Karabağ Savaşı ve Güney Kafkasya’da Oluşan Yeni Dengeler

Yazarlar: Ahmet Boran Burğaç, Halil Yel, Nihal Keskin

Giriş

Rusya İmparatorluğu’nun 18. Yüzyılda Osmanlı Devleti ve İran’ın Güney Kafkasya’daki güç mücadelesine dahil oluşuna ve 19. Yüzyılın başlarında bölgede tam hakimiyet sağlamasına, ardından gelen Sovyet dönemine ve onu takiben Rusya Federasyonu’nun “Yakın Çevre” politikası çerçevesinde bölgede kurduğu dominant pozisyona bakılırsa açıkça görülür ki Güney Kafkasya’daki dengeler Rusya’nın ağırlığı olmadan değiştirilemez. Bu dengeleri etkilemek için ise bölgedeki etnik çatışmalar son derece kullanışlı olmaktadır.

Karabağ sorunu her ne kadar dışarıdan bakıldığında Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki bir toprak kavgası gibi gözükse de durumum bu kadar basit olduğu söylenemez. Zira Güney Kafkasya genel itibari ile çok sayıda oyuncunun kendi çıkarlarını korumaya çalıştığı bir satranç tahtasına benzemektedir. Çok fazla oyuncu var ve bu oyuncuların farklı istek ve emelleri bazen kesişip bazen de çakışıyor. Her çakışma ve kesişme sonucunda ortaya çıkan sonuçlar da bize farklı farklı olaylar olarak kendisini göstermektedir.

Bu makalede, Azerbaycan ve Ermenistan arasında uzun yıllardır süregelen, hatta son birkaç aya kadar bir “donmuş çatışma” olarak isimlendirilen Dağlık Karabağ sorunu başlangıcından güncel çözüm aşamasına kadar incelendi. İncelemeler yapılırken, Rusya Federasyonu’nun bölgedeki etkili politikalarına, getirilen çözümlerin bölgesel ve küresel sonuçlarına yer verildi.

Bu yazımızda tahtadaki oyuncuların Dağlık Karabağ’daki mücadelesini inceleyeceğiz.

Tarihte Kafkasya

Baktığımız zaman Kafkasya Son beş yüz yıl içinde üç devletin çıkar çatışmasına girdiği bir coğrafyadır. İran, Rusya ve Türkiye. Bu devletlerin bölge içerisindeki hareketleri her zaman bölgenin kaderini belirleyen temel unsurlardan olmuştur. Bölge halklarının kurduğu bugün bağımsız olan Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan devletlerinden hiçbiri bölgede kesin söz sahibi olacak kadar güçlü ya da diğer devletleri tek taraflı manipüle edebilecek kadar dominant bir pozisyonda olmadığından bölge siyasi olarak istikrarsızdır.

Tarih çerçevesinden baktığımızda sürekli Kafkasya’da çekişen Osmanlı, İran ve Rusya üçlüsünden Osmanlı ve İran’ın günümüze geldikçe Bölgedeki etkinliği giderek azalırken Rusya daha güçlü bir pozisyondadır. 19. Yüzyıl sonu 20.yüzyıl başlarında bölge büyük oranda Çarlık Rusya’sının hakimiyeti altındadır.

Ancak bu hakimiyet sürekli ve istikrarlı değildir. Bölge halklarından bazıları Rus egemenliğini hiçbir zaman kabul etmemiştir. Rus egemenliği boyunca Kafkas halkları Rusya’ya karşı isyan etmiş ve direniş göstermişlerdir. Bu direnişlerden en ünlüsü Çeçenlerin lideri Şeyh Şamil’in 1832 ve 1859 arasında Rusya’ya karşı verdiği mücadele örnek verilebilir.

Şeyh Şamil

Tarihte Kafkasya Halkları ve Rusya Arasındaki İlişkiler

Güney Kafkasya üç büyük etnik gruba sahiplik yapmaktadır bunlar Azeriler, Ermeniler ve Gürcülerdir. Rus çarlığı döneminde de Sovyet döneminde de Ruslar; Ermeniler ile, Azeriler ve Gürcülere nazaran çok daha içli dışlı olmuştur. Bunun birkaç sebebi var.

Sebeplerden biri Rusya’nın Kafkasya’da Gürcüler ve Azerilere karşı Ermenileri bir denge unsuru olarak kullanarak bölgedeki etkinliğini canlı tutmak istemeleridir. Bu Rusya’nın bölgedeki hegemonyasını korumasının yollarından biridir.

Bunun dışında Ermenilerin, zaman zaman Osmanlı ve bölgedeki diğer halklara karşı daha avantajlı bir pozisyona erişebilmek ve Rusya’nın desteğini kazanmak amacıyla Rus Çarına bağlılık bildirmeleri ve din birliğine gönderme yapmaları, Osmanlı’ya karşı Rusya’dan yardım istemeleri hatta Rusya’nın Ermenileri Türk hakimiyetinden kurtarmalarını istemesi Ermenileri 19. Yüzyılın sonundan ve 20. Yüzyılın başından itibaren Ruslarla daha içli dışlı hale getiren sebeplerden biridir.

Diğer bir sebep de Rusya’nın Ermenilerin 19. Yüzyıl sonundan beri Kafkasya’da da kendisini gösteren milliyetçiliğin etkisiyle, Ermenilerin arasında yayılan Osmanlı ve Türk düşmanlığını kullanarak Osmanlı’nın bölgedeki etkinliğini azaltmak, bu düşmanlıktan istifade ederek Ermenileri daha kolay idare edip kullanmak suretiyle bölgede gücünü arttırmaya çalışması gibi sebepler siyasi ve ekonomik olarak Ermenileri ve Rusya’yı birbirine yakınlaştırmıştır.

Bu devam eden süreçler ve Rus Ermeni iş birliği ve Batılı devletlerin özellikle İngiltere, Fransa ve ABD gibi devletlerin özellikle Balkan Savaşları’ndan sonra Ermenileri Osmanlı Devleti’nin yönetiminden korumaya çalışmaları ve deyim yerindeyse Ermenilere kol kanat germeleri, Ermeniler arasında Türk düşmanlığını pekiştirirken bir yandan da Rus ve Batı yanlısı tavrı güçlendirmişlerdir. Bu yüzden Ermeniler ve Ruslar arasında Çarlık ve Sovyet döneminden kalma yardımlaşma ve birbirini dost olarak görme durumu mevcuttur. Bu ilişkide Rusya’nın daha üstün bir konumda durduğu aşikardır. Ermenilerin Rusların Kafkasya’daki bekçileri olduklarını söylemek çok da abes bir benzetme olmayacaktır.

Büyük Ermenistan ideali 19. Yüzyıl sonu ve 20. Yüzyıl başında Ermeniler arasında popüler bir fikirdi. Ancak bu fikrin gerçekleşebilmesi için Rusya ve Osmanlı’dan çok büyük miktarlarda toprak koparmak gerekiyordu. Bunu sağlayabilmek adına Ermeniler hem Rusya hem de Batılı ülkelerin desteklerini arkalarına alarak çeşitli faaliyetlerde bulunmuşlardır. Örgütler, komiteler kurulmuş basın yayın organlarıyla Ermenilerin istekleri Avrupalılara duyurulmaya çalışılmıştır.

Ancak bu durum Türklerle Ermeniler arasına ister istemez güvensizlik aşılamıştır. Bu güvensizlik çeşitli isyanlarla da perçinleşmiş iki halk arasında güvensizlik kökleşmiştir. Osmanlı Ermenileri hainle ve güvenilmez insanlar olmakla suçlarken Ermeniler de Osmanlı’yı ve Türkleri tiranlıkla, barbarlıkla ve zalimlikle suçlamıştır.

Birinci Dünya savaşı sırasında da Ermenilerin Ruslarla birlikte hareket etmesi ve Doğu Anadolu’da karşılıklı kırımların gerçekleşmesi bir anlamda Türk-Ermeni ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuştur. Ermeniler savaş sonunda Bir devlet kurabilmişler ancak bunu Türkiye’den aldıkları topraklar vasıtası ile değil Çarlık Rusya’sının Güney Kafkasya’daki kalıntılarından kalanlarla gerçekleştirebilmişlerdir.

Ermenilere Gümrü Antlaşması’nı dayatan Kazım Karabekir Paşa

Sovyet Yönetimindeki Ermenistan ve Azerbaycan

1918’e gelindiğinde savaş bitmişti. Bağımsız bir Ermenistan Çarlık topraklarında kurulmuştu ancak Ermenilerin planladığından çok daha küçük topraklar karşılığında dökülen onca kan ve kazanılan düşmanlıklardan sonra bu kazanımın gerçekten karlı olup olmadığı tartışmalıdır. Çarlık Rusya’sının yerini alan Sovyetler 1920 yılında Ermenistan’ı işgal edince bu kısa süreli Ermeni devleti son bulmuştur. (Karabayram, 2007, s.62). Sovyetler Birliği Ermenistan haricinde diğer Kafkas devletlerini de ele geçirmiştir. Azerbaycan ve Gürcistan da bağımsızlıklarını koruyamamış Sovyetler Birliği içinde Sovyetlere bağlı birer cumhuriyet haline gelmişlerdir.

Sovyetler döneminde Hem Dağlık Karabağ’da hem de Ermenistan’da yaşayan Ermeniler Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanması gerektiğini savunmuşlar sürekli olarak Sovyet yönetiminden Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanmasını talep etmişlerdir. Demografik açıdan bölgede Ermeniler çoğunluğu teşkil ediyordu. “Son dönemde, özellikle son üç asırda Rusya’nın etkin siyasetiyle, Türk ve İslam unsurlardan arındırılmış, tampon bir bölge oluşturma çabaları sonucunda Ermeniler bölgeye yerleştirilmiştir.” (Yılmaz, 2001, s.72). Bu iskân siyaseti sonucunda bölgenin demografik yapısı giderek Ermenilerin lehine değişmiştir. Ermeniler nüfusun çoğunluğunu oluşturduklarını iddia edip Dağlık Karabağ üzerinde hak talebinde bulunmuşlardır.

Dağlık Karabağ, Sovyet yönetimi tarafından 1921 yılında özerklik statüsü verilerek Azerbaycan’a bırakılmıştı. (Karabayram, 2007, s.63) Bu durum Ermeniler Tarafından kabul edilmedi. Ermeniler yıllarca bölgedeki hak iddialarını sürdürdüler. 1980’lerin sonlarına doğru bölgede sular ısınmaya başladı. Ermeniler 1980’li yıllarda da Sovyet yönetiminden Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanmasını talep etmeye devam ettiler ancak bu talepleri her seferinde reddedildi. (Karabayram, 2007, s.63). “Dağlık Karabağ çatışması, 1988 yılında Karabağ’daki Ermenilerin, Ermenistan’a bağlanma talepleriyle birlikte başlamış ve kısa sürede Dağlık Karabağ’daki Ermenilerin de “Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni” ilan etmeleriyle farklı bir boyut kazanmıştır” (Karabayram, 2007, s.196).

Sovyetler Birliği’nin Yıkılması ve Elçibey Dönemi

Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla birlikte Azerbaycan Sovyet şemsiyesinin dışında kaldı. Akabinde Rusya da yavaş yavaş Azerbaycan’ı destekleyen tutumunu geride bırakmaya başladı. Denetimsiz kalan bölgedeki Rus ve Ermeni birlikleri sınır boyunca yağma ve katliam harekatlarına giriştiler. Bu katliamlardan en çok infial uyandıranı ise “Hocalı Katliamı” oldu.  Ölü sayısı zaman içerisinde farklı kaynaklarca farklı şekilde ifade edilse de Azerbaycan’ın Birleşmiş Milletler İnsan hakları Komisyonu’na gönderdiği resmi mektuba göre bu sayı 613’tür. (United Nations Commission On Human Rıght,2002) Bu katliamdan sonra hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktı.

Hocalı Soykırımı’ndan bir kare

Çatışmalar 1991’den sonra savaşa dönüştü. Savaş sürerken Rusya savaşta etkin olarak yer almasa da Ermenilere destek vermiştir. (Bölükbaşı, 2011, s.189). 1994 yılına kadar süren savaş çok sayıda sivilin ölümüne ve katliamlara sahne oldu. (Bölükbaşı, 2011, s.183). “Taraflar arasındaki çatışmalar, 9 Mayıs 1994 tarihinde ateşkes anlaşması imzalanana kadar devam etmiştir.” (Karabayram, 2007, s.197).

Sovyetler birliği dağılmadan hemen önce yapılan seçimleri kazanan Komünist Parti bölge şefi Ayaz Muttalibov’un başkanlığı süresince gerçekleşen bu olaylar neticesinde iktidar, artan baskılara dayanamayıp çekildi. Bu olaylar sonucun da ve ülke çapında yükselen sesler nedeniyle Mutttalibov ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Rus ve Ermeni karşıtlığının hat safhaya çıktığı bu dönemde Ebulfeyz Elçibey başkanlık seçimlerini ezici bir oyla kazanmayı başardı. Kendisi için yapılan ideolojik tanımlar “Pantürkist, anti-komünist, Rusya karşıtı” şeklindedir. Rus karşıtlığını anlamak için en basit haliyle Aliyev olan soy ismini Rusça kökenli olduğu için değiştirdiğinin bilinmesi bile yeterlidir. Dış politika konusundaki hedefleri ise idealist yapısının bir örneğidir ki bu idealist yapısı daha sonra iktidarını kaybetmesine yol açacaktır. Hedefleri şöyleydi:

1-Türkiye ile ilişkileri en yüksek seviyeye ulaştırmak

2-Rusya ile Azerbaycan arasına olabildiğince mesafe koymak

3-Güney Azerbaycan ile birleşmeyi sağlamak

Bu fikirler ve politikalar gerçekten de Rusya ile İran’ın düşmanlığını kazanmasına yetti. Zaten Elçibey başkanlık sevdasında olan bir adamdan çok ideallerini gerçekleştirmek için başkan olan biriydi. Yeni kurulmuş bir devlet olması ve teşkilatlanmadaki zayıflıklar nedeniyle işler istendiği gibi gitmedi Elçibey koltuğa oturmasından birkaç gün sonra Ermeni güçlerine karşı saldırıyı başlattı. Saldırıyı karşılamayı başaran Ermeni güçleri Azerbaycan askerlerini geri püskürtmeyi başardı. Elçibey başarısızlık üzerine komutanlarından Albay Suret Hüseyinov’u görevinden azletmek isteyince Hüseyinov isyana kalkıştı. Gence şehrinde Rus birliklerinin bıraktığı silahlarla güçlenen Hüseyinov Bakü’ye yürüdü. Hükümetin yönetimi bırakmasını isteyen Hüseyinov bir ültimatom verdi. Buna karşın bazı komutanların Hüseyinov’a karşı savaşmayacağını açıklaması ve artan Ermeni tehdidi arasında köşeye sıkışan Elçibey görevini terk etmek zorunda kaldı. Yani kısacası “Sert bakışlı, yumuşak kalpli, alçak gönüllü, inatçı, kararlı, mücadeleci, yel değirmenleriyle savaşacak kadar idealist, politikacı olamayacak kadar açık sözlü bir liderdi Elçibey.” (British Broadcasting Corporation [BBC], 2020)

Uluslararası sistem bu çatışmaların çözümü konusunda sınıfta kalmıştır. Çatışmanın başlamasıyla birlikte Elçibey konuyu o zaman ismi Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı olan bugünün AGİT’e taşıdı. Aslında olumlu kararlar alınsa da işleyişin aşırı derecede yavaş olması ve kararların sahada bir bağlayıcılığı olmaması sebebiyle istenilen sonuç alınamadı. Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü Helsinki toplantısında tescillenmesi gibi olumlu yaklaşımlara rağmen Ermenistan ateşkesi tanımayıp Azerbaycan topraklarını adım adım işgal etti. Azerbaycan’ın Batı bloğuna kaymasını istemeyen Rusya’nın teşvikleriyle Kazakistan’da bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıdan da bir sonuç çıkmaması üzerine Rusya bizzat Soçi’de bir görüşme ayarladı. Geçici süreliğine de olsa bir ateşkes imzalanmasına rağmen Ermenistan yine sözünü tutmadı ve Nahçıvan ve Karabağ’a tekrar saldırı düzenledi. Bu saldırılarda Rus birliklerinin de aktif bir şekilde yer aldığını gören Elçibey çareyi tekrar AGİK’e başvurmakta bulsa da çabalar yetersiz kaldı. (Vildan, 2013)

Ermenistan son derece sorumsuz ve saldırgan davranışlar sergilemekteydi. Azerbaycan Ermenistan’ın ateşkesi ihlal ettiğini göstermek için Rusya ve Kazakistan’dan gözlemciler istedi. “20 Kasım 1991’de Azerbaycan hükümetinin üyelerini (Devlet Sekreteri Tofig İsmayılov, Başbakan Yardımcısı Zülfü Hacıyev, İçişleri Bakanı Mehemmed Esedov, Başsavcı İsmet Qayıbov), adalet ve güvenlik yetkililerini, iki Rus generali, Kazak ve Rus gözlemcileri (Kazakistan İçişleri Bakan Yardımcısı Sanlal Dasumoviç Serikov ve diğerlerini), ayrıca ünlü gazetecileri taşıyan helikopter Ermenilerin kontrolündeki bölgeden açılan ateş ile düşürüldü.” (Anadolu Ajansı [AA], 2020)

Haydar Aliyev Dönemi

Bütün bu başarısızlıkların ardından yukarıda bahsedilen isyanların neticesinde arabulucu olarak Nahçıvan Yüksek Meclisi’nin başkanı Haydar Aliyev Azerbaycan’a getirildi. Haydar Aliyev, Süleyman Demirel ile yakın ilişkileri olan daha pragmatist bir liderdir Elçibey’e göre. Birleşmiş milletler Güvenlik Konseyi’nin sunduğu Kelbecer’den geri çekilmeyi içeren anlaşmayı Ermenistan kabul etse de bu sefer de Karabağ Ermenileri kabul etmedi. Ermenilerin kontrolü kaybetmesinden midir yoksa ikili oynamasından mıdır bilinmez bu anlaşma da suya düştü. O dönem Azerbaycan’ın düştüğü siyasi istikrasızlıkla beraber Cebrail, Kubatlı ve Zengilan gibi birçok yerleşim yeri işgale uğradı. Aynı dönemde Bakü’de görevini sürdürmekte olan bir diplomatın yorumu olayı özetler niteliktedir. “Ben Ermenilerin operasyonlarına işgal diyemem. Daha çok silahlı turizm gibi. Çünkü Azeri yönetimi yalpalıyor ve neredeyse hiç direniş gösteremiyor” (Aljazeera Türk, 2014) I. Karabağ Savaşı sonunda kimin zararda kimin karda olduğu tartışmaya açık. Öncelikle bölgedeki istikrarsızlık artmış oldu. Savaş iki ülkenin de ekonomisini olumsuz etkiledi. Azerbaycan bu savaşta Dağlık Karabağ’ın da içinde bulunduğu topraklarının yaklaşık beşte birini kaybetti. Binlerce insan savaşta yaralandı yüz binlercesi de evlerinden göç etmek zorunda kaldı. (Yılmaz, 2013, s.78).

Ermenistan Toprak kazandı evet ancak barış anlaşması yapılmadığı için kendisine kalıcı bir güvenlik sorunu edinmiş oldu. İki taraf da ortak bir barış üstünde anlaşamadığı için Ermenistan düşmanla burun buruna yaşamak zorunda kaldı. Bunun sonucunda ister istemez askeri harcamaları arttı. Eğitim ve sağlık gibi alanlara ayrılan kaynak azalmış oldu. Sonuç itibari ile Ermenistan sınırlı ekonomisi ve kaynaklarını geleceğe yönelik yatırımlar yapmaktan ziyade hayatta kalabilmek için askeri harcamalara ağırlık vermek zorunda kaldı.

Bunun yanında. Ermenistan bu savaşla birlikte iyice Rusya’nın kontrolüne girmiş oldu çünkü bakıldığı zaman bölgedeki diğer beş aktör arasında en yakın olduğu ülke Rusya Federasyonu’ydu. Savaş sonunda bir barışın olmaması Ermenistan için güvenlik sorunları doğurdu. Azerbaycan ile ateşkes halindeydi. Ancak savaşa bir nokta konulduğu söylenemezdi. Türkiye ile arası hem 1915 iddiaları yüzünden hem de Azerbaycan ile savaşmalarından ötürü kötüydü. Bunun yanında Gürcistan da bağımsız politikalar izliyordu. Tam olarak bir tarafta olduğu söylenememekle beraber Türkiye ve Azerbaycan’la iyi ilişkileri olduğu söylenebilirdi. İran da Ermenistan’a karşı ılımlıydı ancak Ermenistan’ın yakın ilişkiler içinde bulunduğu ülke Rusya’ydı.

Dağlık Karabağ ve ele geçirilen diğer bölgelerin güvenliğini sağlamak için daha iyi askeri donanıma, sürekli bir orduya ve desteğe ihtiyaç vardı ve bunları karşılamaya en iyi aday da Rusya’ydı. Bu güvenlik sorunu da Ermenistan’ın bir anlamda Rusya’nın yörüngesine girmesine sebep oldu. Rusya’ya bir anlamda mecbur kalması dış politika seçeneklerini büyük oranda kısıtladı. Bu durum deyim yerindeyse Ermenistan’ı Rusya’ya bağımlı kıldı. İster siyasi ister ekonomik ister askeri olsun her alanda Rusya’yı dikkate almadan karar veremez duruma geldi.

Azerbaycan açısından da bu durum kabul edilebilir değil. Azerbaycan pek çok vatandaşının yaşadığı topraklardan kovulduğunu izlemek zorunda kalmanın yanında topraklarının beşte birini kaybetti. (Ekici, 2017, s.74). Zaman zaman Rusya ile iyi ilişkiler kurarken zaman zaman da Rusya’dan bağımsız politikalar güden hükümetler Azerbaycan’da başa geçti.

Ancak Azerbaycan’daki hükümetlerin Rusya’ya karşı tavrı Rusya karşıtı olmadıkları sürece Rusya için bir önem teşkil etmemiştir. Tam tersine Rusya kendi lehine olacak politikaları diğer devletlerin etkisinde kalmadan bölgede uygulamıştır. Genel itibari ile Rusya’nın savaş boyunca ve bölge siyasetinde genel tavrı Ermenistan lehinde olmuştur. Savaş sonrası dönemde de bu durumun izleri görülmeye devam etmiştir.

Haydar Aliyev’in Elçibey’den farklı olarak doğal kaynakların işletilmesiyle ilgili yaptığı anlaşmalar kaybedilen toprakları geri getiremese de enerji devi ülkeleri konuya dahil edebilmesi sebebiyle hiç olmazsa toprak kayıplarını durdurmuştur. İç istikrarı sağlayan H. Aliyev 20 Eylül 1994’de “Asrın Anlaşması’nı” imzalamıştır. Azeri-Çırak-Güneşli petrol havzasının dünya piyasalarına kazandırılması için yapılan anlaşmada tam 7 ülke ve 11 şirketin imzası vardır. (AA, 2020) Bu anlaşmadan birkaç ay sonra barışın sağlanması tabii ki de tesadüfen değildir. Bu son savaş kadar yürürlükte kalan Bişkek Protokolü Aralık 1994’te imzalandı. Barışın korunması amacıyla da AGİT, bölgeye 300 kişilik bir barış gücü yerleştirmeye yönelik karar çıkardı.

İlham Aliyev Dönemi

H. Aliyev’in dengeleri koruyan ve akıllıca politikaları ekonomik kalkınmayı beraberinde da getirdi. Aliyev’in 2003’te ölmesiyle birlikte yerine İlham Aliyev geçti. İlham Aliyev ilk zamanlarında bu yana çok yüksek oy oranlarıyla iktidarını sürdürmektedir. (Deutsche Welle, 2018)

Aliyev, 2010 yılından itibaren Karabağ Sorunu’nu gerekirse savaşarak da çözebileceğini defalarca dile getirmiştir. Azerbaycan Türkiye’den de destek alarak ordusunu hem teknolojik olarak hem de eğitimli personel bakımından geliştirdi. Bunu da 8 Haziran 2010’da çıkardığı askeri doktrinle aslında belli etmiştir. Azerbaycan Askeri harcamaları 2008’den itibaren istikrarlı bir yükseliş seyrindedir. Azerbaycan’ın 2010 da yaptığı 1,4 milyarlık askeri harcama 2004’teki harcamanın tam üç katına denk gelmektedir. Bu sayı o dönemki Ermenistan’ın milli bütçe tutarını geçen bir harcamadır. Ermenistan da nispeten silah yatırımları yapsa da Enerji ihracatıyla büyüyen Azerbaycan’ın çok uzağında kalmıştır. Türkiye de gelişen savunma sanayisiyle beraber Azerbaycan’ın açıklarını kapamaya yardımcı olmuştur. (Bilgin,2020, s.14)

İlham Aliyev

Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri ara ara çatışmalar olsa da stabil bir şekilde devam etmekteydi ta ki Paşinyan iktidara gelene kadar. Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan iki kere seçilme hakkını doldurmasına rağmen yeniden başbakan olmasıyla birlikte halk sokaklara döküldü. Bu muhaliflerin de başında Paşinyan gelmekteydi. Eylemlerin sonuç vermesi üzerine Sarkisyan istifa etti. İktidarı devralan Paşinyan’ın ilk sözleri “Kadife Devrim kazandı” olmuştur. Kadife devrim Çekoslovakya’da komünist rejimin düşmesiyle sona eren bir halk hareketidir. 2018 yılında gerçekleşen bu devrimin diğer önemli nedeni ise Sarkisyan’ın Putin’e yakın olmasıydı. Aslında Rusya’ya karşı oluşan bu tepkiyi Rusya’nın bir şekilde cezalandıracağı açıktı. (BBC,2018).

Putin yönetimi on yıldır önceden kendisine bağlı olan birçok ülkeye yardımını götürdü. Örneğin Suriye’de Esad rejimi hala ayaktaysa bunu Rusya’ya borçludur. Rusya kendi rotasından çıkan Ermenistan’ın dizginlerini yeniden eline almayı istiyordu. Esasen ara ara çatışmalar olsa da bu çatışmalar Rusya’nın arabuluculuğunda çözülüyordu. 2016’daki çatışmanın Rus uçağının Türkiye tarafından düşürülmesinden sonra olması ayrıca manidardır. Azerbaycan’ın askeri ve ekonomik olarak gücünü yükselttiğinden yukarıda bahsedilmişti. 2016’daki çatışmalarda Azerbaycan’ın az da olsa kazanımlarının olması eğer bir savaş çıkarsa kazanan tarafın kim olacağını belli eder nitelikteydi.  (European Councıl on Foreign Relations, 2020)

2000 yılından beri askeri tatbikat gerçekleştiren Türkiye ve Azerbaycan kuvvetleri zamanla ortaklıklarını perçinlemişlerdir. Türkiye’nin Azerbaycan’ın yanında olduğu İran’ın Azerbaycan’ı tehdit ettiği 2001 İran’a hem nota vermesi hem de Türk Yıldızları’nı gösteri uçuşu için göndermesi şeklinde görülmüştür. (AA,2020) 2020’nin temmuz ayında Ermenistan’ın Tovuz’a saldırı gerçekleştirmesi bardağı taşıran son damla oldu. Tovuz Karabağ savaş bölgesinden uzakta sivillerin yaşadığı bir yerdir. Defalarca yerleşim yerlerine bombalar atan Ermenistan artık durdurulmalıydı. Tovuz ‘un diğer bir önemi ise enerji nakil hattının geçiş güzergahında olmasıdır. (TRT Haber, 2020)

2. Karabağ Savaşı

Peki ne oldu da Azerbaycan onca yıl beklemişken savaşmaya karar verdi. Rusya’nın Ermenistan’ı cezalandırma politikası gereği Rusya engeli ortadan kalktı. Azerbaycan gazının Batı için eski öneminin kalmaması nedeniyle Batı savaşa çok da karşı çıkmayacaktı. Biraz Fransa karşı çıktı onun da nedeni ülkede yaşayan Ermenilerin ana vatanı için endişe duymalarından kaynaklıydı. Yakın zamanda Suriye’de Libya’da başarılı operasyonlar icra eden Türkiye de tam desteğini açıklayınca taşlar yerine oturdu ve savaş başladı. Genel olarak otoritelerin büyük çoğunluğu bu çatışmaların bir savaşa dönüşmeyeceğini söylemişlerdi. Aslında askeri tatbikatlara ve Türk- Rus ilişkilerini biraz iyi okuyabilen biri için her şey çok açıktı ve öyle de oldu.

27 Eylül’de başlayan şiddetli çatışmaları askeri üstünlükle sürdüren Azerbaycan, kısa sürede Fuzuli, Cebrayil ve Zengilan ile Kubatlı’nın büyük bir kısmını kontrol altına aldı. 8 Kasım’a gelindiğinde Azerbaycan ordusunun, işgal altındaki yedi rayonun dışında, Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi içinde yer alan Şuşa kentine girmesi ve ilerleyişini sürdürerek kısa sürede 20 kilometre ötede yer alan Hankendi’ye yaklaşması Rusya ve Ermenistan’ı harekete geçirdi. Şuşa, Azerbaycan’ın kadim kültür başkenti olarak bilinmesinin yanında, stratejik olarak da çok önemli bir konumda yer almaktaydı. Azerbaycan askerleri, bu dağlık noktadan Ermeni kuvvetlerini daha kolay hedef alabilir ve başkente karşı etkili bir savaş verebilirdi. (Anadolu Agency, 2020) Zaferin bu kadar hızlı ve kesin gelmesinde Azerbaycan’ın yakın zamanda Türkiye’den tedarik ettiği Bayraktar TB2 silahlı insansız hava araçlarının ve İsrail’den edindiği “kamikaze insansız hava araçlarının” çok büyük bir etkisi olmuştur.

Barış Süreci

Rusya Federasyonu Azerbaycan ordusunun hızlı ilerleyişi karışında kayıtsız kalmış gibi görünse de Güney Kafkasya’da dengelerin onun ağırlığı olmadan değişeceğini düşünmek neredeyse imkansızdır. Zira ortada Rusya Federasyonu’nun Ermenistan ile yapmış olduğu bir toprak bütünlüğü anlaşması ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nde bu devlete vermiş olduğu güvenlik taahhütleri gerçeği vardır. (British Broadcasting Corporation [BBC], 2020). Hepsinden öte, Güney Kafkasya bölgesi Rusya Federasyonu’nun güvenliği ve ekonomisi için kritik öneme sahiptir ve burada süregelecek herhangi bir sıcak çatışma ya da sınır değişikliği onu çok derinden etkileyecektir. Tüm bu sebeplerin ve eklenebilecek diğer pek çok faktörün etkisiyle, Rusya 9 Kasım tarihinde, savaş kritik bir noktaya sürüklendiği bir anda sürece dahil olup bu savaşa son verilmesi için arabulucu rolünü üstlendi. Neticede, 9 Kasım tarihinde Moskova’da imzalanan ateşkes antlaşmasıyla tüm askeri faaliyetlerin 10 Kasım itibariyle durdurulmasına karar verildi ve böylece diplomatik süreç başlamış oldu. Azerbaycan ordusunun hızlı ilerleyişi sonucu imzalanan ateşkes metni, sadece taraflar için değil, tüm bölge ülkeleri için Güney Kafkasya’daki sınırları ve güç dengelerini değiştiriyor olması bakımından kritik öneme sahiptir ve dikkatle incelenmesi gerekmektedir.


Ateşkes maddeleri, zayıflayan ordusunun baskısıyla bu antlaşmaya imza atan, savaşın kaybeden tarafı olarak değerlendirilen Ermenistan tarafından incelendiğinde, Ermenistan’ın sahada yalnızca Azerbaycan’a karşı kaybetmiş olsa da masada Rusya’ya karşı da kaybetmiş olduğu görülür. Bu, Birinci Dağlık Karabağ Savaşı’ndan bu yana askeri harcamalarını artırıp ordusunu reforme eden ve kendine askeri ortaklıklar edinen Azerbaycan’ın aksine etkili askeri, siyasal ve ekonomik adımlar atamayışının ve Paşinyan hükümetinin Batı’yı Rusya’ya karşı bir denge unsuru olarak kullanmayı amaçlayan başarısız denge siyasetinin doğal bir sonucu olarak görülebilir.

10 Kasım Ateşkes Antlaşması’na göre Ermenistan savaş öncesinde kontrolü altında bulunan Fuzuli, Cebrayil, Zengilan ve Kubatlı’yı kaybetmekle kalmadı, ayrıca sırasıyla 15 Kasım’da Kelbecer, 20 Kasım’da Ağdam ve 1 Ocak’ta Laçin bölgelerini Azerbaycan’a bırakmasına karar verildi. Ayrıca Azerbaycan’a bağlı Laçin’de bulunan ve Ermenistan ile Dağlık Karabağ Özel Bölgesi arasında bağlantıyı sağlayacak Laçin Koridoru’nun tamamen Rusya tarafından kontrol edileceği noktasında anlaşıldı. Böylece özek bölge Azerbaycan toprakları içinde izole olmamış olacak ancak bunun Ermenistan açısından bir kazanım olduğu şüphelidir. Zira Hankendi’ni Erivan’a bağlayacak, yaklaşık beş kilometre derinliğinde bu önemli yolun kontrolünün Rusya’da olması, Ermenistan açısından Dağlık Karabağ ile yalnızca Rusya dolayıyla etkileşim sağlanabileceği anlamına gelir ki bu da Erivan’ın Moskova’ya bağımlılığını artıran bir başka noktadır.


Savaşta mutlak bir galibiyet elde eden Azerbaycan’ın hiç şüphesiz önemli kazanımları var ancak dezavantajlı olduğu noktaların bulunmadığını söylemek hiç de gerçekçi olmayacaktır. Azerbaycan, Birinci Karabağ Savaşı’ndan sonra, 1994 yılında yapılan ateşkes neticesinde kaybettiği yedi vilayetini de geri aldı. Ayrıca Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi içinde de tüm bölgenin %25’ine denk gelen önemli bir yol kat etti. Ağdam, Kelbecer ve Laçin’in savaşsız, diplomatik kanallarla alınması ise son derece önemlidir. Ağdam bölgesi alınarak Azerbaycan tüm Karabağ’a doğudan bir giriş kapısı elde etmiş olur. Yaklaşık 30 yıldır topraklarına dönemeyen, mülteci durumuna düşmüş Azerbaycanlıların belirsizlik içindeki durumuna bir son verilecek olması ve Karabağ’a geri dönebilecek olmaları da toplum gözünde kazanılmış önemli bir başarı olarak değerlendirilebilir.

Azerbaycan ordusunun sahadaki ilerleyişinin diplomasi masasına yansımalarından biri de 10 Kasım Ateşkes Antlaşması’nın altıncı ve dokuzuncu maddelerinde yer verilen, Nahçıvan ile Azerbaycan arasında, Ermenistan üzerinden geçecek bir iletişim koridorunun açılacak olmasıyla ilgili kısımdır. (Stratejik Düşünce Enstitüsü, 2020) Burada Azerbaycan açısından pürüzlü nokta, bu yolun Rusya Federal Güvenlik Servisi’nin kontrolü altında bulunacak olmasıdır. Savaşın başından beri, sahada ve masada Azerbaycan’ın yanında olduğunu sıklıkla dile getiren Türkiye de burada bir seçenek olabilecekken, Laçin koridorunda da Nahçıvan Koridoru’nda da Rusya’nın denetleyici güç olduğu görülüyor. Kimileri tarafından basit bir kayıp olarak değerlendirebilecek olsa da Nahçıvan Koridoru’nun Türkiye ve Batı için ne kadar önemli bir ulaşım hattı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, buranın anahtarının Rusya’da olmasının bir tesadüf olmadığı anlaşılır. Zira, Avrupa-Türkiye-Nahçıvan-Bakü uzantılı bir yol Asya’ya açılım için çok önemlidir ve on yıllardır istenen bir projedir. (BBC, 2020)


Aslında tüm süreç ve ardından imzalanan anlaşmalar incelendiğinde, Vladimir Putin her ne kadar atılan her adımdan AGİT Minsk Grubu‘nun titizlikle haberdar edildiğini söylese de, Batı’nın ve Türkiye’nin Rusya tarafından süreçten soyutlamak istendiği rahatlıkla görülebilir. Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi içerisinde yer alıp Azerbaycan’ın kontrolü dışında kalacak toprakların statüsüyle ilgili bir belirsizlik olmakla birlikte, ateşkes antlaşmasını takiben bu bölgelerin sınır hatları ve Laçin koridoru boyunca iki bine yakın asker ve yeterli askeri araçlardan oluşan Rus Barış Gücü konuşlandı. Böylece Sovyetler Birliği döneminden bu yana Rus askerleri bölgeye ilk defa ayak basmış ve bölgede tam kontrol sağlamış oldu.

Türkiye, 10 Aralık Ateşkes Antlaşması sonucu bölgenin geleceğini planlamada etkin bir rol oynamak isteğini elde edememiş ve Türk askerleri barış gücünde yer alamamış olsa da, 30 Ocak 2021’de Ağdam’da açılan Türk-Rus Ortak Gözetleme Merkezi’nde kendine yer bulmuştur. Aslında, Rusya açısından bakıldığında bu ortak görev, hem Türkiye ile ilişkilerde pozitif bir adım, hem de Güney Kafkasya’da tek taraflı hamlelerine gelen eleştirilere karşı bir bahane olarak kullanışlıdır. Türkiye için ise, bölgede olabildiği kadar aktif olması ve iç siyasette prestij kazandırması bakımından önemlidir. Nihayetinde, Türkiye Güney Kafkasya’da Rusya kadar etki sahibi bir ülke değildir ve bu iki aktörün kazançlarını da bu gerçek göz önüne alınarak değerlendirmek gerekir. Türkiye’nin bölgede Birinci Karabağ Savaşı dönemine kıyasla çok daha etkili bir devlet olduğu ve Azerbaycan ile ilişkilerini bir stratejik ortaklık düzeyine çıkararak bunu pekiştirdiği açıktır.


10 Kasım Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması Ermenistan’da büyük protestoları tetikledi, hatta parlamento binasını ele geçiren öfkeli göstericiler Başbakan Nicol Paşinyan’ı vatan hainliğiyle suçladılar. Başbakan ise durumun onu antlaşmayı imzalamaya nasıl ittiğini açıklamaya çalışıyordu ancak ana resme bakıldığında tüm bunlar zaten öngörülebilir gelişmelerdi. 2018 yılında, sıklıkla Kadife Devrim olarak anılan geniş çaplı sokak gösterilerle iktidara gelen Paşinyan, Ermenistan’ın Rusya ile “bağımlılık” temelinde ilişkilerini değiştirmek isteyen ve bunun yolunun Ermenistan’ın Batı ile ilişkilerini geliştirmesinden geçtiğini düşünen bir liderdi. Bu noktada, kendine kuzey komşusu Gürcistan’ı örnek alıyordu denebilir. Ancak başarısız politikalarına, Gürcistan’da 2008’de ne olduğunu iyi analiz edememiş olması gerçeği eklenince durum onu Rusya ile karşı karşıya getirdi. Gürcistan ve Ukrayna gibi eski Sovyet ülkeleriyle NATO ile entegrasyon bağlamında sorunlar yaşayan Rusya’nın tepkilerinin ne kadar sert olabileceği görülmüş bir gerçekti. Nihayetinde, söylenebilir ki Rusya henüz Ermenistan ilk toprak kaybetmeye başladığında bile tüm bunların sonunda Paşinyan karşıtı gösterilerin olacağını ve bu gösterilerin kendi lehine doğuracağı sonuçları öngörebiliyordu.

Savaştan kısa bir süre sonra Paşinyan’ın darbe girişimine maruz kaldı ve belirsizlikler hala sürmektedir. (TRT Haber)

Ateşkesten sonraki iki aylık süre içinde Rus Barış Gücü kendine yüklenen misyonu, yani insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, mayın temizliği, inşaat malzemelerinin taşınması ve 48 bin kişinin Ermenistan’dan Dağlık Karabağ’a geri döndürülmesi gibi hususları yerine getirdi.

Azerbaycan ve Ermenistan liderleri, 11 Ocak tarihinde Moskova’da, imzalanan ateşkes antlaşmasından yaklaşık iki ay sonra Rus lider Vladimir Putin ile bir araya geldiler. Yaklaşık dört saat süren toplantının ardından bir ortak bildiri imzalandı. Bu görüşmeler, yeni sınırlar çizilmesi ve güç dengelerinin değişmesinden çok, daha önce karar verilen hususların kesinleştirilmesi ve etkili uygulanmasıyla ilgili oldu.

11 Ocak antlaşmasının öne çıkan noktalarından biri, üç ülkenin başbakan yardımcılarının liderliğinde oluşturulacak bir çalışma grubunun kurulacak olmasıydı. Uzmanlar eşliğinde çalışacak olan bu grup, Dağlık Karabağ’ın fiziki, kültürel ve insani bakımdan yeniden yapılanması için projeler üretecek ve bu projeler 1 Mart itibariyle tarafların liderlerinin onaylarına sunulacak. (Deutsche Welle Türkçe, 2021)

Bölgenin yeniden yapılanmasının yanı sıra Moskova’nın üzerinde durduğu önemli konulardan biri de II. Dağlık Karabağ savaşı sonrası Güney Kafkasya’dan geçmesi planlanan yeni ulaşım hatları ve koridorlar. Bu noktada, klasik bir kara devleti olan Rusya’nın potansiyel çatışma bölgeleriyle kendi toprakları arasında tampon bölgeler oluşturma isteğine ek olarak farklı coğrafyalara kara çıkışı elde etme isteği göze çarpıyor. İnşa edilmesi planlanan yeni ulaşım hatlarının hem bölge ülkeleri hem de küresel anlamda önemli etkileri olacaktır. Rusya, bu yollar sayesinde uzun zamandır istediği gibi Derbend üzerinden Ermenistan’a ve İran dolayıyla Ortadoğu’ya kara çıkışı sağlayabilecek. Böylece, Ermenistan’a ulaşım için daha önce kullandığı Gürcistan dolayını ortadan kaldırmış ve bu ülkeyle süregelen sorunların da bir sonucu olarak onun bölgedeki stratejik önemini azaltmış olacak. Ayrıca, Ermenistan’ın yeni düzende ancak Laçin koridoru vasıtasıyla ulaşım sağlayabileceği Dağlık Karabağ Bölgesi’ne lojistik sağlaması zor olacağından, bu yollar sayesinde Rusya gerekli lojistiği kolaylıkla sağlayabilecek.

Türkiye ve Azerbaycan açısından bakıldığında, daha önce Gürcistan ya da İran dolayıyla bağlantı kuran bu iki ülkenin artık yeni Nahçıvan yolu vasıtasıyla daha kısa yoldan ulaşım sağlayabileceği görülüyor. Bu ise, dolaylı ulaşımdan yüksek kârlar  elde eden İran’ı ekonomik ve politik anlamda yıpratacaktır. Son olarak, bu yolların kontrolünde en etkili devlet olarak Rusya Federasyonu’nun bir kolu Güney Kafkasya’dan geçen Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesine dolaylı yoldan ortak olacağını not etmek gerekir.(GZT, 2021)

SONUÇ

Dağlık Karabağ sorunu her ne kadar şimdilik çözülmüş gibi görünse de bu iddia çok havada kalacaktır. Zira ne Azerbaycan ne Ermenistan bölge üstündeki iddialarını geri çekmiş değil. Savaş her ne kadar Azerbaycan zaferi ile bitmiş olsa da kesin bir barıştan bahsetmek mümkün değildir.. Başta da dile getirildiği gibi bölgedeki oyuncuların çokluğu ve çelişen çıkarlar bölgedeki istikrara en büyük engel. Rusya uyguladığı politikalarla bazen frenleyici bazen de hızlandırıcı görevi görerek zaman zaman çatışmaları alevlendirirken bazen de yavaşlatıp bölgenin kendi dengesini bulmasını engelleyen bir tavır içerisindedir. Kimse kesin bir zafer ya da yenilgi yaşamadığı için de süreç bu şekilde sürüp gitmekte. Şimdilik Azerbaycan, Dağlık Karabağ meselesinde kazançlı gibi dursa da düşünülünce karşılıklı kabul gören kesin bir çözüm bulunmadığı sürece hiçbir başarının kalıcılığından söz etmek mümkün olmayacaktır.

Kaynaklar

Bölükbaşı, S. (2011). Azerbaijan: A Political History. Londra: I.B.Taurus.

Ekici, Y. (2017). Azerbaycan ve Ermenistan Arasında Bitmeyen Dağlık Karabağ Sorunu. Vakanüvis- Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi. 2.1, 62-77.

Hazır, Ü. N. (2016.) Azerbaycan Ve İslam Dünyasının Kanayan Yarası:“Karabağ”. İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi

Karabayram, F. (2007). Rusya Federasyonu’nun Güney Kafkasya Politikası, yayımlanmamış yüksek lisans tezi. Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Ankara.

Mustafayev, B. (2013). Karabağ’ın İşgal Süreci ve Bölgede Yaşanan Son Olaylar Çerçevesinde Çözüm Arayışları. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi. 0.49, 281-294.

Mustafayev, B. (2011). Ermenilerin İran ve Kafkasya coğrafyasında dış güçlerle ilişkileri (1915-1920). Akademik Araştırmalar Dergisi. 0.51, 77-92.

Özyilmaz, E. V. (2014). Geçmişten Günümüze Dağlik Karabağ. Gazi Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi15(2), 191-208.

Yılmaz, R. (2013). Kafkasya’da Çözülemeyen Kördüğüm: Dağlık Karabağ Sorunu. Çankırı Karatekin Üniversitesi Uluslararası Avrasya Strateji Dergisi. 2.1, 71-90.

“Dağlık Karabağ neden önemli, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorun ne zaman ve nasıl başladı?”, BBC News, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-54330024 (Erişim Tarihi: 18 Şubat 2021)

“Dağlık Karabağ için kurulacak Türk-Rus Ortak Merkezi’nin detayları neler?”, Gökçesedef, E, BBC News, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-55162157(Erişim Tarihi: 18 Şubat 2021)

“Öncesi ve sonrasıyla Karabağ Savaşı”, Aljazeera, http://www.aljazeera.com.tr/dosya/oncesi-ve-sonrasiyla-karabag-savasi(Erişim Tarihi: 18 Şubat 2021)

Aslanlı, A, “AGİT Minsk Grubu nasıl oluştu, ne işe yaradı?”, AA, ”https://www.aa.com.tr/tr/analiz/-agit-minsk-grubu-nasil-olustu-ne-ise-yaradi/2008339(Erişim Tarihi: 18 Şubat 2021)

“Ebulfez Elçibey: Karabağ’ı geri almak isteyen, Rusya ve İran’la yıldızı barışmayan Türkiye sevdalısı Azeri lider”, BBC News, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53873112 (Erişim Tarihi: 19 Şubat 2021)

Aslanlı, A, “Karabağ’da çözüm ihtimali”, Aljazeera,  http://www.aljazeera.com.tr/gorus/karabagda-cozum-ihtimali (Erişim Tarihi: 19 Şubat 2021)

“A captive ally: Why Russia isn’t rushing to Armenia’s aid”, Nicu Popescu, European Council On Fareign Relations, https://ecfr.eu/article/a_captive_ally_why_russia_isnt_rushing_to_armenias_aid/?amp (Erişim Tarihi: 19 Şubat 2021)

“Question Of The Violation Of Human Rights And Fundamental Freedoms In Any Part Of The World”, Office of the United Nations High Commissioner for Human Rights, https://web.archive.org/web/20130528130122/http://www.unhchr.ch/Huridocda/Huridoca.nsf/0/7c3561e40d2d3d07c1256bae00447b7f?Opendocument (Erişim Tarihi: 19 Şubat 2021)

“İngiliz basını: Azerbaycan-Ermenistan savaşının en büyük galibi Türkiye”, AA, https://www.aa.com.tr/tr/azerbaycan-cephe-hatti/ingiliz-basini-azerbaycan-ermenistan-savasinin-en-buyuk-galibi-turkiye/2040173 (Erişim Tarihi: 20 Şubat 2021)

“’Asrın Anlaşması’ 25 yaşında”, AA, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/asrin-anlasmasi-25-yasinda/1589095 (Erişim Tarihi: 20 Şubat 2021)

“Azerbaycan’da seçimlerin galibi Aliyev”, Deutsche Welle Türkçe, https://www.dw.com/tr/azerbaycanda-se%C3%A7imlerin-galibi-aliyev/a-43350109 (Erişim Tarihi: 20 Şubat 2021)

“Ermeni muhalif lider Paşinyan: Kadife Devrim kazandı, bu sadece ilk adım”, BBC News,  https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-43875871 (Erişim Tarihi: 20 Şubat 2021)

“Azerbaycan-Ermenistan arasındaki ‘Tovuz’ krizinde son durum”, TRT HABER,  https://www.trthaber.com/haber/dunya/azerbaycan-ermenistan-arasindaki-tovuz-krizinde-son-durum-502162.html

“10. yılında Azerbaycan-Türkiye Stratejik Ortaklık Anlaşması ve ortak askeri tatbikatlar”, AA,  https://www.aa.com.tr/tr/analiz/10-yilinda-azerbaycan-turkiye-stratejik-ortaklik-anlasmasi-ve-ortak-askeri-tatbikatlar/1937068 (Erişim Tarihi: 20 Şubat 2021)

Bigin. M. 2020. Karabağ Zaferi: Kafkasya’da Yeni Dengelerden Türk ve İslam Dünyasında Yeni İşbirliği Modeline. Ulisa12. 8: 14-19. https://aybu.edu.tr/yulisa/contents/files/8%20ULISA12%20Karabag%CC%86%20Zaferi(2).pdf (Erişim Tarihi:17.02.2021)

“Shusha, more than just a city for Azerbaijanis”, AA, https://www.aa.com.tr/en/azerbaijan-front-line/shusha-more-than-just-a-city-for-azerbaijanis/2036511 (Erişim Tarihi: 22 Şubat 2021)

“Armenia, Azerbaijan and Russia sign Nagorno-Karabakh peace deal”, BBC News, https://www.bbc.com/news/world-europe-54882564 (Erişim Tarihi: 22 Şubat 2021)

“Azerbaycan-Ermenistan Anlaşmasının Tam Metni”, Stratejik Düşünce Enstitüsü, https://www.sde.org.tr/asya/azerbaycan-ermenistan-anlasmasinin-tam-metni-haberi-20029

(Erişim Tarihi: 23 Şubat 2021)

“Dağlık Karabağ: Aliyev ve Paşinyan, ateşkes sonrası ilk kez bir araya geldi”, BBC News, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-55614394 (Erişim Tarihi: 24 Şubat 2021)

“Dağlık Karabağ’ın yeniden imarı için anlaşma”, Deutsche Welle, https://www.dw.com/tr/da%C4%9Fl%C4%B1k-karaba%C4%9F%C4%B1n-yeniden imar%C4%B1-i%C3%A7in-anla%C5%9Fma/a-56197591 (Erişim Tarihi: 25 Şubat 2021)

 “Rusya’nın aradığı çıkış yolu: Kafkasya’nın jeopolitik önemi”, GZT, https://youtu.be/8kt-moht6YU (Erişim Tarihi: 26 Şubat 2021)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir