Köy Enstitüsü Dosyası: Nasıl Kapatıldı?

Köy Enstitüleri’nin etkinliğini gösterdiği yıllar Dünya genelinde sorunların zirveye ulaştığı dönemle aynı dönemdir. 1929 Buhranı ülkeleri kendi kendilerine yetme çabalarına iterken Köy Enstitüleriyle tarihsel anlamda paralel sayılabilen 2. Dünya Savaşı’nın başlaması da ülkelerin belini bükmüştür. Ülkemiz aktif olarak savaşa dâhil olmasa da savaşın zorluklarını sonuna kadar yaşamıştır. Herhangi bir çatışma durumuna hazır olmak amacıyla halk silâhaltına alınmıştır. Köy Enstitüleri de çalışanı ve üretimi azalan ülkeyi kalkındırmak için büyük umutlarla atılan adımlardan biriydi. İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un fikri olan “iş için, iş içinde eğitim” anlayışıyla yola çıkan Maarif Vekili Hasan Ali Yücel, Milli Şef İsmet İnönü ve Tonguç hep birlikte köy çocuklarını çok taraflı geliştirip yine köylerde görev almalarını sağlayarak, eğitimi de üretimi de arttırmayı planlamışlardır. İlerleyen zamanla toplamda 21 yerde açılan Köy Enstitüleri faaliyetlerini sürdürürken eleştirilere de maruz kalmaya başlamıştır. Sağ kesim çoğunlukta olmak üzere her kesimden eleştiriler, Enstitüler hakkında çeşitli iddialar ortaya atılmaya başlamıştır.

Sol kesimin eleştirdiği noktalar ağırlıkla halkın tarıma mecbur bırakılması ve endüstrileşmenin engellendiği yönündeydi fakat köy öğretmenlerine verilen evlerle mülkiyete yönlendirmesi gibi eleştiriler de gelmişti. Köy Enstitülülerden de daha kişisel ve görevden uzaklaştırılanlar tarafından münferit birkaç eleştiri vardı. Tonguç bu eleştirilerin Enstitülerin sonunun gelmesinde etkili olduğunu düşünmüştür. Köylerdeki ağalar üretimin artmasından ve köylünün iş sahibi olmasından rahatsızdı ve bu yönde eleştiriler ortaya atıyordu. Kimileri de Enstitülerin zihniyetini farklı bir açıdan yorumlayarak “köylüsün sen köylü kal” şeklinde olduğunu iddia ediyordu.

Sağ kesimin eleştirileri ise Enstitülerin kapanmasında en büyük paya sahip olan eleştiriler ve iddialardır. CHP’nin içerisinde Kazım Karabekir, Emin Sazak, Reşat Şemsettin Sirer gibi muhalifler büyük ısrarlarla Enstitülere karşı olmuşlardır. Bu muhaliflerin faaliyetleriyle birlikte Haziran 1945’te çıkarılmak istenen Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu burada bir dönüm noktası sayılabilir. Yasaya şiddetle karşı çıkanların içinde Dörtlü Takrir önergesi birkaç gün önce reddedilen Adnan Menderes, Refik Koraltan gibi vekiller vardı. Köy Enstitülerine karşı çıkanlar da Toprak Yasası’na karşı çıkıyorlardı. Bütün bunların üzerine gazetelerde sert yazılarla eleştiriler yazan vekiller partiden ihraç edilmiştir. İhraç edilenlerin ardından Celal Bayar’ın da istifasıyla yeni parti girişimine başlayan vekiller yaklaşık 6 ay sonra, Ocak 1946’da, Demokrat Parti’yi kurmuşlardır. Demokrat Parti 1946’daki seçimler için yaptığı kampanyalarda Köy Enstitülerini kullanmıştır. Köy Enstitülerinde okutulan kitapların, verilen teorik derslerin “Komünist propagandası” olduğunu iddia etmiştir. Dönemin şartları da göz önünde bulundurulduğunda bu halkın gözünde büyük bir sorun oluşturmuştur. Soğuk Savaş’ın yaşandığı iki kutuplu sistemde ülkemiz de Rus tehditlerinden kendini koruyabilmek için ABD yanlı bir tavır takınmıştır. Truman ve Marshall yardımlarını almış, ABD yanlısı politikalar sergilemeye başlamıştır. Bu noktada siyasi içeriği olmayan bir Rus edebi romanı bile Komünist propagandası sayılır hale gelmiştir. Köy Enstitülerinin kütüphanelerindeki romanların çocukları zehirlediğini iddia etmişlerdir. Necip Fazıl’ın bu anlayışı yansıtan bir söylemi vardır: “Köy Enstitülerinden güzel hangi müessese olabilir bu dünyada? Ama bizim Köy Enstitümüz olmak şartıyla”. Bir diğer eleştiri konusu ise Enstitülerin karma eğitim vermesi, bazı Enstitülerde eğitimin yatılı olmasıdır. Kızlı erkekli eğitimin yanlış olduğu, yatılı okullardaki kızların sürekli çocuk düşürdüğü, Enstitülerin “fuhuş yuvası” olduğu gibi iddialar ortaya atılmıştır.

Eleştiriler ve iddialarla sürekli savaşmak zorunda kalan Yücel ve Tonguç, İsmet İnönü’nün başlarda gösterdiği büyük ilgi ve alakanın devamını beklemişlerdir. Fakat İsmet İnönü bu konuda sessiz kalmış ve Enstitülerin sonunun gelişini izlemiştir. Bu süreçte Yücel’i en çok yıpratan ve Enstitülerin gidişatını büyük ölçüde etkileyen olaylardan biri de Yücel-Öner Davası’dır. 1944 yılında başlayan Irkçılık-Turancılık davasının devamı gibi görülmüştür. Demokrat Parti’nin İstanbul İl Başkanı olan Avukat Kenan Öner, Yücel hakkında devletin içine komünistleri yerleştirdiği ve onları kolladığı gibi suçlamalarla dava açmıştır. Dava sonuçlandığında suçsuzluğu ispatlanan Yücel dava sürecinde yalnız kaldığı için daha fazla dayanamamış ve görevinden istifa etmiştir. Yeni Maarif Vekili Reşat Şemsettin Sirer olurken İsmail Hakkı Tonguç da İlköğretim Genel Müdürlüğü’nden alınmış, Talim Terbiye Kurulu üyeliğine getirilmiştir. Köy Enstitüleri hakkında keskin karşıtlığıyla bilinen Sirer’in, öyle ki birçok kaynağa göre de Sirer Tonguç’a “Senin de çocuklarının da belini kıracağım” diye bağırmıştır, Maarif Vekilliği ile Enstitülerde “ıslah” adı altında çalışmalar başlatılmıştır. Öğrencilerin sınavlarına bilerek düşük puanlar vererek mezun etmemeye çalışmaları, öğretmenleri görevlerinden alıp memur olarak atamaları, kız öğrencilerin hepsinin tek bir çatı altında İzmir’de toplanması, karma eğitimin sonlandırılması ve yapılan “On Yıllık Plan” gibi daha ciddi kararlara kadar çeşitli yaptırımlarla Köy Enstitülerinin faaliyetleri, başarısı engellenmeye çalışılmıştır. 1947 yılında ise Sirer’in yerine gelen yeni Maarif Vekili Tahsin Banguoğlu tarafından Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü -Enstitülere öğretmen ve müfettiş yetiştirmek amacıyla kurulmuştur- kapatıp öğrencilerini başka bir liseye aktarmıştır.

Çok partili hayata Demokrat Parti’nin 1950’deki seçimlerde iktidarı kazanmasıyla geçilmiştir. Demokrat Parti’nin kurduğu kabinede Maarif Vekili olan Avni Başman Köy Enstitülerini destekleyen biridir. Hükümetin Enstitülerle ilgili kapatılması isteğini uygulamayacak olan Vekil Avni Başman istifa etmiştir. Demokrat Parti iktidara gelene kadar Enstitülere yapılan düzenlemeler Enstitülerin misyonunu ve vizyonunu oldukça değiştirmişti. Demokrat Parti’nin Avni Başman’ın istifasıyla yeni atadığı Vekil Tevfik İler liderliğinde daha da değiştirilerek tarım, sağlık gibi uygulamalı dersler çıkarılmış yalnızca öğretmenlik dersleri kalmıştır. 1952 yılında Köy Öğretmen Okulu adıyla faaliyetlerine devam eden Enstitüler, 27 Ocak 1954 tarihinde Köy Enstitüleri 6234 Sayılı Yasa ile öğretmen okullarına dönüştürülerek kapatılmıştır. Cumhuriyet’in en gelişim odaklı girişimlerinden olan Köy Enstitüleri de bu şekilde tarihin tozlu raflarında yerini almıştır. Köy Enstitüleri bu ülkenin en aydınlık yüzlerindendir…

NOT: Köy Enstitüleri ile ilgili Toprağın Çocukları adlı bir film var, izlemek isteyenlere öneririm. İçeriği oldukça sade bir şekilde seyirciye aktarmışlar.              Yücel’in Çiçekleri isimli bir belgesel var. Köy Enstitülerinin kurucuları olan Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un hikayeleri Tonguç’un ağzından oldukça ayrıntılı ve akıcı bir şekilde işlenmiş

(Araştırma yaparken birçok kaynaktan okumalar yaptım ve çeşitli belgesel veya filmler izledim. Yukarıda önerdiğim Toprağın Çocukları da Yücel’in Çiçekleri de en tarafsız olanlardandı, ilgililerine gönül rahatlığıyla öneririm. İyi seyirler…)

KAYNAKÇA

“Eğitim Politikası ve Demokrat Parti Dönemi”, Yılmaz Tozar (Yüksek Lisans Tezi)

“Kırsalın Dönüşümünde Köy Enstitülerin Yeri ve Önemi”, Mustafa Topkara (8. Türkiye Lisanüstü Çalışmalar Kongresi Bildiriler Kitabı – IV)

“Köy Enstitülerinin Toplum Kalkınmasındaki Rolü”, Öznur Özden Arslan

“Köy Enstitülerinin Türk Eğitim Tarihindeki Yeri”, Çağdaş Garip

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir