Politika Ve Strateji
Ramazan

RAMAZAN: OSMANLI’NIN ÖZEL AYI

Önsöz

Ramazan ayına geldik artık, biz Ramazan ayını geçirirken acaba hiç düşündük mü; eskiden bu kutsal ay nasıl yaşanırdı? Teknolojinin bu kadar gelişmediği zamanlar mesela 19. asır, 18. asır. Düşünün: sıcak suyun olmadığı bir zamandasınız. Ev halkını sahur vakti kaldırıyorsunuz, sabahın mahmurluğunda sahur sofrası kuruluyor. Hurmayla sahura başlıyorsunuz. Sahurunuzu yapıyorsunuz ve son yudum suyunuzu içip “elhamdulillah” dedikten sonra müezzinin ezanını bekliyorsunuz. Müezzin, minareye çıkıp ezana başlıyor. Siz bu güzel “saba” makamıyla okunan ezanı duyunca hemen abdestinizi soğuk soğuk sularla alıyor ve seccadenizi serip sabah namazına duruyorsunuz.

Ramazan da hurma
Resulullah (SAV), namaz kılmazdan önce birkaç taze hurma ile orucunu açardı. Eğer taze hurma yoksa kuru hurma ile açardı. Eğer kuru hurma da bulamazsa birkaç yudum su yudumlardı. (Ravi : Enes (R.A))

Gerçekten eski zamanların Ramazanları günümüzden çok daha farklıydı, gelenekleri ve âdetleriyle. Zamanın ilerlemesine, koşulların değişmesine rağmen değişmeyen tek bir şey var, o da Ramazanın getirdiği maneviyat ve huzurdur. Yoksa biz deli miyiz de kendimizi aç bıraktığımız bu ayın gelmesini iple çekiyoruz. Yazımızda size bu mübarek ayın elimizden geldiğince Osmanlı’daki yansımasını anlatacağız. Önce Osmanlı’da Ramazanın tanımını yapacağız ardından İstanbul’da insanların Ramazanı nasıl yaşadığını anlatacağız. Son olarak ise Ramazanın geleneklerini keşfedeceğiz. Dilerseniz hemen yazımıza başlayalım:

Genel Olarak Osmanlı’da Ramazan

Osmanlı’da Ramazan, ayların en kutsalı sayılır ve özel şölenlerle kutlanırdı. Hepimiz biliriz “11 ayın sultanı” tanımını, bu deyiş Osmanlı’dan günümüze ulaşmıştır.

Ramazan; İslami inancın oruçla pekiştirildiği, aynı zamanda Türk sofra gelenekleri nedeniyle akşam saatleri iftar sofralarının kurulduğu, giderek bu âdetin gece eğlenceleri ile birleştiği çok renkli, haraketli ve maneviyatlı bir aydı.

Osmanlı'da bir Ramazan sofrası
Osmanlı’da bir Ramazan sofrası

Ailenin erkekleri, gençler ve çocuklarla birlikte her gece başka bir camiye teravih namazına giderlerdi. Minarelere “mahya” denilen ve çeşitli sözler içeren kandiller asılırdı. Padişahlar, paşalar ve zenginler, özel konukların katıldığı iftar sofralarının yanında halka ve yoksullara da sofralar kurarlardı. Zenginler, yemeğe katılanlara diş kirası diye iftariyelik altın ve para verirlerdi. Yazının ilerleyen bölümlerinde daha detaylı göreceğiz bu âdetleri tabii.

İçkiciler Ramazanda içkiyi bırakır, Ramazandan sonra tekrar başlarlardı. Osmanlı’nın son dönemlerinde Şehzadebaşı’nda Direklerarası, meddah, kanto ve Karagöz türü Ramazan eğlencelerinin merkezi haline gelmişti.

Ramazan sırasında İstanbul’a dilenci akını olurdu. Ramazan süresince sokakta bir şey yemek veya su içmek tepkiyle karşılanırdı. Gayrimüslimler de buna dikkat ederdi. Ramazanda İstanbul’da başta Eyüp Sultan olmak üzere ünlü türbeler dua okuyan ve dilek dileyenlerle dolar taşardı. Darısı bizim başımıza diyelim. İstanbul demişken de Ramazanın tüm âdetleri İstanbul’da rahatça görülebilirdi. Bu sebepten de yazımıza İstanbul’la devam edersek daha iyi olur.

Ramazan mahya
Ramazanda asılan bir mahya

İstanbul Ramazanları

Ramazana hazırlık bu mübarek ayın fazileti bakımından çok önemlidir. Ramazana herkes hazırlanırdı. İstanbul’da kilerler gözden geçirilir, orta hallinin altındaki aileler bile bütün yıl göremedikleri yiyecekleri depolar ve Ramazanda yeni çeşit reçeller, peynirler ve en iyi yağlar alınırdı. Fakir fukaranın kileri bile hayırsever zenginlerin yardımıyla az çok dolardı. Ardından bayram için hazırlıklar vardır. Ahşap evler her zaman temizlenir, ama Ramazan için daha büyük bir temizlik yapılırdı. Yataklar hallaca attırılır, tahtalar ovulur, haşarata karşı tütsü yakılırdı. Ramazan kış aylarına rastgeldiyse, odun, kömür bile daha çok harcanacak demekti çünkü Ramazan geceleri alışılmıştan uzun oturulurdu. İftarda hafif yenirdi, ama çok çeşitli çerez ve yemek bulundurulurdu.

“Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır.”

(Buhârî, Savm 9; Müslim, Sıyâm 163)

Sahura kadar evde hayat durmazdı. Sabaha karşı yatılınca ertesi gün öğlene kadar büyük şehrin uykuda olacağı açıktı. Kimse erkenden ne alışverişe çıkar, ne dükkan açılırdı. Ramazanda kimse iş takip etmezdi. Günler geceler boyu süren misafirlikler ve misafir davet etmeler gelenek olmuştu. Ramazanın en şenlikli yaşandığı bölgede, yani Vezneciler, Şehzadebaşı, Aksaray, Fatih, bölgesinde oturanlar; uzak semtlerden, Kadıköy’den, Üsküdar’dan gelecek akrabaları günlerce ağırlarlardı. İftardan sonra beyler çocukları Karagöz’e götürür veya Şehzadebaşı’nın kalabalığına karışırlardı. Evde hanımlar ve küçükler kendi eğlencelerini yaratırdı.

Gündüzler, tekke ve türbe ziyaretleri, camilerdeki vaazlar ve iftar, sahur hazırlıklarıyla; geceler ise ibadetle, sazla, sözle geçerdi. Ramazandaki hayat tarzı her evde yılın diğer aylarından farklıydı. Ramazanda oruçla zevkli yemek, ibadetle eğlence, ziyaretle misafirperverlik beraberdi. Peki herkes oruç tutup kendini ibadete mi verirdi? İsmail Müştak’ın Yıldız Hatıraları‘na bakarsak, Müslümanların halifesi Sultan Abdülhamid’in sarayında oruç tutmayan yaverlere, mabeyn memurlarına kimsenin aldırış ettiği yokmuş bile. Bütün toplumun dinlenme ayıydı Ramazan . Bu dinlenme ayında sadece uzak vilayetlerdeki isyanları bastıran askeri garnizonlar, eşkıya kovalayan zaptiye, ve Bâbıâli’nin yüksek bürokratları her zamanki tempoyla çalışırlardı. Böyleleri hatta daha çok çalışırlardı. Sonra da konaklarındaki halka açık iftarlar, ziyaretler, Ramazan dolayısıyla olagelen resmi törenlerle yirmi dört saat koşuşurlardı.

Bu ek ücretsiz fazla mesai yapanların yanında en talihli takım mahalle bekçileriydi. Ramzanda fazladan yaptıkları iş, sahurda davul çalmaktı, bu kadarıyla ek gelir elde ederlerdi.

Ramazan davulcusu
Ramazan davulcusu

Kalabalıklaşan camilerin önünde dilenci sayısı katbekat artardı, bir de camiden cemaatin ayakkabılarını çalanların… Ramazan vakti, ek gelir elde edenlerin başında medrese softaları gelirdi. Cerre çıkarlardı. Her biri bileğinin kuvvetine veya himaye edenine göre uzak yakın parsellediği bir köye gider, bir ay boyu köyün kesesinden yaşardı. Bir ay vaaz verdikten sonra da her haneden aldığı, yağ, tavuk, yumurtayı yüklenip dönerdi. Böyle sağdan soldan hediye yüklenip gelenlere bugün de “cer mollası” gibi diyoruz. Cerre çıkan molla, zengin, eli açık bir köye mi, yoksa fakir pinti bir yere mi düşer? Orası onun şansı ve köyü kendine parselleyen hocasının
nüfuzuna bağlıydı.

Ramazan âdeti
Ramazan âdetlerine örnek: cerre çıkmak

İstanbul’un renk renk, çeşit çeşit tatlılarla dolu tatlıcıları, gıda pazarları Ramazanda büyük bir beslenme sergisine dönüşürdü. Suriye’nin nadide hamur tatlıları, şekerler, reçeller vs. Bayezid’deki sergide seyredilir, alınırdı.

Gıda maddeleri satışı özellikle denetlenirdi. Bugün de öyle oluyor. Ramazan ayı basında pahalılık yaygaralarıyla geliyor. Günümüzde ramazanın renkliliğini yaşam biçimindeki tezatlar oluşturuyor. Büyük şehirlerde hayat sürüyor. Bazı yerler özel bir yasak düzenini kendiliğinden benimsiyor. Eminönü’nde meydanda satılan kandil simidi ve pide, bazı semtlerde ancak fırınlarda bulunuyor. Boğaz’da içkili lokantalarda öğle yemeğine oturulurken, aynı anda Fatih’te sokakta sigara içmek cesaret işi sayılıyor. Anadolu’da kimi kentlerde hayat sürerken, bazı şehirlerde büfeler ve lokantalar kapanıyor. Gazeteler açık saçık ilaveleri yerine dini sayfalar açıyor, ama gazetecinin camekânında başka açık saçık yayınlarla bunlar yan yana duruyor. Eskinin ramazanları mı, şimdikiler
mi daha renkli; daha doğrusu renklilik ne, elli yıl sonra bugünün
ramazanları nasıl anlatılacak acaba? Cevabı çok basit, yaşayan görür.

Ramazan Gelenekleri, Âdetleri

Ramazanın ne zaman başlayıp biteceği: Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ramazan’ın ne zaman başlayıp biteceği şimdiki gibi aylar öncesinden belli olmazdı. Astronomi o dönemlerde gelişmediğinden Ramazan’ın başlangıcını belirlemek için insanlar açıklık yerlerde gökyüzünü takip ederek yeni ayın doğuşunu beklerlerdi. Yüksek yerlere gönderilen devlet görevlilerinin veya halktan bazı insanların hilalin göründüğünü, yani yeni Ay’ın doğduğunu bildirmesiyle Ramazan başlardı. Hilali görmek yetmezdi, şahit de istenirdi. Hilali görenler hemen şahitlerini de bulup mahkemeye giderek durumu bildirirlerdi. Bu konuda iki kişinin şahitliği gerekirdi. Durum araştırılır, denilen doğru çıkar da Ramazan’ın başladığına veya bitip de bayram olduğuna karar verilirse haberi getirenler ve şahitler yüklü miktarda ödül alırlardı.

Zam yapılması yasak: Osmanlı’da Ramazan ayında yiyecek ve eşya fiyatlarının zamlanmamasını devlet kontrol ediyordu. Özellikle gıda maddelerinin Ramazan ayı boyunca daha ucuza satılması sağlanıyordu.

Zimem defteri ve Sadaka Taşları: Unutulan Medeniyet yazımızda bunlar nedir detaylıca anlattık. Osmanlı zenginleri çoğu zaman, bittim diyene yettim demiştir.

Diş Kirası: Osmanlı döneminde iftar saati kapıyı kim çalmışsa kesinlikle geri çevrilmezdi. Konaklarda hem zenginler için hem de ihtiyaç sahipleri için sofralar kurulurdu. İftarın ardından ev sahibi, yemeğe gelen misafirlerine diş kirası ismi altında hediyeler sunardı. Özellikle fakir konuklara, altın ve gümüş akçeler verilirdi.

Hırka-i Saadet merasimi: Ramazan ayının 12. günü Osmanlı’da son derece büyük bir öneme sahipti. Kutsal emanetlerin bulunduğu Has Oda, temizlenir ve gül suyu ile yıkanırdı. Ardından öd ağacı ve amber yakılırdı. Devletin ileri gelenlerinin hazır bulunduğu törende, Padişah tarafından gümüş sandukanın içinden hırka-i saadet çıkartılırdı.

Hırka-i Saadet odası
Hırka-i Saadet odası

Tembihnameler: Osmanlı döneminde Ramazan ayına Müslümanlar gibi gayrimüslimler de değer verirdi. Ramazan ayının gelmesiyle birlikte Osmanlı Devleti, halkının mübarek ay içinde nasıl davranması gerektiğini belirten bir tembihname yayınlardı. Tembihnamelerde; Müslümanların beş vakit namazı camide cemaatle birlikte kılması, mazereti olmayan tüm Müslümanların oruç tutmaları gerektiği belirtilirdi. Gayri Müslimlerin gündüzleri açık alanlarda yemek yemeleri, su, sigara içmeleri tembihname doğrultusunda yasaklanırdı.

İftar vakitlerinde kapıların açık tutulması: Osmanlı’da Ramazan’da halk, eşine-dostuna iftar vermeyi büyük bir ibadet kabul eder, misafir ağırlamak için çırpınılırdı. Ramazan boyunca iftar vakitlerinde kapılar açık tutulurdu. Böylece yolda kalan ve ihtiyacı olan herkes istediği eve girer iftar sofrasına dâhil olurdu. Bunun için tanıdık olmaya gerek yoktu ve iftar için gelenin kim olduğu da asla sorulmazdı.

Arife Çiçeği: Osmanlı’da bayramların bilhassa çocuklar için ayrı bir yeri vardır. Bayramlıklarıyla sokakta gezen çocuklara “arife çiçeği” denilirdi. Osmanlı’dan gelen “Arife Çiçeği” kavramı; bayramdan birkaç gün önce yapılan alışverişin ardından çocukların sabırsızlanarak giysilerini bayramdan bir gün önce, yani Arife günü, giyerek dolaşması olarak tanımlanırdı.

Bayramlar: Osmanlı’da bayram, Sultanın bayram namazı için camiye gelişiyle başlardı. Namaz sonrasında saraya dönen padişah önce annesinin elini öpüp ardından diğer aile efradıyla bayramlaşırdı. Padişah, bayram tebriğinin ardından güzel işlemeli keselerle çocuklara para saçarak onları sevindirirdi.

Son Söz

Gördüğümüz üzere eskiden böyle âdetler, gelenekler, yaşantılar varmış. Ramazan’ın bu topraklarda yüzyıllardan beri kutlandığını, milyonlarca insanın oruç tutarak gelip geçtiğini ve Ramazan kültürünü günümüze kadar taşıdığını unutmayalım. Ramazanı en iyi şekilde yaşamaya gayret edelim. Bu sıkıntılı virüs günlerinde Ramazanın bereketinden yararlanalım. Allah bu ay yağan bereket yağmurunda bizi de ıslatsın inşallah. Ramazan ayında İslami ilimleri öğrenelim, kendimizi geliştirelim. Allah Ramazan ayından istifade etmeyi bize nasip etsin. Allah ilmimizi ve imanımızı artırsın. Bir kusurum olduysa affedin. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

Mustafa Kemal Paşa, Ramazan bayramının 1. günü TBMM önünde ordumuza dua ediyor.
28 Mayıs 1922

– Artist Derin

Genel Kaynakça:

  • François Georgeon, Osmanlıdan Cumhuriyete İstanbul’da Ramazan, İş Bankası Kültür Yayınları, 2018
  • Kerem Çalışkan, Herkes İçin Osmanlı, Caretta Kitapları, İstanbul, 2016, s.362
  • Kudret Emiroğlu, Gündelik Hayatımızın Tarihi, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012, s.31-48
  • İlber Ortaylı, İstanbul’dan Sayfalar, Turkuvaz Kitap, İstanbul, 2009, s.204-208
  • Sabah, Osmanlı’da Ramazan Adetleri, 9.06.2015, https://www.sabah.com.tr/galeri/yasam/osmanlida-ramazan-adetleri
  • Youtube, Lalegül TV, Osmanlı Ve Âdâb-ı Muâşeret- Diş Kirası Lâlegül TV, 31.01.2017, https://www.youtube.com/watch?v=p83Igj0vTbw

One thought on “RAMAZAN: OSMANLI’NIN ÖZEL AYI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir