OSMANLI’NIN ENFORMASYON AĞI: JURNALCİLİK VE HAFİYELER

Osmanlı İmparatorluğu’nun günlük hayatına ilişkin önemli kaynaklardan olan hafiyeler ve jurnaller, gizemli yapıları itibariyle özgün bir yere sahip. Özellikle II. Abdülhamid döneminin tartışmalı konuları arasında yer alan hafiyeler ve jurnaller ile ilgili bu yazımızda olayın perde arkasına inelim.

Hafiye, dilimize Arapça’dan geçmiş bir kelime. Gizlilik içinde araştıran ve bilgi toplayan demektir. Bilhassa II. Abdülhamid devrinde; şahıslar, çeşitli konular, olaylar, bölgeler hakkında gizlice bilgi toplayan ve bu bilgileri rapor halinde sunan kişiler için kullanılmıştır. Jurnal ise Fransızca’dan dilimize giren bir kelime. Günlük, gazete, polis raporu gibi anlamlar ifade etmektedir. Bu iki kelimenin II. Abdülhamid devri için özel bir anlam içerisinde kullanıldı.

Aslında, II. Abdülhamid’den önce de takip ve bilgi toplama faaliyetlerinin olduğu bilinmektedir. Yani muhaberat Osmanlı’nın yabancısı olduğu bir şey değildir. Osmanlı Devleti’nde padişahların, vezirlerin, devlet adamlarının tebdili kıyafetle çıktıkları geziler, halkın yönetim hakkındaki düşüncelerini öğrenmeyi amaçlamıştır. Nitekim IV. Murat, keyif verici maddelerin kullanımını yasaklamış ve yasağı sıkı kontrol etmek için kahvehane, çarşı, pazar, meydan gibi mekânlarda bizzat tebdili kıyafetle gezmiştir. İşte Osmanlı’da da her devlette olduğu gibi sınır içinde ve dışında istihbarat faaliyetlerinin var olagelmiştir.

Abdülhamid´in Görünmeyen Örümcek Ağı

Tarihçiler ve dönem araştırmacıları, gerek şahsına gerek saltanatına yönelik içerden ve dışardan birçok saldırıya maruz kalan II. Abdülhamid’in saldırıya uğramasından dolayı, Yıldız İstihbarat Teşkilatı´nın oluşturulduğu dikkat çekilir. Bu teşkilatın kurulmasının sebepleri arasında Sultan Abdülaziz’in askeri darbe ile tahttan indirilmesi ve kısa bir süre sonra intihar süsü verilerek katledilmesi ile Osmanlı-Rus savaşı sonrası çıkan Ermeni Meselesi’nin de yer aldığı da unutulmamalıdır.

Gizemli bir çağrışım yapan hafiyelerin, aslında özel hayatlarında muhtelif işlerde çalıştığını, esnaf, memur, asker gibi meslekleri icra ederken aynı zamanda teşkilâta bilgi topladıklarını ve böylece Hafiye Teşkilatı’nın devlet şeması içinde görünür bir tarafının olmadığı gerçeği çoğu zaman göz ardı edilir. Bazı kimselerin menfaat için hafiyelik yaptığı ve ülkenin her yerinden çeşitli meslek mensuplarının gerektiğinde rapor ve jurnal verebildiği de duyulmuştur.

Kapanış ve Teşkilat-ı Mahsusa’ya Giden Yol

2. Meşrutiyet’in ilanından sonra 1908 Temmuz sonlarında bir kararname ile Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nın lağvedildiği biliniyor. II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra İttihatçılar tarafından yağmalanan Yıldız Sarayı’nda keşfedilen saray arşivi de imha edildi. Yıldız Sarayı’ndaki evrak, albüm ve kitaplar, 31 Mart Askeri darbesi sonrasında bugün İstanbul Üniversitesi Merkez Yerleşkesi olan Harbiye Nezareti’ne taşındı. Bir heyet oluşturuldu, jurnal metinleri alıkonuldu. Diğer belgeler, Hazine-i Evrak’a yani arşive gönderildi. 1909’dan 1914’e kadar jurnallere ilişkin belgeler Harbiye Nezareti’nde kaldı. Enver Paşa, 4 Ocak 1914 tarihinde Harbiye Nazırı olunca, bu jurnallerin yakılmasını emretti. Sebebi de şuydu; İttihat ve Terakki mensuplarının önde gelen şahsiyetlerinin de pek çok jurnali vardı. Bunların neşredilmesi arzu edilmedi ve yakıldı. Enver Paşa tarafından kurulan Teşkilat-ı Mahsusa’nın Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nın bir devamı olmadığını bir yerden de buradan anlayabiliriz. Teşkilat-ı Mahsusa askerî amaçlarla kurulmuştu ve bu doğrultuda faaliyet gösterdi.

KAYNAK:

İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Yakınçağ Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir