İRAN İSLAM DEVRİMİ’NİN PERDE ARKASI

İran tarihinde en kritik dönemeçlerden biri Muhammed Musaddık dönemidir. 1940’lı yıllardan sonra milliyetçilik akımı gelişmiş ve sonunda Musaddık Milli Cephe içerisinde başbakan olmuştur. Musaddık 1951 yılında petrolü millileştirmiş akabinde 1953 de CIA-MI6 tarafından düzenlenen darbeyle (Ajax Operasyonu) iktidarını kaybetmiştir. Musaddık dönemi modern İran tarihinde oldukça önemli bir dönemdir. 1951-1953 yılları arasında yaşanan olaylar 1979 İran Devrimi’nin bir provası olarak görülebilir. Tıpkı 1979’da olduğu gibi, 1951’de de Şah ve Batı karşıtlığı halkı birleştiren ana unsur olmuştur.

Musaddık halkla birlikteyken

1970’li yıllar Ortadoğu’da da Soğuk Savaş’ın yaşandığı bir bölge olmuştur. İran’da Soğuk Savaş komünist Tude parti ile milliyetçi ve muhafazakâr partiler arasındaki mücadeleyle geçmiştir. 1980’lere gelirken sol ve İslamcı gruplar sokakların hakimiyetini ele geçirmişlerdir. Oğul Pehlevi halkın gözünde Amerika’nın ileri karakolundan başka bir şey değildi.

Beyaz Devrim’e gelecek olursak sonuçları bakımından İslam Devrimi olarak adlandırılsa da ilk başta toplumun bütün kesimlerini kapsayan bir dönüşüm hareketidir. 20. Yüzyılda olmuş en geniş kitlesel bir başkaldırıdır. İran devriminde liberal, sosyalist, İslamcı, milliyetçi ve daha sayılamayacak kadar örgüt ve halk hareketleri sahne almıştır. Devrimde tek hedef şah karşıtlığı hatta şahın öldürülmesiydi. Neticede çok geniş bir katılımla devrim başarıya ulaştı ve şah karşıtlarının lideri konumundaki Ayetullah Humeyni Paris’ten bir uçakla Tahran’a bir fatih edasıyla geldi. 30-31 mart 1979 tarihinde yapılan referandum sonuçlarına göre İran’ın yeni ismi “İran İslam Cumhuriyeti” oldu.

Muhammed Rıza Pehlevi

Devrimde önemli bir etkinliği ve gücü olan Tebriz şehrini merkez alan “Halk-e Müselman” hareketi, lider olarak Ayetullah Şeriatmedari’yi görmüş ve Şeriatmedari bölgede bir süre egemen olmuştur. Daha sonra merkezi güç bu hareketi bastırmıştır. Şeriatmedari ev hapsine alınmıştır. Devrimde emeği olan diğer ne kadar güç varsa ya devrim içinde eritilip sisteme entegre edilmiş ya da sistem dışına atılarak imha edilmiştir.

Devrimde mollalar

Diğer İslam devletlerinden farklı olarak İran’da ulema, göreli olarak özerk ve örgütlü bir grup olarak oluşumu ve antiemperyalist ve milliyetçi yaklaşımlarda önemli bir role sahiptir. Bununla beraber, modern İran milliyetçiliğinin yükselmesinin yapı taşlarından olan 1904-1905 Anayasa Hareketi’nden bu yana ulemanın desteği laik milliyetçi partilerden yana idi ve çoğulculuğa ve anayasacılığa olan desteklerini her fırsatta açıklamaktaydılar. Şah’ın devrilmesinden sonrasına kadar hiçbir önemli ulema grubu, Mümtaz Ayetullah Naini’nin anayasayı desteklemek için oluşturulan ve Şii mezhebinin önde modern düşünceli teologlarınca da onaylanmış ilk tasarıya karşı çıkmamıştı. Tersine, elli yıldır süregelerek birbirinin yerini alan İranlı din adamları bu durumu tekrar tekrar desteklediler.

Devrimin olduğu sene İslam Cumhuriyet’inin gelecek politikaları hakkında sinyal veren büyük bir olay olmuştur. ABD büyükelçiliğini İranlı öğrenciler ele geçirmişlerdir. Çalışanlar 444 gün esir tutulmuştur. Bu olay Farsça “Gerogan Giri”, Türkçe “Rehineler Krizi” olarak tarihe işlenmiştir. Rehinelerin kurtarılmasına yönelik ABD’nin yaptığı operasyon başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu durum devrimin halk içinde güçlenip desteğini iyice arttırmasını sağlamıştı. ABD ile ilişkiler çok keskin bir şekilde bozulmuştur. O kadar ki İran ABD’yi “büyük şeytan” ABD’nin maşası olduğunu düşündüğü İsrail’ “küçük şeytan” olarak isimlendirmiştir.

ABD Irak-İran savaşında da Irak’a büyük destek vermiştir. Humeyni ise bu durumu Şah yanlılarının tasfiyesi için bir fırsat olarak görmüştür. Her ülkede olduğu gibi dış bir tehdit olduğunda halk birleşme ve iç meseleleri görmezden gelme refleksinde bulunur. İran’da durum bu şekilde olmuştur. Zaten Şah döneminden beri Şiiliğe dayalı teokratik bir sistemin olması ve bu sitemde etkili gücün Şii din adamları olması Şah gittikten sonra ülkenin azınlığının eline değil de Şah hariç devleti elinden bulunduran ulemanın devleti tamamen ele geçirmesi şaşılacak bir şey değildir.

Temeline otarşi bir ekonomik yapı ve merkezde Şii din adamlarının bulunduğu siyasi bir kurumlaşmaya gidilmiştir. Bu devlet yapısı “velayet-i fakih” dış politikada alınan kararların neler olacağına, nasıl bir rota izleneceği ve kimin dosta düşman olacağına karar vermektedir. Esasen demokrasiye geçişten çok Humeyni’nin sözlerinin kanun kabul edildiği bir dönem olmuştur. İnsanlık tarihindeki en eski monarşinin alaşağı edilmesinin ardında Velayet-i Fakih’lik Şia geleneğinin tarihsel bir eksikliğini doldurmuştur. Bu duruma başka bir açıdan bakarsak Şah’ın batılılaşma hareketi tam bir karşılık bulamamış ve bölgenin kalıcı ve sabit kararının İslam olduğu ortaya çıkmıştır.

AA’dan alıntıdır.

Rafsancani Dönemi

Rafsancani dönemi daha çok pragmatist yaklaşımlarla açıklanabilir. Pragmatik arayışlar esas olarak daha Humeyni zamanında başlamış olsa devam eden İran-Irak savaşı nedeniyle direk açık edilmiyordu. 1989 yılı Velayet-i Fakih değişimi ve anayasa değişikliği olması bakımından önemlidir. 1989 Anayasa değişikliğinin birinci maddesine göre 1989 Anayasa değişikliğinin 1. maddesine göre, “Anayasanın Başlangıç Bölümü, başlıklar ve maddelerde “Milli Şura Meclisi” adı “İslami Şura Meclisi” olarak adlandırılmalıdır.

Hükümet sistemi ne olursa olsun, bütün temsili rejimlerde parlamentoların, kanun yapma hükümeti denetleme ve devlet bütçesini kabul etme gibi üç temel fonksiyonu vardır. Yürütme organının göreve gelmesinin ve görevde kalmasının parlamentonun güvenine gerek duymadığı başkanlık sisteminde bile, yasama organının, mesela meclis araştırması ve bütçeyi kabul edip etmememe yetkileri nedeniyle yürütme organının belli ölçüde denetlediği söylenebilir.

Rafsancani

Diğer yönden ise dini lidere kıyasla 1989 anayasa değişikliği ile hükümetin dış politikadaki belirleyici özellikleri artmıştır. Dış politikayı incelerken dini liderden çok başkanların dönemsel olarak incelenmesi bu sebeptendir. Humeyni döneminde herhâlde kurucu lider olması nedeniyle devlet başkanının rolü incelemelerde önemsenmez. Sonraki dönemlerde ise durum farklıdır. Değişimlere damga vuran hep başkanlar olmuştur ve bu yüzden çoğu araştırmacı İran politikalarını dönemlere ayırırken başkanların adıyla hareket eder.

Rafsancani’nin dışa dönük politikalarının artması aslında dönemin konjonktürünün bir gereğiydi çünkü Sovyetler dağılmış, Irak’ın Kuveyt işgali ve akabinde gerçekleşen Amerikan müdahalesi sonucu kelimenin tam anlamıyla Ortadoğu’da kartlar yeniden dağıtılıyordu ve İran bu durumdan fayda sağlamak istiyordu. Rafsancani rakibi İran konusunda tarafsız kalmıştır. Saddam’ın ordusu neredeyse imha edilse de yerine Amerikan güçlerinin geçmesi İran için daha büyük bir baskı oluşturmuştur.

Rafsancani batıyla sağladığı ilişkiler sayesinde düşük petrol fiyatlarına rağmen bir nebze de olsa ekonomik gelişme sağladı. Bu çabaya rağmen enflasyon ve işsizlik gibi ağır top sorunlar hala durmaktaydı. Köyden kente yığılma ise artık iyice kronik bir hal almıştı. İkinci dönemin sonlarına doğru tepkiler artmıştı. Bunun bir nedeni de İran yasalarına göre bir başkan üçüncü defa seçilemiyordu. Zaten ilk seçime göre ikinci kez seçilirken oy oranı azalmıştır.

Bu yazımı beğenenlere “TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ KISA TARİHİ” ve “DİYAR-I ACEM’DE TÜRK HAKİMİYETİ NASIL SON BULDU?” yazılarımı da okumalarını tavsiye ediyorum.


Kaynaklar

Alptuğ Kuduoğlu, “İran’da Musaddık Dönemi: 1951-1953.” İran Çalışmaları Dergisi 2.2,

Fred Halliday, “İran Devrimi: Eşitsiz Gelişme ve Dinci Popülizm.”, Serpil Üşür (der.), İran Devrimi: Din, Anti-Emperyalizm ve Sol, Belge Yayınları, İstanbul, (1992),

Ahmad Eqbal, Skocpol Üzerine Yorumla Serpil Üşür (der.), İran Devrimi: Din, Anti-Emperyalizm ve Sol, Belge Yayınları, İstanbul,1992, s. 8.

M. Serkan Taflıoğlu, “İran İslam Cumhuriyeti’nde Egemenlik ve Meşruiyet Kaynağı “Velâyet-İ Fakih”.”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 68.03 ,(2013):

Erdal Fanid, “İran İslam Cumhuriyetinin Hükümet Sistemi-Governmental System The Islamic Republic Of Iran.”, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 7.12, (2015), s. 286.

Ahmet Kılınç, “İran Anayasa Hukukunun Genel Esasları.”, (2008).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir