Nazi Kampında Bir Psikiyatrist

“Aklınızı kaybetmenize neden olacak şeyler vardır ya da kaybedecek aklınız yoktur.”

Viktor E. Frankl

Dünya üzerinde acaba kaç kişi badireler atlattıktan sonra yeniden hayata tutunmuştur? Kaç kişi hayatına yeni bir sayfa açmıştır? Kaç kişi yeniden “bu hayat yaşamaya değer” demiştir? Buna kesin bir cevap vermek mümkün değil ama şunu söyleyebilirim ki dünyada yaşamakta olan pek çok kişi hayatının anlamsız ve işe yaramaz olduğunu düşünerek yeniden hayata tutunmamaktadır. Siz de böyle düşünüyorsanız eğer fikrinizi belki değiştirebilecek acıklı ve bir o kadar da motive edici bir hikaye anlatacağım. Bahsedeceğim kişi Viktor Emil Frankl.

Viktor Frankl

Viyana’da 26 Mart 1905 tarihinde Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşlardan itibaren Tıp’a ve felsefeye olan ilgisi onu yaşamın anlamını aramaya itti. Frankl henüz küçük bir çocukken bir akşam uyuyacağı sırada herkes gibi bir gün kendisinin de öleceği fikriyle ansızın irkildiğinden bahseder. Yaşadığı bu tecrübe onda ölüm korkusundan çok, hayatın anlamının bunca yaşananlarla birlikte ölümle yok olup olmayacağı sorusunu gündeme getirmiş ve bu nedenle büyük bir endişeye yol açmıştı.

Özellikle okul sırasında karşılaştığı iki olay onun geleceğini derinden etkileyecekti. Bir gün Tabiat Bilgisi dersinde öğretmeni, hayatın bir oksidasyondan, bir yanma mekanizmasından (Verbrennungsvorgang) ibaret olduğunu dile getirdiğinde Frankl, kendini tutamayarak ayağa fırlar ve “eğer hayat anlattığınızdan başka bir şey değilse, o zaman bütün bu yaşadıklarımızın ne anlamı var?!” sözüyle hayatın anlamıyla ilgili endişesini dışa vurur.

Yine günün birinde intihar eden öğrenci arkadaşının elinde açık vaziyette Nietzsche’ye ait bir kitabın bulunması, Frankl’de dünya görüşü ile hayatın oluşumu arasında varoluşsal bir bağın olması gerektiği düşüncesini doğurur.

Psikolojiye ve felsefeye olan meraklılığı gittikçe daha da artmıştı. Daha 15 yaşındayken Freud’la mektuplaşmaya başlamıştı. 16 yaşında “Hayatın Anlamı” (Der Sinn des Lebens) konulu ilk konferansını verdi. Freud’la mektuplaşır ama öğrencisi olmak istemez. Hatta Freud’u sadece bir kere görür hayatında. Fakat makalesinin bir psikoanalitik dergide yayınlanmasını Freud’a borçlu olduğunu söyler. Liseyi bitirdikten sonra zor şartlarda Viyana Üniversitesi’nde Tıp okumaya başlar. Daha sonra nöroloji ve psikiyatri bölümünde uzmanlaşır. Freud’la ilişkisini kestikten sonra bireysel psikolojinin babası olan Alfred Adler’le çalışmaya başlar.

Frankl Avusturya’da yaşayan bir Yahudi’ydi ve dönemin Nazi zamanına denk gelmekteydi. Kliniğini açtıktan bir yıl sonra durum tehlikeli bir hal almıştı. Çünkü Nazi Almanya’sı Avusturya’yı işgal etmeye başlamıştı. Savaş başlayınca abisi Walter Naziler tarafından alınarak toplama kampına götürüldü. Kız kardeşi Stella ise kısa bir süre önce Avustralya’ya göç etmeyi başarmıştı. Genç Viktor ablası gibi göç edip kurtulmak istedi. Amerika’ya vize isteği gönderdi ve kabul edildi. Viktor anne ve babasını arkada bırakmak istemedi ve vizesini iptal etti. Kendisi bu kararı verirken şöyle söylüyor: “Radyonun üzerinde bir mermer parçası vardı. Taşın üzerine İbrani harflerinden biri kazınmıştı. Babam bu harfin On Emir’in yalnızca birinde olduğunu, ‘annene ve babana hürmet göster ki vaat edilmiş topraklarda olasın’ diyen Dördüncü Emir’di bu.”

Viktor, ağabeyi Walter ve kız kardeşi Stella Frankl

1941 senesine gelindiğinde Viktor, Tilly adında bir kıza aşık olmuştu ve onunla evlenmişti. Nazi Almanya’sında Yahudilerin evlenmesi yasaktı. Fakat Viktor ile Tilly yasaktan önce evlenmişti. Yasaktan önce evlenebildiler fakat daha sonra çocuk yasağı geldi. Bu yasağa rağmen Viktor’un karısı Tilly hamile kaldı. Birkaç ay sonra Naziler bebeğin hayatını kaybetmesine neden oldu. Evliliklerinin ilk yılında hem bebeklerini kaybeden genç çift hem Viktor’un anne babası Theresienstadt kampına götürüldü. Viktor’un yaşlı babası solunum yolu hastalıkları nedeniyle sağlığını büyük ölçüde yitirmiş ve ertesi senesinde açlıktan ölmüştü. Eşi Tilly ise o dönem fabrikada işçi olarak tutuluyordu. Tilly daha sonra eşini aramak için toplama kampına gidip onu bulmak için gönüllü oldu. Daha sonra 1944 senesinde Viktor karısıyla birlikte Ausschwitz’e gönderildi. Burada zorla ayrılan çift savaş sona erene dek birbirinden hiç haber alamadı. Bu zorlu sürecin sonunda Frankl Amerikan Ordusu tarafından kurtarılıp özgürlüğüne kavuşturuldu. Nazilerin kendisinden zorla ayırdığı karısı ise Bergen-Belsen’de özgürlüğüne kavuşmuştu. Fakat ne yazık ki diğer serbest bırakılan tutsakların özgürlüğe koşuşturmaları sonucu oluşan izdihamda yaşamını yitirdi. Babasını, karısını yitiren Viktor annesini de birkaç sene sonra bir gaz odasında yitirmişti. Kız kardeşi dışında tüm ailesini sevdiklerini kaybetti. Bir daha asla sevdiklerini göremeyecekti.

Weddingphoto of Viktor Frankl and Tilly Grosser, Photograph, 1941... News  Photo - Getty Images
Viktor Frankl ve ölen eşi Tilly Grosser

KADERİN ÜSTÜNDE BİR KADER VARDIR!

Naziler kamptaki insanları sağlı sollu gruplara ayırırdı. Bunun anlamını ise insanlar bilmiyordu. Çünkü sağ taraftakiler hayatta kalıyor, sol taraftakiler ise gaz odasına gönderiliyordu. Viktor ise sol tarafa geçmişti. Daha sonra sağ tarafta meslektaş arkadaşlarını görünce kimseye fark ettirmeden sağ tarafa geçti. Bu olağanüstü gerçekleşmiş kritik karar onun 92 yaşına kadar yaşamasını sağlayacak olan karardı.

Viktor Frankl, annesinin, babasının ve eşinin katledildiğinden habersizdir. Umutla onları beklese de yıllar sonra onları da kitaplarında yaşatmaya başlar.

Eşi ile ilgili “İnsanın Anlam Arayışı” kitabında şöyle yazar:

“Zihnim hala onun imgesine takılı. Hayatta olup olmadığını bile bilmiyorum.”

Tüm ailesini kaybeden Frankl en saçma, acı verici ve insanlık dışı durumlarda bile hayatın bir anlamı olduğunu ve hatta acı çekmenin bile anlamlı olduğu sonucuna vardı. Düşünsenize ailenizi katlediyorlar türlü işkencelere maruz kalıyorsunuz, çoluk çocuk demeden herkesin ölümüne şahit oluyorsunuz ama tüm bunlara rağmen hayat yine de hayat anlamlıdır diyorsunuz. Siz ne yapardınız? Böyle mi düşünürdünüz? Frankl’e göre insanın umutlanmak için bir nedeni vardı. Hayat son raddeye, son nefesini verinceye kadar sürmekteydi.

Frankl özgürlüğüne kavuştuktan sonra artık yalnız olduğunu biliyordu. Ama içinde hep bir yaşadıklarını anlatma isteği vardı. Yaşadıklarını ve gördüklerini insanlara aktarmak istiyordu. Üç tane sekreter tutarak başına gelen her şeyi anlattı ve onlardan not almalarını istedi. Tam 9 gün boyunca gözyaşlarıyla birlikte anlatıp durdu. Bunu yapmak kolay bir şey değildi. Ama Frankl vazgeçmiyordu. Tüm bu anlattıkları tarihi bir eseri doğurdu: İnsanın Anlam Arayışı.

Man's Search for Meaning – Julia's books
İnsanın Anlam Arayışı

Hemen hemen tüm dillere çevrilen bu kitap bir tanıklık ve psikoloji şaheseri kabul edildi. Kitabın en etkileyici özelliği ise Frankl’ın işkence ve zulümlerden söz etmek istememiş olmasıdır. Onun amacı, dünyaya etkileyici bir mesaj vermekti.

“Tek istediğim, okuyucuya somut bir örnekle hayatın her koşulda, en sefil durumlarda bile anlam ve potansiyele sahip olduğunu göstermekti.”

Frankl hayatından hiçbir zaman vazgeçmedi. Yaşadığı tüm şeylere rağmen 1947 yılında yeniden hayatını kurmayı başardı ve evlendi, bir kızı, iki torunu ve bir de büyük torunu oldu. Evliliği 50 mutlu yıl devam etti, 40’tan fazla fahri doktora aldı ve 30’un üzerinde kitap yazdı. Hatta öyle ki Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından Oscar Ödülü ve Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. Dünyanın en prestijli üniversitelerinde ders verdi. Bu üniversiteler içinde Harvard, Stanford ve Viyana Üniversitesi gibi önemli kurumlar var. 1997 senesinde, amatör pilot olarak ilk uçuşunu yaptıktan kısa bir süre sonra vefat etti.

Viktor Frankl: The Twentieth Anniversary of a Life Illuminated - Beacon  Broadside: A Project of Beacon Press
Frankl Ailesi

Viktor Frankl’ın teorisi ve terapisi, Nazi ölüm kamplarındaki deneyimlerinden doğdu. Kimin hayatta kaldığını ve hayatta kalamadığını izleyerek, Filozof Friedrich Nietzsche’nin haklı olduğu sonucuna vardı: “Yaşamak için bir sebebi olan, hemen hemen her şekilde dayanabilir. “

Bu yaşadıklarından hareketle Freud ve Adler’den farklı olarak ortaya yeni bir psikoloji ekolü ve terapi çıkardı. Terapinin adı ise Logoterapi‘ydi.

LOGOTERAPİ

Frank’ın psikoloji ekolüne Logoterapi adı verilmektedir ve pek çok psikiyatr hâlâ onun yöntemlerini kullanmaktadır. Açılımı anlam kazandırma yoluyla terapidir. Logo kelimesi ise Yunanca bir kelime olup anlamı “ruh, çalışma, kelime ve anlam” demektir. Frankl ise bu anlamlarından en çok “anlam” a odaklanmıştır. Bilindik psikoterapinin savunduğu “Terapi yoluyla anlam” düşüncesine tamamen ters düşer. Psikoterapide geçmişe yönelim varken logo terapide geleceğe dönük bir yönelim mevcuttur. Ayrıca Logo terapi “yeniden insanileştirici” ekol olarak da tanımlanır ve kişi suçluluk, eksiklik, acı ve sıkıntılarla yoğrulmuş olsa bile, kendi hayatıyla yüzleşmesinde yardımcı olunması gerekmektedir. Logo terapide en çok varoluş analizi kavramını kullanır. Bu kavramın insana yüklediği en büyük görev, sorumluluk bilincidir.

An Overview of Viktor Frankl's Logotherapy

Logoterapi temelde üç ana prensipten oluşmaktadır.

  1. İnsan yaşamı anlamlıdır.
  2. Yaşamı anlamlı kılmak ve amaçla doldurmak için insanın temel motivasyonu anlam aramaktır.
  3. İnsan acı içinde bile olsa anlamı bulabilir.

Peki bu anlamı nasıl bulabiliriz?

  1. Bir eser yaratmak ya da bir iş yapmak. Kişi anlamsız bulduğu işini değiştirebilir ya da insanlar için bir şeyler üreterek kendini verimli ve anlamlı bulur.
  2. Frankl yaşamda anlam bulmanın bir diğer yolu olarak sevgiyi göstermektedir. Sevgi yoluyla birey, sevdiği insanın sahip olduğu potansiyelleri görebilir ve potansiyellerini gerçekleştirmesine yardımcı olabilir.
  3. Yaşamda anlam bulmanın bir başka yolu ise kaçınılmaz olan acıya karşı bir tavır geliştirmektir. Frankl’a göre, birey umutsuz bir durumla karşılaştığında ya da değiştirilemez bir kaderle yüz yüze gelindiğinde bile yaşamda anlam bulabilir. Birey bu durumu değiştiremeyecek bir noktaya geldiğinde, kendini değiştirme yoluna gidebilir ve acıyı göğüsleyebilir. Birey değişmeyen kaderi karşısında kaderine yönelik tutumunu değiştirebildiği anda, çektiği acıda bir anlam bulabilir.

Frankl insanın ne şartlarda olursa olsun ne kadar çaresiz olursa olsun yaşamına anlam katıp devam etmesini söyler. “Çaresizlik anlam olmadan acı çekmektir” der.

Sizlere bugün Nazi Kamplarında ailesi, dostları türlü işkencelere maruz bırakılarak katledilmiş, her şeyini kaybetmiş fakat yine de hayatın bir anlamı olduğuna inanarak tam 92 yaşına kadar hayatını dolu dolu yaşayan Viktor Frankl’ın hikayesini anlattım. Diliniz, ırkınız, milletiniz, dininiz, etnik kökeniniz farklı olabilir. Fakat biz nihayetinde insanız ve bu dünyada insan olarak bir anlam ifade ediyoruz.

Hayatınızda anlam bulmanız dileğiyle esen kalın.

2 thoughts on “Nazi Kampında Bir Psikiyatrist

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir