Politika Ve Strateji

SURİYE’DE KİM KİMDİR?

Terör Çağı

Suriye’de devletin zorbalaşması ve aşınmasıyla birlikte ortaya çıkan güç boşluğu devlet dışı unsurlar aracılığıyla doldurmaya çalışılmıştır. 11 Eylül’ü bir milat olarak alırsak bu tarihten sonra savaşların artık vekaletler arasında yapıldığını görebiliriz.

Devletler artık kendi askerlerini ve kendi güvenliklerini tehlikeye atmadan vekaletler aracılığıyla savaşmaya başlamışlardır. Vekalet savaşlarında oldukça ucuz bir yöntem olan “eğit-donat” stratejisi kullanılmaktadır. Bu stratejinin kullanılmasının bir diğer nedeni ise savaş ve çatışma şartlarına daha alışkın ve tecrübeli insanların kullanılmasıdır. Neticede ordular ne kadar tatbikat yaparlarsa yapsınlar her gün savaşlara katılmıyorlar. Bu durum, pratik eksikliğinden dolayı ve ülkelerin uluslararası hukukla sınırlı kalması gibi nedenlerle örgütlerin desteklenmesine yol açıyor. Örneğin bir Amerikan askerinin maliyeti ve ölmesi sonucunda oluşan infial çok yüksekken Afganistan, Afrika gibi ülkelerden toplanan paralı askerlerin ölmesi ABD için o kadar da önemli değildir.

Günümüz sosyal medya düzeninin de bu terör çağında büyük etkisi olduğunu kabul etmek gereklidir. DAEŞ, YPG gibi örgütlerin sosyal medya ve propaganda yollarıyla kendi bünyelerine kattığı ithal teröristlerin sayısı on binlerle ifade edilmektedir. Örneğin DAEŞ’in “hicret” çağrısı 2015’den itibaren 100 ülkeden 27 bin ile 31 bin kişi civarında kişi tarafından karşılık bulmuştur. Bu kişiler yeni ve küresel terör anlayışının oluşmasında etkili olmuştur.

Bu derecede farklı ve karışık insanın kaynaşmasının yanı sıra bazı bölgeler de ise bir nevi şehir hatta kasaba devletçiklerinin önü açılmıştır. Örnek olarak İdlib için yapılan haritayı gösterebiliriz.

Suriye’de Muhalefetin Oluşması

Suriye’de olayların başlaması iki kadın doktorun aralarında telefon konuşması yaparken biri diğerine diyor ki “Mısırda Mübarek devrildi”. Diğeri de “Darısı bizimkinin başına” cevabını veriyor. Bu konuşmayı dinleyen hükümet yetkilileri iki kadının saçlarını ceza olarak tıraş ettiler. Bu doktorların akrabası olan 15 çocuk da duvarlara “Halk rejimin düşmesini istiyor” gibi sloganları duvarlara yazıyorlar yakalanan çocukların aileleri çocuklarını almak için protestolarda bulunuyorlar. Kolluk güçleri bu protestoları çok sert bir şekilde bastırıyor. Zaten kuruluşunda darbeyle gelen ve nüfusun ancak % 10’na denk gelen Nusayri tabanlı hükümetin devrilmesi için bir kıvılcım gerekiyordu. Bu olay ile birlikte Suriye’de sonu gelmez bir iç savaşın kapısı aralandı.

Savaştan kaçmaya çalışırken boğulup ölen çocuklardan biri Aylan Bebek

Suriye’deki Aktörler

Esad Hükümeti’nin gücü ise Şebbiha adı verilen Esad ailesine bağlı sayıları 40.000’lere ulaşan milislerdir. Neden Suriye ordusu demiyoruz çünkü iç savaştan önce 220.000 binleri bulan ordu firarlarla ve rejime karşı cephe alanların da ayrılmasıyla 25 binlere kadar düşmüştür. Beşer Esad’ın kardeşi Mahir Esad tarafından yönetilen Şebbiha 1970’li yıllarda baba Esed tarafından kurulmuştur. Bu birlikler iç savaşın başından beri türlü işkence ve vahşet hikayelerinin baş rolünde yer almaktadır. Bu güçler PKK’nın Suriye uzantısı olan Ypg ile hemen hemen hiç mücadeleye girmemişlerdir.

Kaynak: Hürriyet

2012 yılının Şubat ayına gelindiğindeyse Rejim unsurları tarafından Humus’a düzenlenen saldırıda 200’den fazla insan yaşamını yitirdi. Aslında olaylar bu aşamaya gelmeden uluslararası arenada çözülebilirdi fakat BM Güvenlik Konseyi’nce Esad’ın görevden çektirilmesi yönünde sunulan tasarı Rusya ve Çin tarafından reddedildi. Birleşmiş milletlerce sorunun çözümlememesi ardından Türkiye-Rusya-İran üçlü zirveler yaptılar. Cenevre Görüşmeleri başlasa da anlaşma sağlanamamıştır. Sonrasındaysa hayatımıza giren salgınla birlikte anlaşmalar ileri tarihlere ötelenmiştir.

Suriye hükümeti, başlarda muhalifler karşısında İran’ın desteklerine rağmen başarılı olamamıştır ta ki Rusya imdadına yetişene kadar. Bunun bedeli olarak da 18 Ocak 2017’de Tartus Deniz Üssü 49 yıllığına Rusya’ya kiralandı. Rusya böylece yüzlerce yıllık sıcak denizlere inme hayaline ulaşıp bunu kalıcı hale getirdi. Rusya’nın Hmeymim’de de 2015’ten bu yana hava üssü bulunmaktadır. Bu üs hava operasyonlarının merkezinde yer almaktadır. Rusya müttefikini korumak uğruna 100’den fazla asker ve onlarca hava aracını kaybetmiştir.

Halep’e yapılan bir hava saldırısının ardından enkazdan çıkarılan 5 yaşındaki Ümran

İran ise Suriye İç Savaşı’nın başından itibaren Şii Nusayri hükümetine destek amacıyla sahada yer almaktadır. İran, Devrim Muhafızları ve farklı coğrafyalardan sağladığı milisler aracılığıyla Rejim’e destek vermiştir. Yakın zamanda ABD tarafından öldürülen Kasım Süleymani’nin savaşın yönetimi konusunda Rejim’e çok faydalı olduğu bilinmektedir. Bu yardımlar için Suriye İran’a çeşitli bölgelerde 16 üs için inşa izni vermiştir. İran’ın bir diğer amacı da Lübnan Hizbullah’ına bağlantı sağlayabilmek dolayısıyla İsrail’e karşı cepheyi olabildiğince ileri taşımaktır.

İsrail ise daha çok hava taarruzları ile milisleri sınırlarından uzak tutma ve Golan Tepeleri’ni koruma amaçlarını gütmekteydi. Başkaca bir amacı ise Suriye’nin olabildiğince zayıf kalmasını sağlamaya çalışmaktı. İsrail Suriye’ye bu gibi sebeplerle yüzlerce hava saldırısı düzenledi.

ABD ise Suriye’ye girmeyi fayda ve maliyet açısından gereksiz görmekteydi ta ki IŞİD Suriye’de bir çok yeri ele geçirinceye kadar. IŞİD Rakka’yı başkent ilan edince ABD, koalisyon güçleriyle birlikte bölgede üsler kurarak YPG’yi IŞİD’de karşı desteklemeye başladı. Amaç bir yandan DAEŞ’i yok etmek, DAEŞ’e karşı savaşmasıyla kahramanlaştırılan YPG’yi SDG ismiyle tanıyıp bölgede bir terör devletinin kurulmasını sağlamaktı. Bunlar alfabenin harfleriyle türlü türlü örgüt kurarken Türk Devleti artık beka meselesi haline gelen bu düğümü demir yumruğuyla koparıp atmasını bilmiştir. ABD, YPG’ye 2017 ve 2018 yıllarında sırasıyla 430 ve 500 milyon ABD doları değerinde silah ve teçhizat yardımı yapmıştır.

İngiltere DAEŞ’in tehdit ettiği Batı bloğunun en önemli ülkelerinden biri olması dolayısıyla 2015’te Suriye’de yerini almıştır. İngiltere üstün hava gücünü koalisyon için kullanmış ve açıklanan rakamlara göre hava operasyonlarında binlerce DAEŞ’li teröristi öldürmüştür.

Fransa ve Almanya ise ABD’nin koalisyon gücünde yerini almakla beraber çok fazla etkin olmamışlardır.

Türkiye’nin, Suriye ile iç savaştan önce ortak bakanlar kurulu toplayabilecek kadar yakın ilişkileri vardı fakat iç savaşın başlamasıyla ilişkiler şiddetlenmiş ve daha sonra tamamen ipler kopmuştur. DAEŞ’in Türkiye’nin birçok yerinde bombalar patlatmasıyla beraber Türkiye sahaya dahil olur hale gelmiştir. Başlangıçta ABD ile birlikte ÖSO’yu eğit-donat taktiğiyle desteklemiştir fakat ÖSO’nun DAEŞ’e karşı başarı gösterememesi neticesinde Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Bahar Kalkanı Operasyonlarıyla sahaya bizzat dahil olmuştur. 2017’nin sonlarına doğru ÖSO daha düzenli bir hale getirilerek ve belirli bir hiyerarşik düzene sokularak Suriye Milli Ordusu (SMO) adını aldı. Türkiye artık savunmadan taarruza geçmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise yeni politikasını ise “Terörü kaynağında yok etmek” şeklinde açıklamıştır. Bu eksen doğrultusunda Türkiye, Rusya ile Soçi Mutabakatı’nı imzaladı. Mutabakatın maddeleri şu şekilde:

1. Her iki taraf Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün muhafazasına ve Türkiye’nin milli güvenliğinin korunmasına olan bağlılıklarını teyit ederler.

2. Terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle mücadele etme ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı gündemleri boşa çıkarma yönündeki kararlılıklarını vurgularlar.

3. Bu çerçevede, Tel Abyad ve Ras Al Ayn’ı içine alan 32 km derinliğindeki mevcut Barış Pınarı Harekatı alanındaki yerleşik statüko muhafaza edilecektir.

4. Her iki taraf Adana Anlaşması’nın önemini teyit eder. Rusya Federasyonu mevcut koşullarda Adana Anlaşması’nın uygulanmasını kolaylaştıracaktır.

5. 23 Ekim 2019, öğlen saat 12.00’den itibaren, Rus askeri polisi ve Suriye sınır muhafızları, Barış Pınarı Harekat alanının dışında kalan Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafına, YPG unsurları ve silahlarının Türkiye-Suriye sınırından itibaren 30 km’nin dışına çıkarılmasını temin etmek üzere girecektir. Bu işlem 150 saat içinde tamamlanacaktır. Aynı saat itibarıyla, mevcut Barış Pınarı Harekat alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacaktır.

6. Münbiç ve Tel Rıfat’tan bütün YPG unsurları silahlarıyla birlikte çıkarılacaktır.

Kahramanlar can verir Yurdu yaşatmak için

7. Her iki taraf terörist unsurların sızmalarının önlenmesinin temini için gerekli tedbirleri alacaktır.

8. Mültecilerin güvenli ve gönüllü şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılacaktır.

9. Bu muhtıranın uygulanmasını gözetmek ve koordine etmek amacıyla müşterek bir denetim ve doğrulama mekanizması ihdas edilecektir.

10. Taraflar Astana Mekanizması çerçevesinde Suriye ihtilafına kalıcı bir siyasi çözüm bulunması amacıyla çalışmalarını sürdürecek ve Anayasa Komitesi’nin faaliyetlerini destekleyecektir.

Ayrıca Erdoğan Soçi muhtırasına uyulmamasıyla beraber yaşanacakları şu sözlerle ifade etti:“Mehmetçiklerin kanının döküldüğü bir yerde, kendini ne kadar büyük görürse görsün, hiç kimsenin güvende olamayacağını da açıkça söylüyorum.”

Ebu Bekir el-Bağdadi

DAEŞ Suriye İç Savaşı’nı bir fırsata çevirerek kendine yeni alanlar açmıştır. DAEŞ diğer örgütlerden farklı olarak kendisini Sünni İslam’ın savunucusu olarak ilan etmiştir. Yakın zamanda öldürülen lideri Ebu Bekir el-Bağdadi ise kendini halife ilan etmiştir.

Heyet Tahrir Şam, kuruluşunda IŞİD’in Suriye kolu olarak Nusra Cephesi ismiyle kurulsa da örgütün lideri Culani, IŞİD’e El Kaide’ye bağlı olduğu gerekçesiyle baplı olduğunu artık bu durumun ortadan kalkmasıyla IŞİD’den ayrıldığını ilan etmiştir. İdlib’deköşeye sıkışsada örgüt kendini burada güçlendirmeyi başarmıştır. Bir süre sonra ideolojik farklılıkların çıkması üzerine El Kaide ile bağını koparmıştır.

28 Temmuz 2016 tarihinde örgüt lideri Ebu Muhammed Culani El-Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra Cephesi’ni feshettiklerini ilan etmiş ve Şam’ın Fethi Cephesi’nin (ŞFC) kurulduğunu beyan etmiştir. 2017’ye gelindiğinde ise Liva’ul Hak, Nureddin Zengi Hareketi, Şam’ın Fethi Cephesi ile birlikte irili ufaklı birçok grup Heyet-i Tahriru’ş-Şam’ı (Şam’ın Özgürleştirilmesi Heyeti, HTŞ) çatısı altında birleşmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir