Aydınlık Geleceğe !

KLASİK DÖNEM BAŞAT GÜÇLERİ

Başat Güç Nedir?

Bu yazımda George Modelski’ye ait olan başat güç teorisini örnekler üzerinden açıklamaya çalışacağım. Baştan belirtmek isterim ki bu teoriye göre Osmanlı Devleti bir başat güç olarak geçmiyor. Bunun nedeni ise kurama göre “başat güç” olarak adlandırılacak devletin sağlaması gereken en önemli kriterin okyanuslarda hakimiyet kurabilmesi olmasıdır.

Günümüz dünyasında Birleşmiş Milletler’ de devletlerin temsiliyet eşitliği ilkesi olsa da ABD veya Güvenlik Konseyi’ndeki diğer 4 ülkeden birinin kabul etmediği bir kararın geçerliliği olmamaktadır. Ülkeler günümüz dünyasında bile belli bir hiyerarşik güç durumu içeresindedirler.  Her ne kadar Çin bir süredir zorlasa da ABD uzunca bir süredir süper güçtür. Türkiye ise henüz sadece bölgesel bir güçtür son gelişmelerle birlikte uzak bölgelere müdahale edemese de kendi coğrafyasında oyun kuran devletlerden biri konumuna gelebilmiştir.

Bir başat güce, başat güç ismi nasıl verilir? Hangi özellikleri sağlaması gereklidir?  Bir gücün başat güç olabilmesi için gerekli koşulları açıklayacak olursak, yaygın ve caydırıcı askeri güce sahip olması bunlardan biridir. Diğer bir faktör ise ekonomik üstünlüktür. Ekonomik üstünlük de sadece iyi bir ekonomiye sahip olmakla değil para biriminin rezerv para birimi olmasıyla sağlanır. Bunun nedenini basit bir şekilde açıklayacak olursak devlet ekonomisinin istikrarı konusunda güven verirse insanlar bu parayı kullanır ama sadece bu da yetmez. Bu para biriminin her yerde geçerli olması gerekmektedir. Şirketler, kurumlar bu parayı kullanıp ticaret yaptıklarında karşılık bulabileceklerine emin olmalıdır. Gerçi günümüz koşullarında sanal paralar çıkmış olsa da bu paralara teminat olan altın rezervleri ve devlet güvencesi  rezerv para birimi için oldukça önemlidir.

Başat güç olmak için çok güçlü bir borsanızın ve cazibe merkezi  şehirlerinizin olması gerekmektedir. Örneğin Londra liderliği New York’a kaptırana kadar hem borsası hem de emlak fiyatları açısından çok güzel bir örnekti . İnsanlar sizin şehirlerinizde yaşamak istemelidir. Can ve mal güvenliği olduğunu bilerek serbestçe ticaret yapabilecek ve bu ekosistemi oluşturabilecek bir devlet olunması gerekmektedir.

Diğer bir konu ise gelişen teknolojiyle önemi azalsa da nüfustur. Mesela Norveç,  Danimarka gibi ülkeler yüksek refah seviyesine sahip olsalar da 5’er milyon nüfuslarıyla küresel bir güç değillerdir. Bulunulan coğrafya  ve gelişen teknolojik üstünlük gibi özellikler de yine bu özelliklere eklenebilir.  Örneğin kılıçlı savaş dönemimde Yıldırım Bayezid Timur’a yenilmişken geçen bir yüzyılda top teknolojisinde ilerleyen Osmanlı Yavuz Sultan Selim ile Safeviler’i ezip geçmiştir.

Batı’nın Yükselişi

Günümüz modern devletinin doğuş süreci de aslında yine bir silahın icadıyla beraber tetiklenmiştir. II. Mehmet’in Konstantinapol’ü İstanbul yaparken kullandığı toplar, özellikle Şahi Topu, feodal sistemin yıkılmasında büyük rol oynamıştır. Feodal beylerin yavaş yavaş yok edilmesiyle birlikte ulus devletler ve monarklar güçlenmeye başlamıştır. Görece daha güvenli hale gelen topraklarda Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde tüccarlar güçlenmeye başladı. Avrupa’nın kalkınmasında ve tüm dünyaya hükmetmeye başlamasında bu tüccar sınıfının çok büyük rolü vardır.

1500’lerde Siyasi Görünüm

Peki Avrupa’daki tüccarların farkı neydi? Eskiden korsanlık yapan bir kesim yerel güvenliğin sağlanmasıyla birlikte ticarete atıldı. Bu gruplar iş yaparken de girişken, özgür ruhlu ve yeni şartlara uyum sağlayabilme yeteneğine sahip olduklarından diğer doğulu tüccarlardan ayrılmaktaydılar.

Oral Sander, bu farkı şu şekilde özetliyor “Bizans, Ortadoğu, Hindistan ve Çin’deki kent insanı, Avrupa’nın bu modern korsanlarından temelde çok farklıydı. Avrasya uygarlıklarının tüccar ve zanaatkarları, öncelikle, devlet görevlileri, toprak sahipleri ve yöneticiler gibi toplumun üst tabakalarına hizmet eden kişiler durumundaydılar. Yukardan düzenleme ve vergilenmeye alışmışlardı ve bunun karşılığında savunma gereksinimleri
karşılanıyordu. Avrupa’nın saldırgan, çalışkan, acımasız ve kendi kendine yeterli tüccarları ile Doğu’dakiler arasında tam bir zıtlık vardı.”
Avrupa medeniyetinin özgünlüğünü oluşturan çekirdek işte tam da budur.

Portekiz ve İspanya

Osmanlı’nın Almanya’nın içlerine kadar akınlar yapması ve dönemin ticaret yollarını elinde tutması nedeniyle köşeye sıkışan Avrupa, yeni yollar aramak zorunda kalmıştır. Bu süreç daha sonra hepimizin bildiği üzere coğrafi keşifler olarak adlandırılmıştır. Gelişen gemicilik teknikleri ve korkusuz denizciler ile birlikte okyanuslar aşılmaya başlandı.16. yüzyıla gelindiğinde Vasco de Gama Afrika’yı güneyinden dolaşmayı başarmıştır. Portekiz’in Osmanlı’yı oyunun dışına itme çabaları başarılı da olmuştur. Dünya’nın geri kalmış milletleri, tarihin görmediği kıyımlar ve barbarlıklarla beraber Avrupa’nın ateş gücünün esiri haline gelmekteydiler. Portekiz, Doğu Afrika’dan Malaka Yarımadası’na ,Çin limanlarından Yeni Gine’ye uzanan ilk küresel sömürge istasyonlarını kurmuştur.

Kolomb, Kraliçe Isabella’nın huzurunda

İspanya Kraliçesi Isabella’nın desteklemesiyle beraber Kristof Kolomb Hindistan’a ulaşmak umuduyla yola çıkıyor ve günümüz Amerika kıtasının adalarına ulaşıyor. Bölgedeki adalara Batı Hint Adaları isminin verilme sebebi de budur. İspanya, bir süre Portekiz ile karşı karşıya gelmeden Amerika kıtasının içlerinde maden arayışına girmiştir. Akabinde İspanya kralı olan II. Felipe miras yoluyla Portekiz’i hükmü altına almayı başardı.

1600’lerde Siyasi Görünüm

Kolomb’ un ve bir çok kaşifin günlüklerine yazdıklarına ve anlattıklarına bakıldığında çarpıcı gerçekler ortaya çıkmaktadır. İlgimi çeken bir örnek olarak yerel halktan bazıları kılıçları parlamasını ilgi çekici bulup eline aldığında keskin tarafından tutup ellerini kesmiştir. İlk defa böyle silahlar gören Yerli halkı kümese girmiş bir vahşi hayvan gibi öldürmüşlerdir. Bölgede yaşayan uygarlıklar yağmalanmıştır. Bütün bulunan zenginliklerin Avrupa’ya taşınması Avrupa’da ciddi bir enflasyona yol açtı. Dünyayı ikiye bölecek kadar büyüyen İspanya ve Portekiz bu durumlara artık başa çıkamamaya başlayınca güçlenen Hollanda ve İngiliz deniz gücüne boyun eğmek zorunda kalmıştır.

Hollanda

 17. yüzyıl Hollanda’nın altın çağıdır. İberik yarım adasının tek güç olmasına  karşı ilk büyük güç Hollanda olmuştur. Portekiz ve İspanya’nın tekelinin kırılmasında İngiltere’nin de çok önemli payı vardır. 1588’de İspanyol  Armadası kesin yenilgiye uğrayınca işler İspanya için tersine dönmeye başladı. İspanyol deniz gücünün aldığı büyük hasardan sonra Hollanda Doğu Hindistan Şirketi kendisine genişlemek için yardımcı olacak alanı buldu. Portekiz’in elinden Baharat yolunu parça parça kopardı. Yani anlaşılacağı üzere denizlerdeki üstünlüğü ele geçirmesi başatlığa giden yolda önemli bir etken olmuştur. Batı Hindistan Şirketi ise Amerika kıtasındaki İspanyol kolonilerini tehdit etmekteydi. Hollanda’nın başkenti ve liman şehri olan Amsterdam ise bu ticaret ağının merkezi konumuna geldi. Hollanda deniz gücü ve gelişmiş ticari sistemleri sayesinde dünyanın dört bir yanında ve 5 kıtada sömürgelere sahip olmayı başarmıştır. Eksikliği olarak ise askeri gücünün sınırlı olması gösterilebilir. Bu da nüfusun az olmasıyla ilişkilendirilebilir. Zayıf askeri güç ve sadece kara dayalı olan ekonomik yöntem çökmek zorunda kalmıştır.

Fransa

30 yıl savaşlarının son bulmasının ardından Fransa, ulusal bütünlüğünü ve mutlak monarşiyi sağlama alabilmiştir. Richelieu gibi merkeziyetçi bir başbakan ve ardında XIV. Louis ile birlikte tek yumruk haline gelmiş Fransa başatlığı ele geçirmiştir.  XIV. Louis kendini “Güneş Kral” tanımıştır. Yani Fransa’daki her şey  “Güneş Kral’ın” etrafında dönmekteydi.

XIV. Louis

Kutsal Roma Germen İmparatorluğu ise 30 küçük devletçiğe ayrılmış, parçalanmaya yüz tutmuştur.  Bölünme ise sadece siyasi değildir. Mezhepsel bir bölünme de bulunmaktadır.

Westphalia Anlaşması ile sonlanan 30 Yıl Savaşları  300 kadar Alman devletçiği meydana getirmiştir. Bu  anlaşmayla birlikte laik düzen kendine yer bulmaya başlamıştır.  Papa dinlenmemiş ve anlaşmayı imzalanmasına izin verilmemiştir.  Westphalia Avrupa’nın ilk konferansı olarak gösterilebiliriz.14. Louis genişleme yanlısıydı ve bunu gerçekleştirmek için iki alan seçeneği vardı, daha doğuya Ren bölgesine kadar genişlemek ve o zaman İspanya Hollanda’sı konumumda olan bugünün Belçika’sını ele geçirmek. Bu da Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun iyice parçalanması anlamına gelmekteydi. Başka bir seçenek ise bütün İspanya topraklarını veraset yoluyla ele geçirmekti. Muhtemeldir ki bu amacını gerçekleştirmek amacıyla İspanya Kralı II. Charles’ın bedensel ve zihinsel engelli kız kardeşiyle evlendi. XIV. Louis’in hiç şüphesiz amacı Batı kara Avrupa’sını tek bir çatı altı  altında toplayıp güçlerini bileştirmekti.  Bunu kurmak istediği “evrensel monarşi” için sadece bir adım olarak görmekteydi. Avrupa’daki diğer devletler ise  buna karşılık “güç dengesi” politikasını kullandılar.

1700‘lere gelinmesiyle birlikte ise dünya globalleşme yoluna girmektedir. Buna en büyük neden olarak İngiltere‘de meydana gelen Sanayi Devrimi gösterilebilir. Yeni dünya düzeninin aktörleri ulus devletler olacaktır. Avrupa’nın girişkenliği ve gelişen silah teknolojisiyle birlikte okyanusları aşan donanmaların müthiş önemli hale geldiği bir dönem başlamıştır. Deniz harekatları için sürekli vergiler  ve teşkilatlanmalar gerekmesiyle beraber daha istikrarlı ve modern Batılı kurumlar bu dönemde kurulmaya başlamıştır.

Yararlandığım ve Tavsiye Ettiğim Kaynaklar

GALEANO, Eduardo; TOKATLI, Atilla; HAKMEN, Roza. Latin Amerika’nın kesik damarları. Çitlembik Yayınları, 2006.

SANDER, Oral. Siyasi tarih: İlkçağlardan 1918’e. İmge Kitabevi, 2006.

14 thoughts on “KLASİK DÖNEM BAŞAT GÜÇLERİ

  1. I was studying some of your content on this internet site and I think this site is real informative! Retain posting. Sharleen Jesus Pickard

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir