Aydınlık Geleceğe !

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA DEĞİŞİM ve YENİLEŞME

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA DEĞİŞİM ve YENİLEŞME

                                                                                                                                              Mustafa KÖKMEN[1]

  1. GİRİŞ

      Türkiye’nin son 20 yılda önemli derecede değişim süreci içerisinde olduğunu gerek akademisyenler gerek siyasetçiler belirtmektedir. Özellikle bu konuya bilimsel çerçeveden bakan akademisyenler; bu süreci geleneksel bir bakış açısıyla iç ve dış politika olarak iki şekilde incelemektedir.

ÖZET:

   Bu çalışma; Türk dış politikasının cumhuriyet döneminden bu yana değişim/dönüşüm sürecini ve Türkiye’nin bugün Uluslararası dizgenin neresinde bulunduğunu tartışmaya çalışacaktır.

      Bunun öncesinde değişim kelimesi ve teriminden ne anlaşıldığı belirtilmelidir. Bu araştırmanın bilimsel boyutunu oluşturan Dış politika ve Uluslararası ilişkiler literatüründe değişim/ yenileşme hakkında birçok farklı görüşler ve teoriler mevcuttur. Elbette ki Türk dış politikasını incelerken Cumhuriyet döneminden bu yana tüm süreç ele alınmalıdır. Doğru ve detaylı bir analiz yapabilmek bu şekilde mümkündür. Diğer bir söylemle, bu gün Türk Dış Politikasının değişim süreci içerisinde olup olmadığı hakkında fikirlerde bulunabilmek, daha öncesinde geniş bir çerçevede Türk dış politikasının temel karakteristik özelliklerini, geçirdiği tarihsel tecrübeleri bilmekle mümkün olacaktır.

       Bu anlamda, araştırma temel olarak üç bölümden oluşmaktadır. Takip eden ikinci bölümde karakteristik çerçevede Türk Dış Politikasının özellikleri incelenecektir. Üçüncü bölümde Türk dış politikasının değişim/yenileşme süreci incelenecektir. Dördüncü bölümde Türk dış politikasında statükoculuk ve revizyonist yaklaşımlar analiz edilecektir. Son olarak sonuç bölümünde, Türk dış politikasının değişim hususunda bir genel açıklama yapılacak ve Türkiye’nin uluslararası sistemin neresinde bulunduğunu değerlendirecektir.

  1. Anahtar Kelimeler: Uluslararası İlişkiler, Revizyonizm, Türk Dış Politikası, Değişim, Statükoculuk.
  • KARAKTERİSTİK OLARAK TÜRK DIŞ POLİTİKASININ ÖZELLİKLERİ

     Karakteristik anlamda Türk dış politikasını iki şekilde incelemek uygundur. Birincisi, Türk dış politikasının uluslararası dizgedeki yeri ve konumu açısından ‘ Yeni kurulmuş bir devlet olan Türkiye’nin, dış politikadaki duruşu Dünya barışı ve batıcılık şeklindedir. Parolası ise “Yurtta barış Dünya’da barış” ilkesidir. Elbette ki Türk dış politikasının batıya yönelik bir politika izlemesinin nedenleri vardır. Bunlar; Türkiye’nin mevcut coğrafi konumu, realist -septik bir bakış açısıyla dışarıya karşı güvensizlik duygusu, uluslararası dizgedeki yeri, kurtuluş savaşının çarpıcı etkileri, ekonomik ve siyasal sorunlar olarak belirtilmiştir.[2] Türkiye’nin temelde soğuk savaş dönemine kadar gerek konumu gerek güvenliği açısından Batı’ya yönelik bir yakınlaşma içerisinde olduğu aşikardır. Ancak, bu süreçte Türkiye soğuk savaş zamanlarında Fransa, İngiltere gibi ülkelere karşı Sovyetler Birliği ile yakınlaşmış ve güç dengesi kurmuştur.[3]

    ABD 1945 Hiroşima bahsinden sonra 10 yıl kadar Dünya’da stratejik bir üstünlük kurmuştur. Sovyetler Birliği 1955-1960 yıllarına kadar ABD karşısında tam anlamıyla dengeyi sağlayamamıştır. Bu süreçte Türkiye, güç dengesi politikası güderken Fransa ve İngiltere’nin hakim güç oldukları Milletler Cemiyetine yakınlaşmıştır. Türkiye, ekonomik sıkıntılarını ise o dönemde Almanya ve İtalya ile ticari ilişkiler geliştirerek çözmekteydi.[4] Sorunları olan, gelişmekte olan ülkeler için güvenlik çok önemlidir. Dolayısıyla, gelişmeye en büyük engel ise şüphesiz ki savaştır. Tarih, en iyi diplomasi ve çıkarın barış olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, soğuk savaş sonrası ABD Truman doktrinini yayınladıktan itibaren, Türkiye ABD-NATO ekseninde bulunmuş ve Batı bloğuna yönelik politikalarını devam ettirmiştir.

     İkincisi ise; Türk dış politikasının, uluslararası arenada kullandığı araç ve yöntemler bakımından, ‘Türkiye sık sık ideolojik, askeri ve siyasal yöntemlere önem vermiştir.[5] Bu uygulamalar Türkiye’nin ABD ve NATO stratejilerine inandığını, ABD’nin gelişmek için yaptığı çalışmaları (askeri, siyasal, stratejik, ekonomik, sosyal, diplomatik) benimsediğini ve Türkiye’nin batılılaşma içerisinde olduğunu göstermektedir. Türkiye, gelişme ve modernleşme yolunda çatışmalardan, serüvencilikten, diğer devletlerin ideolojik farklılıklarından uzak durmuştur.[6]

    Türkiye, ideolojik açıdan realist bir bakış açısıyla dışarıya karşı şüpheci ve güvensiz tavır almıştır. Coğrafi açıdan üç kıtanın kesiştiği bir konuma sahip olması, çevresindeki sınır sayısı dış politikadaki davranışlarını kesinlikle etkilemiştir. Bir kaos döneminde Türkiye’nin elbette etrafındaki tehlike unsurlarına karşı şüpheci ve temkinli olması gerekmektedir. Türkiye gibi çok sayıda komşu devlet ile sınır olan devletler milli güvenlik anlamında silahlanırlar ve var olan düzende ittifaklara girerler.3.   TÜRK DIŞ POLİTİKASININ DEĞİŞİM VE YENİLEŞME SÜRECİ HAKKINDA GÖRÜŞLER

     Temel olarak dış politikada değişim ve yenileşme nedir, uygulanması mümkün müdür? Bu hususta birçok görüşler, çalışmalar vardır. Bu görüşlerin en çok kabul görenleri ise; realizm/neorealizm ve liberalizm/neoliberalizm teorileridir.[7] Klasik realizm, uluslararası ilişkilerde 1.Dünya savaşı sonralarında, liberalizmin uluslararası güvenliği ve barışı sağlayamadığı gerekçesiyle başarısız olduğunu ileri sürerek ortaya çıkmıştır. Temel anlamı, uluslararası politikanın güç ve çıkar mücadelesidir. Machiavvelli ifadesiyle  “devletlerin sahip oldukları kapasiteler uluslararası çatışmaların sonuçlarının belirlenmesinde ve devletlerin davranışlarını etkileme konusunda etkilidir”. Realistler askeri gücü, devleti,  savaşı, güç dengesini insanlık var olduğu sürece Uluslararası sistemde var olacağını öne sürmektedir.

    Bu bağlamda; realizm/neorealizm’e göre, uluslararası politikada köklü bir değişim olması mümkün değildir. Değişim, ancak devletlerin uluslararası dizgeyi şahsi menfaatlerine uygun bir hale getirmek için oluşturdukları eylem ve aksiyonlar ile olur. Dünya’da mevcut bir uluslararası sistem ve düzen vardır. Bu düzeni süper güç devletler, devam ettirmekte ve yönlendirmektedir. Ancak, uluslararası ilişkiler devletler arasında var olan bir mücadele ve etkileşimler durumudur. Uluslararası örgütler hariç devletlerin daha üzerinde bir otorite bulunmamaktadır. Her devlet kendi ulusal çıkarları için hareket edecektir. Ancak, devletler kaynakları imkan verdiği ölçüde dış politikada hareket ederler. Bir anarşik yapı vardır ve bu anarşik yapı realizm için bir vazgeçilmezdir. Bu anarşik yapı değişime olanak sağlamamaktadır.[8]

       Liberal ve neoliberallere göre ise, anarşik bir düzen var olsa da bu düzen pozitif yönde düzelmektedir. Bu bağlamda; liberallere göre uluslararası politikada değişim olabilir ve değişim olması gerekir. İkinci dünya savaşından sonra ortaya çıkan uluslararası sistem, uluslararası örgütler, yeni rejimler, değişen uluslararası hukuk normları var olan anarşik düzeni çok önemli derecede değiştirmiştir. Elbette ki anarşik düzen bütünüyle ortadan kalkmamıştır. Ancak, büyük ölçüde değişmiş, hiyerarşi ile karışmış ve ikinci dünya savaşı sürecindeki gücünü kaybetmiştir. Bu değişimin nedenleri vardır. Yirmi birinci yüz yıl artık büyük savaşların henüz olmadığı, barışın vazgeçilmez bir diplomasi ve öncelik olduğu, devletlerin ulus-üstü ittifaklara, bağlaşmalara katılması ve uluslararası örgütlerin ön planda olması gibi etkenlerdir.

      Bu düşünceye göre, liberal/neoliberaller kendilerine göre oldukça haklıdır. Ancak var olan anarşik düzen uluslararası politikada köklü bir değişim ve yenileşme olmasına izin vermemektedir. Yukarıda belirtilen anarşik düzeni değiştirmiş olan maddeler, devletlerin uluslararası arenada keyfi hareket etmesini engelleyememiştir. Uluslararası hukuk ve normlar, Rusya’nın ve ABD’nin Suriye’ye girmesini veya ABD’nin Irak’ı  işgal edip katliamlar yapmasını engelleyememiştir.

    Bu durumda, güç politikasını savunan realistler haklı çıkmıştır. Elbette liberallerin savunduğu barış, değişim, özgürlükler, hukukun üstünlüğü, serbest piyasa, yenileşme, haklı beklentilerdir. Ancak 21. Yy. anarşik düzenin hala devam ettiği, realizm merkezli dünya düzeninin olduğu bir haldedir.

      Diğer yandan; NATO çerçevesi içinde demokratik düzeni ve liberal ekonomik sistemi korumak düşüncesi vardır.[9] Dolayısıyla Türkiye’nin NATO’ya sıkı bağlılığı liberal/neo-liberal değişime ve dış politikasının yenileşmeye, değişmeye, karşı olmadığını desteklemektedir. Türkiye, basma kalıp cümlelerle dış politikasını sürdürmemekte, değişime önyargılı davranmamaktadır. Diplomasi, akıntıya karşı yüzmek gibidir, eğer ilerleyemiyorsanız gerilersiniz. Kissinger’ın “Dış politika durmak nedir bilmeyen bir süreçtir ve eski bir başlangıç noktasından ileriye doğru bir gidiş sağlanmazsa, önce durağanlaşır ve sonra gerilemeye başlar.”[10]

      Türkiye dış politikada karar alırken, eski kalıpların etrafında rahat ve durağan bir politika mı sürdürecektir? Türkiye yeni atılımları serüvenci ve sonu olmayan davranışlar biçiminde mi yorumlayacaktır? Bu konuya değişim açısından bakıldığında, devletlerin uluslararası sistem içerisindeki konumunda bir değişim var mıdır? Türkiye’nin uluslararası güç dengeleri içindeki konumu ne durumdadır?

       Konuya bu paradigma ile baktığımızda,  Türkiye’nin gerek kendi dış politikasında gerek uluslararası politikada değişim/yenileşme içerisinde olup olmadığını var ise ne şekilde olduğunu kavrayabilmek için, uluslararası anarşik düzen içerisinde Türkiye’nin yerini, konumunu, uluslararası örgütler ve uluslararası güç dengesinin neresinde olduğunu incelememiz gerekmektedir.

  • TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA STATÜKOCU ve REVİZYONİST YAKLAŞIMLAR

      Bu konu tarihsel perspektifte incelendiğinde, Türkiye’nin batı bloğu içerisinde, ABD-NATO düzenine entegre olduğu 2. Dünya savaşı sonrası özellikle soğuk savaş başlangıcından bu yana temel de bu sürekliliği koruduğu açıktır. Temel olarak Türkiye’nin uluslararası düzen içerisinde mevcut durumu ve konumunda köklü bir değişiklik olmamıştır. Türkiye’nin dış politikada dünya düzeninde var olan sorun ve gelişmelere bakış açısında da temel bir değişim/yenileşme olmamıştır. Elbette ki bu süreçte bazı kırılma noktaları, alışılagelmişin  dışında tutum ve davranışlar olmuştur. Ancak tam anlamıyla bunları değişim/yenileşme olarak nitelendirmek doğru değildir. Dolayısıyla bu alışılmışın dışında gelişmeleri radikal bir değişim olarak nitelendirmek doğru değildir. Bu bölümde öne sürdüğümüz fikir ve iddiamızı belirteceğimiz veriler ve örnekler ile destekleyeceğiz.

     20. yüzyılın son 40 yılında bir çok çalışma Türk dış politikasında revizyonist bir hareket konusunda geniş bir literatür oluşturmuştur. Dolayısıyla bu argümanlara göre, Türkiye’nin ABD ile ilişkileri, Türkiye’nin NATO içerisindeki yeri ve Türkiye’nin batı Avrupa ülkeleri ile olan ilişkileri Türkiye’nin batı bağlantısındaki ana unsurlardır. Türkiye, ABD-NATO merkezli düzeninden çıkarak,  yani “tek kutuplu” anlayıştan “çok kutuplu” bağımsız bir denge politikasına geçmiştir. Daha önce “Avrasyacılık” anlayışı ile yakınlaşma içerisinde olan Sovyetler Birliği soğuk savaş itibariyle Türkiye ile iyi ilişkiler kurmuştur. Türkiye bu durumu yeni bir yönelim fikri olarak görmemiş, ve Sovyetler Birliği ile iyi ilişkiler geliştirmiştir. Çok taraflı düzene yönelen Türkiye, kendisinden çok farklı kültürel, siyasi, ekonomik, ideolojik, dini özellikleri olan Ortadoğu bölgesine doğru da yönelmiştir.

      Temelde bu yönelimler literatüre göre; alışılmışın dışında farklı ve revizyonist yönelimlerdir. Genel çerçevede statükocu olan Türkiye, cumhuriyet döneminden bu yana değişim ve yenileşme hareketleri ve davranışları göstermiştir. Cumhuriyet döneminde gerçekleşen Misak-ı Milli kararları, Kars, Ardahan şehirlerinin Türkiye sınırları içerisine tekrar alınması, özellikle Hatay’ın sonralarda anavatana katılması, tek kutuplu dış politika anlayışından çok kutuplu düzene geçilmesi, TBMM’nin Sevr anlaşmasını yok sayıp tanımaması, Sovyetler Birliği’nin komünizmi Türkiye’de yaymayacağı üzerine yapılan anlaşma ve Sovyetler Birliği ile ilişkileri geliştirme, gene Türk boğazları üzerinde yapılan anlaşmalar, 1974 Kıbrıs barış harekatı, son dönemde düşürülen Rus uçağı, Ermeni meselesi konusunda ABD ile ilişkilerimiz ve sonucunda ABD’nin tutumu, Türkiye’nin Arap ülkeleri ile ekonomik ilişkileri, Ortadoğu politikası gibi birçok örnek revizyonist hareket vardır. Ancak bunlar temelde yeni gelişme ya da reformdur. Köklü bir revizyonist hareket ya da dış politika devrimi gerçekleşmemiştir. Bir kalemi boyamak bir  reformdur, mevcut yapı üzerinde bir makyajlama yapmak, farklı fikirleri gerçekleştirmek temelde yenileşmektir. Ancak var olan kalemi ortadan kaldırmak ve yerine yeni bir kalem getirmek, mevcut yapıyı tamamen değiştirmek devrimdir. Diğer bir söylemle Türkiye temelde gerçekten köklü revizyonist hareketler değil, var olan statükoculuk içerisinde küçük çaplı değişimler, reformlar, yönelmelerde bulunmuştur.

      Türkiye, düzeninden memnundur. Kurulduğundan bu yana Türkiye statükoyu korumuştur. “yurtta sulh, cihanda sulh” cümlesinin gereğini sürdürmektedir. Çağdaş muasır medeniyetler seviyesine ulaşma isteğimiz devam etmektedir. Türkiye, batıya doğru ağırlıkta olmak üzere bir denge politikası sürdürmeye devam etmektedir. Türk dış politikası temel olarak “Batıcılık” ve “statükoculuk” ilkelerini benimsemiştir.

  • SONUÇ   

       Sonuç olarak Türkiye’nin, cumhuriyet döneminden bu yana dış politikasında, bir değişim geçirdiği açıktır. Bu değişimin iç politika, dış politika ve teknik nedenleri vardır. İç politikadaki iktidar olmuş hükümetlerin yönetim, idari, ideolojik, açıdan tutum ve davranışları, iç politika ve dış politika arasında bir bağlantı kurma şekilleri, belirdi dönemlerde etkinliğini sürdüren ekonomik, siyasi, toplumsal sorunlara getirilmeye çalışılan çözüm yöntemleri, mevcut bulunduğu konumu itibariyle küresel devletlerin zaman zaman iç işlerine müdahaleleri gibi nedenleri mevcuttur. Dış politika nedeni ise Türkiye’nin soğuk savaş sonrası tek kutuplu sistemden çok kutuplu sisteme dönüşmesi durumudur. “İki kutuplu” ifadesi doğru olmaz. Çünkü Türkiye ABD ve Rusya arasındaki bir pinpon topu değildir. Kendi diplomasisini gütmeye çalışan, farklı yönelimleri olan ve gelişmekte olan orta büyüklükte bir devlettir. Dolayısıyla Türkiye için iki kutuplu değil çok kutuplu politika yapan devlet ifadesi doğrudur. Uluslararası sistemin, Türkiye gibi orta büyüklükte devletlere sağladığı bir hareket kabiliyeti vardır. Bu anlamda, Türkiye ABD-NATO ağırlıkta olmak üzere çok kutuplu bir denge politikası gütmesi dış politikada değişimlerin yaşanmasına neden olan dışsal etkendir.

      Teknik nedenler ise; Türk diplomatlarının mevcut düzenin alışılmış davranış ve tutumlarının aksine, sorun çözücü, yapıcı, barışçıl, proaktif tutum ve davranışlar, fikir ve aksiyonlar oluşturmasıdır. Türkiye’nin önüne koyulan oyunu oynaması değil, kendi oluşturduğu kural ve yöntemler ile kendi oyununu oynaması gerekmektedir. Yeni fikir, inovasyon ve dış politika teorileri üreten, proaktif gerektiğinde risk almaktan çekinmeyen ve fikirlerini pratiğe dönüştüren bir Türkiye olması gerekmektedir.

      Küresel devletlerin projelerindeki merkez ülke olmalı, kendini gerçekleştirmelidir. Türkiye’nin 21. Yy. itibariyle artık bir diplomasi kimliği vardır. Süper güç devletlerin sık sık muhatap almak zorunda kaldığı bir ülkedir. Uluslararası dizge içerisinde pozitif anlamda büyük kırılma noktalarında radikal mana da etkisi bulunmaktadır.

       Binlerce yıllık bir medeniyet olarak Türk hoşgörüsünü dış politikada sürdürmektedir. Bunun en yakın örneği, 600 küsur yıllık dünya barışı ve hoşgörüsünü süper güç olarak uygulayan Osmanlı devletidir. Türk dış politikası ana çerçevede değişim/yenileşme içerisine girmiş ancak köklü, marjinal bir evrim geçirmemiştir. Türkiye şuan halen, dünya barışı politikası ile barışçıl, sağduyulu dış politika sürdürmektedir. Öyle ki, bu tutum ve davranışlar Türkiye’yi etkin bir devlete dönüştürmüş, sonuç olarak ABD, AB, NATO, RUSYA gibi küresel güçler tarafından muhatap alınmasına, prestijli, saygın ve etkin bir devlet olmasına olanak sağlamıştır.

       Türkiye hem Türk Dünyası’nın hem de İslam Dünyası’nın etkin önderlerindedir. Bu bağlamda, Türk halkı ve bölge halkları Türkiye’nin dünya düzeninde ki yerine ve rolüne güvenmektedir. 21. Yy. da Türk dış politikasının değişim/yenileşme anlamında ki en önemli özelliği Türkiye’nin dışarıdan algılanmasındaki değişimidir. Zira tüm uluslararası aktörler Türkiye’nin bir bölgesel güç olduğunu kabul etmiştir. Türkiye’nin bölgesel, global bir güç olduğunu ve küresel sorunların Türkiye olmadan çözülemeyeceğini dönemin Sırp cumhurbaşkanı Tadiç belirtmiştir.[11] Bütün bunlar, Türk dış politikasının pozitif anlamda değiştiğinin ve yenileştiğinin önemli kanıtları ve göstergeleridir.

 

                                                         KAYNAKÇA

  1. Sander, Oral. Türkiye’nin Dış Politikası. Ankara: İmge Yayınevi, 2000.
  2. Gözen, Ramazan. “Türk Dış Politikasında Değişim Var Mı?” Türkiye’nin Değişen Dış Politikası. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım, (2010.)
  3. Oran, Baskın (der.) (2001), Türk Dış Politikası Cilt 1, İstanbul: İletişim
  4. Tuic Akademi. “Realizm”. Erişim: 10 Aralık, 2014. www.tuicakademi.org.
  5. Alkan, Nail. “Türkiye’nin Sırbistan Açılımı”. Stratejik Düşünce. Sayı 1. (2009)

  Mustafa  KÖKMEN


[1] Dumlupınar Üniversitesi, İİBF, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Lisans Öğrencisi, E-mail: Mustafa.2752@outlook.com

[2]Oral Sander, Türkiye’nin Dış Politikası, 2. Baskı, 2000, s. 71-96.

[3]Ramazan Gözen, “Türk Dış Politikasında Değişim Var Mı?”,  Türkiye’nin Değişen Dış Politikası, 2010, s. 22

[4]Baskın Oran, Türk Dış Politikası, I. cilt, 2001.

[5]Ramazan Gözen, 2010

[6]Oral Sander, Türkiye’nin Dış Politikası, 2.baskı, 2000, s.78.

[7] GÖZEN, Ramazan, “Türk Dış Politikasında Değişim Var Mı?”, Türkiye’nin Değişen Dış Politikası, 2010, s.20.

[8] Tüic Akademi, “Realizm”, www.tuicakademi.org, (Erişim Tarihi 10.12.2019), editör, 2014

[9]Oral Sander, Türkiye’nin Dış Politikası, 2.baskı, 2000, s.93

[10]Oral Sander, Türkiye’nin Dış Politikası, 2.baskı, 2000, s.100

[11] Nail Alkan, Türkiye’nin Sırbistan Açılımı”, Stratejik Düşünce, No.1, (Aralık2009), s.58.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir