Aydınlık Geleceğe !

SIĞINMACI VE MÜLTECİ KADINLAR

Dünyamızda son yıllarda yaşanılan savaş ve çatışma durumu, ekonomik, sosyal, siyasi nedenler insanları ülkelerini terk etmek zorunda bırakmaktadır. Göç olgusu, bireylerin ya da grupların bir yerden başka bir yere gitmeleri ve yaşamlarını bir süre gittikleri yerde sürdürmeleridir. 2020 yılı Dünya Göç Raporu’na göre göçmen sayısındaki artış her geçen yıl artmakta ve 2019 yılı verilerinde 272 milyona yakın insan göçmen olarak sayılmaktadır. Zorunlu olarak yerinden edilen insan sayısı ise 79,5 milyon olarak gözükmektedir. Bu sayının içerisinde 26 milyon mülteci ve 4,2 milyon sığınmacı yer almaktadır. Göçmen ve sığınmacı/mülteci olarak sayılan bu insanların yaklaşık %50’ye yakınının kadınlar olduğu görülmektedir. Kadınlar, cinsiyetlerine bağlı olarak belirli sorunlarla karşılaşırken bir de belirli bir gruba dahil kadın olmak daha fazla sorunu doğurmaktadır. Anlatımımızda öncelikle bazı kavramların tanımı yapılacaktır. Daha sonrasında da sığınmacı/mülteci kadınların yaşadıkları olumsuzluklara, toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığın bu durumdaki rolüne, kadınlara özgü sığınma nedenlerine ve mültecilik döngüsü içerisinde kadının deneyimine yer verilecektir.

2020 Dünya Göç Raporu,

https://publications.iom.int/es/system/files/pdf/wmr-2020-tu-ch-2.pdf, (Erişim Tarihi; 22.04.2021)

https://www.unhcr.org/tr/ (Erişim Tarihi; 22.04.2021)

Göç eden insanlara belirli statüler verilmekte ve bir takım tanımlamalar yapılmaktadır. Öncelikli olarak mülteci, sığınmacı, geçiçi koruma statülerini tanımladığımızda;

Mülteci; “ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan, korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen kişi” olarak tanımlanmaktadır.[1]

Aslında mülteci, başka bir ülkeye sığınma talebinde bulunan ve talebi o ülke tarafından kabul edilen kişidir.

Sığınmacı ise; “mülteci statüsü almaya yönelik başvurusu henüz karara bağlanmamış kişiler” olarak tanımlanmaktadır. Aynı zamanda, henüz başvuru yapmamış veya başvurusu hakkında cevap bekleyen kişiler de sığınmacı statüsünde görülmektedir.

Geçici koruma, kitlesel akın olaylarında acil çözümler bulmak üzere geliştirilen bir koruma biçimidir. Devletlerin geri göndermeme yükümlülükleri çerçevesinde kitleler halinde ülke sınırlarına ulaşan kişilere, bireysel statü belirleme işlemleri ile vakit kaybetmeden, uygulanan pratik ve tamamlayıcı bir çözüm yoludur.[2] Suriye İç Savaşı ile sınırımızda yaşanan kitlesel göç hareketine çözüm bulmak amaçlı geliştirilmiş bir statüdür. Suriyeliler, geçici koruma kapsamında sayılmaktadır.

Göç eden insanlar belirli olumsuzluklarla karşılaşmaktadır. Göç edilen ülkenin güç yaşam koşulları, barınma/beslenme ile ilgili sorunlar, sağlık hizmetlerine/sosyal hizmetlere ulaşımda güçlükler ve şiddet sığınmacı/mültecilerin en sık karşılaştıkları sorunlardır. Fakat bakıldığında kadınlar, cinsiyet farklılığı yüzünden erkeklere nazaran daha ciddi problemlerle karşılaşmakta; cinsel taciz, tecavüz ve şiddete de maruz kalabilmektedir. Düşük maaşla daha uzun saatler çalışma, sağlık sigortasından yararlanamama, cinsel ve fiziksel istismara uğrama, şiddet görme, eğitim fırsatlarına erişememe, bilgiye erişimde sıkıntılar yaşama gibi unsurlar kadın hayatını olumsuz yönde etkilemektedir. Tüm bu sorunlar göz önünde bulundurulduğunda ve özellikle kadının aile/toplumdaki yeri düşünüldüğünde kadınların öncelikli olarak ele alınması gerekmektedir.[3]

Kadın olmak başlı başına bir ayrımcılığa uğrama sebebi iken belirli gruplara mensup kadın olmak fazladan ayrımcılığa maruz kalmak anlamına gelmektedir. Örneğin; azınlık gruplarına mensup kadınlar, mülteci kadınlar, göçmen kadınlar..

Göç’te görüldüğü üzere kadın deneyimi, erkek deneyiminden farklı olmaktadır. Bu nedenden dolayı sığınmacı/mülteci kadın konusu ayrıca bir incelemeyi gerektirmektedir. Fakat bakıldığında başlangıçta, tıpkı insan hakları belgelerinde olduğu gibi mülteci haklarına ilişkin uluslararası ve ulusal düzenlemelerde de şiddete ve ayrımcılığa maruz kalan mülteci kadınlara ilişkin ayrı bir düzenleme bulunmamaktaydı. Aynı şekilde mülteci hakları alanında görevli mekanizmaların da şiddete maruz kalan mülteci kadınların farklı sorun ve ihtiyaçlarına ilişkin özel bir yaklaşımı bulunmamaktaydı. Sığınmacı kadınların sığınma taleplerinin, 1951 Sözleşmesi’nde mülteci olmak için kabul gören beş ölçüt içinde “belirli bir toplumsal gruba üyelik” ölçütü çerçevesinde değerlendirildiği görülmektedir. Yani kadınlar, toplumsal cinsiyetleri bağlamında gördükleri şiddet ve zulmü, “belirli bir sosyal grup olarak kabul gördükleri” sözleşme maddesine uygun olarak sığınmacı statüsü kazanmaktadırlar. Sığınmacı kadınların yaşadıkları sorunların arka planında yer alan “ataerkillik” ve “toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık” sorgulanmamaktadır.[4]

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) bünyesinde 2000 yılından sonra çıkarılan rehberlerde, “cinsel şiddet yoluyla zulüm veya toplumsal cinsiyetle ilgili zulmü de içerecek şekilde 1951 Sözleşmesinde ve 1967 Protokolünde sıralanan nedenlerden ötürü zulme uğramaktan haklı olarak korktukları için mülteci statüsü talep eden kadınları mülteci olarak tanıması…” gerektiği belirtilmiştir. Başka bir ifadeyle toplumsal cinsiyet temelli zulmün bir iltica sebebi sayılması tavsiye edilmeye başlanmıştır. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin mülteci kadınlar bakımından bir zulüm olarak açıkça tanınması ise 2011 yılında çıkarılan İstanbul Sözleşmesi ile olmuştur. İstanbul Sözleşmesi öncesi mülteci kadınların kadın olmaktan kaynaklı maruz kaldıkları şiddet ve ayrımcılıkla ilgili yararlanabilecekleri en önemli Sözleşme ise BM CEDAW Sözleşmesi’dir.[5]

Genel olarak kadınların ve erkeklerin göç etme nedenleri incelendiğinde savaş ve çatışma durumu, ekonomik nedenler, ekonomi dışı nedenler sayılmaktadır. Kadınlara özgü sığınma nedenlerine baktığımızda ise “kadınlara karşı şiddet, savaş ve çatışma durumlarında kadınlara karşı cinsel şiddet, toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılık, istihdamda ayrımcılık, eşit olmayan ücret, yetersiz sağlık hizmetleri, yetersiz eğitim, sosyal ve kültürel önyargılardan kaynaklanan baskı ve zulüm, geleneklerle ilişkili bedensel ve ruhsal sağlıklarını bozan zarar verici uygulamalar, cinsel istismar, cinsel şiddet, aile içi şiddet, kadın olmalarından kaynaklı baskı ve zulüm” sayılabilmektedir.[6]

Kadınlar toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığa ve şiddete mültecilik döngüsünün her aşamasında maruz kalmaktadırlar. Buna bağlı olarak Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) mültecilik döngüsünde toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti dönemler bakımından beş kategoride ele almıştır.[7]

  1. Çatışma Sırasında, Kaçıştan Önce: İktidar sahibi kişiler tarafından taciz, kadınların cinsel amaçlı satılması, cinsel saldırı, tecavüz, güvenlik kuvvetleri de dahil olmak üzere çatışmadaki tarafların silahlı üyeleri tarafından kaçırılma, toplu tecavüz ve zorla gebelik.
  2.  Kaçış Sırasında: Haydutlar, sınır muhafızları, korsanlar tarafından cinsel saldırı, insan tacirleri, köle ticareti yapanlar tarafından alıkonulma.
  3. Sığınma Ülkesinde: Yetki sahibi kişiler tarafından uygulanan cinsel saldırı, zorlama, şantaj; ailelerinden ayrı düşmüş çocukların bakım sırasında cinsel istismarı, aile içi şiddet, transit tesislerdeyken, odun toplarken, su alırken cinsel saldırı. Hayatta kalabilmek için cinsel ilişkiye zorlanma/zorla fuhuş, sığınma ülkesinde yasal bir statü almaya ya da yardım ve kaynaklara erişmeye çalışırken uygulanan cinsel sömürü, zararlı geleneksel uygulamaların tekrarlanması.
  4. Geri Dönüş Sırasında: Ailelerinden ayrı düşmüş kadın ve çocuklara yönelik cinsel istismar, iktidar sahibi kişiler tarafından uygulanan cinsel istismar, haydutlar, sınır muhafızları tarafından tecavüz, geri dönüşe zorlanma.
  5. Yeniden Entegrasyon Sürecinde: Geri dönenlere bir çeşit ceza olarak cinsel tacizde bulunmak, yasal statüyü düzene sokmak için cinsel zorbalık, kadınların karar alma süreçlerinin dışında bırakılması, kaynaklara erişime, kişisel belgeler almaya ve mülkün geri alınmasına izin verilmemesi ya da engellenmesi.

Göç ve sığınma durumları incelendiğinde görülüyor ki kadınlar, erkeklerden daha olumsuz etkilenmektedir. Bu etkilenmeye rağmen sığınma boyutunda kadın deneyimi yeterince görünür değildir. Çünkü mülteci kadınlar, faillerinden, ailelerinden ve toplumdan görecekleri tepkilerden korkmakta ve kendilerine yetkililer tarafından adil ve düzgün bir şekilde davranılacağını düşünmemektedir. Bu güvensizlik, utanma duygusu, namussuzlukla damgalanma korkusu ve psikolojik sorunlar kadınların deneyimlerini gizlemelerine neden olmaktadır.[8]

Kaynakça

            BUZ Sema, “Göçte Kadınlar: Feminist Yaklaşım Çerçevesinde Bir Çalışma”, Toplumsal ve Sosyal Hizmet Dergisi, Cilt:18, Sayı:2 (2017), ss. 37-50.

            CENKCİ Zehra, NAZİK Evşen, “Sığınmacı ve Mülteci Kadınların Yaşadığı Sorunlar ve Sunulan Sağlık Hizmetleri”, Anadolu Hemşirelik ve Sağlık Bilimleri Dergisi, Cilt:21, Sayı:4 (2018), ss. 293-299.

            GÖNÜL Seda, “Zorunlu Göç ve Toplumsal Cinsiyet: Suriyeli Kadınların Evlilik Deneyimleri”, Kristen Biehl, Didem Danış, (Der.), Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Türkiye’de Göç Araştırmaları, ISBN: 978-605-80592-1-4, İstanbul, 2020, ss. 80-100.

            GÜRPINAR Bulut, “Feminist Uluslararası İlişkilerde Güvenlik Ve Barış: Suriye İç Savaşı Ve Kadınlar”, Alternatif  Politika Dergisi, Cilt:9, Sayı:3 (2017), ss. 471-194.

            ÖZDEMİR Özlem, ÖZDEMİR Emrah, “Suriyeli Mülteci Kadınlar ve İnsani Güvenlik”, Güvenlik Stratejileri Dergisi, Yıl:14, Sayı: 27(2018), ss. 113-145.

https://www.kadindayanismavakfi.org.tr/medya/media/38_1602681783, (Erişim Tarihi; 21.03.2021)

             https://www.unhcr.org/tr/tum-multecilerin-yasadigi-koruma-sorunlari-kadinlar-tarafindan-da-paylasilir, (Erişim Tarihi; 21.03.2021)

             2020 Dünya Göç Raporu, https://publications.iom.int/es/system/files/pdf/wmr-2020-tu-ch-2.pdf, (Erişim Tarihi; 22.03.2021)

             https://www.goc.gov.tr/genel-bilgi45(Erişim Tarihi; 27.03.2021)

             1951 tarihli Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşmesi, http://www.multeci.org.tr/wp-content/uploads/2016/12/1951-Cenevre-Sozlesmesi-1.pdf, (Erişim Tarihi; 27.03.2021)


[1]1951 tarihli Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşmesi, http://www.multeci.org.tr/wp-content/uploads/2016/12/1951-Cenevre-Sozlesmesi-1.pdf, (Erişim Tarihi; 27.03.2021)

[2] https://www.goc.gov.tr/, (Erişim Tarihi; 27.03.2021)

[3] Zehra Cenkci, Evşen Nazik, “Sığınmacı ve Mülteci Kadınların Yaşadığı Sorunlar ve Sunulan Sağlık Hizmetleri”, Anadolu Hemşirelik ve Sağlık Bilimleri Dergisi, Cilt:21, Sayı:4 (2018), s. 294.

[4] Sema Buz, “Göçte Kadınlar: Feminist Yaklaşım Çerçevesinde Bir Çalışma”, Toplumsal ve Sosyal Hizmet Dergisi, Cilt:18, Sayı:2 (2017), ss. 38-39.

[5]https://www.kadindayanismavakfi.org.tr/medya/media/38_1602681783, (Erişim Tarihi; 21.03.2021)

[6] Sema Buz, a.g.m., s. 41.

[7]https://www.unhcr.org/tr/tum-multecilerin-yasadigi-koruma-sorunlari-kadinlar-tarafindan-da-paylasilir, (Erişim Tarihi; 21.03.2021)

[8]https://www.kadindayanismavakfi.org.tr/medya/media/38_1602681783, (Erişim Tarihi; 21.03.2021)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir