Politika Ve Strateji

TERÖRİZM İLE MÜCADELE YÖNTEMLERİ

Geçen yazımda bahsettiğim gibi terörizmi anlamaktaki en büyük sorun “Terörist mi?/Özgürlük savaşçısı mı?” ikilemidir. Bakış açısına göre değişkenlik göstermesi, terörizmi tanımlamayı zorlaştırdığı gibi nasıl mücadele edilebileceği sorununu da zorlaştırmaktadır. Mücadele etmek için öncelikli olarak grubu/kişiyi/devleti zararlı kabul etmek gerekmektedir.

İnsanların kendi fikirlerini savunmaları ve haklarını istemeleri kadar doğal bir duruma böylesine şiddeti karıştıran insanlarla/devletlerle/zihniyetle nasıl anlaşma yapılabilir? Yapılan anlaşmaya ne kadar bağlı kalırlar? Zaman içinde, anlaşmayla tanınan haklardan daha fazlası için tekrar şiddet eğiliminde bulunurlar mı? Teröristlerle anlaşma yapmak bir ülkenin özgürlüğünü, egemen ve eşit olmasını kısıtlar mı? Bu gibi soruları düşündüğümüzde hiçbir garantisinin olmadığını görebiliriz.

İki farklı terörizm ile mücadele yöntemi bulunmaktadır. İlki kuvvet kullanmak, diğeri ise terör örgütüyle müzakere/anlaşma/masaya oturma yöntemidir. Kuvvet kullanmayı kendi içerisinde de kolluk kuvvetleri kullanımıyla mücadele, ordunun kullanılması, istihbarat ve casusluk olarak ayrılır. Kolluk kuvvetleri ve ordunun kullanımı alenidir fakat istihbarat ve casusluk örtülü gizli olmakta ve gözler önüne sergilenmemektedir. İki yöntemin de kendine göre avantaj veya dezavantajları vardır. Zaman içinde olayların sonlanması veya beklenenin aksine yeniden başlamasıyla hangi yöntemin kullanılması gerektiği ve bu terör sorununun nasıl çözüleceği tartışma meselesi haline gelmiştir.

Kuvvet kullanmak günümüzde, insan haklarının bunca yol kat etmesi üzerine, dünya kamuoyunda hoş karşılanmamaktadır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin, sırasıyla 3, 4 ve 5. Maddelerinde “Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.”, “Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü şekliyle yasaktır.”,Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz.” görüldüğü üzere insan hayatı varoluşsal bir hak olduğu gibi, kimse tarafından da herhangi bir şekilde zarara uğratılamayacağı söylenmektedir. Bunu devlet üzerinden ele alacak olursak bir devletin şiddeti temel alarak mücadele etmesi; engellemek ve eylemlerine son vermek için çalıştığı, karşısındaki terörist grupla aynı izlenimi yaratmasına sebep olabilir. Keza bu imaj da uluslararası veya ulus-üstü bir platformdaki ilişkilerine de zarar verecektir. Kolluk kuvvetlerinin kullanılması akla ilk anda şiddeti getirse de düşündüğümüzde kanunların uygulanabilmesi anlamına da gelebilir. Kolluk kuvvetlerinin kanunların nasıl ve ne ölçüde uygulandığının takibi ve buna göre yetkilerini kullanmaları caydırıcı olabilir.

Kuvvet kullanımının örneği olarak ise ABD’nin Afganistan’ı işgali büyük bir olaydır. ABD, 11 Eylül Olayları’nın ardından “terörle mücadele” kapsamında Usame Bin Ladin’i yakalamak, Taliban’ı ve El-Kaide’yi etkisiz hale getirmek amacıyla başlatmıştır. ABD ve İngiltere ile başlayan müdahaleye sonradan NATO kuvvetleri de katılmıştır. Başlarda Taliban ve diğer Taliban destekçisi güçleri büyük oranda yıldırmış olsa da tam olarak amacına ulaşamamıştır. Yeniden kuvvetini toplayan Taliban da El-Kaide de eylemlerine aynı şekilde devam etmiştir.

Müzakere yolunu seçmek ise insan hakları açısından uygun bir yöntemdir. Kansız, silahsız, ölümsüz bir çözüm her zaman daha akıllıca bir yol olarak düşünülebilir. Bütün terörist grupların kullandığı şiddet aynı olmamakla birlikte, “Büyük can kayıpları ve yıkımlara sebep olan teröristlerle anlaşma yapabilmek ne kadar mümkündür?” ve “Teröristlerle masaya oturmak onları meşrulaştırmak mıdır ve bu onları daha da azılı hale getirir mi?” gibi sorular insanın ellerini kollarını bağlamaktadır. Hali hazırda gözlerini kan bürüyen bu insanlarla masaya oturmak, anlaşma yapmaya çalışmak ne kadar etkili olabileceği konusu dezavantajı denebilir. Terörizmle mücadele aşamasında anlaşma yolunda adımlar atılırken eylemcilerin hala silahlı olması işin en büyük dezavantajlarındandır. Silahlanmış bir örgüt/terörist için elinde kuvvet varken istediklerinin yapılması onun sınırlarını daha yukarı taşımasına sebep olacaktır, örneğin Çözüm Süreci’nde olduğu gibi. Çözüm Süreci, Türkiye’de PKK’nın uzun yıllardır sürdürdüğü terör eylemlerini bitirmek amacıyla başlanmış bir süreçtir fakat Süreç esnasında PKK silah bırakmamıştır. Öcalan ile çeşitli görüşmeler gerçekleşmiş, çeşitli barış yolları denenmiştir. Bütün bu denemeler 2015 yılında Ceylanpınar Olayı’nın ardından sonlandırılmış ve Çözüm Süreci’nin devam etmeyeceği kararı verilmiştir.

İki yöntemin de başarılı olabildiği kadar başarısız olduğu noktalar da vardır. Kuvvet kullanarak çözülemeyen terör olaylarının müzakerenin denenmesi ile çözüldüğü görüldüğü gibi müzakerenin işe yaramayıp kuvvet kullanımıyla nihayete erdirilen terör olayları da vardır. Özellikle 11 Eylül’den sonra uluslararası gündemde başı çeken terörizmle mücadele günümüzde de birçok yerde devam etmektedir.

KAYNAKLAR

“Terörle Mücadele Bağlamında Müzakere: Türkiye Örneği”, İbrahim ERDOĞAN

“Terörizm: Kavramlar ve Kuramlar”, Gus Martin

“Terörizmle Mücadele Yöntemleri: İngiltere ve Kolombiya Örneği”, Yunus KARAAĞAÇ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir