Politika Ve Strateji

OSMANLI’DA TOPLUM, YAŞAM VE KÜLTÜR- I

ÖNSÖZ

Osmanlı Medeniyeti’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışının en güzel örneklerini acaba biliyor muyuz? Yardımlaşmanın, dayanışmanın, anlayışın güzellikleri Osmanlı'da nasıldı? Hiçbir medeniyet bu inceliklere, güzelliklere sahip değildir belki. Ama bizim artık ecdadımızın geleneklerine ve güzelliklerine sahip olamadığımız kesin. Unuttuk çünkü; özellikle gençlerimizin edep, görgü, ahlaktan Osmanlı'daki adıyla "Âdâb-ı Muâşeret"ten haberi yok. Paraya tapan kişiliğini satan kişi çok, helal para kazanıyorum diyenlerin ise zekat vermekten haberi yok. Daha olmayan çok şey var ama biz isterseniz eskiden olanlara bakalım, belki Ramazan ayına yaklaşırken ecdadımızın inceliklerini ve güzelliklerini hatırlamak bize iyi gelir. Bu sıkıntılı günlerde biraz da olsun gönlümüz açılır.

UNUTULAN MEDENİYET- I

Unutulan Medeniyet bölümümüzde Osmanlı'nın medeniyet anlayışını ve toplumdaki yansımasını elimizden geldiğince kaynaklarını vererek anlatmaya çalışacağız. Sadaka taşları, zimem defteri, pencere önü çiçekleri, eski mahalle yaşantısı... acaba bunlar bize ne anlatıyor ? Cevabı çok basit, ecdadımızın unuttuğumuz medeniyetini anlatıyor. Bize düşen de bunları hatırlamak ve size anlatmak. Dilerseniz çayınızı, kahvenizi alın da hemen başlayalım, unuttuğumuz medeniyeti keşfe çıkalım 🙂

Sistemin Temeli: Osmanlı'da Aile ve Mahalle

Osmanlı'da Aile

Osmanlı çok geniş coğrafyaya uzanan bir imparatorluktur, bu imparatorluğu oluşturan farklı dinlere bağlı, farklı dilleri konuşan toplumların bazı ortak yönleri vardır. O ortak yönlerden en önde geleni ise ailedir. Osmanlı ailesi denildiği zaman, Müslüman insanlar kadar Hıristiyanları ve Musevileri de kastediyoruz. Çünkü aile burada toplumun temel birimidir. Devletin gözünde, aile üretim birimidir, dolayısıyla vergilendirilecek birimdir. 19. yüzyılda ise asker toplamak için temel birimdir.

Osmanlı'da insanlar genelde kendi dinlerine göre küçük bir törenle, birleştiklerini cemaate ilan etmelidir. Bundan sonra, o çift karı-koca olarak tanınır ve doğacak çocukları varsa ve evdeki önceki nesil yaşlılarla beraber bir aileyi meydana getirirler. Osman ailesi, ataerkildir. Devlet de babayı ve oğulları vergi mükellefi olarak kaydeder. Osmanlı ailesinin ataerkil oluşu, Müslümanlar kadar öbür dinler için de geçerlidir.

Osmanlı ailesi dinî bir işlemle kurulur yani Müslümanlar için imam nikahı. Hıristiyanlar için bu, mutlaka kilisenin defterine kayıtla mümkün olur. Kısacası dinî bir nikah yapılır ve aile olunur.

Osmanlı'da kadınlar
Osmanlı'da kadınlar

Osmanlı'da aileyi oluşturan en önemli unsur kadındır. Osmanlı ailesinde kadın ikincil durumda görülmektedir. Bu Müslüman Türk için de böyledir, Arap için de böyledir, Ermeni, Rum için de böyledir. Ama kadınların kafes arkası, topluma karışamama gibi bir iddiası doğru değildir. Çünkü bu toplumda kadınlar dışarı çıkmaktadır, çarşıya, pazara gitmektedir. Bazı yerlerde tabii sokağa çıkılmama hassasiyeti devam etmektedir. Ama çok açıktır ki, özellikle İstanbul kadını ve imparatorluktaki küçük yerlerdeki kadınlar çarşıya, pazara da gider. Hatta türbe ziyaretleri o dereceye varır ki, Müslüman türbeleri biter; surlardaki kiliselerde Kara Meryem gününde Hristiyan ve Müslüman kadınlarının beraber olduğu görülür.

Osmanlı'da Mahalle

Mahalle, Osmanlı'da çok önemli rol oynamaktadır, Osmanlı ailesi için ana unsur, ana platformdur. Mahallenin de kendi içinde kuraları vardır. Mahalleye yerleşen herhangi bir hane halkı, diğer komşuların kefaletiyle oraya yerleşebilir. Dolayısıyla diğer komşular bu aileyi kontrolde, uygunsuz hareketlerini ihtarda ve mahalleden atmakta hak sahibidirler. Yani görüldüğü üzere mahallenin huzuru ve uyumu çok önemlidir. Hatta bu konuda, İlber Ortaylı'nın kitabında anlattığına göre meşhur bir olay olmuştur:

16. yüzyıl sonlarında Kraliçe Elizabeth'in gönderdiği ilk İngiltere Büyükelçisi Edward Barton Tophane'deki bir mahallede oturuyormuş ve biraz eğlenceye düşkün bir insan olduğu için gayet gürültülü, içkili geceler tertipliyormuş. Mahelleli de toplanıp, arzuhal verip onu bile oradan attırmış.

O zaman Vestfalya Antlaşması öncesi diplomatik dokunulmazlıklar yok. Ama mahalleden atılan da bir kraliçenin sefiri. Aynı şey mesela, bazı yabancı tüccarlara da uygulanabiliyor. Görüldüğü üzere mahalle yaşamında bir uyum var. Bu uyuma bir diğer örnek ise; Birçok semtte, ahşap evlerin içinde insanlar yüksek sesle kavga etmiyorlar. Çünkü mahallelinin bunu duymaması gerekiyor.

"Allah katında arkadaşların en hayırlısı, arkadaşına karşı hayırlı davranandır. Allah katında komşuların en hayırlısı ise komşusuna karşı hayırlı davrananıdır."

Hz.Muhammed (Tirmizî, Birr, 28; Dârimî, Siyer, 3)

Mahalle; çeşme, suyolu, yangına karşı tedbir gibi bir takım mükellefiyetleri kendisi yerine getirir. Özellikle asayişin bozulduğu zamanlarda mahalleli kendi mahallesini korur. Mahallede zengin fakir bir arada oturur. Çünkü mahalle; günümüzün aksine ekonomik duruma göre değil dine göre, dini aidiyete göre oluşan bir birimdir ve bu birimin içinde elden geldiğince zengin fakiri gözetir. Zenginin fakiri nasıl gözettiğini ise birazdan anlatacağım.

Bir çocuk, ailenin yeni ferdi, mahallenin içinde doğar. Doğduğu an onu tebrike gelenler mahallelilerdir. Bunun günümüzde bir yansıması da vardır, güzel bir laf olarak şöyle derler:

"Sen süpermarketten alışveriş yaparsın ama cenazene mahalle bakkalı gelir."

Çocuk büyür, okula gider, mahallenin okuluna gider. İster Müslüman mahalle mektebi olsun, ister kilisenin veya sinagogun yanındaki "beyt midraş" olsun, oraya gitmeyeni cemaat her şeyden evvel ikaz eder. Başarılı öğrenciyi cemaat tebrik eder. "Amin alayı" tabirini daha önce duyan var mıydı? Kaybolan Medeniyet serisinin ilerleyen bölümlerinde mektepli çocukların yaşantısını da amin alayını da anlatacağız.

Osmanlı sokaklarından geçen bir at arabası
Osmanlı sokaklarından geçen bir at arabası

Bir mahalledeki evlilik olayı cemaatin işidir. Hiç kimsenin cenazesi ortada kalmaz. Hastalıkta kimse kendi başına kalmaz. Herkesin elden geldiğince yardım, destek göreceği bir yer vardır. Dolayısıyla mahalle, insanların yaşayışına da burnunu sokar. "Mahalleli ne der?" anlayışı size tanıdık geldi mi ? O kadar ki, Halil İnalcık kitabında 2. Abdülhamid devrinde ahlâk zabıtası teşkil edilene kadar mahallenin içinde oturan uygunsuz takıma, böyle yaşayanlara mahallelinin baskın yapmasını anlatıyor. Osmanlı'da bulunan hukuk ve adalet sistemi sayesinde de mahallenin huzuru böylece sağlanmış oluyor. Bugün gerek apartman hayatı, gerek yaşayış biçimimiz ve ekonomik durumumuz itibariyle biz, mahalle denen kavramı yıkıyoruz, ortadan kaldırıyoruz. Aynı apartmanda oturanlar bile bu birlikte yaşama denen usulü bilemiyorlar.

Kökeni birlikte yaşama kültürüne dayanan bir şeyden daha bahsedecek olursak: Çarşı ustaları yanına çırak olarak yakın akrabasını, bildiği hemşerisini alır. O yüzden de zanaatlar, rastgele kimselerin toplandığı yerler değildir. Yakınların, çırak ve kalfa yapılması sayesinde zanaat dalları etnik kökenlere göre şekillenir. Mesela, Ermeniler kuyumcu, Rumlar marangoz, Süryaniler taşçı ve gümüşçüdür.

…Anaya, babaya, akrabâya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve mâliki bulunduğunuz kimselere ihsân ile muâmele edin, iyi davranın…

(Nisâ, 36)

Unuttuğumuz mahalle kültürünü, birlikte yaşama kültürünü biraz da olsa hatırlamış olduk. Peki biz bunları neden unuttuk ? Yoksa birileri mi unutturdu ? Neden şu anda böyle bir kültüre sahip değiliz ? Bu sorular hemen aklımıza gelecektir. Osmanlı'nın beraber yaşama kültürü, 19. yüzyıl itibariyle bozulmaya başlamıştır. Peki neden ? Sonraki yazımda tüm bu soruların cevaplarını, yabancı devletlerin aile müessesine etkisini, sonuç olarak da birlikte yaşama kültürünün çökmesini anlatacağım. Sonraki yazım da bu konu daha da netleşmiş, bu günlere nasıl geldiğimizi anlamış olacağız. Şimdi dilerseniz Osmanlı mahallelerinin güzelliklerine dönelim günümüzde ilginç gelen ama zamanında normal olan geleneklere bir bakalım.

Osmanlı'da mahalle
Huzurlu bir Osmanlı mahallesi

1. Zimem Defteri

"İyilik yap denize at, balık bilmezse hâlik bilir" demiş büyüklerimiz. Önemli olan iyilik yaparken gösteriş yapmamak bazen iyilik yaptığın kişi tarafından bile fark edilmemektir, böylesi daha evladır. Bu tür iyiliklere en güzel örneklerden biri de zimem defteridir. Zimem defteri Osmanlı medeniyetinin en güzel dayanışma ve yardımlaşma geleneklerinden bir tanesidir.

Yakın dönemde durumu olmayan mahalle sakinleri; mahalle esnafından alışveriş yapar, ödemesini de ay başında yapmak üzere veresiye defterine yazdırırdı. İşte zimem defteri de veresiye defterinin Osmanlı'daki adıdır. O dönemde hali vakti yerinde olan kişiler, özellikle Ramazan ayında tebdil-i kıyafet giyer ve bir esnafa girerdi." Zimem defterin var mı ?" diye esnafa sorardı. Esnaf zimem defterini çıkarır, tezgâha koyar ardından zengin kişi "Tüm yaprakları ne kadar tutar?" diye sorardı. Esnaf, aşağı yukarı ne kadar para tuttuğunu söyler, zengin kişi de "Sil o sayfaların hesabını." derdi. En sonda ise esnaf, defteri teraziye koyar ardından zengin ise terazinin kefesine defterin tutarı kadar altın koyardı. Zengin "Kâfi midir?" der, esnaf cevap olarak "Dükkanımıza kâfi, gönlümüze şâfidir. Allah hayrınızı kabul etsin" derdi. Artık zimem defterinde mahallelinin borçları, adı bilinmeyen bir hayırsever tarafından ödenmiş olurdu.

Gördüğümüz gibi Osmanlı zenginleri, borçlarını ödeyemeyenlere yardımcı olurlardı. Bir de kendi isimlerinin bilinmemesini, gizli yapılmasını isterlerdi. Borcunu veremeyen fakirleri tespit edip borçlarını öderdi. Eğer borcunu ödeyemeyen bulamazlarsa, zimem defterini açıp rastgele bazılarının borçlarını öderlerdi. Bazen de zimem defterindeki tüm borçları öderlerdi. Hadis-i Şerif'te olduğu gibi sağ elin verdiğini sol el bilmeden hayrını işlemiş olurlardı.

Osmanlı'da esnaflar
Osmanlı'da esnaflar

Zimem defteri bizlere pek çok şeyi öğütleyen kıymetli bir gelenektir. Güzel ahlak, yardımlaşma, dayanışma bize atalarımızdan miras kalmış değerli birer hazinedir. Hz. Mevlana'nın buyurduğu gibi:

"İçimizi dışımızdan daha çok süsleyelim. Zira dışımız halkın, içimiz Hakk'ın baktığı yerdir."

Hz.Mevlana

2. Sadaka Taşı

Sadaka taşı; uzun, silindir şeklinde üstü hafif oyuk bir taştır. Sadaka taşı, genellikle cami, çarşı, hastane vb. yerlerde bulunur. Osmanlı'da halk sadaka taşını üzerine gönlünden geçtiği kadar para bırakır, Osmanlı’da, derd‏ini‏ ki‏mseye anlatamayan fak‏irler ‏ihti‏yacı olduğunda gecen‏in geç saatler‏inde sadaka taşının yanına gel‏irdi. Bu taştan parayı aldıktan sonra, kalanını kend‏isi‏ g‏ibi‏ i‏ht‏iyacı olanları düşünerek taşa bırakır son olarak ise sadakayı bırakana kalbi‏nden dua ederlerdi.

Sadaka taşı fakir insanları rencide etmemek için düşünülmüştür. Yardım yapan ile alan birbirini görmez, tanımaz ve bilmez. Alanın mahcubiyetten, verenin ise riya ve gösterişten uzak durması beklenirdi. Günümüzde eskiden kalan bu taşlardan halen vardır:

İmrahor Camii önündeki sadaka taşı
Osmanlı'da zimem taşı

Osmanlı Devleti'nde bittim diyene yettim demeye çok önem verilmiştir. Varlıklı olan paylaşmaktan çekinmezse yoksulun kalmayacağı aşikârdır. Paylaşmaktan geri kalmayalım; unutmayalım ki alan el, veren elden her zaman üstündür.

3. Pencere Önü Çiçekleri

Osmanlı'nın en güzel âdetlerinden biridir pencere önü çiçekleri. Evdeki duruma göre pencerenin önüne sarı ya da kırmızı çiçekler konurdu. Bunu gören kişiler ise çiçeğin rengi sarıysa içeride hasta olduğunu anlar, orada gürültü etmemeye özen gösterirdi. Eğer pencere önündeki çiçekler kırmızıysa herkes içeride gelinlik çağında bir kız olduğunu bilir, o evin önünden geçerken de dengeli ve üsluplu konuşmaya dikkat ederlerdi. İnsanlar yoldan geçerken bir başkasının evine, penceresine, balkonuna bakmaz edepsizlik göstermezdi. Kişisel mahremiyetin üst düzeyde korunduğu, inanılmaz bir ahlak sistemi hakimdi.

Pencere önü çiçekleri, komşuluk ve dayanışma en güzel örneğidir. Aslında halden anlamanın yolu bu kadar basitmiş değil mi: evin önündeki çiçekler...

Osmanlı'da pencere önü çiçekleri
Osmanlı'da pencere önü çiçekleri

Evet, yazımıza şimdilik burada ara verelim bence. Buraya kadar size unutulan geleneklerimizden, kültürümüzden biraz bahsetmeye çalıştık. Tabii bu medeniyetin hikayesi burada bitmez, Unutulan Medeniyet serisinin devamında da farklı farklı geleneklerden, davranışlardan, yapılardan bahsedeceğiz. Siz de günümüzle Osmanlı dönemini karşılaştırabilir, biz acaba bugün bu uygulamaları yapabilir miyiz ? diye düşünebilirsiniz. Sonraki yazımızda daha ilginç şeyleri göreceğinizden eminim. Bir eksiğim olduysa affedin. Kendinize iyi bakın, sağlıcakla kalın.

- Artist Derin

Genel Kaynakça:

One thought on “OSMANLI’DA TOPLUM, YAŞAM VE KÜLTÜR- I

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir