinde ; “Karabağ” adı, hala tam olarak manası noktasında net bir çözüme kavuşamamış olsa da, İslamiyet Öncesi Türker’de ‘’kara’’ kelimesinin kuzey, ‘’bağ’’ kelimesinin ise pay ya da mülk anlamına geldği düşünülürse Karabağ’ın anlamı için “Kuzeydeki Mülk ya da Kuzeydeki Pay” manasını taşıdığını söylemek oldukça mümkün. İlk kez 14. yüzyıl Fars ve Ermeni kaynaklarında bu ada rastlanmaktadır. Karabağ birçok ad ile anılmıştır. Bu adlardan en dikkat çekici olan ise “Artsah(Arsak)/Varsak” adıdır. 19. Yüzyıla kadarki periyotta bulunan tarihi kaynaklar incelendiğinde Arsak adıyla anılan Türk boylarının varlığına rastlanmak oldukça mümkün. Varsaklar Oğuzların Üçok koluna bağlı bir Türk Boyu’dur. Arsaklar ise eski bir Türk Kavim olan İskitlerle bağlantılıdır. Arsak kelimesi ‘’Yiğit Sak’’ yada ‘’Sak Erkeği’’ anlamlarına gelmektedir. MS 100’lü yıllarda Türk göçlerinin bölgeye gerçekleşmesiyle birlikte Karabağ Türkler için önemli bir yerleşim yeri olmuştur. Karabağ’a yerleşen ilk kavim Sakalar’dır. Saka halklarından yada boylarından biri olan Arsaklar, 4,400 km2 lik Karabağ Bölgesi’nin tamamına hâkim olarak uzun yıllar burayı yurt edinmişlerdir. Daha sonra bu bölge Hazarlar ve Müslümanlar tarafından işgal edilmiştir. Ermeni kaynaklarında Karabağ’da sırasıyla şu halkların oturduğunu belirtilir: Saklar, Gargarlar/Gargalar, Utiler, Hunlar, Hazarlar, Basiller ve son olarak 6. Yüzyılda  Oğuzlar . Kuvvetli ihtimaldirki arazinin uygun oluşu ve hayvancılıkla meşgül olan türklerin buradaki geniş otlak alanlarının varlığını keşfetmiş olmalarından kaynaklı olarak bu bölgeye yerleşmeleri gerçekleşti. İlerleyen süreçte Karabağ; Selçuklular’ın, Azebaycan Atabeylikleri’nin, Moğollar’ın, İlhanlılar’ın, idaresine girmiştir. Anadolu Selçuklu’nun dağılma sürecine girmesiyle başlayan 2. Türk Beylikleri Dönemi incelendiğinde ise Karakoyunlu, Akkoyunlu devletlerinin idaresine girmiştir. 1500’lü yıllarda Safevi ve ardından 1796 yılında ise Kaçarlar Hanedanlığı’nın yönetimine girmiştir. Rusya İmparatorluğu  Kaçarlar Hanedanlığı (İran) ile girdiği savaşı kazarak  12 Ekim 1813 Gülistan Antlaşmasını imzalayarak karabağı’ ın yönetimini almıştır.  Ruslar, tam anlamıyla buradaki yönetimi ele geçirmeyi 1826 yılında başarabilmiştir. 

 Rusya İmparatorluğu ve Kaçar Hanedanlığı arasındaki son büyük savaş olan 1826-1828 yılları arasındaki Rus-İran Savaşı yine İran’ın yenilgisiyle sonuçlandı. Savaşın ardından  imzalanan Türkmençayı Antlaşması Rusya’ya Nahçıvan’ı da topraklarına katmış, bölgede avantajlı bir köpru ve tampon bölge oluşturmuştur. Oluşturulan bu köprünün varlığı Osmanlı Devleti tarafından 14 Eylül 1829 tarihli Edirne Antlaşmasının imzalanmasıyla tanınmıştır. Bu sayede Rusya Kafkasya üzerinde uygulamak istediği demografik değişiklikleri çok daha rahat hayata geçirebilme fırsatını elde etmiştir. Rusya bu antlaşmalar ışığında Osmanlı topraklarında ve İran’da yaşayan Ermeni halkı Kafkasya’ya göç etmesi için teşvik etmiştir. Bu teşvikler içerisinde vergi muhafiyeti ve tarım desteği gibi maddeler mevcuttur. Ruslar, toprak sahibi müslümanları bölgeden sürmek ve bu bağlamda kıtlıkla başbaşa bırakıp göçe mecbur etmek adına Ermeni Ruhban Sınıfı’yla organize olmuştur.  

Nüfusun büyük bir yüzdesi 1830lu yıllara kadar Azerbaycan Türkleri’nden oluşurken, bu çoğunluk uygulanan Rus-Ermeni politikalarıla 1900’lü yıllarda eritilmiş, Ermeniler çoğunluk olmuştur. Artık Rusya bölgedeki hıristiyan varlığını artırıp kafkaslarda daha emin ve güvendeydi. Bu işgaller ve asimilasyon politikaları sonucunda Ermenistan Cumhuriyeti temelleri oluşmuştur.  1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Rusya ve Ermenistan askeri ittifak imzalayarak derhal Karabağ’a özel askeri birlikler yerleştirilmiştir. 1991-1993 yılları arasında ise Ermeni-Rus güçlerinin bölgedeki kan donduran zulmü binlerce Azerbaycan Türkü’nün, genç, yaşlı,çocuk demeden canını aldı. Bu katliamların belkide en büyüğü  26 Şubat 1992 yılında Karabağ’ın Hocalı kentinde meydana gelen soykırım vahşetidir. Bu katliamda yaklaşık olarak 33 çocuk, 106’sı kadın olmak üzere toplam 335 kişi katledildi. Bu katliamda 150 kişinin ise kaybolduğu eklenen bilgiler arasında yer almakta.  

Ermenistan bu süre zarfında Azerbaycan’ın topraklarının %20 sini zapt etmiştir. 1994 yılında Rusya’nın arabuluculuğu ile Emenistan-Azerbaycan ateşkesi imzalamış olsa da Ermenistan bu %20lik bölgeden çıkmamış ve işgalci devlet olarak bu bölgeyi elinde tutmuştur. Azerbaycan yıllar içerisinde oldukça iyi bir ivme kazanarak ekonomik ve askeri alanda ilerleme kaydetmiştir. Bu işgalden kurtulmak isteyen Azerbaycan, Moskova’dan uzaklaşıp Amerika ile yakınlaşma eğiliminde olan Paşinyan Hükümeti’ni doğru zaman olarak değerlendirerek 27 Eylül 2020 sabahı başlayan çatışmayla, Türkiye Cumhuriyeti’nin de askeri, lojistik desteğiyle Ermeni birliklerine saldırı başlatmıştır. Rusya bu defa tarafsızlığını ilan edip bölgedeki müttefiki olan Ermenistan’a destek vermeyi reddetti. Bunun sebeplerinden biri, Ermenistan’nın kendi doğal kaynaklarına sahip olmaması, ekonomisinin bozuk olması gibi sebeplerden kaynaklı olarak tabiri caiz ise Moskova’dan aldığı harçlıkla kendini idame ettirebilen bir devlet olması. Bir diğer sebep ise Rusya’nın, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını tanımasıyla Ermenistan’ın yanı sıra alternatif ileri karakol yönetimlerinin ortaya çıkmasıdır. Bunlardan en önemli olan nokta ise Ermenistan’ın Rusya’nın ezeli düşmanı Amerika’yla yakınlaşma eğilimlerinin fark edilmesidir. Dolayısıylada Rusya’nın, ticari ve askeri anlamda bağımsızlığını sağlamış, daha manalı ve sağlam menfaatlerinin bulunduğu Azerbaycan ile sıcak ilişkilerin devamını sağlamak istemesidir. Neticede Rusya, yer yer çıkarlarına ters faaliyetlerde bulunan ve artık kendileri için yeterince samimi olmayan Paşinyan yönetimine cezayı kesip yeni kurulacak hükümete de şimdiden göz dağı vermiştir. Ermenistan Hükümeti ise Rusyanın bu tavrı karşısında diğer dünya devletlerini Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan’a karşı kışkırtıp yardım dilense de beklediği desteği göremeyerek yenilgiden kurtulamamıştır.  

Nihayet tarihler 10 Kasım 2020 yi gösterdiğinde  Ermenistan Cumhurbaşkanı Paşinyan’ın yenilgiyi kabullenmesi ve Rusya garantörlüğünde 2020 Dağlık Karabağ Ateşkes Antlaşması’nın imzlanmasıyla Karabağ’daki savaş durdurulmuş ve Azerbaycan’ın galibiyeti tescillenmiş oldu. Bu galibiyette taktiksel manda en büyük rol David Hambling’in de American Forbes dergisinde belirttiği üzere; Türkiye Cumhuriyeti tarafından üretilen Bayraktar TB2 İHA/SİHALARI. Hambling imzalı yazıda, başta Bayraktar TB2 olmak üzere Türk İHA/SİHA’larının Suriye ve Libya’nın ardından Karabağ’da da farkını ortaya koyduğunu belirtilerek ”En ölümcül olanlar Türkiye tarafından tedarik edilen Bayraktar TB-2 dronlarıydı” dedi. Yapılan antlaşma neticesinde asırlık türk yurdu ait olduğu yere bağlanmış ve nice zulüm gören mazlumun intikamı alınmıştır. 

-Mehmet Köse

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir