I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı: Benzerlikleri ve Farklılıkları

Günümüzden 100 yıl kadar uzaklıkta Dünya genelinde yaşanan iki büyük savaş Dünya’yı kana bulamıştır. 20. Yüzyılın ilk yarısında Dünya’yı kasıp kavuran 1. Ve 2. Dünya Savaşı’nın birbirinden çok farklı özelliklere sahip olduğunu düşünenler kadar bu iki savaşın aslında bir bütünün parçaları olduğunu düşünenler de vardır. Savaşın başlama sebepleri, savaşın boyutları ve stratejileri birbirlerine bazı konularda benzeşirken bazılarında ciddi farklılıklar söz konusudur.

Savaş Sebepleri

İki savaşın da temeline inildiğinde Almanya ile karşılaşılması nedenlerin benzeştiği noktadır. I. Dünya Savaşı’nın başlamasına sebep olan Almanya tehlikesi Avrupa’yı ve Rusya’yı endişelendirmiştir.  Almanya’yı kontrol altında tutma arzularıyla İngiltere, Fransa ve Rusya İtilaf Devletleri olarak savaşa katılırken Almanya da kendi gücüne paralel bir statü isteğiyle Avusturya-Macaristan’ı da yanına alarak savaşa katılmıştır. Savaşın sonunda yenik düşen Almanya imzalamak zorunda kaldığı Versailles Antlaşması ile statü kazanmak isterken elini kolunu bile kıpırdatamaz bir vaziyete düşmüştür. Almanya’nın Versailles’dan doğan yükümlülüklerinden rahatsız olması ve kendi arı Alman ırkının hak ettiğini düşündüğü fakat elinden alınan toprakları arzulaması da 2. Dünya Savaşı çanlarını çaldırmaya başlamıştır.

Savaşı getiren barış dönemi olarak da bilinen iki savaşın arasında geçen sürede ülkelerin çok da farkında olamadıkları çeşitli sebepler vardır. Küresel anlamda iyi giden ekonomi sorunları gölgede bırakmıştır. Versailles Antlaşması sonucunda ödemek zorunda kaldığı savaş borçları, toprak kayıpları ve silahsızlandırılması Almanya için büyük bir sorun olmuştur. İtalya ekonomik buhranlar ve Benito Mussolini’nin “proleter ulus” olarak adlandırdığı toplumsal bir eziklik gibi sorunlar yaşıyordu. Uzak Doğu’da oldukça kuvvetli olan Japonya ABD ve İngiltere baskıları arasında sıkışmıştı. Sovyetler Birliği Brest-Litovsk Antlaşması sonucunda yaşadığı toprak kayıpları yaşamıştı. İngiltere denizlerdeki hakimiyetini koruma rüyası taşıyordu. Fransa ise Almanya’ya karşı kendi güvenliğini korumakla ilgili endişeler yaşıyordu. Bütün bu sıkıntılar ekonominin gölgesinde kalmış işler tıkırında giderken 1929 yılında yaşanan küresel anlamda etkili olan ekonomik kriz sorunların gözler önüne serilmesine sebep olmuştur. Kendi kendilerine yetmek zorunda kalan ülkeler her ne kadar endüstrileşmiş de olsalar oldukça zorlanmışlardır. Almanya ve Japonya ise çözümü işgallerle bulmuştur.

Savaşların Boyutları

1. Dünya Savaşı nitelik olarak tek boyutlu bir savaştır. Küresel bir egemenlik amacı taşımayan Avrupa ülkelerinin öncüsü olduğu savaş daha çok kitle savaşıdır. Topyekün savaş mantığıyla savaşılmıştır ve yıkıcılığı da oldukça büyüktür. Buna karşın 1. Dünya Savaşı bir cephe savaşıdır ve cephe ile ev mesafesi birbirinden uzaktır. Savaş hayatı ve sivil hayat belli bir şekilde birbirinden ayrılmıştır.

2. Dünya Savaşı’nda da savaş topyekün savaş niteliğini almıştır. Başlangıçta Adolf Hitler’in “yıldırım savaşı” taktiğiyle başarıya ulaşıp topyekün bir savaşa dönmeden amaçlarına ulaşabileceğini düşünse de ne yazık ki bu savaş da topyekün bir savaş haline gelmiş  yıkıcılık en üst safhaya ulaşmıştır. Üstelik bu kez savaşa teknolojinin girmesiyle bombalamalar yoluyla da sivil hayat ve savaş hayatı ayrımı kalmamış, cephe ve ev arası mesafe yok olmuştur. 2. Dünya Savaşı’nda halk da savaşın bir parçası haline gelmiştir.

Teknolojinin ilerlemesine, yeni silahların bulunmasına karşın 1. Dünya Savaşı’nda çatışmalar karadan ve tek boyutta sürmüştür. 1. Dünya Savaşı’nda tank, uçak gibi yenilikler varsa da savaş stilinde çok büyük bir değişiklik olduğu söylenemez. 2. Dünya Savaşı sürecinde savaşa iyice dahil olan uçaklar ve gelişerek kullanılmaya başlanan denizaltıların gelmesiyle savaşın boyutu değişmiştir. İlk savaşta yüksek oranda karadan yani tek boyutta yürütülen savaş 2. Dünya Savaşı’nda hava ve denizin de eklenmesiyle yıkıcılığını arttırarak üç boyuta ulaşmıştır.

Savaşların Yönetilmesi

Rus Çarlığı’nın yıkılarak Sovyet Rusya’nın kurulmasını sağlayan Bolşevik İhtilali Avrupalı devletler tarafından pek de hoş karşılanmamıştır. İşçi devleti olan Sovyetler, kapitalist ülkelerce bir tehdit unsuru olmuştur. Kara Avrupası’ndan yayılan faşizmin ayak sesleri de bu sebeple bir kurtuluş yolu olarak algılanmıştır. Hitler’in ve Mussolini’nin ülkelerinde kurdukları faşizm Sovyetler’in devrimci işçi düzeni zehir olarak görülmüştür ve faşizmin de zehre karşılık bir panzehir olduğu, İtalya’nın da Bolşevizm’den kurtulduğu düşünülmüştür. Bu anlayışa itiraz edenler yalnızca solcular olmuş, kapitalist Avrupa genel anlamda Almanya hakkındaki katı tutumunu da yumuşatmıştır. Almanya bu kadarıyla kalmayarak kısıtlamaların, yasakların ve ırkçı tutumlarını son derece vahşileştirmiştir. İdeolojik meselelerde iyi yönetilemeyen sorunlarla birlikte inanç meselesinde de sınıfta kalmıştır. Almanlar kendi saf ırkı ve Nazizm için savaşırken ülkeler kendilerini kurtarmak ve Almanya’ya karşıtlık amaçlı savaşmışlardır fakat bu yeterli gelmemiştir. Savaşın ileri zamanlarında kendi kurtuluşlarından çok insanlık için savaşmaya başlamışlardır.

Mussolini ve Hitler

Savaşların Sonuçları

İki savaşın bitiminde de birbirine benzeşen sonuçlar meydana gelmiştir. Her iki savaşın da temellerinin atıldığı yer olan Avrupa iki kere Dünya düzenini baltalamış, yıkıcılığı ile Dünya’yı kana bulayan iki savaşı elleriyle meydana getirmiştir. Uluslararası ilk kuruluş olan Milletler Cemiyeti ilk savaşın ardından kurulmuştur. Milletler Cemiyeti’nin devamı olarak nitelendirilen Birleşmiş Milletler ise 2. Dünya Savaşı’ndan sonra 1945’te küresel barışı sağlamak amacıyla kurulmuştur. Avrupa’nın en güçlü devletlerinden olan İngiltere ve Fransa 1. Dünya Savaşı’nın ardından oldukça zayıflarken bir büyük savaşı daha kaldıramayıp iyice kuvvetten düşmüşlerdir. ABD 1. Dünya Savaşı’ndan daha da güçlenerek çıkarken 2. Dünya Savaşı’ndan da yeni kurulan “iki kutuplu” küresel düzenin bir kutbu olarak yerini almıştır. Kutbun diğer ucundaki Sovyetler Birliği ise 1. Dünya Savaşı ile kurulup Dünya sahnesine çıkarken 2. Dünya Savaşı sonunda ise bir süper güç olarak çıkmıştır.

KAYNAKLAR

“Siyasi Tarih 1918-1994”, Oral Sander

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir