TÜRK-İNGİLİZ İLİŞKİLERİ NASIL BAŞLADI?

Savaşlar Dönemi

Bu yazıda yüzyılları aşan Türk-İngiliz ilişkilerinin Osmanlı dönemini ele aldım. İngiltere ile olan ilişkilerin başlangıcının Osmanlı ile başladığı sanılsa da ilk ilişkiler Haçlı Seferleri sırasında gelişmiştir. Seferlerde sağladığı başarılar ve cesareti sebebiyle Aslan Yürekli olarak anılan İngiltere Kralı I.Richard, Müslüman Türkler ile ilk münasebete giren İngiliz Kralı olmuştur. Daha sonra I. Edward Selçuklulara karşı savaşan Haçlı birliklerinin arasında yerini almıştır. Bu nasıl ilişki denilirse eğer savaşların kültürler arası alışverişlerde çok önemli bir yeri olduğunu hatırlatmakta fayda vardır.

I. Richard

Osmanlı dönemine gelindiğinde de durumda pek bir farklılık olmamış yine haçlı birliği içinde yerini almıştır fakat bu sefer saldırıya geçmiş olan taraf gazaya çıkan Osmanlı’ydı.  Niğbolu bozgununu tadan milletlerden biri olan İngilizler, Timur’un Yıldırım Bayezid’i yenip esir etmesi üzerine memnuniyetlerini gösteren mektupları Emir Timur’a göndermekten geri duramamışlardır. Venedikler Fransız ve Avusturyalılarla diplomatik ilişkiler kurulması 16. Yüzyıla gelmeden başlamışken, İngilizler ile ilişkilerin gelişmemesinde gerek coğrafi olarak uzakta olunması ve gerek İngiliz krallarının Papalık etkisinde kalıp Türkleri kafir ve din düşmanı olarak görmeleri etkili olmuştur. Bu kararın diğer bir nedeni ise henüz o kadar da gelişmemiş olan İngiliz deniz gücünün Türk korsanları tarafından rahat nefes alamıyor olmasıydı.

İlk Barışçıl Temaslar

Bu şekilde sıfıra yakın ilişkilerin olduğu bir dönemden sonra Osmanlı coğrafyasına ulaşabilen tüccarlar da ortaya çıkmaya başladı. İngiliz tüccarlar zamanla Akdeniz’de kendisine yer edinmeye başlamışlardır. Kanuni dönemine gelindiğinde ise dönemin önemli ticaret merkezleri olan Girit, Kıbrıs, Trablus, Sakız, Şam gibi yerlerde İngiliz tüccarları aktif olmaya başlamışlardır. Zaten bilindiği üzere İngilizlerin bir coğrafyaya önce şirketleriyle girme alışkanlıklarının bu dönemlerden miras kaldığı söylenebilir.  M. Anthony Jenkinson isimli bir İngiliz Tüccar Halep’te ticaret yaparken Sultan Süleyman’dan bir ticari imtiyaz koparmayı başarıyor. İmtiyaza göre Jenkinson ve bu tüccarın adına ticaret yürüten herkes her türlü vergiden muaf olabiliyordu. Bu belge ile birlikte İngiliz uyruklu tüccarlar Muhteşem Süleyman’ın uçsuz bucaksız topraklarında alışılmışın üstünde haklara sahip oluyorlardı. Bu imtiyaza uymayanlarında çok sert bir şekilde cezalandırılacağı da imtiyazların içinde yer alan maddeler arasındadır.

M. Anthony Jenkinson

I Elizabeth-III Murat Dönemi

İmtiyazlarla birlikte ilişkilerde belirli bir ilerleme görülse de esas Gelişme I. Elizabeth döneminde gerçekleşecektir. İki ülkenin birbirine yaklaşmasındaki en büyük etken ortak İspanyol tehdidi altında olunmasıdır. Önceki kraliçe olan Mary İspanya’nın kralı olan II. Philip ile evliydi ve sıkı Katolik bir kraliçeydi. Bu sebeple Protestanlığa karşı amansız bir savaş yürütmüştür, kendisine “Kanlı Mary” denilmesinin nedeni de giriştiği pek çok Protestan katliamından dolayıdır. Varisi olmaması dolayısıyla kardeşi Elizabeth tahta çıkmaya hak kazandı fakat bu kraliçenin Protestan olması koşulları tamamen tersine çevirmiştir. II. Philip her ne kadar yeni kraliçeyle de evlenmek istese de kabul edilmedi.

I. Elizabeth

İngiltere’deki Protestanlığa burada ayrı bir parantez açmak gerekir. O zamanki Protestan halktaki genel kanıya göre, Müslümanlar ile aralarında çok bir fark olmadığı düşüncesi hakimdi. Onlar da bir tanrıya inanıyor bizde bir tanrıya inanıyoruz ve onlar da resimlere ve suretlere tapmıyorlar demekteydiler. Katoliklerle olan ortak özelliklerimizden daha çok ilişkimiz var denmekteydi. Bu durum akıllara Lukas Notaras‘ın söylediği sanılan “Konstantinopolis’te Latin Serpuşu görmektense Türk sarığı görmeyi yeğlerim” sözünü akıllara getirmektedir. Benzer mantık olmasıyla beraber tabii ki İngiltere Bizans kadar çaresiz durumda değildi.

Protestan Kraliçe, Katolikler tarafından sayısız suikasta uğramasının da etkisiyle Hristiyan dünyanın dışından bir müttefike ihtiyaç duymaktaydı. Bu durumda İngiltere, İnebahtı Deniz Savaşı’nda yenilmiş olan Osmanlı için doğal bir müttefik haline gelmekteydi. Osmanlı da Avrupa’nın mezhep savaşlarından faydalanma peşindeydi. Basit mantıkla karşısında tek yumruk olmuş bir Avrupa yerine parçalı ve birbiriyle mücadele halinde bir Avrupa’yı tercih etmekteydi. Gerçi İngiltere’de Protestanlık sonradan milliyetçi bir yöne evirilse de Osmanlı ve İngiltere çıkar ortaklığı kurmuşlardır.

III. Murat

Mektuplaşmalar

Kraliçe’nin danışmanı olan Walsingham İstanbul’da elçilik yapan Harborne aracılığıyla Osmanlı anlaşma ortamı aramıştır. Osmanlı tarafındaysa ilişkilerin iyileşmesi konusunda III. Murat’ın hocası Sadettin Efendi çok etkili olmuştur. Tarih 15 Mart 1579’u gösterdiğinde ise Sultan III. Murat’ın elçi Harborne aracılılığıyla Kraliçe’ye bir mektup gönderdiğini görüyoruz. Mektubun içeriğine bakılacak olursa daha önceden Kraliçe’nin bazı taleplerine cevaben yazıldığı ortaya çıkmaktadır. Mektup şu şekilde:

İki ülke arasındaki dostluk ve Ahitname-i Hümâyûn gereğince dost ve düşmana karşı birlikte hareket edilecek. Ahitname şartlarına uyulduğu takdirde İngiliz tüccarlarına kimsenin zulüm etmek ihtimali olmaz. Eskiden Osmanlı Padişahları ile dostluk edenler nasıl saygı görüp himaye edilmişlerse size de o şekilde muamele edilecek. İspanya’da esir olan Müslümanların İngiltere tarafından kurtarılması sadakat ve bağlılığınızın göstergesi. Elçinizle göndermiş olduğunuz mektubunuzda Osmanlı Donanması’na ilişkin söyledikleriniz hususunda hepsiyle ilgili malumum olmuştur. İlkbaharda büyük bir Donanma gönderilmesi kararlaştırıldı. Allahü Teâlâ Donanma’yı zafere ulaştırsın.” [1]

Mektuplarda III. Murat’ın hitabı günümüz bakış açısıyla bakıldığında oldukça ilgi çekicidir. “Siz dahi südde-i sa’adetime ita’at ve inkıyada sabit-kadem olup, ol caniblerde vakıf ve muttali olduğunuz ahbarı arz ve ila’m etmekden hali olmıyasız.”[2] Yani kısaca siz bana sığındınız gerisini merak etmeyin demektedir.

Erdoğan Anglikan Kilisesi’nin Başpiskopos’una mektubu hediye ederken

Kraliçe de William Harborne’u Türkiye elçisi olarak atamaktadır. Akıllara zaten elçiyken neden bir daha elçi olarak atanıyor sorusu gelebilir. Evet, Harborne elçiydi fakat Londralı bir grup tüccarı temsil ediyordu ve maaşı da o tüccarlar tarafından ödenmekteydi. Kraliçenin atamasıyla birlikte resmi olarak İngiltere’nin Elçisi haline gelmektedir. Yani bu durum bir özel teşebbüsün başarılı olması sonucu devlet desteğiyle resmileşmesi şeklinde yorumlanabilir.

Atama kararını ilan ederken kullandığı ifadeler de ilgi çekicidir. “En şanlı ve yenilmez Prens, Türkiye ülkesinin en kudretli hâkimi ve Doğu İmparatorluğu’nun hükümdarı Sultan III. Murat Han’ın bizimle bir ittifak ve dostluğa girdiğini ve şanlı İmparatorluğunun her tarafında tebaamıza serbest dolaşım hakkı verdiğini anlamış bulunuyoruz”.[3]

İspanya Karşıtı İttifak

Kraliçenin emriyle İstanbul’a gelen Harborne’un görevi gerçekleşmesi muhtemel bir Osmanlı-İspanyol anlaşmasına mâni olmaktı ve bu görevinde de başarılı olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Harborne’u en çok destekleyenlerden biri de dönemin ekonomik, toplumsal, siyasal alanlarda istatistiklerden, olgulardan nesnel durumlardan yararlanarak olayların gelecekteki gelişimleriyle ilgili çıkarımlar yapabilen Sadettin Efendi olmuştur.

Osmanlı her ne kadar İspanyol Donanması‘na Akdeniz’de rahat vermese de İspanya artık bir güç haline gelen İngiltere’yi durdurmak ve yapabilirse işgal etmek için “adanın” yolunu tuttu. İspanyol donanması her ne kadar dönemin en büyük gücü olsa da usta olmadıkları bir coğrafyada olmaları ve ikmali yeterince sağlayamamaları nedeniyle bir başarı kazanamadılar. İspanyollar savaş sırasında çok büyük bir hasar almasa da dönüş yolunda yaşanan fırtınalar yüzünden oldukça büyük kayıplar vermiştir. Fırtınalar ve hastalıklar nedeniyle 131 parçalık donanmadan geriye sadece 67 parça geminin dönebildiği sanılmaktadır. Askerlerin de yarıdan fazlası bu tür nedenlerle telef olmuşlardır. İspanya’nın geri püskürtülmesiyle birlikte İngiltere ve dolayısıyla İspanya engelinden kurtulmak için cesaretlenen Protestanlar uluslararası arenada daha görünür bir hale gelmişlerdir.

Levant Şirketi

Bu noktada “Levant Company’e ”ayrı bir pencere açmak gerekir. Levant haritada gözüktüğü gibi Akdeniz’in doğusunda kalan bölgeyi ifade eden bir tabirdir. Sonradan Türkiye Tüccarlar Şirketi olarak da anılan organizasyon, 1582’de Kraliçe’nin izni ile kurulmuştur. Burada amaç üretilen İngiliz kıyafetleri gibi ürünlerin pazarlanacağı yeni pazarlar bulmaktı fakat Portekiz’i yutan İspanya’nın Akdeniz’deki ve Güney Afrika rotasındaki yollarda hakimiyetiyle birlikte İngiltere, Osmanlı’dan geçen Baharat ve İpek Yolları ile ticaretteki eksiklerini giderme ihtiyacı hissetmiştir. Bu yollar, kara yolu olması sebebiyle hem maliyetliydi hem de oldukça uzun zaman almaktaydı fakat İngiltere denizlerde güçlenene kadar buna mecbur kalmıştır. Bu şirket günümüzdeki modern organize bir şirketten farklı olarak daha çok bir lonca teşkilatı gibi de sayılabilir çünkü tüccarlar şirketin kısıtlamalarına uyarak veya avantajlarından faydalanarak bireysel ticaretler yapmaktaydılar.[4]

Levant Company İstanbul temsilcisi Türk kıyafetleriyle resmedilmiş

Türk-İngiliz ilişkileri gelişen ticari ilişkilerle birlikte 1699 yılana kadar problem çıkmadan devam etmiştir. Peki ne oldu da 1699’dan sonra ilişkiler değişiklik gösterdi? Bu başka bir yazının konusu olacak…


Kaynaklar

İlgilenenler için güzel bir program olmuş: bbc.co.uk/turkish/ottomans

[1]https://www.trthaber.com/haber/gundem/cumhurbaskani-erdoganin-baspiskoposa-hediye-ettigi-sultanin-mektubunda-ne-yaziyor-350992.html

[2] https://www.hurriyet.com.tr/bakire-kralice-nin-bek-retini-osmanli-padisahi-korudu-7836090

[3] KARACA, Taha Niyazi. Dostluktan Çatışmaya Osmanlı Dönemi Türk-İngiliz İlişkileri. Journal of Anglo-Turkish Relations, 2020, 1.1: 11-32.

[4] AC Wood, History of the Levant Company (Oxford, 1935) özellikle böl. xi; E. Lipson, The Economic History of England , ii, 335–44.

2 thoughts on “TÜRK-İNGİLİZ İLİŞKİLERİ NASIL BAŞLADI?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir