Politika Ve Strateji

SİYASAL ŞİDDET VE MODERN TERÖRİZM

Terörizm gün geçtikçe gündemi daha çok meşgul etmeye başlamıştır. Televizyon, internet, sosyal medya gibi mecraların kullanımının artmasıyla genişleyen terörizm ve etkileri, artık yalnızca olayların yaşandığı yerde ve yalnızca fiziki etkileriyle kalmamış, insanlara psikolojik baskı anlamında da ses getirmeye başlamıştır. Her ne kadar terörizmin net bir tanımı bulunmasa da çoğunluk tarafından kabul edilen ortak noktalar vardır. Bunlar yasa dışı kuvvet kullanımı, siyasal nedenler, ulus-altı aktörler, yumuşak sivil ve pasif askeri hedeflere karşı saldırılar, alışılmadık yöntemler, bir kitleyi kasıtlı olarak etkilemeyi amaçlayan kanunlar olarak 6 maddede sıralanmıştır. Terörizmi anlayabilmemiz için bir konu üzerine değil, birden çok konuya odaklanılmalıdır çünkü terörizmin birden çok türü vardır. Bu türleri de en geniş anlamda devlet terörizmi, muhalif terörizmi, dini motifli terörizm ve uluslararası terörizm başlıkları oluşturulabilir. Düzenlenen bütün olaylar doğrultusunda terörizmin ve destekçilerinin elbette ki planladıkları, ulaşmaya çalıştıkları bazı hedefleri vardır. Yapılan saldırıların temel amacı mevcut düzenin değiştirilmesidir. Ayrıca şiddet eğilimin hedefi yalnızca fiziksel değildir, psikolojik ve sosyal manada da karışıklık yaratmak ve hedefledikleri devrimin ortamını hazırlamaktır.

Bütün bu var olan tanımlamaların, hedeflerin, terör türlerinin yanı sıra en önemli konu terörizmin nasıl algılanacağı konusudur. Kimilerine göre terörizm olarak addedilen durumlar veya oluşumlar bana göre haklı ve masum bir çaba olabilir. Fikrimde masumca ve haklı olan bir durumu terörist olarak kabul etmeyebilirim ve bu oluşumları özgürlük savaşçısı olarak nitelendirilebilirim. Tabi bu durum tam aksi şekilde de cereyan edebilir, benim terörist olarak adlandırdığım bir oluşum, başkası için özgürlük savaşçısı olabilir. “Terörist midir, özgürlük savaşçısı mıdır?” bağlamı netleşmeyince ortaya daha büyük sorunlar çıkabiliyor. Uluslararası alanda böyle durumlara müdahale etmek daha da zor bir hal alıyor. Müdahale edilemeyen durumlarda da teröristler ve destekçilerinin cesaret almasından kaynaklı olaylar çığ gibi büyüyebiliyor. Hatta durum artık terörizmden çıkıp bir gerilla savaşı durumuna gelebiliyor.

Terörizm / Özgürlük savaşçısı karmaşasının açıklığa kavuşmama sebeplerini arayacak olursak eğer, duruma küresel açıdan bakmak yerine ülkelerin tekil olarak hareketlerine bakmak yanlış olmayacaktır. Ülkelerin uluslararası alandaki politik kaygıları, statükocu davranışları, ekonomik çıkarları, dini bakış açıları gibi konularla karşı karşıya kalabiliriz. Terörist gruplara silah satışı yapan bir ülke, bu grubu terörizm olarak ilan etmeyip özgürlük savaşçısı olarak görebilir. Böyle bir durumu İsrail ve Filistin arasındaki olaylarda da gözlemeyebiliriz. İsrail’in işgaline karşı direnen Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), İsrail ve destekçileri tarafından terörist gruplar olarak hatta gerilla savaşçıları olarak görebilir. Bunun aksine Filistin’in de Müslüman olmasından kaynaklı dini açıdan bakılınca, yine Müslüman ülkelerin İsrail’in Filistin’e zulmettiğini düşünmeleri ve FKÖ’yü özgürlük savaşçıları olarak değerlendirmeleri kadar doğal bir şey yoktur. Günümüzde de İsrail-Filistin konusunda bu doğrultuda taraflar şekillenmiştir. Aslında ilk bakışta çok sıradan ve yüzeysel gibi gelse de oldukça teferruatlı bir konudur ve çözmesi de bir o kadar uğraştırıcıdır.

Terörizmin geçmişine bir göz attığımızda Antik Çağ’a kadar uzandığını görebiliyoruz. Antik Çağ’da, Sokrates’in gençleri kötü etkilediği düşünülmüş ve bu yüzden baldıran zehri içirilerek öldürülmesiyle başlayan terörizm hikayesi kendisini, Roma Çağı’nda kralların öldürülmesiyle, Eskiçağ’da ve Ortaçağ’da Roma’nın Filistin’i işgaline karşı duruşlarla, Karanlıklar Çağlar’da da varlığını dini savaş gibi olaylarla göstermiştir. Modern Terörizm’i Fransız Devrimi ile yükselmeye başlamıştır.

19. yüzyıla gelindiğinde pratikte bizi karşılayanlar anarşizm, Marksizm ve faşizmdir. Anarşizm merkezi hükümet kontrolü ve özel mülkiyeti kabul etmezler. Ezilen köylü ve işçi sınıfını savunur. Marksizm ise sanayi işçileri sınıfını savunmuş ve işçilerin ürettiklerinin zenginlere gitmesi yerine farklı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Faşizm de aşırı milliyetçiliğin savunulmasıdır. Modern terörizmde insanlar bu ideolojilerin peşinden giderek kendilerine yarattıkları “haklı savaş” kavramıyla şiddet eylemlerinde bulunmuşlardır.

11 Eylül Saldırıları ile yeni bir boyut kazanan terörizm, teknolojinin artışıyla kamuoyunu istediği gibi manipüle etme şansına kavuşmuştur. ABD her zaman olaylar, çatışmalar içerisinde bulunmuştur fakat öylesine büyük güvenlik önlemlerine rağmen Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırı düzenlenebilmesi, üstelik bu durumun canlı bir şekilde televizyonlardan bile izlenebilmiş olması, terörizme faal olabileceği yeni ve daha etkili kullanabileceği sahalar sağlamıştır.

Terörizm ile ilgili büyük öneme sahip olan fakat pek göz önünde bulundurulmayan iki konu vardır; sosyal hareketler ve dramatik olaylar. Bu iki mesele terörizmin neden var olduğunu açıklar. Sosyal hareketler değişikliğe teşvik veya ezileni koruma olarak adlandırılmış faaliyetler gibi çalışmalardır. Dramatik olaylar ise bir yakınında birebir şiddet etkisi görmüş insanların, şiddetle karşı çıkma arzusuyla büyümesidir. Dramatik olaylar ise bir yakınında birebir şiddet etkisi görmüş insanların, şiddetle karşı çıkma arzusuyla büyümesidir. Bu şiddet eğiliminin çok farklı çeşitleri ve yöntemleri bulunabilir. Bunları 3 başlık altında toplayacak olursak başlıklarımız adaletsizliğin sonucu, stratejik seçim olarak ve siyasal şiddet için ahlaki gerekçeler olacaktır.

Adaletsizliğin sonucu olarak siyasal şiddet sosyolojik ve psikolojik açılardan incelenmektedir. Sosyolojik açıdan terörizmin kaynakları devlet yapısının zayıflığı ve yoksunluk ve toplumun hayal kırıklıklarından temellenir. Psikolojik açıdan ise terörizm temelde mantıksız bir davranıştır ve yalnızca aklını yitirmiş insanların ya da strateji olarak benimsendiğini görülmektedir. Suçluların yaptıklarını öğrenme ve taklit etme süreci, sosyal hayatta refaha ulaşamamış insanların istedikleri koşullara yasal olmayan yollarla ulaşmaya çalışmaları gibi psikolojik temeller vardır.

Stratejik bir seçim olarak siyasal şiddet ise isminden de anlaşıldığı üzere bilinçli bir seçim olan terör şiddeti, grubun siyasi gücü var olduğu sürece başarılı olacaktır. Halkın savaşı kavramı da bunun bir göstergesidir. Halkın gücüyle birlikte, Lenin’in de yaptığı gibi, halkın iradesinin bu konuda uzman kişiler veya liderlerce yönlendirilmesiyle büyük bir etki yaratabilir.

Siyasal şiddet için ahlaki gerekçeleri dört başlık altında toplayabiliriz. Bunlar; teröristlerin ahlaki inanışları, iyilik ve kötülüğün basitleştirilmesi, ütopya arayışı ve kendini feda etme kuralları olacaktır. Teröristlerin ahlaki inanışları da kendi içerisinde çeşitlendirilebilir. Örneğin karşı taraftan gelen haksız güç kullanımı olduğu inancı veya bir grubun/halkın kendisini bir diğer halka göre daha üstün görmesi olabilir. İyinin ve kötünün basitleştirilmesi kesin ve büyük yargılarla -“Bizim davamız haklıdır, düşman haksızdır.”- mümkün olabilmektedir. Ütopya arayışı şu anki durumdan daya iyilerinin vaat edilmesidir ve ne olursa olsun her şeyin anlık durumlarından çok daha iyi olacağı düşünürler. Bu yönde eylemde bulunurlar. Kendilerini feda etme durumları ise teröristlerin peşinde koştukları hedeflerini hayatlarının temeline alıp onun varlığının kabullenilmesi gerektiğini savunurlar ve kendileri bunu uygularlar. Böylelikle sistem içerisinde kendileri gitgide ayrışıp üstünlük sağladıklarını düşünürler.

KAYNAKLAR

“Terörizm: Kavramlar ve Kuramlar”, Gus Martin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir