Politika Ve Strateji

İstanbul Sözleşmesi

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi yani İstanbul sözleşmesi. Sözleşme 11 Mayıs 2011’de Avrupa Konseyi tarafından İstanbul’da görüşmelere açıldı. Türkiye’de çeşitli tartışmalara yol açmış bu sözleşme 12 Mart 2012 tarihinde Türkiye tarafından onaylanmıştır. Böylece Türkiye, sözleşmeyi Kabul eden ilk ülke olmuştur. Türkiye’nin ardından 2015 yılına kadar süren ilk etapta Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden 18 ülke daha sözleşmeyi onaylamıştır. Günümüzde ise sözleşme AB geneli ve 46 devlet tarafından onaylanmış bulunmaktadır.

İstanbul Sözleşmesi Nedir ?

Şimdi 12 bölüm 81 maddeden oluşan bu sözleşmeyi inceleyelim.

BÖLÜM 1

Sözleşmenin ilk maddesi sözleşmenin amaçlarından bahsetmektedir.

  • Kadınları her türlü şiddetten korumak
  • Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi
  • Kadın erkek arasındaki ayrımcılığı ortadan kaldırmak ve buna yönelik politikaları teşvik etmek.
  • Bu amaçlara uygun uluslar arası işbirliğini teşvik etmek.
  • Bu amaçları gerçekleştirmek için kuruluşlara ve kolluk kuvvetlerine gerekli desteği vermek.

Ayrıca bu maddede sözleşme hükümlerinin kontrolü için özel bir izleme mekanizmasının kurulması öngörülmüştür. Türkiye’de ve diğer ülkelerde bu iç hukuka müdahale olarak görülmüş ve tartışma konusu olmuştur. Aynı şekilde 2.maddede tanımı yapılan “toplumsal cinsiyet” kavramı da ülkemizde ayrı bir tartışma konusudur.

Sözleşmeye göre taraflar özel ve kamu alanında gerekli yasal ve diğer tedbirleri almakla yükümlüdür. Anayasalarına yahut ilgili mevzuatın sözleşmeye uyarlanması ve ayrımcılık sayılabilecek yasaların gecikmeden düzenlenmesinden ilgili tarafları sorumlu tutar. Taraflar ayrıca kadına yönelik şiddet eylemlerinin önlenmesi, soruşturulması, cezalandırılması ve tazmin edilmesi ile yükümlüdür.

Bölüm 2 Bu bölümde sözleşme kapsamındaki şiddet eylemlerine karşı uygulanacak politikalar ele alınmaktadır. Taraflar tüm politikalarına şiddet mağduru kadınların haklarının merkeze yerleştirilmesini ve ilgili tüm kurum ve kuruluşların işbirliği ile uygulanmasını sağlar.  Taraflar bu politikaları yürüten kurum ve kuruluşlara gerekli olan mali ihtiyacı karşılar.  Sözleşme kapsamındaki mağdurların haklarını savunmaya yönelik sivil toplum kuruluşları sözleşme taraflarınca desteklenmesi gerekir.   Sözleşme bu bölümde ayrıca tarafların konuyla ilgili veri toplaması için bir birim kurmasını öngörmektedir. Bu veriler kıyaslama yapılması için kurulan uluslar arası uzmanlar birliğine gönderilir. Ayrıca bu veriler kamuya da açık olmalıdır.

Bölüm 3

Bu bölümde sözleşme toplumda var olan kadın aşağı cinstir düşüncesini, kadını küçük düşüren örf, adet ve gelenekleri kısaca sözleşmeye uymayan her türlü sosyal davranış modelinin değişimini sağlamak için önlemler tavsiye eder. Bu doğrultuda taraflara bazı sorumluluklar yükler.

  1. Farkındalığı Artırma : Şiddetin kadınlar ve çocuklar üzerindeki olumsuz etkisi ve bunun sonuçlarının kavranması ve şiddetin önlenmesi gerektiğinin yaratılması amacıyla kadın örgütleri başta olmak üzere diğer sivil toplum kuruluşları ve uluslar arası topluluklar ile kampanyaları geliştirmek ve yürütmek
  2. Eğitim:  Taraflar seviyeye göre müfredatlarında  kadın erkek eşitliği, kalıplaşmamış toplumsal cinsiyet rolleri, şiddet içermeyen çatışma çözümleri, kadına yönelik şiddet farkındalığı vb. Konular bulundurması
  3. Uzman Eğitimi: Taraflar failler ve mağdurlarla ilgilenen, şiddetin önlenmesi ve ortaya çıkarılmasında görev yapacak donanıma sahip, mağdurun ikinci kez mağdur olmaması için ona yol gösterebilecek uzmanlar yetiştirmelidir.
  4. Önleyici Müdahale ve Tedavi programları : Taraflar şiddetin tekrarlanmaması için faillerin kişiler arası şiddet içermeyen davranış edinmelerini sağlayan programlar oluşturmalıdır.
  5. Özel Sektör ve Medya Katılımı :Özel sektör ve medyanın ifade özgürlüğüne ve medya bağımsızlığı ilkelerini göz önünde bulundurarak bu kurum ve kuruluşların kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önlemeye yönelik kampanyalara katılımı sağlanmalıdır.

Bölüm 4

Sözleşmenin dördüncü bölümünde mağdurların şiddet eylemlerinden ve tekrarlarından korunması ele alınmaktadır. Tarafların iç hukuka uygun şekilde mağdurları ve tanıkları koruması gerekmektedir.  Bu amaçla mahkemeler, kolluk kuvvetleri, yerel ulusal yetkililer dahil etkin işbirliği için gerekli mekanizmalar kurulmalı ve tedbirler alınmalıdır.

Bu tedbirler insan hakları ve güvenliğine odaklanacak, ikinci bir mağduriyeti önlemeye yönelik olacak, şiddet mağduru kadınların güçlenmesini ve ekonomik bağımsızlık kazanmasını hedefleyecek şekilde düzenlenecektir. Hizmetler mağdurun şikayeti bulunmasına bağlı olmayıp res’en uygulamaya konulacaktır. Taraflar mağdurlara gerektiğinde iyileşmelerini kolaylaştıracak hizmetler sunacaktır. Psikolojik danışmanlık, mali yardım, konut desteği, eğitim, iş bulma benzeri hizmetler bunlardan bazılarıdır. Üçüncü kısımda bahsettiğimiz uzman desteği hizmeti de bunlardan biridir fakat ülkelerde bu konuda uzman yetiştirilmesine de bu sözleşme ile başlandığından yeterli uzman yoktur. Bunun için sözleşme bu konuya esneklik getirmiştir. Bir başka destek ise sığınma evleridir.  Sözleşmede tarafların  başta kadın ve çocuklara olmak üzere – bu ifadeden aynı kurumlardan erkekler için de kurulması gerektiğini yorumlayarak anlıyoruz-  mağdurlara güvenli barınma imkanı sunmak için yeterli sayıda ve kolay ulaşılabilir uygun sığınma evleri kurması gerektiğini belirtmiştir. Bu sistem ülkemizde kadın ve çocuklar için  Mor Ev adı altında kurulmuştur.  Erkekler için 2015 tarihli bir habere göre sadece iki sığınma evi olduğunu öğreniyoruz bunlar İzmir ve İstanbul’da bulunmaktadır. Diğer destek sistemi ise sözleşme kapsamındaki şiddet olayları için ayrı bir telefon yardım hattı kurulmasıdır. Bu hizmet ülkemizde Sosyal Hizmet Merkezi, Aile Danışma Merkezi adı altında 183  kodlu hat ile kurulmuştur.

Bölüm 5

Bu bölümde sözleşme kapsamındaki suçlar ve  mağdurlara yasal başvuru yolu sağlamak üzere gerekli tedbirler ele alınmıştır. Sözleşmede belirtilen suçlardan herhangi birini işleyen faillerden tazminat talep hakkına sahip olmalarını sağlayacak gerekli hukuki tedbirlerin alınması gerektiği belirtilmiştir. Mağdurun zarari eğer failden karşılanamaz ise bu tazminat mağdura devlet tarafından ödenir. Bu tazminatın daha sonra failden talep edilmesine sözleşme engel olmamıştır. Ayrıca tazminatın uygun bir süre içerisinde verilmesi öngörülmüştür. Sözleşme çocukların velayet ve ziyaret hakları konusunda ise mağdurun güvenliğinin sağlanması şartını ileri sürmüştür.

Sözleşmenin kapsamındaki suçlar şöyledir :

  1. Psikolojik şiddet
  2. Israrlı Takip ( Tekrar eden kasıtlı ve tehditkar davranışlar.)
  3. Fiziksel Şiddet
  4. Cinsel şiddet
  5. Zorla evlendirme
  6. Kadın sünneti
  7. Zorla kürtaj
  8. Zorla kısırlaştırma
  9. Cinsel taciz
  10. Ve bu maddelerdeki suçlara yardı ve yataklık

Bu maddelerin hemen ardından gelen maddede ise toplumumuzu yakından ilgilendiren kabul edilemez gerekçeler konusu ele alınmıştır. Sözleşmeye göre bu maddelerdeki suçların işlenmesine namus, din, gelenek, kültür gibi öğelerin  gerekçe olarak gösterilmesi kabul edilemez olması yönünde gereken hukuki tedbirlerin alınmasını öngörmüştür. Ve bu konuda yapılan azmettirmenin kişinin  cezai sorumluluğunu azaltmaması üzerinde durulmuştur.

Sözleşme kapsamında olan bu suçların ağırlaştırıcı bazı sebepler belirlenmiştir :

  1. Suçun aile bireyince işlenmesi.
  2. Suçun defalarca işlenmesi.
  3. Suçun özel durumlar nedeniyle savunmasız hale gelmiş birine karşı işlenmiş olması.
  4. Suçun çocuğa karşı yahut çocuk karşısında işlenmesi
  5. Suçun toplu olarak işlenmesi
  6. Suçun silahlı bir şekilde işlenmesi.
  7. Failin daha önce aynı suçlardan hüküm giymiş olması.

Beşinci bölümün son maddesi olan 48. Madde ile sözleşme kapsamındaki suçların arabuluculuk, uzlaştırma yahut alternatif uzlaşmazlık sistemlerini yasaklamıştır.

9.  Bölüm

Bu bölümde kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddete karşı eylem uzman grubu yani GREVIO’dan bahsedilmektedir. GREVIO  en az 10 en fazla 15 üyeden oluşabilmektedir. Üyeler taraflar komitesi tarafından aday gösterilir ve üyeler yenilenebilir 4 yıllık görev süresi için seçilir. GREVIO sözleşmenin taraf ülkelerde uygulanmasını izler ve ülkeler hakkında sözleşme kapsamında istatistikler çıkartır. Bunun yanında taraf devletlere sözleşme kapsamında tavsiyeler vererek mevcut durumun iyileşmesi adına çalışır. GREVIO’ya ülkemizden iki kez Feride Acar ( kendisi ayrıca İstanbul Sözleşmesi yazarlarındandır.) seçilmiştir. 2019’da yapılan son seçimde ise Aşkın Asan aday gösterilmiş ve seçilmiştir. Kendisi halen görevde bulunmaktadır.

İstanbul Sözleşmesine Yönelik Eleştiriler

İstanbul Sözleşmesi Yahut ülkemizde aldığı kanun sayısı ismi ile 6284,  kabul edildiği günden beri tartışmalara neden olmuştur. Peki böyle olumlu yada olumlu gözüken İstanbul Sözleşmesi’nin tartışmalara konu olan nitelikleri nelerdir ? 

Toplumsal Cinsiyet kavramı sözleşmenin eleştirilmesinde beklide en öne çıkan konudur.  Burada  toplumsal cinsiyet kavramının tanımı bulunduğu madde 3’ün ilgili kısmını doğrudan aktarmakta yara görüyorum.   “ toplumsal cinsiyet, kadınlar ve erkekler için toplum tarafından uygun görülen ve sosyal olarak inşa edilen roller, davranışlar, eylemler ve nitelikler anlamına gelir.”  Söz konusu eleştiriler toplumsal cinsiyet kavramı üzerine kurulmuş bu sözleşmenin  bu kavram ile geleneksel Türk aile yapısının yıpratıldığını öne sürmektedir. Sözleşmede şiddetin nedeni olarak erkekleri göstermekte ve eşitliği savunmak yerine kadını güçlendirdiğini söylenmektedir. Ayrıca bize sözleşmede “ aile içi şiddet” olarak gösterilen kısımlar sözleşmenin orijinal dilince “domestic violance” yani ev içi şiddet olması eleştirilerin bir başka cephesidir. Ev içi şiddet kavramı toplum tarafından kutsal görülen aile kavramını açıkça yok saymakta ve farklı yaşam şekillerini meşrulaştırmaktadır eleştirileri bu kavrama karşı yöneltilmektedir.

Rakamlar ve istatistikler ise eleştiren yazarların güçlü bir silahıdır. Zira İstanbul Sözleşmesi imzalandıktan bu yana kadınlara yönelik şiddet azalmamış aksine daha da çoğalmıştır. TUİK verilerine göre 2009’da öldürülen kadın sayısı 171 iken , 2013’de 237;2018’de 440 olduğu görülmektedir. İstatistiklere göre anlaşmanın ters etki yaptığı görülmektedir. Bu eleştiriler ışığında İstanbul Sözleşmesi’nin ilga edilmesi ve kendi milli aile politikamızın oluşturulması isteniyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir