TÜRKÇEDEKİ ARAPÇA VARLIĞI NE KADAR?

Bir milleti, bir kültürü, bir toplumu ayakta tutup onu gelecek nesillere aktaran en önemli hazine varlığı dildir. Önceki yazılarımızda bahsettiğimiz Türk medeniyetine de atıfta bulunaraktan Türk dili çok dinamik ve diğer dillerle etkileşimli bir dil olmuştur. Çok köklü ve değişken olduğu da bilinmektedir. Küreselleşme olgusunun hayatımıza girmesiyle dilimizde bu süreçten büyük çapta etkilenmiştir. Zaten Türkiye Türkleri’nin bu topraklarda bu aşamaya gelinceye kadar tarihi süreçte dili çok farklı dillerle alışverişte bulunmuş ve ilk çıktıkları Orta Asya’daki arı Türkçe homojenliğini yitirmiştir.

Bu yazımızda da uzun yıllardır ve özellikle Türkiye’nin çağdaş tarihinde yer alan önemli bir tartışma konusu olarak Türkçe’nin homojenliği ve dilimizdeki en fazla yabancı kelime varlığı olan Arapça ile ilişkisini anlatacağız.

Öncelikle günlük hayatta en çok kullanılan Arapça kökenli kelimelere bakalım. Mesela, maşallah, merhaba, şükür, hayat, hakim, suni,  gibi kelimelerin karşılığı öz Türk lehçelerinde vardır ama neredeyse 1000 yıldır Arapça formu önce Selçuklular sonra Osmanlılar tarafından kullanıldığı için unutulmuştur.

Elbette tamamen dili arındırıp en eski Göktürkçe Uygurca kullanabiliriz ama teknolojik ilerlemelerle doğan kelimeleri de Türkçeleştirmemiz gerekir. Bunu yapmazsak yeterli kelimemiz olanaz. Burada günlük hayattaki ve dil bilgisindeki öz Türkçe’ye dönüş sağlanabilir.

İslam’a geçişle birlikte Türkler, Arapça ve Farsça dillerini diplomasi, edebiyat alanında kullanmışken, günlük dil Türkçe olarak kalmıştır. Cumhuriyet ile birlikte Atatürk’ün önderliğinde Milli Dil hareketiyle öz Türkçe kelimeler bulunmuş veya yabancı kelimeler Türkçeleştirilmeye çalışılmıştır. Ancak bu dili sadeleştirme hareketi, toplumda istenilen yansımayı gösterememiştur. Dağdaki çobana mesela hakim yerine yargıç, malumat yerine bilgi, vs demesine teşvik, 1000 yıllık yabancı dillerin istilası altındaki dil zihniyetine etki edememiştir. Ancak yadsınamaz gerçek şudur ki Atatürk’ün dil konusunda başarabildiği en önemli husus, alfabe değişikliğidir. Böylece Arapça ve Türkçe arasındaki temel farklılıklar gün yüzüne çıkmıştır.

Eski Türkçe’nin kaynakları olarak gösterebileceğimiz Orhun Yazıtları, Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügatit Türk’ü, Dede Korkut hikayeleri, Ali Şir Nevai’nin Muhakemetül Lügateyn’i aynı zamanda o dönemlerde belagat ve edebiyat anlamında övünen Araplar’a Türkçe’nin de en az onların dili kadar zengin olduğunu göstermiştir.

Günümüzde halen bazı Arap ülkeleri ve Arap insanları Türkler’in dillerinden çaldıklarını söyleyip, Arapça olmadan Türkçe’nin yetersiz olduğu için Arapça kelimeler kullandığımızı ifade edebiliyorlar. Bize kültür ve dil hırsızı ithamında bulunan bu kişilerin iddialarına madde madde cevap verelim.

1. Türkçe kelime yapısı istatistiksel verilerine bakacak olursak, TDK ve TUİK verilerine göre Türkçe’de 111.000 küsur kök halinde kelime var ve bu kelimelerden sadece 6.400 kadarı Arapça kökenlidir.

2. Arapça eşittir Türkçe yani ikame diller olarak düşünenler içinse, o halde sadece Arapça eşittir Türkçe değil Farsça eşittir Türkçe de dememiz gerekir. Çünkü Türkler göçebe olduğu zamanlarda dünyanın her yerine yayılmış ve oradaki dillerden kelime almıştır.

3. Türkce 8500 yıllık tarihe dayanan bilinen en eski yaşayan dildir. Bu bahsettiğimiz eski yıllarda tabi ki Türkçe lehçelere ayrılmamış Karanlık Dönem denilen Moğol, Mançu, Tunguz, Tatar kavimleriyle ortak dil kullandığı dönemlerdir. Halbuki Arapça en fazla Milattan Önce 1500- 2000 yıllarında Mezopotamya uygarlıklarının kullandığı Sami dilinden devşirmedir.

4. Osmanlıyı örnek vereceksen, Osmanlı’da halk öz Türkçe konuşurdu edebiyat dili Farsça diplomasi ve saray dili Arapça idi.

5. Sadece Türkçe de değil, Rusça da çok fazla yabancı kelime içerir çünkü büyük bir ülke olduğundan her milletten insan grubu vardır.

6. Madem Arapca eşittir Türkçe, neden buraya gelen Suriyeli sığınmacıları anlayamıyoruz?

7. Arapça’nın Türkçe’den üstün olduğunu ve Türkler’in daha kendi diline dahi sahip olamadığını söyleyen kişiler genelde Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan İstiklal Marşı’nı örnek gösterirler. Buna yanıt olarak Mehmet Akif Ersoy Osmanlı zamanında yaşamış bir aydındı, edebiyatçıydı. Dolayısıyla Osmanlı’da başta vurguladığımız edebiyat camiasında ve yüksek zümrelerde Türkçe, Arapça, Farsça ve daha sonra Tanzimat döneminde Fransızca’nın da eklenmesiyle karışık kozmopolit bir dil yaygındı. Mehmet Akif Ersoy da Arapça’yı şiirlerinde çok kullanmıştır. Mehmet Akif Ersoy aynı zamanda Arapça da biliyordu. Yani istese İstiklal Marşı’nı tamamen Arapça da yazabilirdi. Bizim halen günümüzde İstiklal Marşı diyip, “Bağımsızlık Marşı” demiyor olmamızın sebebi, kalıplaşmış kültür ve milli değer olmasıdır.

KAYNAK:

TÜİK

TDK

Mehmet Akif Ersoy, Safahat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir