Politika Ve Strateji

İSLAM DİNİ NEDEN UYDURULMUŞ OLAMAZ ?

Önsöz

Dinler uydurulmuş mudur? Son dönemde, İslami tabirle ahir zamanda dinlerin uydurma olduğu düşüncesi artmaktadır. Bu yazıda din uydurma sebepleri üzerine eğileceğiz ve İslam dininin beşer ürünü olamayacağını size kanıtlarıyla ve kaynaklarıyla anlatmaya çalışacağız. Fazla uzatmadan hemen konuya geçelim.

Oku emrini veren, okudun mu diye sormaz mı?

İslam Neden Beşer Ürünü Olamaz?

İslâm’ın Hz. Muhammed tarafından uydurulduğunu iddia edenlerin, bu söz konusu uydurmayı yapma sebeplerini de mantıksal düzeyde ortaya koyma yükümlülükleri olması; onları din uydurmadaki amacı menfaat çizgisine çekmeye itmiştir. Buradan hareketle, bu yazıda da İslâm dininin ortaya konulma amacının, menfaat olduğunu ileri sürülenlerin bir takım iddialarını başlık başlık ele alacağız:

1) Statü kazanma amacı
2) Mal ve mülk kazanma amacı
3) Kadın elde etme amacı
4) Toplumu ıslah amacı

İslam Diniyle Statü Kazanma Amacı ?

İlk olarak statü kazanma konusuna bir bakalım. Hz. Peygamberin, risalet gelmeden önce toplumda manevi bir nüfuzu bulunmaktaydı. Öyle ki, gençliğinde bugünki anlamda bir nevi vakıf ve toplumsal adaleti sağlamak isteyen sivil toplum örgütüne karşılık gelen hilfu’l fudul’da bulunmuş, yine müşriklerin Kabe’yi onarma sürecindeki Haceru’l-esved’i kimin yükleneceği konusunda hakemlik yapmış, kendisi “el-emin geliyor, onun hükmüne razıyız” cümleleriyle karşılanmış (Sîre, 1/209; Tabakât, 1/201), verdiği hükümden de herkes memnun olmuştu.

Hz. Peygamberin İslâm öncesi hayatında toplumdaki manevi nüfuzuna bakış atmamızı sağlayan şiir alıntıları da vardır. Ebu’l-’Âs b. er-Rebî’ Müslüman olmadan önce, Resûlullah’ın kızı Hz. Zeyneb’ten“el-Emîn’in kızı” [الامين جزاها الله صالحة ] olarak söz etmiştir. Yine İslâm’dan sonra da aynı vasıfları taşımaya devam etmiş, o dönemde müşrik şair Kâb bin Zuheyr tarafından “me’mun” (güvenilen) olarak vasıflandırılmıştır. Benzer alıntılar müslüman şairlerde de vardır.

Bununla birlikte, Hz. Peygamberin toplumda maddesel bir nüfuzu olduğundan söz etmek güçtür. Her ne kadar soylu bir aileye mensup olsa da, kişisel olarak bir kabile liderliği veya şehrin önde gelenleri olmak gibi bir niteliğe sahip değildi. Bu noktada İslâm dinini “maddi nüfuz için uydurdu” iddiası öne çıksa da, bu iddiada da birtakım sorunlarla karşılaşırız. Zira peygamberlik iddiasında dâhi, kendisini  “beşer olduğunu ifade eden” ayetlerin vurgulanmış olması oldukça ilginçtir. “Ben de sizin gibi bir beşerim” (Kehf 110), “Ben bir beşer olan resulden başkası değilim” (İsra 93) gibi ifadeler, bir nevi kendisini “normalleştirme” ifadeleridir.

Peygamberin hem bireysel karakteri, hem de vahiy sonucu elde ettiği karakterin “kişisel iddiadan uzak, alçakgönüllü” olması “maddi nüfuz” amacı taşıyor iddiasını sürdürdüğünü iddia etmek açısından pek de tutarlı olmayacaktır. Nitekim durumu vurgulayan başka verilere de sahibiz. Eğer Peygamberin amacı nüfuz olsaydı, kendisine “bu davetten vazgeç seni başkan seçelim” diyenlerin teklifini kabul eder, üstelik bunu da yakınlarına “ben önce güç elde edeyim, sonra onlara davet etmeye devam ederim” diyerek hem manevi hem de maddi otoritesini kazanmış olabilirdi. Kısa yol varken bunca zahmetin mantığı yoktu.

Mal Mülk Kazanma Amacı ?

Şimdi de peygamberin, dini mal mülk elde edinmek için uydurduğu iddiasına gelelim. Bu iddia, iddialar arasında en cılızlarından biridir. Peygamber, peygamberlik öncesinde fakir değildi. Evet, belki  şahsi anlamda büyük bir zenginlikten söz edilemezdi ama hem eşi Hz. Hatice, hem de yaptığı iş gereği kimseye bir muhtaç olma durumu yoktu.

İşin ilginç kısmı, peygamberin vahiyden sonra zenginleşmek şöyle dursun, yoksullaşmasıdır. İslam daveti müşriklerin öfkesiyle muhatap olmaya başlamış ve özellikle boykot döneminde müslümanlar büyük bir ekonomik sıkıntı içerisine düşmüşlerdir. Müşriklerin, müslümanlardan hiçbir şey alıp hiçbir şey satmamaya karar verdikleri boykot dönemi (İbni Hişâm, Sîre, 1/375; İbni Sa’d, Tabakât, 1/208-209; Belâzurî, Ensab, 1/229-230; Taberî, 2/225) süresince, Hz. Hatice İslam yolunda bütün servetini tüketmişti.

Müslümanlar açlıktan topladıkları derileri emerek hayatta kalmaya çalışır hale gelmişlerdi. (Süheylî, Ravdu’l-unuf, II, 127; Semira ez-Zayed, Muhtesaru’l-câmi fi’s-Sîre, I,196) Öyle ki, bu yoksulluk ve kıtlık durumundan ötürü Mekke sokakları müslüman kadın ve çocukların açlık feryatları ile inler hale gelmişti.

Dini uydurma amacı ekonomik çıkar elde etmek olan birinin, bu gibi durumlarla karşılaşma arefesinde dahi dini “yumuşatma” ve en azından bir sürelik davetten vazgeçme gibi teşebbüslerde bulunması gerekmez miydi? Elbette evet. Ama ne Peygamber, ne de yanındaki az sayıdaki müslüman bu durumda dinlerinden vazgeçmedi ve zorluklara göğüs germeyi tercih ettiler. Daha çarpıcı bir konuya daha bakalım:

İkinci olarak, amacı din ile ekonomik güç elde etmek olan birinin, uydurduğu(!) kitaba “sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun” (Yasin 21), “Sizden hiçbir ücret istemiyorum” (Şuara 180) gibi ayetleri koymasının mantığı nedir? Peygamberin, peygamberlik döneminde şahsına sadaka bile kabul etmemesi, bu iddiaların ne denli zayıf olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

İslam

Kadın Elde Etme Amacı ?

Bir diğer iddia da, peygamberin dini kadın elde etmek amacı ile uydurmuş olmasıdır. Bu iddia da cılızdır. Zira istisnalar hariç, bir kişinin gençlikte karakteri neyse, ileri yaşlarda da o’dur. Gençliğinin zirvesi olan 25 yaşındayken, 40 yaşında bir kadınla evlenmeyi tercih eden birinin bu anlamdaki yönelim düzeyi ortaya çıkmış olur. Kadın kavramına, kadın için din uyduracak kadar önem veren birinin; ister mal ister de başka bir sebeple olursa olsun, başından iki evlilik geçmiş bir dul ile evlenme tercihi açıklanabilir olmayacaktır.

İkinci olarak, peygamberin Mekke’de kendisine yapılan kadın tekliflerini reddetmesi de bunu gösterir niteliktedir. Daha davetin başındayken, sonu belli olmayan bir hareket için beklemek mi daha mantıklıdır, yoksa hedefin gerçekleştiği anda teklifleri kabul etmek mi?

Sapkın insanlar hedefe odaklıdırlar. Uzun vadeli, sonunda garantisi olmayan yollara başvurmak yerine daha kolay ve daha çabuk yolları tercih ederler. Zira amaç, amaçlanılan şeydir; o yolda çekilenler bunun bedelini aşmamalıdırlar. Çarpıcı bir ifadeyle:

Yine dünyada en büyük kadın saplantısı olan kimseler bile, kadın için yurdundan atılmayı, aç bırakılmayı, sırtına hayvan dışkısı konulmasını, aşağılanıp “akıl hastası” olarak nitelendirilmeyi, en yakınlarının gözünün önünde işkenceye maruz kalmasını, katledilmesini göze almayacaktır. Hakkında ölüm kararı çıkarılmasını, doğduğu yerden gizli gizli yer değiştirmek zorunda kalmasını, mağaralara sığınmayı hiçbir saplantılı insan tercih etmeyecektir ki, Allah’ın temiz resûlu bu isnatlardan münezzehtir.

Nitekim bilimsel anlamda, erkeklerin yaş ilerledikçe cinsel meyillerinin düştüğü bir gerçektir. Erkekler 30 yaşına kadar cinsel arzularını zirvede yaşarlarken, 40-50 yaş arası duraklama ve daha sonra da hızlı bir gerileme yaşarlar. (kaynak: http://goaskalice.columbia.edu/answered-questions/mens-sex-drive-and-age) Peygamberin, peygamberlik iddiasının 40 yaşından sonra olduğunu; Hz. Hatice dışındaki diğer evliliklerini de hastalanıp vefat etmesine kadarki son 10 yılında olduğunun altını çizelim. Üstelik bu son 10 yıllık evliliklerinin birçoğunun sosyal ve siyasi sonuçlara yol açtığı gerçeğine bakabiliriz:

Örnek olarak Peygamberin Hz Cüveyriye ile evliliği, bir kabile ile olan savaşın sona ermesine; Hz Meymune ile olan evliliği, o kabiledeki bireylerin peygamberi lider olarak kabul etmesine; bir Yahudi kabilesi liderinin kızı olan Hz Safiye’de, Yahudilerle ilişkilerin yumuşamasına sebep olmuştur. Başka bir deyişle, peygamberin son dönem evliliklerinin de salt bir hevaya dayandığını göstermek de güç olacaktır. Bu evlililk meselesi başlı başına başka bir yazının konusu olabilecek niteliktedir. Bu sebepten burada sonlandıralım.

İslam

İslam Dininin Toplumu Islah Amacı ?

Son olarak, peygamberin toplumu dönüştürmek maksadı ile din uydurduğu iddiasına gelelim. Bu iddianın zayıflığı da, dinin tamamen toplumsal ayetler ve hükümlerden ibaret olmamasından ileri gelmektedir. Maksat toplumun ıslahı ise, örneğin gusül abdestinin mantığı nedir? Neden uyku çöktüğünde yatsı namazı kılmak zorundayız! Suyun bu denli değerli olduğu yerde, her vakit abdest almanın mantığı nedir? Günde bir kere abdest almakla da temizlik sağlanamaz mıydı? Üstelik bu ritüeller, insanları söz konusu dine yaklaştırmaktan çok belki de müslüman olacak olmasını zorlayacak hükümlerdir.

Yine maksat toplumun ıslahı ise, Peygamberin “tevhid ve tek ilah” kavramının üzerinde bu kadar ısrar etmesinin mantığı nedir? Hadi kötülüğün kaynağını putperestlikle bağdaştırdı diyelim, o halde neden Hristiyan ve Yahudilerle de keskin itikadi tartışmalara girmeyi seçsin? Mesele “ıslah” ise, “ben Allah’ı oğuldan münezzeh görüyorum, ama sizin de görüşünüz kendinize, yani işbirliği yapabilir ve ortak bir dini algı oluşturabiliriz” gibi teklifler çok daha mantıklı olmaz mıydı? Neden bütün putperestleri karşısına aldığı gibi, aynı zamanda hristiyanları, yahudileri, hatta bu mesajı olduğu gibi kabul etmeyen hanifleri de karşısına almayı göze aldı? Şu konu çok karıştırılıyor :

Dinin bir fonksiyonunun toplumu ıslah etmek olduğunu söylemek ile, dinin toplumu ıslah etmek için uydurulduğunu iddia etmek arasında ciddi fark vardır ki; burada eleştirimiz ikincisinedir. Eğer din toplumu ıslah etmek için kuruldu ise, Kur’an’da göğün genişlemesi, dağların sabitliği, yükseğe çıktıkça nefesin daralması gibi bazı kozmolojik ve bilimsel konulara işaret ediliyor olmasının açıklaması da olmamış olur.

Son olarak, amacı toplumu ıslah etmek adına din uyduran birinin, gün boyunca uydurduğu din için çalışırken; gece de kendisine teheccüd namazını vacip saymasının mantıklı bir yanı yoktur. Bilindiği üzere peygamber hayatı boyunca, gece kalkıp uzunca süreler namaz kılmıştır. Hatta bunun ümmete değil, kendisine farz olduğuna dair kabul de vardır. Amaç nedir? Gece dinlenmek için tek fırsatken, uydurulmuş bir din adına böyle ek ritüeller yapmanın mantığı ne olabilir? Başka bir deyişle peygamber gece kalkmasa, yine ona insanlar aynı samimiyette inanmaya devam edeceklerdi. Bu gibi ritüellerin “menfaat” kavramı ile bir paralelliği bulunmamaktadır.

Kur’an’ı Kerim’deki Anlatılar

İslam
İslam dinin temel kaynağı Kur’an’ı Kerim’dir.

İnkarcıların açıklama getirmekte zorlandığı en büyük konulardan biri de, bir çöl bölgesi olan Hicaz’da yaşayan Muhammed Peygamberin nasıl böyle bir din kitabı “icat” (!) edebilmesi konusudur. Bildiğimiz üzere Peygamberlik dönemi ve öncesinde Arap yarımadasında yazılı gelenek yok denecek kadar azdı, birçok şiir ve menkıbeler dilden dile aktarılır; okuma yazma bilmenin büyük bir lüks olduğu toplumda kaynak olarak okunacak eserler de bulunmamaktaydı.

Hz. Muhammed, böyle bir coğrafyada var olup, geçmiş dinlerle benzerlikler ve farklılıklar bulunan peygamber kıssaları, mucizeler, dinler tarihine ilişkin birçok bilgiyi nasıl elde etmişti? Zira Kur’an’ı Kerim bilindiği üzere yalnızca bir emir-yasak kitabı olmayıp; aynı zamanda diğer dinlerle mücadele eden, putperest ve şirk kalıntıları olan dinlerin tasavvurlarını eleştiren, bununla birlikte ortak peygamberleri de ele alıp bunu sahiplenen bir uslüp taşıyordu.

Elbette bunun için “Kur’an diğer dinlerin kopyasıdır” gibi iddialar ortaya sermeye başladılar; bu doğrultuda ellerine cımbız alıp eski dinler ile Kur’an içinde benzerlikleri araştırmaya koyuluyorlar; yakaladıkları en ufak benzer bir cümlede “işte Kur’an çalıntıdır” tezini ortaya atıyorlardı. Kimisine göre Kur’an Sümer kökenliydi, kimisine göre diğer mitolojiler, kimisine göre de yalnızca eski ahit-yeni ahitin bir karışımıydı. Herkesin tezi farklıydı; İnkarcılar için ortak nokta Kur’an’ın orijinal olmaması ile ilgiliydi. Bu konu adeta başka bir yazının konusu olur, çünkü değinilecek bir sürü nokta barındırmaktadır. Madem girdik bu konuya fazla uzatmadan üç maddeyle duruma bir bakalım:

1) Benzerlikler kopya iddiası için yeterli bir delil midir? Bildiğimiz üzere yeryüzündeki ilk dinin ne olduğuyla ilgili tezlerden biri, insanlığın ilk olarak “tek-tanrıcı” olması iddiasına dayanmaktadır. Bu da İslam’ın “her kavme peygamber gönderildi, insanlar ise o dinden bir kısmını bozdu” iddiasını doğrular niteliktedir.

2) Muhammed peygamberin, İslam öncesi hayatında herhangi bir din ile ilişkisi olmadığı gibi, herhangi bir şiir-edebiyat merakı ya da entellektüel bir gaye ile farklı coğrafyalara geziler veya kısıtlı da olsa araştırmalar düzenleyen bir kişi olmadığını görüyoruz. Mekke dışına hayatı boyunca birkaç kere çıkan Hz Muhammed, bunları da ticari maksatlarla yapmıştı. Yani İslam öncesi hayatında diğer dinlerin metinlerine, geleneklerine, kültürel bilgilerine merak duyan biri olduğuna dair hiçbir kayıt yok.  

3) Muhammed Peygamberin bu kaynaklara nasıl ulaştığına dair en ufak bir delillendirme yapılamaz ise, iddialar kendiliğinden çökmüş olmuyor muydu?

Bunun gibi onlarca madde sıralayabiliriz ama uzatmamak adına burada kesiyorum.

Son Söz

Sonuç olarak, İslam hak din olduğu gibi, ona karşı getirilen argümanlar güçlü mantıksal temellere dayanabilmekten yoksundur. Peygamberin dini uydurma gerekçeleri olarak iddia edilen başlıklara baktığımızda, hepsinde bir tutarsızlık ve argüman yetersizliği ile karşılaşmaktan kendimizi alamayız. İslam’ın tamamen uydurma olamayacağını anlayan, İslam dini diğer dinlerin kopyasısıdır diyenler de oldukça fazladır. Bu sebeple kopyalama iddiasını ortaya koyan kişiler o mitolojiden bu dinden cımbızla benzerlik aramak yerine bu gibi sorunlara cevap vermeliler, dolaylı yoldan değil, direk tarihsel ve mantıksal gerçeklerle. Ama böyle bir şey yapmıyorlar.

Sözlerime son verirken hepinizin Ramazan ayını kutluyorum. Ramazan ayı demişken eskiden Ramazanlar nasıl yaşanıyordu? Merak ederseniz buradan yazımı okuyabilirsiniz. bir sonraki yazıda görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın.

– Artist Derin

2 thoughts on “İSLAM DİNİ NEDEN UYDURULMUŞ OLAMAZ ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir