Aydınlık Geleceğe !

Globalleşmenin Devlet Mekanizmasındaki Etkisi

2020’nin dünyasında, insanoğlu birçok problemin ana sebebinin birbirleriyle yüksek derecede iletişim halinde bulunmasından ya da birçok problemin çözümünün küreselleşmeden kaynaklandığını anladı. Örneğin, sosyal medya uygulamalarının popülerleşmesinin bireyler arası bilgi aktarımına olan etkisi üzerine yapılan bir araştırmada, günümüzde maruz kaldığımız bilgilerin ya da haberlerin %70’ine yakınının yanlış bilgiler içerdiği; yanlış bilgiler içeren haberlerin doğru haberlerin aksine iki kat daha hızlı yayıldığı ortaya çıkmıştır. İnsanoğluna doğrudan etkisi olan bu gelişmeyle birlikte, devlet mekanizmasının bazı özelliklerini kaybedip kaybetmediği sorusu akıllara gelmiştir. Globalleşmenin devlet mekanizmasındaki etkisini görebilmek için; devletin politik, ekonomik, teknolojik ve sosyal rolleri incelenmelidir. 

Politik Rol: 

Devletin politik açıdan en önemli rolü, vatandaşların kendi geleceklerine sadece kendilerinin karar verebildiği, herhangi bir ülkeden tamamen bağımsız bir yönetim sağlayabilmek idi. 

“Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulusal egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak!” 

-Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk  

Fransız Devrimi ile ortaya çıkan ulusçuluk düşünceleri her ne kadar Birinci Dünya Savaşı’nı tetikleyebildiyse de aynı düşüncelerin bugün de alıcı bulabildiği son derece tartışmalıdır. Açlıktan ölen insan sayısının, alkolden ölen insan sayısından daha az olduğu, ekonomik gelişmenin toprak kazancından daha kârlı olduğu günümüzde oyunun kurallarının değiştiği, bir ülkenin tüm umutlarının savaş görmemiş dedelerin savaş görmeyecek torunlarına bağlı oluşundan anlaşılabilirdir. 

Günümüzde globalleşmenin, insanları devlet sınırlarından ötesine taşıdığı açıktır. Uluslararası düzlemde alınan her bir kararın, devletleri kendi sınırları içinde kısıtlamaktadır.“Günümüzde devletin rolünün değiştiği bir gerçektir çünkü çoğu devlet birbirlerine yüksek oranda bağımlıdır. Bugünlerde İngiltere’nin ABD’nin etkisi altında kalmadan yönetildiğini söylemek güç. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, İngiltere ve diğer Batılı devletler ‘yapısal olarak ABD’ye, askeri ve mali açıdan bağımlı’ hale gelmiştir.” (Shaw,2000:116) 

Ekonomik Rol: 

İkinci olarak, halk yığınlarının ekonomi üzerinde katlanarak artan baskısı, devlet mekanizmasının ekonomi üzerindeki etkisini giderek silikleştirmektedir. Küresel ekonomiye karşılık olarak ulusal ekonomiyi tercih eden her yönetim, devletler arası ilişkilerin artışı ile ciddi zarar görmüştür.  

Globalleşmenin giderek arttığı günümüz düzeninde ulusal ekonomilerin zorlandığı sonucunda olduğu gibi, ABD gibi küresel ekonomiyi tercih eden ülkelerin devletler arasındaki ticareti artırdığı ve ilişkileri geliştirdiği bir gerçektir. Yakın geçmişimizde, üretim sahalarının nerede oldukları son derece bariz bir etken olduğundan ulusal ekonomi kötü bir seçim değildi. Diğer taraftan, günümüzde ekonomi, çoğunlukla soyut varlıklara bağlı olduğundan, bu varlıkları küresel bazda kullanabilmenin getirisinin çok büyük olduğu açıktır (Baylis & Smith, 1999: 21). Örneğin, 2011 verilerine göre, en iyi 100 franchise işletmenin sadece 15’i ABD menşeili değildir. Bu istatistik ilk 20 için sadece 1’dir. (http://franchisedirect).  

Teknolojik Rol: 

Sosyal medya, uluslararası televizyonlar, gazeteler ve dergiler devletlerin sınırlarımıza bir zamanlar bizi korumak için koyduğu bariyerleri kaldırdı. Ek olarak, servis edilen verinin gerçekliğinden çok, varlığı bile küresel bazda bir algı yaratmak için kullanılabilir hale geldi. Buna karşıt olarak, bazı haber servislerinin sadece kâr temelli kurulduklarını savunanlar olsa da, bunun ne kadar doğru olduğu tartışmalıdır. Günümüz şartlarında teknolojinin rolü, uluslararası medyanın önemini artırması, hatta çoğu durumda uluslararası hukuktan üstün gelmesi globalleşmenin devleti dost kazanmaya itmesinin bir başka izahıdır. 

Ayrıca internetin, televizyonun, gazeteciliğin ve dergiciliğini devlet otoritesini zayıflattığı da tartışmaya sebep vermeyecek kadar açıktır. Yüz yıl öncesine kıyasla, devletin halkı üzerinde kurduğu dışa kapalı eğitim, yayımcılık üzerindeki ciddi kontrol küreselleşmenin artışıyla imkansızlaşmıştır. Örneğin, Türk halkına Türk’ün tarihini öğretmek için kurulmuş Türk Tarih Kurumu’nun 40’lı yıllarda yakaladığı başarı tartışmaya kapalı olsa da, bugünün bireylerinin bilgiyi Wikipedia yerine herhangi bir kitapta bulmayı tercih edeceği dahi tartışmalıdır. Başka bir deyişle, Atatürk aynı atılımı 2020 yılında yapsa idi muhtemelen başarısız olacaktı. Bunun en büyük sebebi, küreselleşmenin teknolojik boyutta devletin rolünü değiştirmesi, bir bakımdan yumuşaklaştırmasıdır. 

Sosyal Rol: 

Basitçe, devletin sınırlarımızı koruma temeline dayanan sosyal rolü, giderek artan terörizm, teknolojimizin insanoğluna bahşettiği uzun menzilli kitle imha silahları, hatta günümüzün başka bir modası paralı asker kullanımının artması ile değişmiş, bir kontrol mekanizmasından koruyucu mekanizmaya doğru evrilmiştir. 9/11 saldırısından hemen sonra ABD’nin takındığı “ulusçu” tavır, çok eskilerden günümüze kadar azalan birleştirici görüşü yeniden diriltmişti. Diğer taraftan, küreselleşmenin getirdiği küresel problemleri herhangi bir ülkenin tek başına çözmesi imkân dahilinde olmadığından, devlet mekanizmasının geleneksel tutuma dönerek efektif bir seçim yapmadığı söylenilebilir. Örneğin Yeni Koronavirüs süreci Avrupa Birliği -İngiltere de dahil- ve ABD tarafından son derece kötü yönetildi. Sürecin başında eski ABD Başkanı Donald Trump, “100,000 kayıpla atlatırsak kendimizi başarılı saymalıyız.” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Bugün itibariyle (Kasım 22) ABD’nin açıklanan kayıp sayısı 300,000’e yakın. (www.nytimes.com

Sonsöz: 

Kimlik yaratmada harsın (kültürün) karşıt gücü olarak globalleşme, kimi düşünürlerce etkisizdir. Yüzyıla Damgasını Vuran Düşünür* Gökalp’e göre, “Toplum, doğada kendi kendine var olan ayrı bir realitedir. Toplum hayatı, fizyolojik yaşamın veya bireysel psikolojinin bir eseri değildir ve onunla açıklanamaz; aksine bireyin zihin hayatı, davranışları, kültürü bu realitenin üzerinde sosyal vicdanın bir eseridir.” (İnalcık,2020 s.163) Örneğin, coğrafyamızda hece ölçüsünün aruz ölçüsünden başat olmasının sebebi de hece ölçüsünün Türk kültürüyle özdeşleşmiş olmasıdır. Oysa aruz ölçüsü, İran’da günümüzde de başattır. (Gökalp,1923 s.49) 

Bireyin üstünde toplumsal bir “organizmanın” varlığını reddeden düşünürler de mevcuttur. Örneğin Toynbee’ye göre, “Günümüzde oluşan en büyük tarihi olay, Batılılaşmanın bütün insanlığı içine alan ve çok hızla gelişen bir akım halini almış olmasıdır. Bunun sonucunda, yakın bir gelecekle bütün insanlık tek bir toplum haline gelecek ve tek bir tarih yaşayacaklardır.” (İnalcık,2020 s.169) 

Sonuç olarak, 2020 yılında yaşadıklarımız, Toynbee’nin (daha) haklı olduğunu gösterse de önümüzde doğru bir değerlendirme yapabilmek için fazlaca vaktimiz olacak. Globalleşme bizim için dost mu yoksa düşman mı, henüz bilmiyoruz. Bununla beraber, art arda yaşadığımız tüm bu krizlerin ve afetlerin bir an evvel sonlanmasını, doğala dönebilmeyi umut ediyoruz. 

*Halil İnalcık, kendisine böyle hitap etmiştir.

Kaynakça:

Ziya Gökalp, (1923). Türkçülüğün Esasları.

Halil İnalcık, (2020). Atatürk ve Demokratik Türkiye.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir