Politika Ve Strateji

Quantum Teknolojisi ve Çin’in Quantum Uydusu

Çin ve Avusturya’nın ortak girişimi ile yaklaşık maliyeti 100 milyar dolar olan bir proje hayata geçmek için gün sayıyor. Quantum uyduları bir çok devletin ulaşmak istediği ancak maliyeti yüzünden vaz geçtiği bir teknolojidir. Adını M.ö 5. yy’da yaşamış Çinli Felsefeci Micius’tan alıyor. İlk deneysel uydu 2016 yılında uzaya yollandı.

08.2020’de Micius uzaya yollandı. Ekim ayında ise ilk uzak mesafeden Quantum uydusu ile veri aktarımı sağlandı.
Özellikle Quantum bilimi daha yeni yeni anlaşılmaya başlanmış ve üstünde yoğun olarak çalışılan bir teknolojidir. Foton parçacıklarının hareketlerini izlemek için yapılan deneyde parçacıklar belirsiz hareketler sergilemişlerdir. Yani izlendiklerini anlamış gibi olağan hareket tarzlarının dışına çıkmışlardır. Aslında bu uyduların temel çalışma prensipleri de temel iki kuram etrafında şekilleniyor.
1) Dolanıklık ilkesi:
Dolanıklık kuantum mekaniğine özgü bir olgudur. Kuantum fiziğine göre iki benzer parçacık birbiri ile eşzamanlılığa sahiptir. Bu parçacıklar ayrı yerlerde birbirlerinden çok uzak mesafelerde olsalar dahi birinde olan bir durum diğerini de aynı şekilde etkiler. Daha basit bir anlatımla ikiz kardeşlerin ayrı ülkelerde olduğu varsayıldığında, bir kardeşin sağ elini kaldırması diğer ülkedeki kardeşinde sağ elini kaldırması anlamına gelir. Quantum uyduları içerisinde fotonları kopyalayan bir cihaz olacak. Bu bilgilerin aktarımını sağlayan fotonları kopyalayıp birini veri aktarımı için yollarken diğerini uydu içerisinde tutacak. Diyelim ki imkansiz olsada biri bu fotonları yakaladı ve çözmek için üstünde çalışmaya başladı işte o an yapılan değişiklikler uydu içerisindeki fotonlarda ortaya çıkacak ve anlaşılacak. Bilgi aktarımını sağlayan kurum verilerin çalınmak istendiğini anlayıp fotonu yok ederek bunu engelleyebilecek.
2) Heisenberg belirsizlik ilkesi:


Belirsizlik ilkesi, 1927 yılında Werner Heisenberg tarafından öne sürüldü. Kuantum fiziğinde Heisenberg’in belirsizlik ilkesine göre, bir parçacığın momentumu ve konumu aynı anda tam doğrulukla ölçülemez (momentum değişimi = kütle değişimi x hız değişimi). Belirsizlik ilkesini daha da genellenmiş olarak anlatmak istersek şunları söyleyebiliriz. Kökleşik (klasik, deterministik) fizikten ayrı olarak Kuantum fiziğinde her fiziksel niceliğe denk gelen bir reel sayı değil, bir işlemci vardır. Bu işlemciler, kökleşik mekanikten ayrı olarak sayısal değerler ile değil matrisler ile temsil edilir. Dolayısıyla, kuantum mekaniğinde ölçülen fiziksel niceliğin ölçüm sırası önemlidir. Herhangi iki fiziksel niceliği (örneğin: konum ve momentum) ele alalım. Eğer bu fiziksel niceliklere denk gelen iki işlemci yer değiştiremiyorsa bu iki niceliğin (örneğin: momentum ve konum) aynı anda ölçülmesi olanaksızdır. Bu durumda kesin sonuçlardan değil, bir ortalama değer yakınlarında dalgalanan değerlerden söz edebiliriz.


wikipedia’dan aldığımız bu verinin bizim anlayabileceğimiz şekliyle açıklaması şudur:
Foton parçacıklarının hareketlerini kaydetmeye çalıştığımızda bunu yapamıyoruz. Bilindik yöntemler uygulanarak, kayıt cihazları ile gözlemler yapılarak bu parçacıkların hareketlerini izlediğimizde farklı davranıp gözlemlerimizden kaçabiliyorlar.
İşte kullanılacak ikinci yöntemde tam olarak budur. Diyelim ki biri bilgiyi ileten fotonu yakalamak istedi. İşte o an fotonlar bunu anlayacak ve olağan davranışlarının dışına çıkıp farklı yöntemler ile yakalanmayı engelleyecektir.


Uydu bilindik şifrelemelerin yerine gönderici ve alıcı kurumların iş birliği ile yeni bir şifre oluşturup bunu çözümledikten sonra anahtar ve bilgiyi aynı anda alıcıya iletir. Bu yöntem ile şifreleme anahtarının ve bilginin ele geçirilmesini önler , güvenliğini sağlar. Şöyle anlatalım diyelim ki A noktasından B noktasına veri aktarımı sağlanacak A noktasındaki kurum bilgiyi yollar uyduya uydu A noktasından ve B noktasından anahtarları ister çözümleme için. Bu anahtarın yarısı A noktasında yarısı B noktasında olur ayrı ayrı ve yarım olması ele geçirilseler bile işe yaramamasını sağlar. Daha sonra uydu bunları birleştirir bilgi ve anahtarı aynı anda B noktasına fotonlar ile iletir. Çünkü şifreleme anahtarının çözülmesi demek sonraki verilerin düşmanlar tarafından anlaşılıp çüzülmesi demektir. 2. Dünya savaşı sırasında Almanların kullandığı Enigma şifreleme yöntemi çözülmüş buda Mihver devletlerin yenilmesinin en büyük nedeni olmuştır. ( Bunu Almanların soydaş ve akraba olarak gördükleri Polonyalılar tarafından yapılması ayrı bir ironi olarak tarihe geçmiştir.)

Özellikle hackleme faliyetlerinin yoğun olarak kullanıldığını gördüğümüzde veri iletimi için vaz geçilmez bir yöntem olduğu kesinleşmiş durumda. Büyük kurum ve kuruluşlar veri güvenliği için milyarlarca dolar harcıyor. Çin bu uyduları ticari amaçla kullanıma 2030 yılında açmayı düşünüyor. On beşten fazla uydu yollayarak Dünya’yı çevreleyen bir iletişim ağı sağlamayı ve bunu ticari amaçlar için kullanmayı hedefliyor. Tabi ki uydu kontrolünün ve şifreleme anahtarlarının Çin tarafından ele geçirilip casusluk faliyetleri için kullanılması ihtimal dahilinde. Buda büyük devlet ve şirketlerin ne derece güveneceği konusunda akıllarda soru işareti bırakıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir