Politika Ve Strateji

SÖMÜRGE YARIŞI: Afrika’ya Hücum

Modern sömürge anlayışından bahsedilince ilk akla gelen şey Afrika’nın sömürgeleştirilmesidir. Bu yazıda modern beyaz Avrupalının, tamamıyla ilkel olarak gördüğü Afrika kıtasında kanla ve asimilasyonla kurduğu egemenliği ve sömürge yarışını anlatacağım.

Haritada görüldüğü üzere coğrafi keşiflerle beraber tüccar ve kaşifler eliyle kıtayla ilişkilere başlasa da 1870’lere kadar belli başlı kıyı şeritlerinin dışına çıkılmamıştır. Köle ticaretinin azalmasıyla beraber tarımla uğraşan Afrikalı kesim bir süre rahat nefes almıştır. Peki ne oldu da sömürgeciler Afrika’nın içlerine girmeye karar verdiler?





Renkli yerler 1870’den önce sömürgeleştirilen yerler

Politika, ekonomi ve savaş her zaman birbiriyle bağlantılıdır ve belli dengelerin güdülmesi gerekmektedir. 1800’lü yıllar Avrupa’sında her biri uluslar üstü güçlere erişmiş imparatorluklar hakimdi. Dünyada bölüşmedikleri son büyük toprağın Afrika olması nedeniyle “kara kıtaya” da sıra gelmişti. Avrupalılar, en azından I. Dünya Savaşı’na kadar birbirlerinin ayağına basmadan uzlaşmalarla, konferanslarla rekabeti savaşa dönüştürmeden Afrika’nın bölüşülmesini tamamlamıştır.  Daha sonra da bölüşülecek bir yer kalmayınca aynı  “Medeni Avrupa” silahları birbirine doğrultmaktan geri durmamıştır. Bu ülkeler arasında Britanya ve Fransa’yı yani dönemin süper güçlerini; eski güçlerini kaybetmiş olan İspanya, Portekiz’i ve ulusal birliğini yeni sağlayan Almanya ve İtalya’yı sayabiliriz. Belçika ise çok büyük de olmasa diğer ülkelerin Afrika’nın ortasında büyük bir devlet istememesi sonucu sürece dahil olmuştur.

 Sahilde Avrupalılarla iş tutup ticaret yapan Afrikalılar olmasına rağmen bu durum Avrupalılar açısından çok da güvenilir bir yöntem değildi. Afrika’da çeşitli krallar olsa da genelinde siyasi istikrar yoktu. Bu sebeple ticaretin güvenliği sağlanamıyordu. İkinci bir neden ise gelişen teknolojiyle birlikte, yeni maden sahalarının bulunması beraberinde gelmiştir.  Avrupa’nın hızla yükselen teknolojisi uçsuz bucaksız coğrafyalarda ulaşım ve iletişimi kolaylaştırmıştır. Coğrafyaya alışkın olmayan beyazlar yeni ilaçlarla artık bölgeye uyum sağlar hale gelmiştir. Afrikalıların talan ve işgali durdurmaya yönelik çabalarıysa sonuçsuz kalmıştır.

Ülkeler ve Sömürgeleri

İngiltere: Güney Afrika Birliği, Bechuanaland, Güney ve Kuzey Rodezya, Kenya, Uganda, İngiliz Mısır-Sudan’ı, İngiliz Somali’si, Nijerya

Fransa ise Batı Afrika’nın çoğu, Madagaskar, Fransız Ekvator Afrikası

İspanya: İspanyol Fası, Kanarya Adaları, İspanyol Ginesi,

Portekiz: Portekiz Ginesi, Maderia Adaları, Angola, Mozambik

Almanya: Kamerun, Güneybatı Afrika ve Tanganika

Belçika: Belçika Kongosu

İtalya: İtalyan Somalisi, Libya, Eritre  

Afrika işgali sırasında ülkeler farklı metotlar kullanmıştır. Örneğin İngiltere, daha önce sömürgesi haline getirdiği Hindistan’dan getirdiği Hintli askerleri kullanmıştır. Yine Hindistan’ı sömürürken kullandıkları gibi işlerini Kraliyet Nijerya Kumpanyaları, İngiliz Güney Afrika Kumpanyası gibi şirketler aracılığıyla görmüşlerdir. Belçika ise Kongo’yu Belçika Kralı II. Leopold’un şahsi malı olarak kabul etmiştir. Leopold yönetimi köylere üretim konusunda belli kotalar koyup bu kotalara ulaşamayan köylerde sakatlama ve idam gibi cezalar vermiştir. Bu cezaları da bölgenin ücra yerlerinden bile topladığı muhafızlar aracılığıyla yaptırmıştır. Fransa ise nüfuzu altındaki bazı bölgeleri tebaası olarak kabul etmiştir. Tabi bu vatandaşlık konusunda bir Fransız ile eşit oldukları anlamına gelmemektedir ve uçurum derecesinde statü farkları vardır. Sömürgecilerin bakış açısı genel olarak havuç-sopa mantığıyla uygulamaya koyuluyordu. Yani kendi çıkarları için çalışan insanları ödüllendirme veya kendi çıkarlarına zarar veren kişileri cezalandırma şeklindeydi.

Bütün gelişmelerin yanında makineli tüfeğe bir parantez açmak gerektiği düşüncesindeyim. Maksim ismi verilen makineli tüfek İngilizler tarafından satın alınmıştır. Bu tüfek dakikada 500 mermi kapasitesiyle savaşlarda yeni bir dönemin kapısını açmıştır. 1889 yılında alınan bu silah ilk defa 1893-1894 yıllarındaki Koloni Savaşları’nda Afrikalılara karşı kullanılmıştır. Bu elde taşınabilir silahla birlikte 50 İngiliz askeri 5001 yerli direnişçiye karşı sadece 4 makineli tüfekle başarıyı getirmiştir.

Sömürgeleri Elde Tutmak

Bir coğrafyayı savaşla işgal etmek kolay fakat elde tutmak daha zordur. Peki bunu nasıl başardılar? Aslında cevabının basit olduğu söylenebilir. Normal şartlarda bir yeri işgal ettiğinizde o yerdeki yaşayan halkla ilgili bazı sorumluluklarda beraberinde gelir fakat Afrika’da durum böyle olmadı. Avrupalılar kendilerinin modern ve üstün olduğuna, yerli halkınsa tamamen ilkel ve medenileştirilmesi gereken insanlar olduğuna inanmışlardı.

Sömürgeci devletler kabile ve kralları yendikten sonra en üst tabakayı yok edip, orta tabakadaki yetkililerle birlikte iş birliğine gitmişlerdir. Güçlü otoritelerin gücünü kırıp az güçlü olanları desteklemişlerdir. Kendi işlerine gelen şefleri göreve getirip istediklerini azledebiliyorlardı. Kısacası örgütlenilmesine izin vermeden böl-yönet taktikleriyle ve müthiş bir orantısız güçle isyanlar bastırılmıştır. Bazı örnekler verecek olursak Almanlar 1905 Tanganika İsyanında yüzbinlerce Afrikalıyı katletmişlerdir. Güneybatı Afrika’da meydan gelen Herero Ayaklanması ise toplu ve sistematik imha derecesinde sert bir şekilde bastırılmıştır.

Misyonerlik faaliyetleri de bu bölgelerin elde tutulmasında oldukça etkili olmuştur. Batılılar zencilerin insan sayıldığını daha yeni yeni kabul etmeye başladıklarından dolayı güya medenileştirmek istedikleri yerlileri pek fazla eğitme zahmetine girişmediler. Onun yerine misyonerlik faaliyetleriyle kendilerine uşaklar ve işlerini görecek sömürgeye bağlı kişiler yetiştirmeye gayret ettiler.

Sömürgelerde ilk yerleşkeler ağırlıklı olarak erkekler tarafından oluşmuştur. Bu gelenler arasında kendi ülkesinde aradığını bulamayanlar, maceraperestler ya da ucuz bir şekilde siyasi kariyer kovalayanlar başı çekmekteydi. Çoğu da erkeklere özgü ayrıcalıkları sayesinde Afrikalı kadınlarla istedikleri gibi ilişkiye girebilecekleri ve doğan çocuklar konusunda sorumluluk almalarının gerekmediği konusunda hemfikirlerdi. Bunun üzerine sömürge güçleri kendi arı ırklarının bozulmamasını sağlamak için kısıtlamalar ve ayrımcılıklar getirme gereği hissetmişlerdir.

Ekonomi konusundaysa bütün faaliyetler beyazların kontrolündeydi. Afrikalı paravan hükümetlerse, hiç olmazsa insanlara iş sağlayabilmek, karınlarını doyurabilmek amacıyla beyazların el koyduğu topraklarında sömürgecilere boyun eğmek zorunda kalıyorlardı.

Bazı Avrupalılar, modern çağda Afrika’da meydana gelen sömürgeciliğin olumlu bir etkisini söyleyebilecek kadar ileri gitmişlerdir. Ne kadar meşruluk sağlanmaya çalışılırsa çalışılsın kıyımların haricinde müthiş bir kültürel yıkım vardır. Siyasal anlamda Avrupa’nın sömürgecilik anlayışı Afrika’ya “farklı” ve daha modern bir sitemin aksine var olan siyasal sistemleri bozmuş darmadağın etmiştir. Tanzanyalı bir siyasetçi bu durumu şu şekilde açıklar. “Beyazlar Afrika’ya geldiklerinde bizim büyük sorunlarımız yoktu, küçük sorunlarımız vardı, anlaşamadığımız durumlarda bir ağacın altında bir araya gelir o sorunumuzu konuşur, anlaşıncaya kadar kalkmazdık. Şimdi adına “demokrasi” diye bir sistemden bahsedip, bütün sorunlarımızı çözeceğinden bahsediyorlar. Oysaki bu “demokrasi” sorunlarımızı daha da büyütüyor ve çözümsüz hale getiriyor” Tabii ki Afrika’ya götürülen demokrasi, ABD’nin Irak işgali sırasında sadece “petrol bakanlığını” koruması gibi gerek gördüğü kurumları ve yapıları korumuş, uygun görmediği yapılanmaları ise yok etmiştir.

Dünya’nın değişmesi ve Dünya Savaşları’nın ardından sömürgecilik de şekil değiştirmiştir. Sömürgeyle ilgili farklı coğrafya ve dönemlerden ise daha sonraki yazılarda bahsedeceğim.

Kaynaklar:

Burbank, Jane, Frederick Cooper, and Ahmet Aybars Çağlayan. İmparatorluklar tarihi: Farklılıkların yönetimi ve egemenlik. İnkılap Kitabevi, 2011.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir