Politika Ve Strateji

Savaș Öncesi Türkiye-Libya İlișkileri

Turkiye-libya iliskileri tarihte bir çok inisli çıkıșlı süreçten gecmistir. Osmanlı da adi trangusgalp olarak geçen Libya, cumhuriyet oncesi ve sonrasinda Turkiye Ile surekli kader birliği olan bir ulke olmustur biz bu birlikteliği bir bütün halinde ele almaya çalıșacağız ve bir kahramanı hatırlayacağız.

Libya

Libya başkenti: Trablus

Libya Yüzölçümü: 1.759.541 km2

Libya Nüfusu: 5.670.688 milyon

Libya GSYİH:

Toplam 88,133 milyar dolar

Kişi başına 14.192 dolar

Libya Para Birimi: Libya dinarı (LYD)

Afrika ülkesi Libya, zengin petrol ve doğal gaz rezervleri ile biliniyor. Geniş bir yüzölçüme sahip ülkenin büyük çoğunluğu çöl.

Ülke nüfusunun büyük çoğunluğu Akdeniz kısındaki başkent Trablus, Bingazi ve Misrata gibi şehirlerde yaşıyor.

Ülkenin en önemli gelir kaynağı ise ihraç ettiği petrol ve doğal gaz.

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütünün (OPEC) üyesi olan Libya, dünyada keşfedilmiş petrol rezervlerinin yüzde 4,1’ine ev sahipliği yapıyor.
Petrol üretimi son yıllarda ülkede yaşanan çatışmalardan dolayı bir hayli düşüş göstermiş olsa da OPEC verilerine göre ülkenin petrol üretimi günlük 1,2 milyon varil civarında.

Petrolden sonra keşfedilen doğalgazda da Libya önemli bir konuma sahip. Öyle ki Libya, Afrika’da keşfedilmiş en büyük doğal gaz rezervine sahip ülke
Ülke petrolünün büyük çoğunluğu “Petrol Hilali” olarak adlandırılan bölgeden çıkartılıyor.

Bu bölge ise ülkenin doğusundaki milis güçlerin lideri Halife Hafter tarafından 2016 yılından beri kontrol altında tutuluyor.

1951-1969 Dönemi

İtalya’nın II. Dünya Savaşı’nda müttefik devletlere yenilmesinin ardından Libya 1942-1950 yılları arasında süreç içerisinde müttefik devletlerin nüfusu altındaydı; Trablus bölgesi Amerikan, Bingazi (Sirenayka) bölgesi İngiliz, güneydeki Fizan bölgesi ise Fransızların kontrolündeydi. Libya’nın geleceği ise tartışmalıydı. Yeni Türkiye’nin savaş sonrası Libya ile olan ilk resmi karşılaşması ise 1949 yılındaki BM genel kurulunda oldu. Türk temsilci Adnan Kural 3 Ekim 1949’da İtalyan kolonilerin geleceğine karar verilmesiyle ilgili BM genel kuruluna çağrıda bulundu. Türk temsilci, bu topraklarda koruyucu devlet şeklinde askeri işgalin devam ederken insanlara özgürlük getirdiğini iddia etmenin ikiyüzlülük olduğunu belirtir. Türkiye’nin bir Akdeniz ülkesi olarak Libya’nın geleceğiyle ilgilendiği ve İngiltere’nin Libya’da desteklediği zayıf özerk yönetimi tasvip etmediği dile getirir. Ayrıca gerek Türkiye’de gerekse Osmanlı rejiminde üst düzey mevkilerde yöneticilik yapan Libya kökenli vatandaşlarının olduğunu ifade Eder. Türkiye’nin her zaman bağımsız ve birleşik Libya’yı desteklediğini vurgulaması Libya halkında büyük bir teveccüh uyandırmıştır.

1951 yılında İdris es-Senusî’nin Libya’nın kralı olarak bağımsız devletin başına geçmesiyle Türkiye ile yakın ilişkiler kurulmuştur. O dönemlerde Türkiye BM genel kurulunda bahsettiği üzere Libya kökenli devletteki tecrübeli bürokratlarını yeni kurulan Libya devletine göndermiştir. Bu kişilerden biri olan Sadullah Kuloğlu (Koloğlu), Türkiye Cumhuriyeti’nde kaymakamlık ve valilik yapmış bir bürokrattır. Kendisi Türkiye’de bir ilçede kaymakam iken lakabı “Arap Kaymakam” idi, daha sonra Libya’ya, Libya’nın ilk Başbakanı olarak gittiğinde ülkedeki lakabı ise “Türk Başbakan” idi. Aslında burada tarihin güzel bir ironisiyle karşı karşıyayız. Kuloğlu ailesi, Osmanlı Devleti’nin bölgeyi İspanyollardan temizlemesinin ardından Anadolu’dan veya İstanbul’dan giden yöneticilerin veya askerlerin oranın yerel halklarıyla yapılan evliliklerinin günümüze kadar gelen miraslarından biridir diyebiliriz. Bölgeyle kurulan evlilik bağları aradan geçen uzunca sürelere rağmen iki devletin ilişkilerinin hızlı bir şekilde tekrar yeniden inşa edildiğinin ve birbirlerine destek olurken çıkarların ötesinde daha deruni bağların kurulmasında önemli olduğunu gösterir niteliktedir. Sadullah Kuloğlu’nun yanı sıra Libya ordusunda ve dış ilişkilerde görev almak için gönderilen Libya kökenli Türk bürokratlar, yeni kurulan devletin inşasında önemli roller oynamışlardır.

Libya bağımsızlığını iddia ettiği yıl, Dünya’nın en fakir ülkesi ilan edilmişti ve ciddi bir geliri yoktu. Yeni kurulan devletin bütçesinin yarısı İngilizlerin, bir kısmı Fransızların bir kısmı ise ABD’nin fonlarıyla karşılanmaktaydı. Türkiye ise bu süreçte askeri uzman ve öğrencilere burs imkânı sağlayarak eğitim alanında yardımcı olmuştur.

Libya’nın kendi sesini duyurmak için çok zayıf olduğu zamanlarda BM genel kurulunda Türkiye’nin Libya’yı savunması ve onun rahatsızlıklarını dillendirmesi kamuoyunda çok olumlu bir karşılık bulmuştu ve bir grup insan tarafından ütopik vizyonları olan Hizbul İttihadî Trablusî Turkî (Türkiye ile birleşme partisi) kurulmuştu. Parti Türkiye ile Federatif bir şekilde birleşmeyi, ortak dış politika, askeri ve ekonomik işbirliklerini hedeflemekteydi. Aynı şekilde Türk kamuoyunda da Libya’ya yönelik büyük teveccühler bulunmaktaydı. Üst düzey yöneticilerin açıklamalarında tarihsel birlikteliğe ve din kardeşliğine vurgu yapan ifadeler yer almaktadır. İlişkilerin yeniden inşa edildiği sürecin ilerleyen zamanlarında, 1958 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar Libya’ya bir ziyarette bulunur ve iki ülke arasında ilk işbirliği ve kültür antlaşması imzalanır.

1969-2011 Dönemi

Türkiye -Libya ilişkileri uzun bir süre normal seyirde devam eder. 1969’da “Özgür Subaylar Hareketi” adı altında askeriyedeki bir grup Albay Muammer Kaddafi’nin öncülüğünde kansız bir darbe girişiminde bulunur ve Libya kralını devirir. Muammer Kaddafi fikri anlamda temellerini “yeşil kitabında” attığı üçüncü dünya teorisi, alternatif İslâmî sosyalizm gibi karma bir siyasal söylem ve vizyona sahipti ve Nasır’ın pan-arabizm ve antiemperyalist söylemlerinin hayranıydı. Kaddafi döneminde Türkiye-Libya ilişkileri ise vasat bir düzlemdeydi. 1974 yılına geldiğimizde ise Türkiye-Libya ilişkilerinde çok önemli bir gelişme gerçekleşti. Kaddafi, Türkiye’nin Kıbrıs harekâtını maddi (askeri uçaklara yakıt ikmali gibi) ve manevi güçlü bir şekilde destekledi. Bu süreç Libya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin ivme kazanmasına sebep oldu ve Libya ile ticari ilişkiler geliştirildi. Bu dönemde ticaret ve işbirliği antlaşmaları imzalandı ve Türk firmalarına büyük ihaleler verilmeye başlandı, ticaret hacminde özellikle Türkiye’nin ihracatına yönelik ciddi artışlar oldu. Bölgede Türk işçiler istihdam edildi. Eğitiminin bir kısmını Türkiye’de yapan 1970’li yıllarda Libya’da İmar ve İskân Bakanı M. Ahmed Manguş gibi devlet adamlarının da iki ülke arasındaki ilişkilerin ivme kazanmasında önemli katkıları olmuştur.

İlişkiler belli bir süre inişli çıkışlı devam etti, 1980’de ABD’nin Libya’ya ambargo uyguladı ve ardından petrol fiyatlarındaki ani düşüş Türkiye ve Libya arasındaki ekonomik ilişkileri de etkiledi. 1990’lı yıllar Türkiye-Libya ilişkilerinde tekrar yakınlaşmanın kurulmaya çalışıldığı yıllardı fakat 1998 yılında Libya’nın PKK sempatizanı göstericilerin yürüyüş yapmasına izin vermesi iki ülke arasındaki ilişkileri ciddi manada zedelemiştir. Ardından ilişkileri düzeltmek için yapılan diplomatik girişimler sonucunda ilişkiler tekrar normal seyrine dönmüştür.

2004 yılında ABD tarafından Libya’ya uygulanan yaptırımlar kaldırılmış ve Libya’ya yapılacak olan yatırımların önü açılmıştır. Bu tarihlerden itibaren Türkiye’nin Libya ile olan ilişkisi hem siyasi hem ekonomik anlamda ciddi bir gelişme göstermeye başlamıştır. Türkiye, o dönem İslâm İşbirliği Teşkilatı için aday gösterdiği kişi için Libya’dan destek istemiştir. Türkiye 2005 yılını “Afrika yılı” ilan eder ve bununla birlikte Libya, Türkiye’ye Afrika Birliği’nde gözlemci ülke olmasını destek olma vaadinde bulunmuştur. 2000’li yıllarda başlayan süreç içerisinde Türkiye özellikle inşaat alanında Libya’da çok ciddi yatırımlarda bulunmuştur. 2011 Arap Baharı öncesi iki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 2.36 milyar dolardı ve bu rakamın o dönem için ileriki beş içerisinde 10 milyar dolara çıkması hedeflenmekteydi.

Libya’ya Türk Bașbakan :
Libya’nın ilk Başbakanı’nı Türkiye yolladı

Şeyh Sunusi’nin yeğeni İdris’in talebi üzerine 1949’da bağımsız Libya’nın ilk Başbakanlığı’na bir Türk’ün getirildiğini anlatan Armağan, “1949’da Libya’nın talebi üzerine bir kaymakamımız olan Sadullah Koloğlu, Bingazi’ye giderek başbakan oldu. Sadullah Koloğlu, 3 yıl süreyle Libya Devleti’nin Başbakanlık görevini üstlendi. Koloğlu, Türkiye vatandaşlığından ayrılmayarak bu görevi icra etti” diye konuştu. Armağan, “Menderes döneminde ise Libya’nın ayakta durabilmesi için çeşitli yardımlar gönderildi. 1954 ila 1958 yıllarında 21’i yüksek okul, 8’i üniversite, 26’sı ilahiyat ve 8’i askerî okullarda olmak üzere 63 Libyalı öğrenciye Türkiye’de eğitim imkânı sağlandı. Bunlar daha sonra Libya hükümetinde bakan ve başbakan olarak görev yaptı. Aynı zamanda Başvekil Menderes, Libya’ya ziyaret gerçekleştirerek Libya’daki en önemli Osmanlı bağlarından biri olan Turgut Reis’in Trablusgarp’taki türbesini ziyaret etmişti. Menderes aynı zamanda Libya yerel kıyafetlerini giyerek objektiflere poz vermişti. Bunlar hep cumhuriyet döneminde yaşandı” ifadelerini kullandı.
Libya’nın siyasi tarihiyle ilgili önemli bir ayrıntıyı da paylaşan Armağan, 1947 yılında ülkede Hizbu’l-İttihadi Trablus-i Türki, yani Türk-Trablus Birliği Partisi kurulduğunu ve bu partinin gayesinin Türkiye ile birleşerek ortak bir hükümet kurmak olduğuna dikkat çekti. Seyyid Ahmed es-Sunusi’nin 1951’de Libya Kralı olan yeğeni İdris es-Sunusi’nin 12 Nisan 1947 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki röportajına değinen Armağan, şöyle devam etti: “Bu röportajdan öğreniyoruz ki Libya’da kurulan Türk-Trablus Birliği Partisi dış işlerinde tamamen aynı siyaseti güderek Türkiye ile kurulacak ortak hükümetin mali ve askeri hususlarda birlik kurarak, yalnız iç işlerinde bağımsız olmayı hedefliyordu.”

Ahmed ŞERÎF :

Libya Ile Türkiye`yi bağlayan islamın kılıcı, Türkiye hayranı büyük komutan Ahmed Şerîf es-Senûsî, Kânim’in Fransızlar tarafından işgal edilmesi yüzünden tekrar Senûsî saflarına katılan Vedây sultanı ile birlikte önce Fransızlar’a karşı büyük başarılar kazandı. Ancak Fransızlar’ın 1906-1907 yıllarında Kavar, Bilma, Ayn Kelek’te gerçekleştirdikleri saldırılar Ahmed Şerîf’in Vedây’daki etkinliğini giderek azalttı. Fransız işgalinin yayılmasıyla bölgedeki zâviyeler yakılıp yıkıldı. Ağır kayıplar veren Ahmed Şerîf liderliğindeki Senûsî kuvvetleri siyasî güçlerini kaybettiler. Fransızlar’ın bu hareketinin Senûsîler’e değil aslında İslâm’a yapılan bir saldırı olduğu konusunda Osmanlı hükümetini bilgilendiren Ahmed Şerîf’in teşebbüsleri sonucu Kufra kaymakamının liderliğinde Borku’da düzenli bir ordu oluşturuldu. Ahmed Şerîf, Eylül 1911’de Trablusgarp’ın İtalya tarafından işgal edilmeye başlanması üzerine Fransızlar’a karşı dokuz yıldan beri sürdürdüğü mücadelenin ardından İtalyanlar’a karşı cihada ağırlık verdi. Tobruk, Derne, Bingazi ekim ayında işgal edildi. Bu ilk saldırılar sırasında sahil kesimindeki Osmanlı garnizonları iç bölgelere çekildi. Bu sırada Ahmed Şerîf liderliğinde Banino’da direnişi örgütlemek üzere bir toplantı yapıldı. Oluşturulan kuvvetlerin başına Bingazi Senûsî Zâviyesi şeyhi Ahmed el-Îsevî getirildi. Senûsî ihvanı ve yerli halk, iki ay sonra Mısır’dan Derne bölgesine gelen Enver Bey (Paşa) ve aralarında Mustafa Kemal’in de bulunduğu Osmanlı subayları tarafından askerî eğitime tâbi tutuldu. Mart 1912’de Senûsî ihvanı Bingazi’ye saldırarak İtalyanlar’ı zor duruma düşürdü. Öte yandan Enver Bey kumandasındaki birlikler Derne’ye büyük bir saldırı düzenledi. Balkan Savaşı’nın patlak vermesi sebebiyle zor durumda kalan Osmanlı Devleti’nin Eylül 1912’de İtalya ile müzareke masasına oturması ve Ekim 1912’de Uşi (Ouchy) Antlaşması’yla Libya’dan çekilmeyi kabul etmesi, 1912 yılının başlarından beri kendisine yapılan anlaşma tekliflerini ısrarla reddeden ve Osmanlı yetkililerini sürekli uyararak işgal ettikleri topraklardan çekilmedikleri sürece İtalyanlar’la barış görüşmesi yapılmamasını isteyen Ahmed Şerîf üzerinde büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Enver Bey, Cağbûb Zâviyesi’ne gelip Ahmed Şerîf’e Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp’tan çekilme sebeplerini anlatmaya çalıştıysa da Ahmed Şerîf gerekçeler ne olursa olsun anlaşmanın kendisini bağlamayacağını, bu durumu kabullenemediğini söyledi.

Bu olaydan sonra Ahmed Şerîf yazışmalarını “el-hükûmetü’s-seniyyetü’l-celîle” mührüyle imzalamaya başladı. O bununla, artık İtalyanlar’a karşı direnişin kendisi ve Senûsî tarikatı mensupları tarafından yürütüleceğini ilân ediyordu.
Bir çok savasta italyanları hezimete uğrattı Afrika kitasinda ve arap yarimadasinda büyük saygı gören Ahmed șerif bir süre sonra seyhliği ve liderliği yeğenine bıraktı. Yeğeninin ingiliz yanlısı tavrı ikisini ayırdı ve Ahmed șerif Rica ve Davet uzerine Istanbul a getirildi. Almanlarin Berlin e davetini munasip bir dille reddedip Istanbul a gitmis ve Osmanlı da buyuk makamlarda görev almistır. Arap ve Kürt așiretlere gidip onlari direnișe ve ișgale karșı koymaya Davet etmiştir. Etkisi o kadar fazlaydi ki onun gectigi topraklarin asla isgal edilemeyeceği düșünülürdü.
Kurtulus mucadelelerine DE buyuk katki saglamis bizzat Atatürk`e tebrik mektuplari yollamistır. Bazı cemiyet ve kongrelerde bulunmuștur.
Cumhuriyet’in ilânından sonra sessiz kalmayı tercih eden Ahmed Şerîf es-Senûsî, Mersin’in bir hıristiyan köyünde zorunlu ikamete tâbi tutuldu. Lozan Antlaşması’nın ardından Türkiye’de ikameti İtalyanlar’ı rahatsız etti. Hükümet, 1926 yılında Osmanlı hânedanı mensuplarıyla yakın temas içinde bulunduğu gerekçesiyle Türkiye’den ayrılmasını istedi. Türkiye’den ayrıldıktan sonra Şam’a giden Ahmed Şerîf, burada bir süre Emîr Abdülkādir el-Cezâirî’nin torunu Emîr Saîd’in konuğu oldu. Ahmed Şerîf’in gördüğü ilgiden rahatsız olan Fransa güdümündeki Suriye hükümeti onun yirmi dört saat içinde Suriye’yi terketmesini istedi. Filistin’e geçen Ahmed Şerîf’in buradaki faaliyetleri İngilizler’i rahatsız edince Hicaz’a gitmek zorunda kaldı. Onun Mekke’ye gelişi Kralı tedirgin etti. Bir süre sonra Yemen İmamlığı ile Suûd Krallığı arasında tampon bölge olan Asîr’e çekilen Ahmed Şerîf es-Senûsî 10 Mart 1933 tarihinde Medine’de vefat etti.

Kaynak:g

Orhan Koloğlu, 500 Years in Turkish-Libya Relations, Ankara: SAM Paper, 2007, s. 255.

[12] Orhan Koloğlu, a.g.e. s. 255-256.

[13] Orhan Koloğlu, a.g.e. s. 259.

[14]Orhan Koloğlu, a.g.e. s. 259.

[15] Orhan Koloğlu, a.g.e. s. 260.

[16] …”Cemâhîriyye” kelimesi ile birlikte sunulan söylem, sosyal adaleti sağlamayı ve sınıflar arası farkları ortadan kaldırmak için sosyalist uygulamayı, grup ve parti sömürücülüğüne karşı parlamentoyu kaldırıp halk komiteleri aracılığıyla halk iktidarını kurmayı, uluslararası alanda barış içinde bir arada yaşama ilkesine bağlı kalarak bağımsızlık ve tarafsızlığı korumayı, bu yolda ilerlerken Kur’an’a uygun davranmayı öneriyordu… bkz. Nurettin Ceviz, Tarihten Günümüze Libya, Ankara: ORSAM, 2011, s. 19.

[17] Orhan Koloğlu, 500 Years in Turkish-Libya Relations, Ankara: SAM Paper, 2007, s. 262.

[18] Ahmet Kavas, “Türkiye Libya İlişkileri”, TASAM Stratejik Öngörü Dergisi, 2011, http://www.tasam.org/Files/Icerik/File/turkiye_-_libya_iliskileri_5ec824a0-12a4-48ed-bf73-288561ab5b67.pdf (07.05.2018), s. 5.

[19] Ahmet Kavas, a.g.e. s. 6.

[20] Ahmet Kavas, a.g.e. s. 7.

[21] Nurettin Ceviz, Tarihten Günümüze Libya, Ankara: ORSAM, 2011, s. 21

https://www.yeniakit.com.tr/haber/tarihciler-libya-bizim-ic-meselemiz-ilk-basbakanini-da-biz-gondermistik-992213.html

https://islamansiklopedisi.org.tr/senusi-ahmed-serif

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir