Politika Ve Strateji

Hüseyin BAȘBİLEN

Son yıllarda Aselsan’ın gerçekleştirdiği büyük atılımlar bize geçmişte yaşanılan trajik olayları hatırlatıyor. Bir çok mühendis önemli projeler yürütürken şüpheli bir şekilde öldü veya intihar etti. Bir çok soruşturmanın hızlı bir şekilde üstü kapatıldı. Bu yazımızda mühendisleri tekrar hatırlayıp elimizden geldiğince ölümleri hakkında bilgi vermeye çalışacağız. Bu serideki yazımızın ilk kahramanı Hüseyin BAŞBİLEN.
Hüseyin BAŞBİLEN
Milli tank projesinin en önemli mühendislerinden biriydi. Kanas ve gece görüş dürbünleri gibi birçok projeyi başarıyla yürüttü. Önemli projeler üstünde çalışıyordu sunum yapmadan bir gün önce ölü bulundu. Tüm aramalara rağmen flash bellek bulunamadı. Babasının savcılık ifadesinde oğlunun işi gereği ABD’ye gidip geldiğini ABD tarafından kendisine iki sefer Ameriya’ya taşınıp onlar için çalışması teklif edildiğini aktardı. Aynı zamanda istediği kadar maaş, ev vb verileceğini iletmişlerdir. Hüseyin’in ise bunu iki defa reddettiğini belirtmiştir.
4 Ağustos 2006 tarihinde esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolup 2 gün sonra Altındağ’a bağlı Aydıncık köyü kırsalında aracında ölü olarak bulundu.
Olay yerine gelen komşu Sinan AKYOL’un gözlemleri:


”Ben aracın içine baktığımda Hüseyin’in sağ ön koltukta ayakları yukarıda, başı aşağıda paspasın bulunduğu yere sokulmuş halde gördüm. Şoför koltuğu sonuna kadar geriye itilmişti. Ben bundan kuşkulandım. Hüseyin hiçbir şekilde koltuğu geriye çekmezdi. Direksiyon ile koltuk arasında çok az bir mesafe kalırdı. Koltuğun geriye çekilmiş olduğunu görünce aracı Hüseyin’in kullanmadığına kanaat getirdim. Ben Hüseyin’in araç içinde duruş pozisyonundan da kuşkulandım. Kendiliğinden o şekilde durma imkânının olmadığına kanaat getirdim.
‘Sadece sol koltuk üstünde bulaşma şeklinde, sürtünmeye bağlı kan izi’ olduğunu söyledi ve Başbilen’in araç içindeki pozisyonunun da kendisini şüphelendirdiğini aktardı.


Olay ile ilgili soruşturmayı Savcı Murat DEMİR 2011 yılında yürütüp hızlı bir şekilde kapattı. 15 Temmuz soruşturmasında DEMİR FETÖ’cü olarak ifadeye çağrıldı. Baylock kullandığı iddanamesinde geçti.
Başbilen için hazırlanan adli tıp raporunda doktorlar kesin bir hüküme varamamış ve bunu raporlarında emniyete iletmişlerdir.
Çoğunluk, Başbilen’in ölümüne neden olan kesiklerin kendisince yapılmış olabileceği sonucuna varırken, bazı üyeler “kesiklerin Başbilen tarafından oluşturulmalarının varit görülmediği”, bir kısmı ise “kendisi ya da başkasınca oluşturulup oluşturulmadığının tıbben ayrılamayacağı” gerekçeleriyle çoğunluk görüşüne muhalif kaldı.

Başbilen’in ölümünü soruşturan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Adli Tıp İhtisas Kurulunun, ölümün “intihar mı, cinayet mi” olduğuna ilişkin oy birliğiyle bir sonuca varamaması üzerine Adli Tıp Kurumu Kanunu uyarınca, Adli Tıp Genel Kurulundan “kesin kanaat” bildirmesini istedi. Genel kurul, hazırladığı 46 sayfa raporu başsavcılığa gönderdi.
Raporun sonuç kısmında, Başbilen’in zehirlenerek öldüğünün ve kesik vasıfta yaralanma dışında başka bir travmatik tesirle öldüğünün tıbbi delillerinin bulunmadığı kaydedildi.
Başbilen’in vücudunda iki adet kesik vasıfta yara saptandığı aktarılan raporda, boyunda tarif edilen yaralanmanın cilt ve cilt altı dokularını içerdiği, büyük damar yaralanması bulunmadığından ölüm oluşturacak nitelikte olmadığı, sol el bileğinde tanımlanan yaralanmanın, müstakilen öldürücü nitelikte olduğu bildirildi. Kesiklerin, olay yerinde elde edilen maket bıçağı ile husullerinin mümkün olduğu kaydedilen raporda, ölümün, büyük damar kesisinden gelişen dış kanamadan meydana geldiği aktarıldı.

Başbilen’in olay öncesi fiziksel açıdan sağlıklı olduğunun bildirildiği, majör depresyon tanısıyla tedavi gördüğünün anlaşıldığı, 4 Ağustos 2006’da işe gitmek üzere evinden ayrıldığı, bir gün sonra aracı içinde ölü bulunduğu kaydedilen raporda, intihar notu ile araç içerisinde bulunan maket bıçağı hatırlatıldı ve şunlara yer verildi:

“Olay yeri inceleme bulguları, cesedin bulunduğu ortam, bulunuş şekli, çürümeyle oluşabilecek düzeyde olan ve ölüm öncesi alkol alımına bağlı olması durumunda da kişinin savunmasını engelleyecek düzeyde olmayan etil alkol bulunduğu; uyutucu, uyuşturucu herhangi bir madde bulunmadığı, olay yeri görüntülerinin yapılan incelenmesinde kan lekelerinin lokalizasyonu ve dağılım şekli, otopsisinde tespit edilen kesik vasıfların lokalizasyonları, özellikleri ve ağırlıkları, kişinin vücudunda ölümüne müessir başkaca bir travmatik değişim ve toksik madde bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde; kesik vasıftaki yaraların bir başkası tarafından oluşturulduğunun delillerinin bulunmadığı, ölümüne neden olan kesik vasıftaki yaraların kişinin kendisi tarafından husullerinin mümkün olduğu oy çokluğuyla mütalaa olunur.”
Rapordaki bu görüşe, 38 üyeden 17’si katıldı. Kalan üyeler ise farklı gerekçelerle bu görüşe muhalif kaldı.

Muhalif görüşler

Üyelerden 7’sinin muhalefet şerhinde, “kemik ya da kıkırdakta aletin neden olduğu yaralanma varlığının cinayeti, yokluğunun ise daha ziyade intiharı düşündürmesi gerektiğinin tıbben bilindiği” belirtilerek, “Cesette, boyun sol yanındaki kesi bölgesinde tiroit kıkırdak korpusunda kesilerin bulunması, eylemin, kişinin kendisi tarafından meydana getirilmesinden ziyade başkası tarafından oluşturulduğunu düşündürmektedir” denildi.
Adli tıp literatüründe, “tereddüt kesileri” bulunmayan intihar olgusunun bildirilmediğine işaret edilen şerhte, Başbilen’in bileğindeki tereddüt kesilerinin eşlik etmediği tek ve derin kesi ile boyunda tiroit sol korpusunda saptanan iki kesiyi oluşturan yaralanmaların, kişinin kendi eylemiyle oluşturulmalarının varit görülmediğine yer verildi.
Başbilen’in gittiği psikiyatri uzmanının, “majör depresyon” tanısı koymakla birlikte, intiharını beklemediği ifade edilen görüşte, Başbilen’in aracının kilit mekanizmasının özelliklerine dikkat çekildi ve aracın, Başbilen tarafından içeriden kilitlenebileceği gibi, “kilitli hale de getirilebileceği” bildirildi.
Başbilen’in ölümünün, kesici vasıfta alet yaralanmasına bağlı büyük damar kesilmesinden gelişen dış kanama sonucu meydana geldiği belirtilen görüşte, “Cesedin durumu, aracın kilit mekanizmasının özellikleri, kişinin intihar etmesini gerektirecek yeterli tıbbi bilgi ve bulgu bulunmaması, otopsi raporunda tarif edilen kesik vasfındaki yaraların lokalizasyonları, kesik atardamarların anatomik ve fizyopatalojik özellikleri ile meydana gelen harabiyet birlikte değerlendirildiğinde, kendisi tarafından oluşturulmalarının varit görülmediğine dair oy çokluğuyla alınmış genel kurul kararına karşılık muhalefet şerhimizdir” ifadesi kullanıldı.

Bazı üyeler ayrımın mümkün olmadığını savundu

Muhalif 14 üye ise dosyadaki raporlara göre, ceset bulunduğunda tüm vücutta çürümenin ilerlediğini, dış muayenede çürüme nedeniyle yumuşak dokulara yönelik travmatik değişim bulunup bulunmadığının ayrımının yapılamadığına işaret etti. Çürümeye bağlı ciltte yaygın soyulmalar bulunduğu aktarılan ve herhangi bir etkili eylem sırasında meydana gelebilecek nitelikte sıyrık, ekimoz gibi yüzeysel travmatik değişikliklerin, çürümenin ilerlediği olgularda ayırt edilemeyebileceği bildirilen görüşte, “kişinin olay sırasında başka kişi veya kişilerle fiziksel mücadeleye girip girmediğinin kesin olarak söylenemeyeceği” ifade edildi.
Başbilen’in vücudundaki kesiklerden boyundakinin ölüme yol açacak nitelikte olmadığı, sol el bileğindekinin ise müstakilen ölüm meydana getirir nitelikte olduğu kaydedilen görüşte, “Tarif edilen yaraların niteliği, lokalizasyonları dikkate alındığında, kişinin kendisi tarafından oluşturulabileceği gibi başkası tarafından da oluşturulabileceği, bu hususta tıbben tefrik yapılamayacağına dair muhalefet şerhimizdir” değerlendirmesine yer verildi.
Başbilen, 4 Ağustos 2006’da sabah saatlerinde, otomobiliyle işine gitmek üzere evinden ayrılmış, ancak ASELSAN’a gitmediği anlaşılınca eşi tarafından aynı gün Yenimahalle Merkez Karakoluna kayıp başvurusunda bulunulmuştu. Başbilen, bir gün sonra akşam saatlerinde Ankara’nın Kavaklı köyü Aydıncık Mahallesi Mezarlık Üstü mevkisinde tarla içinde, park halindeki otomobilinde, boynu ve sol bileği kesilmiş şekilde ölü olarak bulunmuştu.
Jandarma raporunda, otomobilin kapı ve bagajının kilitli olduğu, cesedinin boyun ve bilek kısmında kesikler bulunduğu kaydedilerek, otomobilde “elveda” başlığıyla başlayan bir not ele geçirildiği kaydedilmişti.
Cinayet iddiaları üzerine başlatılan soruşturma kapsamında rapor istenen İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesinin 5 üyesi olayın ”intihar”, 3’ü ise ”cinayet” olduğu yönünde görüş bildirmişti. Başbilen, ölmeden önce Milli Tank Projesi Atış Kontrol Sistemi Projesinde görev yapıyordu.
BAŞBİLEN’ in bıraktığı mektup:
“Tüm sevenlerime, Sonumdan hiç kimse sorumlu değildir. Fiziksel bir rahatsızlığım yok çok şükür, ama ruhen tükenmiş durumdayım. Nazar düşüncesiyle üzerime okuttum, psikiyatriste de gittim. Bir aydır psikiyatrik tedavi görüyorum, ilaç kullanıyorum, ama herhangi bir iyileşme göremedim. Yaşadığımı hiç hissetmediğim ve sürekli eziyet çektiğim için yaşamamayı kendi isteğimle seçtim. Aşkım, seni çok seviyorum. Seninle hiçbir problemim yoktu.

Problem kendi içimde, ama sebebini bir türlü bulamadım. Geride kalanlarıma kredi kartı vb. borcumu ödemem için Yapı Kredi Bankası Ostim şubesi (3.000.-YTL) ve İş Bankası ODTÜ şubesindeki (12.000.- YTL) hesaplarımda yaklaşık 15.000.- YTL bırakıyorum. Bunun 8.000-YTL’si eşime, 7.000.-YTL’si ise aileme verilsin. Yenimahalle’deki Ziraat Bankası’ndaki kasada bulunan altınlar eşime verilsin
Ayrıca İş Bankası ODTÜ şubesi ve Yapı Kredi Bankası Ostim şubesinde bir miktar hisse senedim, Aselsan’ın yapmış olduğu Axa Oyak sigortası ve Yapı Kredi Akıllı Adım bireysel emeklilik sisteminde de birikmiş param var. Bunların, otomobilimin ve evdeki eşyaların nasıl değerlendirileceğine eşim karar versin… Tekrar söylüyorum: Sonumdan hiç kimse sorumlu değildir. Elveda dünyevi yaşam ve bu dünya… Hüseyin Başbilen…”
İkiz kardeşi kardeşinin kesinlikle intihar edecek biri olmadığını maddi hiçbir sorunun bulunmadığını belirtti. Aynı zamanda babası gelininin haberi verirken hiç ağlamadığını haberi verdikten ve defin işlemi yapıldıktan sonra birkaç kez evlerine geldiğini bununda çok kısa tuttuğunu bir keresinde ağzından ‘ kocamı kaçırdılar.’ diye bir itiraf duyduğunu belirtti. Ancak sonra yanlış söylediğini belirtip bir daha aile ile görüşmediğini avukatının devreye girdiğini anlattı.

ASELSAN mühendisi Hüseyin Başbilen’in cinayetiyle ilgili bir iddia da kardeşinden geldi. Kardeşi Hasan Başbilen, intihar mektubuyla ilgili ‘kardeşime ait değildi’ dedi.”TÜM SEVENLERİME” BAŞLIKLI MEKTUP BULUNMUŞTUHüseyin Başbilen’in 6 Ağustos 2006’da Ankara’nın Aydıncık köyünde aracında ölü bulundu. Araç içinde bir de intihar mektubu olduğu iddia edilen ‘Tüm sevenlerime’ başlıklı bir metin bulunmuştu.
ZORLA ALTINA İMZA ATTIRILMIŞ OLABİLİR, BORÇ SORUNU YOKTUMektubun işyerindeki bilgisayarda yazıldığı iddiasına değinen Hüseyin Başbilen’ın ikizi Hasan Başbilen “Zorla altına imza attırılmış olabilir. Mektupta borçtan alacaktan bahsetmiş, hâlbuki böyle bir sorunu da yoktu. Mektuptaki ifadeler Hüseyin’e ait olamayacak kadar dağınık ve karmaşık ifadelerdir. Kaldı ki mektubun bilgisayarda oluşturulma tarihi tespit edilmemiştir. Mektup bilgisayara şifreli olarak yerleştirilmiş. Ancak şifresinin de ne olduğu yazılarak bırakılmıştır” dedi
Bilir kişi raporunda imzanın BAŞBİLEN’e ait olduğunu teyit etti. Genç bir beyinde böylece tarihin şüpheli ölümşleri sayfasına karıştı ve unutuldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir