Politika Ve Strateji

FRANSA’NIN KANLI YÜZÜ

Fransa “Sömürge Yarışı: Afrika’ya Hücum” yazımda detaylı şekilde anlattığım sömürgeci ülkelerin başında gelmektedir. Fransa, kolonyal dönemden beri milyonlarca Afrikalıyı köleleştirmiş, türlü işkencelere ve insanlık dışı muamelelere maruz bırakmıştır. Öyle insanlık dışı uygulamalar vardır ki insanın dinlerken tüyleri ürperir. Mesela Amerika’ya gemilerle götürdükleri köleleri daha çok götürebilmek için ayakta veya üst üste insanları taşımışlardır. Öyle koşullarda taşınmışlardır ki bazen 5 tane yola çıkan köleden ancak 1 tanesi Amerika’ya varabilmiştir. Amerika’ya veya Fransa’ya ulaşabilenlerin durumu da pek parlak sayılmaz. Ya bir savaşta ölmesi için kullanılır ya da insanlık ötesi şartlarda çalışmaya zorlanır. Kölelikte yapılan muameleler ve ailelerin parçalanması da cabası. Fransa için savaşlarda çarpışanların veya Fransızlara karşı bağımsızlık mücadelelerinde ölenlerin sayıları 1 milyonu aşmaktadır.

Cezayir’de Setif ve Guelma Katliamları

Nerde gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’

Bildiğimiz üzere Cezayir Devlet-i Aliyye ‘den 1830’lardan itibaren koparıldı. Her ne kadar hoşlanmasak da savaşlarda insanlar ölür ve neredeyse bu ölümler normalleşir. Savaşın da bir hukuku vardır. Kanlı düşmanınız bile olsa insan olmanın gereği olarak bazı şeyleri yapamazsınız, yapmamalısınız. İşte Fransızlara bu kadar tepki gösterilmesinin de nedeni işledikleri insanlık suçlarıdır. Olaylar şu şekilde gelişiyor:

Cezayirlilere eğer Fransa’nın yanında savaşırlarsa bağımsızlık sözü veriliyor. II. Dünya Savaşı’nın bitmesinin ardından sözlerin tutulup bağımsız olacaklarına inanan Cezayirliler, sokaklara çıkıp sevinç gösterileri yapıyorlar. Bunun üzerine Fransız askerleri, kutlama yapan silahsız halkın üstüne ateş açıyorlar. Makineli tüfeklerle açılan ateşte 45.000 sivil acımasızca öldürülmüştür.

Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi

Olaylardan sonra Cezayirliler bir bağımsızlık savaşına giriştiler. Büyük savaştan çıkmış ve yıpranmış Fransa ise bir süre sonra karşı koymayı bırakmak zorunda kalmıştır. Yapılan referandum sonucu Cezayir, bağımsızlığına karar vermiştir. Cezayir’de iktidara gelenler ise doğal olarak Fransız karşıtı olmuşlardır fakat Fransa’nın zorbalığı burada bitmiyor. Cezayir’de karşı darbe yapılmış ve Fransa bu darbenin gerçekleşmesinde aktif rol oynamıştır. Darbeden sonra 11 sene süren çatışmalar boyunca yüz binden fala insan hayatını kaybetti.

Dönemin La Croix dergisi muhabirlerinden biri olan Jacques Duquesne’nin gözlemleri ise tarihe not düşülmesinde önemli bir yere sahiptir. İnsanlara nasıl bir muamelede bulunulduğunu ise şöyle anlatıyor: “İşkence ve insanların kaybolması sorunları zihinleri devamlı bir şekilde meşgul etmekteydi. Erkekler, bazen de kadınlar tutuklanıyor ve daha sonra kendilerinden hiç haber alınamıyordu. Cesetlerinin taş bağlanarak denize atıldığı biliniyordu. Sayılarının genellikle 3 bini bulduğu ileri sürülüyordu, ama Cezayir Belediye Başkanı Jacques Chevallier, 5 bin gibi bir rakamdan söz açmıştı. Fransız askerlerin baskı ve sindirme yöntemlerine ırza saldırı ve köyleri ortadan kaldırma uygulamaları da dahildi.

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk

Bir askerin anlattığına göre, hastabakıcı olarak görev yaptığı birliğinde hemen hemen her sabah gece boyunca işkence gören kişileri tedavi ediyordu. Hemen hemen her yerde en çok uygulanan işkence şekli ise bazen kadınların cinsel organları da dahil olmak üzere vücudun her yerine elektrotlar yerleştirilerek cereyan vermekti. Diğer işkence yöntemleri ise insanı yok etme amacını taşıyordu. Kurbanın ya hortumla ağzının içine su sıkılıyor, ya tırnakları sökülüyor, ya başı su dolu küvete daldırılıyor ya da ayakları zorlukla yere değecek şekilde saatlerce bileklerinden asılı tutulması sağlanıyordu. Ve daha başka  yöntemler. Bütün bunları yazmak kolay değil. Ben bildiklerimin sadece çok az kısmını söyledim.” 

Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!

Ruanda Soykırımı’nda Fransa

Olayların gelişimini anlatmadan Fransa’nın etkilerini anlamak biraz zor olacağı için olayı kısaca özetleyip Fransa’ya o şekilde geçeceğim.

Sömürgeci devletlerden biri olan Belçika, Ruanda’ da yaşamakta olan halk arasında yapay ve ırkçı bir ayrıştırmaya gitmiştir. Belçika, uzun boylu, eli yüzü düzgün olanları seçip; siz Tutsi’siniz ülkenin yönetimini size veriyoruz demişler. Geri kalan halka ise Hutu demişler. Ülkeyi Tutsiler üzerinden zorbaca yönetirken bir süre sonra demişler ki artık Tutsiler yönetimde olmayacak. Onlarca yıl ezilen Hutular ise Tutsilerden intikam almaya başlıyorlar. İlk anda binlerce insan ölüyor ve yüz binlerce Tutsi başka ülkelere kaçmak zorunda kalıyor. Daha sonra ise artan zulme bazı Tutsiler silahlanıp karşı koyuyorlar fakat iyice iç savaşa doğru gidilmemesi için Tutsiler’in örgütü silah bırakıyor. Bir Hutu olan hükümet başkanın uçağı kimin attığı belli olmayan bir füze sonucu düşüyor. Kıyamet de bundan sonra kopuyor. Savunmasız kalan Tutsiler’in öldürülmesi için devlet radyosunca çağrı yapılıyor. Böcekleri öldürün“. Akıl almaz bir şekilde kıyım başlıyor. Ülkede bulunan Birleşmiş Milletlerin Barış gücü ise sadece izlemekle yetiniyor.

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…

İşte Fransa bu noktada devreye giriyor. Ruanda’nın halen görevde olan devlet başkanı Paul Kagame, Fransa’yı bu soykırımı desteklemekle hatta azmettiricisi olmakla suçlamaktadır. Bölgeye müdahale etmek isteyen dış dünyaya bir soykırım olmadığının teminatını veriyor. Yaşanan katliamları görmezden geliyor. Ne zamanki yurt dışına kaçan Tutsiler artık silahlı bir şekilde karşı koyup, başarı sağlamaya başladı o zaman hükümete silah desteği veriyor. Dış dünyaya karşı olayların kontrol altına alınması için hükümeti desteklediği bahanesini öne sürüyor. Hâlbuki soykırım zaten hükümet eliyle gerçekleşmektedir. Bu da yetmezmiş gibi Turkuaz Hat diye bir hat çekiyor ve Hutular ‘ın olduğu yere girilmesine izin vermezken, Tutsiler’in öldürülmesine ses çıkarmamaktadır.

Ruanda Ankara Büyükelçisi’nin bir konuşması ilgi çekici. “İnkarcılarının iddialarının aksine ülkemde Tutsilere karşı işlenen kıyım, münferit bir provokatif eyleme karşı oluşan spontane bir tepki olarak kabul edilemez. On yıllardır hazırlanan ve vahşi bir titizlikle uygulamaya konan bir plandan bahsediyoruz. Amacı Ruanda’daki Tutsiler’in hızla yok edilmesi olan bir plandı bu. 1994 yılının Nisan ayından Temmuz ayına kadar olan yüz günlük süre zarfında, her gün, günde on bin savunmasız kadın, erkek ve çocuk vahşice katledildi. General Paul Kagame ve adamlarının kahramanlıkları sayesinde katiller durdurulabildiğinde ise ulusumuz paramparça olmuştu.”
Geride kalan ise :

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.

Bir milyondan fazla ölü,

Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil

-Yarım milyon mağdur,

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,

Üç yüz binden fazla tecavüze uğramış kadın

-İki yüz binden fazla AİDS bulaşmış kadın yüz bin kadar yetim

“Tecavüzü bir savaş silahı olarak kullanan milis babalarının annelerine bulaştırdığı AİDS ile dünyaya gelen yirmi bin kadar tecavüz çocuğu ve darmadağın bir ekonomi ile paramparça olmuş bir ulus. Yirmi iki yıl önce bu ay, eğer dünya kayıtsızlığı seçmemiş olsaydı her şey farklı olabilirdi. Yaşadıklarımız bize öğretti ki, aleni ve gözler önünde yaşanan bir felaket karşısında harekete geçmekten korkmak tüm insanlığa ihanettir. “

Fransızca’nın Konuşulduğu Ülkeler

Fransızlar da tıpkı diğer sömürgeci devletler gibi sömürdüğü bölgelerde asimilasyon ve yıldırma politikası gütmüşlerdir. Kendi “üst kültürlerini” ve dillerini zorla ve başka yöntemlerle empoze etmişlerdir.

Bu günlerde yine Fransız General Pierre Villiers demiş ki “Erdoğan, Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden inşa etmek istiyor. Türkiye İslamcıları destekleyenler arasında. Türkiye bu tür hareketleri finanse etti ve bu çok iyi biliniyor.” Bu söylemleri ve yazılanları görünce aklıma yine Prof. İhsan Süreyya Sırma’nın Kuveyt’te yaptığı konuşmanın hikayesi geldi:

“Kuveyt’e konferansa gittim. Bir Arap profesör İngilizce konuşarak “Osmanlı bizi yıllarca sömürdü asimile etti” dedi. –Ben çıktım kürsüye Arapça konuşarak,-“Osmanlı neyiniz vardı da sömürdü…Henüz petrolünüz yoktu…Size hiç dokunmadı size hizmet etti.  Ben bir Türk olarak Arapça konuşuyorum, bu salondakiler ekseri Arap…Siz bir Arap olarak İngilizce konuşuyorsunuz sömürü bu” dedim. Salonda alkış koptu…”

Bazı resimlerin altındaki alt yazılar Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Şehitlerine adlı şiirinden dizeler. Bizi sömürge durumuna düşmekten kurtaran, bugün özgürce yaşamamızı sağlayan, namus ve şerefimizi koruyan “mavi gözlü dev” ve aziz şehitlerimiz için bir duayı esirgemeyelim.

Kaynaklar

Magnum Photos İstanbul Aydın Üniversitesi ▪ Afrika Uygulama ve Araştırma Merkezi Etkinlik Konuşma Metinleri www.istanbultarih.com/makale/fransa-nin-cezayir-i-isgali

2 thoughts on “FRANSA’NIN KANLI YÜZÜ

  1. Biz zaten biliyoduk kim olduklarını ama ne kadar çok insan duyarsa o kadar iyi çok güzel bir iş yapıyorsunuz .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir