Politika Ve Strateji

GENEL HATLARIYLA OSMANLI’DA HUKUK VE ADALET

GENEL HATLARIYLA OSMANLI’DA HUKUK VE ADALET

Önsöz

Zamanın en büyük imparatorluklarından Devlet-i ’Aliyye-i Osmâniyye’nin diğer adıyla Osmanlı’nın 600 yıl boyunca ayakta kalabilmesinde hukuk ve adalet sisteminin etkisi tartışılmazdır. Tarihte en az askeriye kadar Osmanlı adaletiyle de ön plana çıkmıştır.

Günümüzde Osmanlı’nın adalet sistemini anlamak bugünkü adalet sistemini daha iyi analiz edebilmeyi ve günümüz hukukuna farklı bir bakışla bakabilmeyi sağlayacaktır. Acaba Osmanlı daha mı adaletliydi? Osmanlı’da halk daha mı mutluydu? Eskiden hırsızlıkla karşılaşan bir kişi ne yapardı? Gayrimüslimler nasıl yargılanırlardı? Şeriat tam olarak neydi? Bu gibi sorular Osmanlı tarihiyle ilgilenenlerin aklına mutlaka gelmiştir. Yazımızda basit bir şekilde şeriatı ve örfi hukuku, adaleti kimlerin sağladığını, adaletin kurumlarını ve görevlerini, kaynaklarını vererek göreceğiz. Ayrıca günlük hayattan örnekleri ve çok bilinmeyen bazı detayları da keşfedeceğiz. Bu bilgilerin size çok şey katacağına inanıyorum. Dilersiniz hemen yazıya başlayalım.

Hukuk ve Adalet

Osmanlı devlet felsefesi, Orta Asya Türk Hakanlarından ve İslam dünyasından gelen gelenek ve törelere yaslanırdı. Bu felsefenin özü; padişahın ve devletin adil olması, halkı ezdirmemesi, zulüm ve baskı yapmamasıydı. Adalet sağlanınca halk düzgün çalışır ve devlet, gelir elde ederek güçlenirdi.

Osmanlı’da önceleri padişahın da katıldığı ünlü “Divan-ı Hümayun” kuruluşundan itibaren, bir temyiz mahkemesi görevinde devlet sorunlarının yanında davalara bakar ve karara bağlardı. 17. yüzyılın sonuna kadar bu konularda Divan-ı Hümayunun oldukça etkin kullanıldığını görebiliriz. Ayrıca  beylerbeyi ve sancak beylerinin, eyalet ve sancaklarda kendilerine bağlı divanları da vardı. Halkın şikayetleri bu divanlara da taşınırdı. Devletin yönetim sisteminde adalet her zaman ön plandaydı.

Şerî Hukuk ve Örfî Hukuk

İslam’ın Türk toplulukları tarafından kabulü ile birlikte Anadolu Selçukluları’ndan itibaren hukukta ikili bir yapı ortaya çıktı:

  1. Şeri hukuk, kökü Kur’an’a dayanan ve zaman içinde fetva ve fıkıh ile gelişen şeriat kurallarına göre karar verirdi. 
  2. Örfi hukuk ise, eskiden beri gelen örf ve âdetlere dayanarak karar verirdi. Detaylarına inersek;

İslâmiyet, gerek kamu hayatını gerekse bireyler arasındaki ilişkileri düzenleyen ve dini emirlere dayanan tek bir kanun tanıyordu, o da Şerîattı:

“Her kim Allah’ın inzâl ettiği ile hükm etmezse işte kâfirler onlardır” 

(Mâide suresi, âyet 44).

Bir Müslüman hükümdarı, halife olsun sultan olsun, kanun koyucu olamazdı. Hükümdar ancak İslam kanununun yani şeriatın uygulayıcısı ve koruyucusuydu. Şeriat üzerinde herhangi bir yorumda bulunmak ise ancak yetkili ulemaya aitti. Ancak Osmanlı Devleti, şeriatı aşan bir hukuk düzeni geliştirdi. Bunun sebebi ise hükümdarın kendi iradesine dayanarak şeriat kapsamına girmeyen alanlarda kanun koyma yetkisinin olmasıdır. Devletin kanun ve yasa koymasının temel koşulları şunlardır:

  1. Şeriat dışı bir durum.
  2. Buna dair yaygın bir âdetin veya kıyasa esas olacak bir genel bir âdetin varlığı.
  3. Hükümdarın iradesi.
  4. Genel düzenin bunu gerektirmesi.

Osmanlı’nın Hâkimi: Kadı

Osmanlı’nın adalet teşkilatı kadı sistemine dayanırdı. En küçük idari birim olan kazalarda (bugünkü ilçe gibi düşünebiliriz) bir kadı bulunurdu. Kadı hem fiyat kontrolü gibi belediye işlerine, hem vergi toplama gibi hükümet işlerine, hem de şikayet ve yargı işlerine bakardı. Kadılar çok yetkiliydi ve bağımsız karar verirlerdi. Kısacası önemleri çok büyüktü.

Kadılar medresede fıkıh (İslam hukuku) bölümünde eğitim görerek yetişirlerdi. Kadılar yanılır veya yanlış karar verirse bu kararlara itiraz edilebilirdi. Bu itiraz, bir üst makam olarak sancak (il) kadılar heyetinde görüşülürdü. Bu itirazların çıkabileceği en üst makam daha önce bahsettiğimiz gibi Divan-ı Hümayun’dur. Yani Osmanlı hukuku, güçlü adalet arayışına olanak tanıyan kademeli bir üst mahkeme sistemine sahipti. Bu nedenle kadı mahkemeleri 19. yüzyıla kadar Osmanlı’da varlığını korudu.

Kadılar devletten ücret almaz ama görülen davalara göre davacı ve davalıdan mahkeme ücreti, vergisi alırlardı. Bu gelirlerle mahkemede görevli kâtip, hademe gibi personelin ücretleri ödenirdi. Bu sebeple kadılık, zengin bölgelerde yüksek bir gelir kapısıydı.

Yolsuzlukları önlemek için kadıların görev süresi iki yıldı. Kadılar bazı uzak yerlere kendi naiplerini (vekil) göndererek davalara baktırırlardı. Osmanlı’nın gerileme ve çöküş dönemlerinde kadılık ve naiplik rüşvetle alınıp-satılan bir makam haline gelmişti maalesef. Tanzimat’tan sonra kadılara maaş verilmeye başlandı. Kadılar önceleri kazaskerler, daha sonra Şeyhülislamlar tarafından, padişahın onay verdiği bir liste ile görev yerlerine atanırlardı. 

Kadıların, hukuki ihtilafları ve sorunları kaydettiği meşhur kadı sicilleri vardır ve bu kadı sicilleri günümüzde Osmanlı tarihini araştıranların başvurduğu en önemli kaynaklardandır. İşte size Beşiktaş mahkemesi kadı sicillerinden bir örnek ve Türkçe meali:

K: Defter kodu: bsk002 | c:42, s:62-63 | Orjinal metin no: [2a-1], 

Defter adı: Beşiktaş Mahkemesi 2 Numaralı Sicil (H. 966-968 / M. 1558-1561),

https://kadisicilleri.istanbul/

Kazasker

Osmanlı’da askerî hâkime kazasker denirdi. Kazasker sözcüğü kadı-asker’den türetilmiştir zaten. Aynı zamanda kazasker; kadı, müderris ve din görevlilerinin atamalarına da bakardı. Osmanlı’da divan toplantılarına kazaskerlerin katılması askerin üst yönetimdeki gücünü ve etkisini göstermekteydi. Kazaskerler, kadıların verdiği kararları bozma ve düzeltme yetkisine sahipti. Kazaskerlerin etkinliği 16. yüzyıldan itibaren büyük ölçüde azalmış, yetkilerinin çoğu Şeyhülislamlığa devredilmiştir.

Şeyhülislam 

Osmanlı’da çeşitli konularda dinî görüş belirten en yüksek makam Şeyhülislamlık’tır. Yayınladığı fetvalarla dinî gerekçelere dayanarak son kararı verir. Şeyhülislam, ulemanın yani ilmiye sınıfının başı sayılır. Kadıların ataması ve denetiminden sorumludur.  Şimdi dilerseniz bu makamın biraz tarihine bakalım ki olayı daha net anlayalım.

Şeyhülislamlık makamının başlangıcı 2. Murat döneminde 1424’te Baş Müftü olarak Molla Fenari’nin (1350-1430) atanması kabul edilir. 1424’ten bu makamın kaldırıldığı 1924 tarihine kadar Osmanlı Devleti’nde 131 Şeyhülislam görev yapmıştır. Bunların arasında; Ebussuud, İbni Kemal, Zembilli Ali Efendi gibi padişahların eylemlerini sorgulayan isimler de vardır.

Çeşitli ayaklanmalar sırasında Yeniçeriler ve isyancılar padişahı tahttan indirmek veya istemedikleri sadrazamı katletmek için mutlaka şeyhülislamdan fetva almaya önem verirlerdi tabi fetvaların çoğu ayaklanmalar sırasında zorla alınırdı. Osmanlı’nın son dönemindeki üç şeyhülislamın; Musa Kazım, İzzettin ve Hayri Efendi’lerin aynı zamanda Mason olmaları da dikkat çekici bir gelişmedir.

En Ünlü Şeyhülislam

Ebussuud Efendi (1490-1574): Kanuni ve 2.Selim dönemlerinde 29 yıl görev yapan Ebussuud Efendi, Osmanlı şeyhülislamlarının en ünlülerinden biridir. Kanuni’ye karşı “Meşru olmayan bir şey padişah emriyle meşru olmaz” diye karşı çıkışıyla ünlüdür. Aynı zamanda şair olan, çeşitli eserler yazan ve ulema sınıfını yetiştirmeye büyük önem veren Ebussuud Efendi, döneminde ün ve saygınlık kazanmıştır. Ancak din dışı oldukları gerekçesiyle Alevilere ve çeşitli akımlara karşı sert ölümcül fetvalar vermesi ve kararlarında dinî bağnazlığın ağır basması ile de dikkat çeker. 

Evet bu bölüme kadar az çok sistemi anladığınızı düşünüyorum. Şimdi Osmanlı’nın hukuk alanında yaptığı en büyük atılımlardan birkaçına bakalım. Bu atılımları öğrenmeyen Osmanlı tarihini biliyorum demesin lütfen 🙂

Mecelle

K: Mecelle, https://archive.org/details/mecelleyiahkmiad00turk/page/1/mode/2up

Osmanlı’da 1868-1876 yıllarında Ahmet Cevdet Paşa tarafından derlenen medeni hukuk kurallarına verilen isimdir. “Mecelle” Arapça, büyük boy kitap anlamına gelir. Osmanlı hukuk tarihinde bir dönüm noktasıdır. 16 bölümden oluşur ve 1851 madde içerir. Osmanlı’nın son döneminde şeri mahkemelerde hukuksal dayanak olarak kullanılmıştır. Cumhuriyet döneminde 1926’da yapılan Medeni Kanun ile birlikte Mecelle kaldırılmıştır. Mecelle’nin genel hükümlerinin neye benzediği anlaşılması açısından örnek verirsek:

  • Beraat-ı zimmet asıldır. (Borçlu olmamak asıldır. Borç ileri süren, ispatla mükelleftir.)
  • Def'-i mefasid celb-i menafiden evladır. (Zararı yok etmek, fayda sağlamaktan iyidir.)
  • Ezmanın tağayyürü ile ahkâm tağayyür eder. (Zaman değişince hükümler de değişir.)
  • Ukudda itibar makasıt ve maaniyedir, elfaz ve mebaniye değildir. (Sözleşmenin amaç ve anlamı göz önüne alınır, söz ve yazılışı değil.)
  • Şekk ile yakin zail olmaz. (Kuşku, kesin bilgiyi gidermez.)

Ticaret ve Nizamiye Mahkemeleri

Osmanlı’da ilk hukuk reformu ve yeni mahkemelerin kurulması, Tanzimat Dönemi çerçevesinde, yabancı ülkelerin ticari imtiyaz elde etme baskısı ile meydana gelmiştir. Osmanlı’da hukukun laikleşmesi, ticaret alanında gayrimüslim tüccar ve esnafın hukuki haklarının tanınması sürecinde olmuştur.

İngiltere ile 1838 Ticaret Anlaşması ve bunu izleyen 1839 Tanzimat Fermanı, Osmanlı’da Batı’dan gelen modernleşme çabasının başlangıcı kabul edilir. Buna bağlı olarak bir tarafında yabancı şirket temsilcilerinin bulunduğu ticari davalar, kadıların baktığı şeriat mahkemelerinden yavaş yavaş ayrılmıştır. Bu da gayet doğaldır. Tarihsel sürecine bakarsak:

1801’de bu davalar için bir ticaret meclisi oluşturulurken, 1847’de bu mecliste yerli-yabancı sayısı eşitlenmiş; 1860’ta ise, bu meclisler ticari mahkeme adını almıştır.

1864’te ticari ve bazı hukuki ceza davalarına bakan Nizamiye Mahkemeleri kurulmuş, 1875’te bu mahkemeler Ticaret Bakanlığı’ndan alınıp, Adliye Bakanlığı’na bağlanmıştır.

1913’te Sulh Hâkimlikleri kurulurken; 1924’te Şeriye Mahkemeleri kaldırılarak, Nizamiye Mahkemeleri (laik hukuk) ülkenin tek mahkemesi haline gelmiştir.

Fatih ve Kanuni Kanunnamesi

İstanbul’u fetheden ve Osmanlı’yı bir dünya imparatorluğu haline getiren Fatih Sultan Mehmet, aynı zamanda “Fatih Kanunnamesi”ni yayınlamıştır. Bu kanunname dini fetvalara değil, örfi hukuka dayanmaktadır. Fatih Kanunnamesi tahta oturan padişahın “nizamı âlem için” kardeş katline izin vermesi ile ünlüdür.

Osmanlı’nın en güçlü padişahlarından Sultan 1. Süleyman da , kendisine kadar gelen yasaları derleyip bir kanunname yayınlamış ve bu nedenle “Kanuni” adını almıştır. Kanuni döneminden itibaren, Fatih’ten farklı olarak yasal düzenlemelerde, fetvaların ve dini gerekçelerin ağırlık kazanması dikkat çeker.

Adalet Nasıl İşliyor ?

Öncelikle Osmanlı’da herkesin; kadın-erkek, Müslüman-gayrimüslim, ayrımı olmadan doğrudan mahkemeye başvurma hakkı vardır. Başvuran davacının mutlaka iddiasını ispat etmesi gerekmektedir. Örneğin: Osmanlı’da yaşayan bir kadın; komşusuyla bir ihtilafa girse ardından da komşusu onun evine gelip küpelerini çalsa, davacı kadın, küpelerini komşusunun çaldığını bir şekilde en az 2 şahitle ispat etmek zorundadır. İspat edebilirse davalı için hukuki ve cezai bir sonuç oluşur. Örnekten görüldüğü üzere kadınlar Osmanlı’da direkt mahkemeye başvurabilmektedir. Ama o zamanın koşulları sebebiyle daha çok bir vekil vasıtasıyla başvurmayı tercih ederlerdi. Bu vekiller; babaları, oğulları, eşleri ve akrabaları olabilirdi.

Osmanlı’da hırsızlık, mala zarar verme, medeni sorunlar (boşanma, miras vb.) oldukça az görülürdü. Bu sebeple bugünkü gibi Osmanlı’da şaşaalı, büyük adalet sarayları olmasa da Osmanlı’nın övündüğü şey problemin çokluğu değil, problemin azlığıdır. Kadılara çok az olay intikal etmektedir. Bunun bir sebebi daha vardır: Osmanlı hukukun düzgün işlemesinde müftülerin ve onların vermiş oldukları fetvaların büyük etkisi vardır. Bu müftüleri günümüzdeki ara bulucular olarak düşünebiliriz. Taraflar hukuki bir anlaşmazlıkta önce mahallesindeki müftülere gider, olayı anlatır ve hukuken bu olayın hükmü nedir diye danış alabilirlerdi. Çoğunlukta da insanlar kendi aralarında problemlerini çözerlerdi.

Osmanlı çok geniş bir coğrafyaya yayıldığından farklı bölgelerde mezhepsel farklılıkların olması kaçınılmazdı. Mezhepsel bir farklılığın olduğu durumda; Osmanlı Devleti, bir bölgede hangi mezhep fazlaysa oraya o mezhepten kadı tayin ederdi. Anadolu ve Rumeli’de Osmanlı, adalette hanefi mezhebini uygulamıştır. Ama kimseye Hanefi mezhebini dayatmamıştır.

Peki gayrimüslimler için uygulama nasıldı? Aslında çok basit uygulamalar vardı. Hristiyan veya Yahudi gibi farklı dinden olan insanlar da kadıya başvurabilirdi. Kadılar bu başvuruları kabul etmek zorundaydı. Ama Osmanlı Devleti gayrimüslimlere; aile hukuku alanında, miras hukuku alanında kendi dini hukuklarını uygulamak için bir imkan da tanımıştır. Dini merkezlerin cemaat mahkemeleri bu işlere bakardı (Ermeni Kilisesi, Rum-Ortodoks Kilisesi, Hahambaşılığı vb). Kısacası gayrimüslim birinin evlenme, boşanma, nafaka, miras vb. aile hukuku konularında kendi cemaat mahkemelerine başvurma özgürlüğü vardı. Ama isterlerse Osmanlı mahkemelerine de başvurma özgürlüğü verilmişti. Fakat davalı veya davacı tarafların en az birinin müslüman olması halinde Osmanlı mahkemelerine başvurulması zorunluydu.

Son Söz

Osmanlı’da devleti yönetenlerin ilk vazifesi, her zaman adaleti tesis etmek olmuştur. Arada bir kısım problemler olsa da günümüze göre suç oranı Osmanlı’da oldukça düşüktür bunun temelinde de az önce gördüğümüz adalet ve hukuk sistemi yatmaktadır. Hukuk ve adalet zaman içinde şartlara göre değişerek günümüze ulaşmıştır. İçinde olduğumuz zamanı, Türk hukukunun etkinliğini anlamamız için Roma hukuku, Osmanlı hukuku, İslam hukuku gibi alanları bilmemiz ve anlamamız zorunludur. En azından buraya kadar birlikte Osmanlı’da Adalet ve Hukuk hakkında az çok bir fikir sahibi olmuşuzdur. Bu konuda fikir sahibi olmak bizim gibi siyasetle, tarihle ve politikayla ilgilenenler için çok büyük bir avantajdır. Tabi Osmanlı hukukuyla kalmayıp diğer hukuk türlerini ve uygulamalarını da anlamak, ve karşılaştırabilecek düzeye gelmek bir o kadar önemlidir. Mutlaka aklınızda soru işaretleri vardır. Benim de aklıma Osmanlı’yı araştırırken hep aynı soru geliyor: Acaba bugünle, Osmanlı zamanı arasında nasıl bir bağlantı ya da fark var?

Genel Kaynakça:

  1. Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı Hukuku, Arı Sanat Yayınevi, 2008
  2. Halil İnalcık, ‘Osmanlı’da Devlet, Hukuk ve Adalet’, Kronik Kitap, 2016
  3. Halil İnalcık, ‘Devlet-i Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-1’, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009, s.227-240
  4. Kerem Çalışkan, Herkes İçin Osmanlı, Caretta Kitapları, 2016, s.258-263
  5. Wikipedia, Mecelle, 2019, https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Mecelle
  6. İstanbul Kadı Sicilleri, Genel Bilgi, t.y, https://kadisicilleri.istanbul/
  7. Youtube, Gündem Ötesi, ‘Pelin Çift ile Gündem Ötesi 202. Bölüm- Osmanlı’da Hukuk’, 02.11.2019, https://youtu.be/dcKHhPcifIA
  8. Youtube, TRT Avaz, ‘Osmanlı’da Hukuk Sistemi Nasıl Gerçekleşiyordu?- Sultanların İzinde - TRT Avaz’, 21.09.2016, https://youtu.be/g1BNfSxLhWI

- Artist Derin

2 thoughts on “GENEL HATLARIYLA OSMANLI’DA HUKUK VE ADALET

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir