Politika Ve Strateji

Ermeni Sorunu’nun Doğuşunda Düvel-i Muazzama

Bu yazımda Ermeni Sorunu’nun sıfır noktasına inip, bu sorunun oluşmasında büyük devletlerin ne denli etkili olduğunu inceleyeceğiz. Düvel-i Muazzama dönemin büyük devletleri için kullanılan bir ifadedir. Bilindiği üzere hiçbir sorun kendiliğinden ortaya çıkmaz ve yok olmaz. Bu sorunun konusu devletler ve siyaset olunca işler her zaman daha karmaşık bir hal alır. Tabiri caizse Roma’nın bir günde kurulmadığı gibi Türk Ermeni ilişkileri de bir günde bozulmadı. Net ilişkilerin başlaması Büyük Selçuklu akınlarıyla birlikte olmuştur. Hatta Bizans’ın fethinde Ermeniler yardımcı bile olmuştur.

Ermeniler Selçuklu hükmüne girince dilini, dinini koruyarak milli kimliğini bugüne kadar muhafaza etmiştir. Bu durum Osmanlı’da da bu şekilde devam etmiştir. Hatta dini merkezleri Osmanlı’nın gelişimiyle beraber Taht şehirlerinde kendine yer bulmuştur. İstanbul’un fethedilmesiyle birlikte Fatih Sultan Mehmet’in meşhur fermanıyla Ermeni Patrikhanesi eskinin Konstantinapol’ü yeninin “Dersaadet’inde” yerini aldı.

II. Mehmet

Anadolu’da Yavuz döneminden bu yana isyanlar vardı lakin bu isyanlar daha çok ekonomik nedenli isyanlardı. İsyanlar padişah değiştirecek noktalara kadar geldiyse de medet yine Osmanoğlu’ndan beklenirdi. Bu isyanlar bölücülük ve milliyet temelli değildi. Zaten bu isyanlarda Ermenilerin bahsi geçmez. Peki ne oldu da millet-i sadıkadan bugünkü duruma gelindi.

Dünya, 1789 yılında meydana gelen ve sonunda kralı ve binlerce insanı giyotine götüren Fransız İhtilali ile birlikte büyük bir siyasal çalkantılı döneme girmiştir. İnsan hakları, ulus-devlet gibi kavramlar daha yüksek sesle dile getirilmeye başlanmıştır. Ulus-devlet taleplerinden, çok uluslu yapıya sahip Osmanlı Devleti de nasibini almıştır.

Büyük devletlerin isyanların yayılmasında ne kadar etkili olduğuna en iyi örneklerden biri Sırp ve Yunan kıyası olabilir. Sırbistan Osmanlı’ya ilk başkaldıran milletlerden biridir fakat 1804’te başlayan ilk isyanlara rağmen bağımsızlığına 1882’de ulaşmıştır. Yunanistan ise çıkardığı isyan bastırılmasına rağmen Navarin’de İngiliz-Fransız-Rus gemilerinden oluşan bir İbrahim Paşa’nın donanmasını yaktı. Karadan da Edirne’ye kadar dayanan Rus ordusu Yunan bağımsızlığını 1829 senesinde dayattı. Anlaşıldığı üzere isyanların sosyal ve ekonomik alt yapılarının yanında büyük devletlerin baskıları önemli yer tutmaktadır.

Navarin Baskını

Fransa’nın Etkileri:

Fransa, Osmanlı coğrafyasında kendi menfaatleri için kullanabileceği Ermenileri Katolikleştirme arayışları içine girmiştir. Bu fırsatı ise 1604’te süresi uzatılan kapitülasyonlarla elde etmiştir. Verilen kapitülasyonlara göre Fransa Katolikler ‘in hamiliğini yapabilecektir. Ermenilerin hedef olarak seçilmesinin nedeni ise hem Rum kilisesi kadar etkin olmaması ve Ermeni nüfusunun Osmanlı’nın İstanbul harici bölgelerinde de olmasıydı. Kısacası Katolikliğin kolaylığı, güzelliği gibi bahanelerle ve Fransa güvencesine girme vaadiyle Ermenileri kendi tarafına çekip Osmanlı üzerinde bir baskı unsurunu elde etmek istiyordu.

İlk deneme ise Akka’da yenilen Napolyon’un Ermenileri ayaklanmak için teşvik etmesiydi fakat Fransa Ermeniler tarafından karşılık bulamadı. Bu kışkırtmalar ve Gregoryen Ermenilerinin şikayeti sebebiyle birçok Katolik Anadolu’nun çeşitli yerlerine sürgün edilmiştir. Bu kararları Fransa ve Avusturya İmparatorluğu ciddi protestolarla Osmanlı hükümetine geri aldırmıştır. Osmanlı’nın geri adım atmasının nedeni Ruslarla yapılan savaşlardan birinde olmasıdır. Daha sonra Fransa kendi sorunlarıyla uğraşmaktan uzunca bir süre Ermeni meselesine önem verememiştir.

Rusya’nın ve İngiltere’nin Etkisi:

Rusya, bilindiği üzere Osmanlı’nın son dönemlerinde en fazla savaştığı devletlerden biridir. Rusya’nın Ermenilerle bu denli ilgilenmesinin nedenleri arasında güney sınırında genişlemesine yardımcı olacak ve kendi himayesinden çıkamayacak boyutta bir millete ihtiyaç duyması vardır. Rusya, Ermeni meselesine ilk olarak Moskova’da 1816’da kurduğu Ermeni Şark Enstitüsü’yle düzenli olarak müdahil olmaya başlamıştır. Ruslar, İran ile yapılan savaşların sonucunda Türkmençay’ı Antlaşması ile kendi himayelerinde bir Ermeni ili kurmuşlardır. Burada nüfusu arttırmak ve Anadolu’nun ilhakı için bir üs olarak kullanma niyetindeydiler. Aslında Ayastefanos Anlaşması ile bu amacına çok yaklaşmıştır.

Rus İmparatoru II. Nikolay

Bunun önünde ise en büyük engel İngiltere olmuştur. İngiltere’nin Rusya’yı engellemesi Berlin Antlaşması yoluyla olmuştur. Bunu doğal olarak Sultan Abdülhamit’i veya Ermenileri çok sevdiği için değil kendi çıkarları için yapmıştır. Birleşik Krallık, Rusya’nın Kafkaslar ve İran üzerinden kendisi için beka meselesi denilebilecek Hindistan yolunu kesmesini önlemek istemiştir. Bunu yaparken de Rusya’nın tamamen çekilip gitmesini de istemez çünkü Rusya’nın Doğu Anadolu’dan çekilip Asya ve Çin’e yönelmesini istemiyordu. İki devlet de Ermeniler üzerindeki emellerini tek başlarına gerçekleştiremediler ve Sultan Abdülhamit’e karşı beraber hareket etme gereği hissetmişlerdir. Bu durum gelişmesinde Güçlenen Almanya’nın da iki devleti tehdit altına almasının da etkisi çoktur.

Sultan II. Abdülhamid
II. Abdülhamit

ABD’nin Etkisi:

Ermeni meselesinde ABD faktörü çok ilgimi çekmişti. Dünya Savaşları’ndan önce Amerika’da dış politika Monroe Doktrini ‘ne göre yürütülüyordu. Bu politikaya göre Amerika kendi kıtasında kalacak ve Avrupalı devletlerinde Amerika kıtasına karışmasını engelleyecekti. Bu politikadan dolayı ABD Osmanlı ile ticaret ve misyonerlik üzerinden faaliyet göstermiştir.  Amerika Osmanlı ile yaptığı ticaret anlaşmasıyla en çok kayırılan devlet statüsüne yükselmiştir. Yaptığı bu ticaretleri de Osmanlı içindeki istediği milletler ve kişilerle yapma imtiyazını kazanmışlardır.  Seçtikleri tüccarlarda tahmin edildiği üzere Ermeniler olmuştur. Amerikan ticareti sayesiyle gelişip, semiren bir Ermeni tüccar zümresi ortaya çıktı. 

csm_DSCN0337_web_80e3034c51
Harput Amerikan Koleji’nden Bir Kare

Amerikan misyonerler o kadar faaliyet göstermişlerdir ki Anadolu’nun çeşitli yerlerinde 500’den fazla okul açmış, milyonlarca sayfa kitaplar ve İncil dağıtmışlardır. Açılan okullarda yetiştirilen Ermeniler daha sonra diğer Ermenileri eğitmiştir. Öyle yerlere okullar açılmıştır ki belki Osmanlı’nın kendi eğitim kurumları yoktur oralarda. Amerika’nın başlıca okulları Antep, Merzifon, Harput, İzmir, Van, Tarsus gibi Ermeni nüfusunun yoğunluklu olduğu bölgelerde açılmıştır. Cumhuriyet döneminde Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile çoğunluğu kapatılsa da bugün de etkinliğini sürdüren İstanbul’da bulunan Robert Koleji gibi bazı okulları da kanunlara uygun şekilde devam etmiştir.

İngiliz ve Amerikan okulları bağımsızlık hareketlerinde çok önemli roller oynamışlardır. Bu okullara giren Ermeniler İngilizceyi ve milliyetçiliği öğrenmişlerdir. Ticari olarak da Amerika’ya göbekten bağlı olunca “Ermeniler yüreklerini çelik bir çengelle misyonerlere bağlamışlardır.” Anlaşıldığı üzere Amerika kendi çıkarları, faaliyetleri için Ermenileri kullanmıştır. Bunu da Amerika’nın daha sonrasında çeşitler isyanlar ve örgütlerle Kürtleri kullanmaya çalışmasından veya Fetö’yü kullanmasından görebiliyoruz. Hatta Fetö’nün yapılanmasıyla Ermeni misyonerlerin yapılanmasındaki benzerlikler ilgi çekicidir.

Propagandanın Etkisi:

Bu kadar dışarıdan desteklenmenin verdiği özgüvenle Ermeniler çeşitli isyanlara girişmişlerdir. Osmanlı Bankası’nı işgal eden, suikastlar düzenleyen Ermeniler bu devletlerin girişimleriyle ülkeden kaçırılıyorlar ve başka bir yerde, başka bir zaman eylem gerçekleştirmek için yeniden oyuna katılıyorlardı.

Ermeni komitelerinin Ermenileri belirli bölgelerden sürüp belirli merkezlere toplayıp nüfus yoğunluğuna ulaşma çabaları İngiliz basınında Türkler Ermenileri sürüyor, katlediyor gibi propaganda şeklinde dünyaya duyuruluyordu. Ruslar ‘ın saldırılarında Ermeniler ‘den teşekkül alaylar ve çeteler köyleri yağmalayıp, insanları öldürüyorlardı. Bunca isyan ve zorbalıktan sonra Osmanlı da her egemen devlet gibi isyanı bastırmaya kalkınca Osmanlı soykırım uyguladı diye haberler yapılıyor ve kınamalara maruz bırakılıyordu. Ermenilerin öldürüldüklerini iddia ettikleri sayı ise 1.5 milyon aşmaktadır. Çeşitli nüfus sayımlarında gösterilen nüfus sayılarına göre böyle bir şey mümkün olamaz. Bunun nedeni ise zaten Osmanlıdaki Ermeni nüfusu 1 milyon ve 1.5 milyon arasındadır. Bu haberlerin ortaya atılmasında büyük devletlerin yukarda anlatılan faaliyetleri neticesinde Amerika, İngiltere, Fransa gibi ülkelere göçen Ermenilerin büyük çabaları vardır. Bugün bile Ermeni lobileri bu ülkelerde oldukça etkilidir.

1914 Nüfus Sayımı

Bu makalede Ermeni sorununun doğuşunu anlattım. Takdir edilir ki tamamını bir yazıda anlatmak çok uzun olur. Ermeni Tehciri ve günümüze kadar olan bölümü daha sonraki yazılarda işleyeceğim.

Kaynaklar:

KANTARCI ,Şenol, Tarih Ve Uluslararası İlişkiler Boyutuyla Ermeni Dosyası, Ankara, 2011

YERASIMOS, Stefanos. Milliyetler ve Sınırlar. İstanbul: İletişim Yayınları, 1994.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir