Politika Ve Strateji

Liderlik Kaftanının Yeni Sahibi: Amerika, 1. Bölüm: Bisiklete Binen Adam

 Giriş:

Hepimiz tarihin alternatiflerini konuşmayı severiz. Ya Enver Paşa başarılı olsaydı, ya Fatih Sultan Mehmet Roma’ya sefer düzenlemeyi başarabilseydi, ya Hitler Moskova’yı düşürebilseydi… Ünlü tarihçi Edward Carr, Tarih Nedir? adlı kitabına konuyla ilgili şöyle bir giriş yapmış:

Eğer Sezar Rubikon ırmağını geçerken attan düştüğünde ölseydi, tarih nasıl değişirdi? Tarihin alternatifi yoktur. Sezar attan düştüğünde ölseydi ne olurdu sorusunun da cevabı yoktur.

Binaelaneyh bizler de yazımız boyunca “Eğer aktörlerimizin başından başka bir senaryo geçseydi, hikaye nasıl devam ederdi?” sorusunu cevaplamadık, sizlere bırakmaya çalıştık. Liderlik kaftanının yeni sahibinin nasıl doğduğunu, nasıl yükseldiğini ve başından neler geçtiğini elimizden geldiğince geniş bir çerçevede anlatmaya çalıştık. Umuyoruz ki, günümüzün kuralları belirleyen ismi ABD’yi daha yakından tanıyacağız ve yardımcı aktörler hakkında bilgi sahibi olacağız.

Bölüm 1: Bisiklete Binen Adam

Ya Alman ırkını hadım etmemiz gerekecek ya da onlara öyle davranacağız ki gelecekte, geçmişte olduğu gibi davranmak isteyen insanlar yetiştiremeyecekler.

-Franklin Delano Roosevelt

Roosevelt, İngiltere ve Fransa’nın Nazi Almanyası’na yeterli tepki koyamamasından hareketle dönemin başat gücü haline gelen ABD’nin; en uzun süre görevde kalmış(12 yıl),felçli bacaklarıyla tek fiziksel sınırlı başkanı, hakkında en çok kitap yazılmış 20. insanıdır. ABD halkının kısaca isminin baş harfleriyle (FDR) hitap ettiği Roosevelt’ten sonra, getirilen yeni yasa ile hiçbir başkan 2 dönemden fazla seçilememiştir. Şimdi hep birlikte Roosevelt’in kontrolündeki ABD’nin 2.Dünya Savaşı esnasında nasıl bir yol izlediğine geniş bir perspektiften, detaylı bir şekilde bakalım.

Dönemin şartlarını iyice kavrayabilmek için Alman Nazizmi’ne, İtalyan Faşizmi’ne ve Japon Militarizmi’ne etraflıca bakmak gerekir. Bu ülkeler öyle yönetiliyorlardı ki, yapılan her bir faaliyet bireyleri birbirlerine sıkıca bağlıyor, halk yığınlarını* güçlenidirdikçe güçlendiriyordu. Bu faaliyetlere örnek gösterilmesi gerekirse; Alman askerlerine görevleri sonrasında ya da izinlerde beşik hediye edilmesi, herkese ikram edilen çorbaların birliktelik sağlayarak kardeşlik duygusunu empoze etmesi ya da ordunun sürekli yürüyüş organize etmesi söylenebilir.

2.Dünya Savaşı, birincisinin aksine yavaş yavaş etkisini artırarak başladı. Önceden de bahsettiğimiz üzere İngiltere’nin ve Fransa’nın tepkisizliği, başlamadan bitirilebilecek bu savaşın önünü açtı. Hitler’in de bahsettiği üzere Almanya’nın Ren’i işgali, kumardan başka bir şey değildi. Çünkü orada başlaması muhtemel orta düzeyde bir ayaklanmayı dahi durdurabilecek orduları yoktu.

 
Askerden arındırılmış Rhineland (Ren) bölgesi

Diğer bir taraftan Nazi Almanyası yerinde duramıyordu. Avusturya’ya savaş maksadıyla giren Nazi ordusu, toplar ve tüfekler yerine sevgi seliyle karşılaşmışlardı. Bunun üzerine Hitler, Çekoslavakya ile savaşmamasına karşın Südet bölgesini talep ediyordu. Çekoslavakya’nın bu bölgesinde zaten Almanca konuşuluyordu ve Südet Alman Partisi(SPD), Hitler’den aldığı düzenli yardımlar sayesinde Çekoslavakya’nın en büyük ikinci partisi olmuştu. Krizin giderek arttığı, Avrupa’nın savaşmaktan çekindiği bu dönemde Hitler istediğini almıştı. Bölgede yaşayan Çekler, eşyalarını bile alamadan bölgeyi terk etti. Dönemin İngiltere Başbakanı Chamberlain’in devreye girmesiyle 29 Eylül 1938’de Münih Konferansı toplandı ve Südet bölgesi Nazi Almanyası’na dahil oldu. Dünya, Hitler’in bu oyununa da sessiz kaldı.

Fakat Faşist lider Adolf Hitler, Çekoslavakya’ya verdiği sözü sadece 5 ay tutabildi. Südet’in alınmasının ardından 16 Mart 1939’da Çekoslavakya’nın kalanı işgal edildi. Görünüşe göre Hitler ne yaparsa yapsın, yeni bir Dünya Savaşı başlatamıyordu. Oysa ki Birinci Dünya Savaşı ne de kolay başlamıştı.

Sudetenland( Südet) bölgesi

İspanya iç savaşı ise üzerinde durulması gereken başka bir konudur. 1936’da başlayıp 1 Nisan 1939’a kadar süren bu savaşta toplam kayıp 600.000’dir. Faşist İspanyolların kazandığı bu savaşta, Cumhuriyetçilerin Nazi Almanyası’ndan korkusu, Fransa ve İngiltere’nin kayıtsızlığı, Stalin’in cumhuriyetçi güçlere kullanışsız silahları yollamasına karşın Nazi Almanyası’nın kapsamlı yardımları -uçaklar ve sayıları 200.000’i aşkın asker- kuşkusuz etkili olmuştur.  Ayrıca dönemin vahşetini gözler önüne seren Guernica tablosu, Picasso tarafından bu dönemde tuvale yansıdı.

Picasso, Guernica

Tüm bu süreçte ABD, İngiltere’nin yanında girecekleri başka bir anlamsız savaş istemiyor, tarafsızlıklarını koruyorlardı. İspanya iç savaşı boyunca Roosevelt, ne Milliyetçi İspanya tarafına, ne de Cumhuriyetçi İspanya tarafına silah sattı. Bu karar da zaten gerçek bir destek göremeyen Cumhuriyetçi tarafını iyice zayıflattı. Roosevelt hata yapmıştı. İspanya’nın Faşist yönetime geçmesiyle savaş nihayet başladı.**

Gerçekler apaçık ortadaydı. Gün geldiğinde Nazi Almanyası Sovyetler Birliği’ne savaş ilan edecekti. Stalin bir şeyler yapmalıydı çünkü savaşa hazır değildi ve zamana ihtiyacı vardı. Ne İngiltere ile, ne de Fransa ile anlaşabilen Stalin, çareyi Hitler ile anlaşmakta buldu.

Polonya’nın ortak işgalinden sonra Nazi Almanyası; Danimarka, Norveç, Belçika ve Hollanda’yı aldı. Fransa ise sadece 6 hafta dayanabildi. Rusya ise bu süreçte; Litvanya, Estonya, Letonya ve Finlandiya’yı ilhak etti. Polonya’ya açılan savaş, sonunda bir Dünya savaşına dönüşmüştü. Yine de ABD’nin hala savaşa girme isteği yoktu fakat Roosevelt, Hitler’in asla durdurulmadıkça asla durmayacağını biliyordu. Bu sebeple İngiltere’ye 50 eski tip destroyer yolladı ve Japonya’ya ambargo uyguladı.

 Roosevelt’in bu yardımı kuşkusuz büyük anlamlar içeriyordu. Ayrıca bu zor dönemde yeni bir başkanlık seçiminin doğru olmadığına inandığından olsa gerek, geleneği bozarak 3. başkanlığına aday oldu. Yardımcı olarak da etkileyici konuşmalarıyla gündemde olan, son derece başarılı Tarım Bakanı Wallace’ı seçti.

Faşizm, Dünya çapında bir hastalıktır.

-Henry Wallace

Wallace, Amerika Birleşik Devletleri’nin tarihini büyük ölçüde değiştirmiş biridir. Gerek tarım alanında gösterdiği büyük başarısıyla, gerek eşitlikçiliği ve halkçılığıyla kitlelerin sevgisini kazanmıştır. Fakat tüm pembe rüyaların aksine, herkese eşitlik adı altında yaptığı ateşli konuşmaları para ve güç sahiplerini endişelendiriyordu. Muhaliflere seve seve kabul edecekleri yeni bir cephe açılmıştı. Çoğunluk Roosevelt’ten yana olsa dahi, savaşa dair fikir ayrılıkları boy göstermeye başlamıştı.

Roosevelt, adaylıktan çekildiğini açıklayarak ultimatom kartını ileri sürdü. Bunun üzerine diğer parti liderleri Wallace’ı kabul ettiler. Fakat birilerinin Wallace üzerine oynadıkları oyun henüz başlamamıştı bile.

Nazi Almanyası, tüm bu savaşlarla bile henüz ısınma turlarını oynuyordu. Fethettikleri yerlerden elde ettiği yiyecek, doğal kaynak ve ekipman destekleri depoları doldurmuştu. Öte yandan İngiltere de artık bir kuvvet sayılmazdı. Kavgam adlı kitabında da Hitler’in bahsettiği gibi SSCB, Nazi Almanyası’na uygun bir yaşam alanıydı. Ari ırkın yerleştirilip en uygun ortamda yeniden yaratılacağı, doğal kaynakların neredeyse sınırsız olduğu ve ABD’den üç kat daha fazla toprağa sahip olan bu vatan, bir ütopyaydı. Nihai plan bir an önce uygulamaya geçmeliydi.

22 Haziran 1941’de Barbarosa Harekatı ile Hitler, Sovyetler Birliği’ne 3 milyondan fazla asker yolladı. Sovyet güçlerinin 2/3’ü henüz savaşın başında yok oldu. Kulağa imkan dışı gelen bu kaybın bir açıklaması var elbette. Lenin’in ölümüyle Stalin ile siyasi bir savaşa giren Troçki, Stalin’in zaferiyle Sovyetler Birliği’nden Meksika’ya sürgün edildi. Stalin, 1939’da 43 bin yüksek-orta komuta askerini ya öldürdü ya da hapise attırdı. Nazi Almanyası’nın kendisine saldıracağı haberini almıştı fakat kuruntuları ona izin vermemiş, yaptığı onca temizliğe rağmen komuta zincirine güvenmemişti.

Hitler’in orduları Ukrayna’yı düşürdüğünde, savaşın ortalama 4-6 hafta süreceğine inanılıyordu. Çünkü zaten zor durumda olan Stalin, en önemli kaynağını kaybetmişti. Zaten savaş hazırlıklarının tamamını Hitler’in ilk saldırısında kaybetmişti, tüm uğraşları hiç olmuştu. Stalin, Batı Avrupa’da yeni bir cephe açılması için İngiltere’ye yalvarıyorken, İngiltere de savaşa katılması için ABD’ye yalvarıyordu. Müttefikler Stalin’e güvenmediklerinden SSCB ile ilgilenmiyorlardı.

İlerleyen zamanlarda kendisinden defalarca kez söz ettirecek olan, ABD’nin Missouri Senatörü  Harry Truman şöyle diyordu:

“Eğer Nazi Almanyası kazanıyorsa Sovyetler Birliği’ne, eğer Sovyetler Birliği kazanıyorsa Nazi Almanyası’na yardım etmeliyiz. Böylece olabildiğince çok kişiyi öldürmelerini sağlarız.”

1941’de Churchill ile gizli bir şekilde buluşan Roosevelt ise konu hakkında şöyle demişti:

“İngiltere koloni halklarına kötü davranmaya devam ettiği sürece ABD sizlere yardım etmeyecektir, dediğimde tüm ABD halkı adına konuştuğuma inanıyorum.”

İşte Truman ve Roosevelt arasındaki fark bu kadardı. Sanki farklı gezegenlerde yaşıyor ve farklı yerlere ait gibilerdi.

Churchill yardıma öylesine muhtaçtı ki, buluşmadan önceki gün boyunca ikna çalışmaları yapmıştı. İngiltere savaş öncesinde her ne kadar en güçlü ülke olmuş olsa da, artık liderlik kaftanı ABD’ye aitti. Bu görüşmeinin sonunda Roosevelt, SSCB’ye yardım göndermeyi kabul etti. Yönetimi boyunca yapacağı 32 milyar dolarlık yardımın 7 milyarlık kısmını gönderdi.

W.Churchill(soldaki) ve Roosevelt(ortadaki)

Diğer taraftan Nazi Almanyası’nın da hataları yok değildi. Bunlardan en büyüğü belki de aynı yolda yürüdükleri Japonya’yı aşağı ırk olarak görmeleriydi. Savaş boyunca sanki birbirleri yokmuşcasına hareket eden bu iki taraf, eğer entegre olsalardı bugün başka bir tarihten söz ediyor olacaktık. Hitler’in bu küstahlığı, her iki ülkeye de savaşı kaybettiren hamlelerden belki de en önemlisiydi. Japonya, SSCB’ye saldırması gerekirken ABD’ye saldırdı. Savaşın başında üstünlük kurmayı başarabilse de zaman ilerledikçe ABD, Japonya’nın savaş boyunca üretebildiği sistemleri sadece bir yılda üretebilir hale geldi ve rahat bir üstünlük kurdu. Ayrıca ABD’nin savaşa girmesi, Nazi Almanyası’na Batı Avrupa’da açılacak yeni bir cephe demekti. Roosevelt, doğrudan Japonya ile savaşmak istemiyordu, ona göre Japonya olmadan Nazi Almanyası var olabilirdi, fakat Nazi Almanyası’nın olmadığı yerde savaş da olmazdı.

Dönelim Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği arasındaki savaşın durumuna. Stalingrad***, Sovyetler birliği için son kale idi. Çünkü Stalingrad’ı almak, Bakü’ye kadar giden bir trenyolu hattına sahip olmak ve oradaki doğal kaynakları ele geçirmek demekti. 23 Ağustos 1942 ile 2 Şubat 1943 arasında gerçekleşen bu savaşta, Nazi Almanyası her ne kadar çabalasa da, insan ya da fare eti yemenin ya da duvar kağıdı yapışkanından çorba içmenin yasal ölüm sebebi sayıldığı Sovyetler Birliği’nden Stalingrad’ı alamadı. Stalin’in eli öylesine zayıflamıştı ki Hitler’in tanklarını patlatabilmek için intihar köpekleri bile kullanılıyordu. Tankların altında beslenerek eğitilen bu köpekler, taşıdıkları bombaları tankların altında patlatıyorlardı. SSCB sadece Stalingrad’da İngiltere ve ABD’nin savaş boyunca kaybettiği asker sayısından daha fazlasını kaybetti. Sivil kayıplar ise bilinmiyor. Nazi Almanyası ise 1942’nin sonlarına doğru en geniş sınırlarına ulaştı. Artık bu noktadan sonra ütopya kendini gerçeklere bırakacak, Hitler’in tabiriyle Savaş Tanrısı taraf değiştirecekti.

1942’nin sonlarına doğru,Nazi Almanyası’nın ulaştığı en geniş sınırlar ( koyu yeşil: Anakara, yeşil: sivil idare ile yönetilen bölgeler, açık yeşil: askeri idare ile yönetilen bölgeler)

Herkesin de hemfikir olduğu üzere Müttefikler’in kaderi; Roosevelt,Churchill ve Stalin üçlüsüne dayanıyordu. Savaş başlayalı neredeyse 4 yıl olmuştu fakat telgraflar dışında hiçbir görüşme yoktu. Tarafların istekleri başlı başına bir sorundu ve bu çatışma sadece Nazi Almanyası’nın işine geliyordu. Her ne kadar bu üçlü arasında yapılacak bir zirve şart olursa olsun, gerek Roosevelt’in engeli, gerekse Stalin’in Moskova’dan ayrılmaktan çekiniyor olması şartları epey zorladı. Uzun görüşmelerin sonunda Tahran Konferansı**** düzenlendi.

28 Kasım 1943’te başlayan ve sadece üç gün süren Tahran Konferansı’nda sadece Mihver grubuna karşı alınacak önlemler ve muhtemel aksiyonlardan bahsetmekle kalınmadı. Liderler Türkiye***** ile İran’ın durumunu ve olası savaşa katılma ihtimalini de, Yugoslavya’daki partizanlara verilecek ekipman desteğini ve operasyonel desteği de görüştüler.

Overlord Harekatı – aşina olduğumuz ismiyle Normandiya Çıkarması- nihayet başlayacaktı. Daha önce de bahsettiğimiz gibi, böyle büyük planlar her zaman önceden karşı tarafın da bilgisi dahilinde olur. Ana mesele, Müttefik birliklerin nereden saldıracağıydı. Tahminlerin çoğunluğu İngiltere ile Nazi Almanyası arasındaki en yakın limanlara odaklı olsa da Hitler, tahkimatı iyi durumda olan bu limanlara saldırmak yerine, Normandiya’ya saldırmanın daha iyi bir seçenek olabileceğini düşündüğünden, tahkimatlandırmayı Normandiya odaklı oluşturmuştur. Gariptir ki bölgenin başındaki isim Rommel’den bile önce öne sürülmüştür bu tahmin.

Çıkarmanın Normandiya tarafından geleceği netleştirilmişse de çözülmemiş düğümler vardı. Unutmamak gerekir ki Müttefikler ezici bir hava gücüne sahipti. Rommel’e göre saldırı bu sebeple imkansızdı. Eğer çıkarmanın engellenme ihtimali varsa bu kıyıda olmalıydı. Rommel’in komutanı Rundstedt’e göre ise Fransa’nın gerisine doğru çekilmeli ve tahkimatı zayıflayacak müttefiklerle sokak sokak çatışılmalıydı. Hitler, bu iki planı da beğenmediğinden olsa gerek; tanklarını ne sahilde, ne de sokaklarda tuttu. Tanklar iki planda bulunması gereken noktaların tam ortasına yerleştirildi.

Öte yandan hem güçler arasındaki dengesizlik, hem de Hitler’in uyguladığı bu yanlış karar; Overlord harekatının Müttefiklerin zaferi ile sonuçlanmasına neden oldu. Müttefiklerin 1.332.000 askeri, 380.000 Nazi Askerine karşıydı. Overlord harekatı, Nazi Almanyası için bir savunma savaşı olmasına rağmen zayiat neredeyse eştir. Bu savaşla beraber insan gücü ve kaynakları tam anlamıyla tükenen Nazi Almanyası, batıdan çekilmeye başladı.

Suların çekildiği sırada levazım malzemelerini sahile çıkartan çıkarma gemileri

Doğu cephesinde Nazi Almanyası’nın geri çekilmesinin birçok sebebi vardı. Sovyet tankları daha güçlüydü, üretimleri daha yüksekti, Nazi Almanyası’nın kaynakları tükenmişti. Artık ne kara, ne hava ne de deniz üstünlükleri kalmıştı. Ayrıca Hem İtalya’da hem, Fransa’da yeni cepheler açılmıştı. Yugoslavya’da ise partizanlar bazı bölgelerde kazanmayı bilmişlerdi.Görünüşe göre Nazi Almanyası kontrol edemeyeceği kadar büyük bir güce sahipti.

Roosevelt- Churchill- Stalin üçlüsü 5 Şubat 1945’te, Kırım’ın Yalta şehrinde son kez buluştu. Yalta Konferansı’nın ilginç detaylarından birisi liderlerin indiği Soçi Havaalanı’ndan Yalta’ya gidilecek güzergahın Stalin tarafından; harabelerden oluşan, tamamiyle yokolmuş kasaba ve köylerden seçilmiş olmasıydı. Stalin bir şeyler anlatmak istemişti. En çok onlar zayiat vermişlerdi ve bu herkesten çok pay alması gerektiğinin bir izahıydı.

Üçlü, Almanya’nın silahsızlandırılması, bölünmesi ve askersizleştirilmesi konusunda anlaştı. Ayrıca ülke dört askeri bölgeye ayrılacaktı. Bu dört askeri bölge şu şekilde olacaktı: Fransa askeri bölgesi, Sovyet askeri bölgesi, İngiltere askeri bölgesi ve ABD askeri bölgesi.

 Adolf Hitler, Sovyet güçlerinin 23 Nisan 1945’te Berlin’e girmesiyle Nazi Almanyası’nın yenilgisine şahit oldu. Bunun üzerine 30 Nisan 1945’te intihar etti. Cesedi  kendi vasiyeti üzerine yakıldı. Böylece 1936’da başlayan masal son buldu.

“Dikdatör, bisiklete binen bir adama benzer, eğer durursa devrilir.”

-Adolf Hitler

Yusuf Çağrı

*Birleştirici gücü artırabilmek için her bir fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışan Hitler için halk, bireyelerden değil; bir yığından ibaretti.

** İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihi net değildir. Sebebi 1.Dünya Savaşı’nın aksine, son derece ağır bir şekilde başlamasıdır. İkinci Dünya Savaşı, kmi kaynaklara göre Polonya’nın işgali ile başlarken kimi kaynaklara göre de İspanyol iç savaşının sonlanmasıyla başlar.

*** Bugünkü ismi Volvograd’dır.

**** Hitler, bu konferansın suikast ile sonuçlandırılması emrini vermişti. Üç lider de orada öldürülecekti. Eğer plan, ufak aksilikler sebebiyle iptal edilmeseydi suikast gerçekleşecekti.

***** İsmet İnönü,Kasım 1943’te Roosevelt ve Churchill ile Kahire Konferansı’nda buluştu. Liderlere gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra  Nazi Almanyası’na karşı savaş açılacağının sözünü verdi. Şubat 1945’te Türkiye, Nazi Almanyası’na ve Japonya’ya savaş ilan etti. Bu diplomatik hamle Türkiye’ye Birleşmiş Milletler’e katılma bileti kazandırmıştı.

Kaynakça:

Belgesel:

ABD’nin Gizli Tarihi Bölüm 1

ABD’nin Gizli Tarihi Bölüm 2

Film:

Ordinary Fascism

Blog:

Mümtaz İdil, ABD’nin Saklamaya Çalıştığı Adam: Henry Wallace

Website:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Marshall_Plan%C4%B1

https://tr.wikipedia.org/wiki/Franklin_D._Roosevelt

https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/ispanya-ic-savasi-203

https://www.fikriyat.com/tarih/2018/04/26/picassonun-tuvaline-yansiyan-bombardiman-guernica

https://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCdet_Krizi

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ekoslovakya%27n%C4%B1n_%C4%B0%C5%9Fgali

https://tr.wikipedia.org/wiki/II._D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1

https://tr.wikipedia.org/wiki/Alman-Sovyet_Sald%C4%B1rmazl%C4%B1k_Pakt%C4%B1

https://tr.wikipedia.org/wiki/Lev_Tro%C3%A7ki

https://tr.wikipedia.org/wiki/Stalingrad_Muharebesi

https://tr.wikipedia.org/wiki/Tahran_Konferans%C4%B1

https://tr.wikipedia.org/wiki/Nazi_Almanyas%C4%B1

Yalta Konferansı Stalin-Churchill-Roosevelt Pazarlığı

https://tr.wikipedia.org/wiki/Adolf_Hitler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir