Aydınlık Geleceğe !

Kutadgu Bilig’te Kadın

Daha önceki “Kutadgu Bilig’e Göre Liderlik” yazımda Kutadgu Bilig’in önemine ve yazılma amacına değinmiştim. Bu yazımda ise Türk tarihinde kadının ne derece önemli olduğuna ve Türk İslam sentezinde yazılan ilk eserlerden biri olan Kutadgu Bilig’teki “kadın” kavramına değineceğiz.

Türk kültür tarihinde; yaşanılan coğrafya, sahip olunan inançlar ve iç içe bulunulan yabancı kültürlerin de etkisiyle şekillenen bakış açısı ve algıya göre kadınlar, toplumda farklı roller üstlenmişlerdir. Kadın, Türk mitolojisinin en eski katmanında doğumla ölümü bir arada tutan Yer Ana olarak karşımıza çıkar. Yer Ana zamanla Umay Ana, Yer Sub, Ötüken gibi ortaya çıkar.

Türk Mitolojisi - Turkish Mythology Umay Ana, çocukların koruyucusu olan  tanrıça - Umay Ana, goddess who is the protector of chil… | Tanrıçalar,  Şamanizm, Mitoloji

Türk mitolojisinde kadın değerler Ak Ana, Umay Ana, Kartal Ana ve Asena gibi sembolik öğelerle gösterilir. Orhun Abidelerinde Umay Ana’nın adı geçmektedir. Kül Tigin Yazıtı’nda Bilge Kağan “Babam kağan öldüğü vakit küçük kardeşim Kül Tigin yedi yaşında idi. Umay gibi anam hatun sayesinde küçük kardeşim er-kahraman adını aldı.” diyerek annesini, çocukları koruyan dişi Tanrı Umay’a benzetmiştir. Orhun Abidelerinde Türk kadınından saygıyla bahsedilir. Oysaki o devirde ve birçok asır sonra hiçbir millet kadından bahsedemezdi. Orta çağ Avrupası’nda kadınlar diri diri yakılırken, Arap Yarımadasında kız çocukları diri diri toprağa gömülürken Türkler kadınlarına olan saygısını hiçbir zaman eksik etmemiş Orhun Abidelerinde ise bahsetmiştir. Hatunlar, kağanlar gibi töre ile hatunluk tahtına oturmuş ve kağan ile yönetimde görev almışlardır. Tarihte Türk kağanlarının bir iki kez evlendikleri, fakat bunlardan sadece birisinin baş hatun olduğu bilinmektedir. Ayrıca savaşlarda da hatunların, kağanların yanında yer almaları; hatunların devlet meclislerine katılmaları ve oy sahibi olmaları söz konusudur.

“Devlet yönetimindeki etkin rollerinin yanı sıra eski Türk toplumunda kadın (katun, ebçi, eş, eşlig, evlig, kızgak…) eşinin can yoldaşı, hayat mücadelesinde onun en büyük desteği, (yeri geldiğinde at binen, kılıç kuşanan, yay kurup ok atan) silah arkadaşı; evinin her şeyi, çocuğunun anası, ilk eğitmeni ve öğretmeni; kap kacak, çanak çömlek, keçe, kilim, halı… gibi yapma ve dokuma eserlerin zanaatkârı; aile, toplum ve devlet yönetiminde ise, iktidarın imtiyazlı ortağı olarak karşımıza çıkar.”

Üç Tuğ on Twitter: "GÖRKLÜM “Eski Türkler'de, Türk erkeğinin hanımlarına  hitap şekillerinden biriydi; “Görklüm...” Güzel bakışlım, güzelim anlamına  gelirdi.” Ne güzel, ne asil bir sesleniş...… https://t.co/KtVc83sGZj"

İslamiyet öncesinde kadın birçok rol üstlenirken İslamiyet’e girmekle beraber kadının rollerinde değişme görülmektedir. İslamiyet’in de etkisiyle eski alp kadın tipi, yerini erkeğin dünyasından sıyrılan kadın tipine bırakmıştır. Dinin de etkisiyle yavaş yavaş farklı bir topluma dönüşen Türk toplumunda kadının rolleri de değişmektedir. İslamyetin etkisiyle yazılan ilk eserlerde bu oldukça görülmektedir. Erkekler yiğit, cesur ve erdemli gösterilirken kadınlar sabırlı, olgun ve güzel olarak gösterilmektedir. Mesela Kutadgu Bilig ve Divanü Lügat-it-Türk’te böyle gösterilirken Dede Korkut Hikayeleri’nde kadınlar at binen, kılıç kuşanan eski Türk yaşantısını devam ettiren bir toplum vardır.

Yusuf Has Hacib tarafından 1069-1070’te her iki dünyada mutlu olmak için, insana doğru yolu göstermek amacıyla yazılan Kutadgu Bilig’de ele alınan asıl konu ‘ideal insan modeli’dir. Dolayısıyla insanın mutluluğa ulaşması için yapması gereken eylemlere ve aile kavramına dikkat çeker. Eserde kadının İslamiyete geçtikten sonra ne kadar değiştiğini görebilmekteyiz. Fuad Köprülü bu eserin İslam öncesi eserleriyle karşılaştırdığı zaman Türk töresinin ideolojisini yansıtmadığını söylemektedir.

Eski Türk hikayelerinde ve destanlarında kadın çocuğunun öğretmeni, kocasının fedakar yoldaşı, evdeşi, ocağın temeli ve bütün faziletlerin kaynağı iken Kutadgu Bilig’te tam aksine sadece üremeye yarayan, evine hapsedilmeye mahrum bırakılmış, bütün fenalıklar ve kötülükleri yapmış, fedakarlık yapmayan ve faziletlerden mahrum kalan bir kadın görmekteyiz.

Kutadgu Bilig’teki kadını kavramını “yerleşik medeniyete ve İslâmî kültür çevresine dahil olduktan sonra kadın” diye tanımlayabiliriz. Öncelikle eserde belli bir kadın tanımı yahut da şahıs yoktur. Genel anlamda bir bakış açısıyla kadına yer verildiğini görmekteyiz. Bakış açısına baktığımız zaman kadının toplumsal hayatta pasif bir durumda kaldığını görebilmekteyiz. Eserde betimlenen kadın anlayışı, 11. yüzyılda İslâmiyet’i yeni kabul etmiş bir toplumun ferdi olan şairin bütün samimiyetiyle bağlandığı İslâmiyet’in gereğini yerine getirme ve bunu kendi insanına (topluma) anlatma gayreti neticesi ortaya çıkan silik bir tiptir. Bununla birlikte eski Türk kültürünün kadınla düşündüğü namus kavramı, İslâmiyet’in değerleri ile de örtüşmüş ve dinî akidelerle muhafaza altına alınarak geliştirilmiştir.

ESKİ TÜRKLERDE KADININ YERİ! » MERİÇ ULUKUŞ - Meriç Ulukuş

Şimdi sizlere beyitlerle örnekleyerek daha iyi anlatacağım.

(5411.beyit)    

“Aya koldaş erdeş söz aydım kese 

Bu kız togmasa yig tirig turmasa”

(Ey dost arkadaş, sana kesin bir söz söyleyeyim;

Bu kızlar doğmasa, doğarsa yaşamasa daha iyi olur.)

(4512.beyit) 

“Kalı togsa yigrek anga yir koyı

Evi bolsa koşnı ölügler toyı”

(Eğer dünyaya gelirse, onun yerinin toprağın altı veya

Evinin mezara komşu olması daha hayırlıdır.)

Eski Türklerde kız çocuğu sahibi olmak Araplarda olduğu gibi felaket, ayıp ve şerefsizlik değildi. Aksine kız erkek ayırt etmeden doğar büyür ve ölürlerdi. Hatta Oğuz oba beylerine kız çocuğu babası olmak için dua müracaatına gelen beyler vardır der Ziya Gökalp.

Eserde aslında oğul ve kızların nasıl terbiye edileceği, yetiştirileceği gibi konulardan da olumlu olarak bahseder. Fakat bu olumlu bahsedilmeler daha sonra yerini olumsuz tasvirlere bırakır. Bunun nedeni de İslâmiyet’i yeni kabul etmiş, farklı kültürlerle alışveriş içine girmiş bir muhitte ideal İslâm’ı yaşama gayretidir.

(1165.beyit)

“Yime yakşı aymış bu Türk  buyrukı

Körür köz yarukı ogul-kız okı”

(Bir Türk veziri de çok güzel söylemiş

Oğul-kız hakikatte gören gözün nûrudur demiştir)

(1163.beyit)

“Oğul kız sakınçu bu tüpsüz tengiz

Oğul kız sarıg kıldı kızgu mengiz”

(Oğul-kız derdi dipsiz bir denizdir

Oğul-kız al yanağı soldurur.)

Kız kelimesi görüldüğü gibi oğulla hep yan yana tutulmuştur. Eski Türklerin oğul ve kız diye ayırmadan evlâda bakışları, evlât sevgisi, evlât yetiştirmenin zorluğunu Kutadgu Bilig’te böyle de görebilmek mümkündür. Kız bütün bu İslam öncesi eski Türklerdeki olumlu bir anlayıştan uzaklaşarak yerini evine kapanan, evlilik çağı geldiğinde evlenmesi gereken, doğmaması gereken bir anlayışa girmiştir.

Eski Türklerde Evlilik ve Düğün Gelenekleri - Türktoyu - Türk Dünyasını  Keşfet

(4510.beyit)    

“Kızıg tutma evde uzun begsizin

Ökünç birle ölgey özüng igsizin”

(Kızı çabuk evlendir, uzun müddet evde tutma, yoksa

Hastalığa lüzum kalmadan, yalnız bu pişmanlık seni öldürür.)

Evlilik çağına gelen kızların çok bekletilmeden olabilecek yanlış davranışlardan korunması, iyi bir evlilik yapması için bir an önce evlendirilmesini öğütlenir. Çünkü  İslâmiyet’e göre babanın görevlerinden biri de evlilik çağına gelmiş oğul ya da kızı evlendirmektir. Bu bir farz mı bilmiyorum ama böyle bir anlayışın İslam ile geldiğini görmek mümkündür.  Ayrıca zamanında evlendirilmeyen kızın ileri yaşlarda evlenememe gibi bir riski de vardır. Evlenmeyen kızlara da kötü gözle bakıldığını hepimiz biliyoruz maalesef.

(4520.beyit)

“Agır tut tişig sen negü kolsa bir

Eving kapgı bekle yırak tutgıl er”

(Kadına saygı göster  ne isterse ver;

Evin kapısını kilitle eve erkek sokma.)

Kutadgu Bilig’de erkeğin kadına saygı göstermesi söylenirken aynı zamanda kadının eve kilitlenmesi gibi oldukça katı ve Türklerin sosyal hayatına uymayan bir tutum da göze çarpmaktadır. Ayrıca Yusuf Has Hacib evlenilecek bir kadında aranacak özelliklerin peygamberin hadisinden yola çıkarak zenginlik, asalet, güzellik ve takva olmak üzere dört şey arandığını fakat bunların en önemlisinin de takva olduğunu belirtir.

(4500.beyit)

“Kılınçı köni erse körki kelir 

Tişi körki kılk ol biligli bilir”

(Ahlâkı dürüst olan kimse güzel görünür;

Kadının güzelliği tavır ve hareketidir; bunu bilen bilir.)

(4501.beyit)

“Sakınuk arıg bolsa aşlı bolur

Ol üç neng bu yirde bolur ay unur” 

(Kadın takva sahibi ve temiz olursa, asil demektir ve

Diğer üç şey de onda birleşir, ey kudretli insan.)

Bütün bu olumlu özelliklerin yanında kadın  kavramı bazı beyitlerde hiçbir kişisel, toplumsal ve ailevi konumu dikkate alınmadan  olumsuz  olarak  ele alınır. İslâmiyet öncesi Türk kültüründe iffet ve sadakat sembolü olarak saygın bir konumu olan kadın kavramının zedelendiğini görürüz. Bazı beyitlerde kadın, çocuklarla  birlikte erkeğin kuvvetini kesen bir engel, evde muhafaza edilmesi gereken, vefasız, kendini kontrol edemeyen, iradesiz, erkeklerin mahvoluşuna sebep olarak gösterilmektedir.

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRKLERDE KADIN

(4518.beyit)

Tişig ıdma evde öngin çıkgalı

Kalı çıksa yitrür könilik yolı 

(Kadını evden dışarı bırakma;

Eğer çıkarsa, doğru yoldan şaşar.)

(5419.beyit)

Tişi aslı et ol küdezgü etig

Yıdır et küdezmese bolmaz itig

(Kadının aslı ettir; eti muhafaza etmeli,

Gözetmezsen et kokar; bunun çaresi yoktur.)

(5421.beyit)

A yok bularda ozadın berü

Közi kança baksa bu köngli naru

(Bunlarda öteden beri vefa yoktur

Gözler nereye bakarsa, gönülleri oraya akar.)

Eserde, sosyal hayatta kadına pek yer verilmediğini, kadının hayatının eviyle sınırlanmış olduğunu görürüz:

(4513.beyit)

Tişilerni evde küdezgil tuçı

Tişining taşı teg bolumaz içi

(Kadınları her vakit evde muhafaza et;

Kadının içi gibi dışı olmaz.)

“Ayrıca eserde çok eşlilikle alakalı herhangi bir beyit bulunmamaktadır. Bunun sebebinin de eski Türk kültüründen gelen tek kadınla olan evlilik anlayışının devam etmesidir. Türklerde tek kadınla evlilik oldukça kutsal sayılmaktadır. Çok eşliliğe nadiren rastlanır hatta eşini aldatan kimse idam cezasına çarptırılırdı. Kısaca bu eserde İslâmiyet’e yeni giren bir topluma  değerlerin telkin edildiğini, kadına da  İslâmlaşmış bir Arap kültürü penceresinden bakıldığını söyleyebiliriz. Kutadgu Bilig’de kadın hakkında ifade edilen pek çok yargı gerek İslâm öncesi ve gerekse İslâm sonrası tarihî kaynaklarda zikredilen Türk kadınıyla ilgili tespitlerle çelişki teşkil etmektedir. Yusuf Has Hâcib, kadın kavramını genel olarak olumlu bir biçimde ele alırken bazı beyitlerde, ister istemez İslâmiyet öncesi cahiliye devrinde geçerli olan bazı uygulamaları İslâmî bir kisve altında ele almaktan da kurtulamamıştır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir