Politika Ve Strateji

TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ KISA TARİHİ

Türkiye ve İran Orta Doğu’nun köklü devlet geleneğine sahip ülkelerinden biridir. Tarihi dönemlerden bu yana ikili ilişkilerinde karşılık rekabet ve iş birliği olmuştur. Türkiye’nin İran ile olan ilişkileri yakın tarih boyunca çalkantılı ve istikrarsızlık şeklinde olmuştur. Son dönemdeki ilişkilerimiz ise bölgesel liderlik ve İran’ın nükleer silahlanması neticesinde nükleer çekince şeklindeki olmuştur. Her ne kadar Kasr’ı Şirin’den günümüze kadar yaklaşık 380 yıldır sınırlarımızda önemli bir değişiklik olmasa da sürekli bir güvensizlik ortamı olmuştur. Pers coğrafyası yüzyıllardır aslında Türk beyleri ve devletleri tarafından yönetilen bir bölgedir. 10. yüzyılın sonlarında Gaznelilerin yönetiminde bulanan bölge 1040 yılında Dandanakan Savaşı’nda Gaznelilerin Selçuklulara yenilmesi ile Selçuklu hükümranlığına geçmiştir. Türklerin Orta Asya’dan olan göçü ile birlikte Türkler bölgeye kitleler halinde yerleşmişlerdir. Türklerin İranlılarla etkileşimi işte bu dönemde başlamıştır.

Türkler İranlılardan sanat, bilim ve kültür yönünde oldukça etkilenmişlerdir. Aynı durum İranlılar içinde geçerlidir. Selçuklular eski Pers devlet yönetim sisteminden oldukça etkilenmişlerdir. Hatta Selçuklu veziri ve aynı zamanda İranlı olan Nizamülmülk hem Alparslan hem Melikşah döneminde vezirlik yapmıştır. Osmanlı döneminde hatta şu an bile yöneticilerin başucu niteliğindeki kitabı olan Siyasetname'yi kaleme alan Nizamülmülk siyaset dünyamızın kilometre taşlarından biridir. İran Şii bir ülkedir, Türkiye ise Sünni bir ülkedir. Bu durum uzun yıllar çatışma ve gerginlik ortamı oluştursa da dış tehditle karşılaşıldığı zaman iki ülke birbiriyle oldukça yakınlaşmıştır.

19. Yüzyıldan itibaren başlayan Rus tehdidi ya da Napolyon’un Rusya’ya güneyden ulaşma girişimlerinde iki ülke birbirine yakınlaşmıştır. Osmanlı’nın Tanzimat Dönemi’ni yaşadığı sırada ise İran yönetimi Osmanlı ilerlemesini kendine örnek almıştır. Pehlevi hanedanın başa geçmesiyle birlikte yeni kurulmakta olan iki ulus birbiriyle diplomasi ve iyi ilişkiler çerçevesinde iyi geçinmişlerdir. İran zaman zaman Paris Barış Konferansı, Sevr gibi fırsatlarla toprak koparmaya çalışsa da bu çabalar sonuçsuz kalmıştır. 1925 yıllarında çıkan Kürt isyanları gerginliğe yol açmıştır. İki tarafta Ermeni, Kürt ve Güney Azerbaycan konularında birbirlerine güvenmemekteydiler. Kurucu cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘’ Yurtta barış, dünyada barış’’ düşüncesiyle kurduğu dış politika barış konusunda mühim adımlar atılmasını sağlamıştır.1934'te Rıza Pehlevi’nin Türkiye ziyaretiyle ciddi saygı uyandıracak nezaket dolu eylemlerin olması iki ülke barışı için oldukça ılıman bir ortam yaratmıştır. Türkiye, Irak, İran ve daha sonra Afganistan’ın katılımıyla oluşan Sadabat Paktı'nın bölge barışı üzerinde önemli etkileri olmuştur. Bu antlaşmayla birbirlerine iç işlerine karışmama ve sınır güvenliği konularında birbirlerine güvence vermişlerdir.

II. Dünya Savaşı ve ardından Soğuk Savaş’ın başlaması neticesiyle iki ülke de kendi iç işleri ve güvenlikleri ile ilgilenmek zorunda kalmışlardır. İran Türkiye’yi ortak savunma antlaşmasına çağırsa da Türkiye NATO’ya giriş sürecinde ABD’nin bulunmadığı bir ittifaka sıcak bakmamıştır. Irak’ın Bağdat Paktı’ndan çıkmasıyla birlikte ABD’nin eklemesiyle CENTO (Merkezi Antlaşma Teşkilatı- Central Treaty Organization) kurulmuş ve bölgesel ittifak devam etmiştir. Bu örgüt 1979’a kadar varlığını sürdürmüştür.1964 yılında Kalkınma İçin Bölgesel İş Birliği (RCD) adlı örgüt kuruldu. Fakat örgüt yeterince etkinlik sağlayamadığı için adı Ekonomik İş birliği Örgütü (ECO) olarak değiştirilerek 1985’te revize edildi. İki ülke 1969’da kurulan İslam Konferans Örgütü çatısı altında sosyal, kültürel, askeri ve ekonomik olarak yeniden entegre şansı buldu. Bu dönemde İran’ın diktatör rejime geçmesi, Kürt sorununda İran’ın kayıtsız kalması genel gerginlik nedenleri olmuştur.

İran devriminde birkaç gün sonra Türkiye İran hükümetini tanıdı. Bunun nedeni hem yoğunlaşan Sovyet tehdidi hem de Türkiye’nin İran’da gerçekleşecek herhangi bir çatışma veya huzursuzluk durumunda gelecek göçten endişe etmesiydi. ABD’nin de başlarda durumu olumlu değerlendirmesi de Türkiye’nin bu politikasında etkili olmuştur. Türkiye 13 Şubat 1979 günü İran İslam Cumhuriyeti’ni tanıdı. İran İslam Cumhuriyeti ise Türkiye’nin demokrasiyle yönetildiğinden dolayı her zaman rejim için bir tehdit olduğunu düşünmüştür. Buna rağmen iç işlerini düzene koyana kadar komşu ilişkilerinde barışçıl olmayı, kendini yalnız bırakmamayı politika olarak seçmiştir.  Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin kişisel karizması ve mollaların gücü İran’da hâkim olmuştu artık. İran devrimi sırasında Başbakan Ecevit’in tutumu ise karışmamak, devrimden sonra ise her türlü destek olacağını açıklamak olmuştu. Esas itibariyle ekonomik sıkıntılar içinde olan Türkiye, diğer devletler ambargo uygulasalar da İran gibi büyük ve ticaret partnerini karşısına almak istememişti.  Bu dönemde İran’daki baskılardan kaçan bir milyon insana Türkiye kapılarını açmıştır. Daha sonra ise Soğuk Savaş’ın son bulmasıyla birlikte bölgede bir tür güç boşluğu oluştu.

Humeyni’nin ölümü Irak savaşının bitmesi Rafsancani’nin döneminin başlaması 1989 sularında gerçekleşmiştir. Türkiye ise bağımsızlıklarını kazanan Türk devletleriyle iktisadi ve diplomasi alanında ilişkilerin kurulmasıyla uğraştı. Orta Asya’da Türkiye ve İran birbirlerinin ayağına basmadan, çatışmadan güç mücadelesi gerçekleştirdi. Türkiye ABD ile İran ise denge kurmak amacıyla Rusya’yla yakınlaşma, ittifak kurma yolluna başvurdu. İran’ın bölgesel güç olma çabaları Ankara tarafından tehdit olarak algılandı. Aynı şekilde Türkiye de ABD’yle ittifak kurunca İran tarafından “büyük şeytan” ın yardımcısı olarak görüldü.

Türkiye aynı dönemde İsrail’le askeri iş birliğiyle ilgili konularda anlaşmalar imzaladı. Türk Dışişleri Bakanı İsmail Cem “bölge odaklı bir dış politika” mantığıyla komşular ve İran’la temaslarını artırma yoluna gitti. Bu dönemde Türkiye’de Hizbullah’ın cinayetler işlemesini İran’ın desteklediği düşünceleri İran’a karşı güvensizlik oluşturdu. İran’da öğrenci olaylarının olduğu 1998 de İran’ın olayların çıkmasında Türkiye etkisi olduğunu düşünmesiyle ilişkiler gerildi. İran Dışişleri Bakanı Kemal Harazi’ nin “rejimler ayrı ama gönüller bir” sözüyle gerginlik çıtası düşürüldü.

2001’de 11 Eylül saldırıları ilişkilerde yeni bir sayfa açılmasına neden olmuştur.  Amerika’nın “önleyici savaş” doktrini coğrafyanın kaderine direkt etki etmişti. Irak Savaşı iki ülkeyi birçok sefer karşı karşıya getirmiştir. Kuzey Iraktaki Kürt yönetim, enerji konularında çıkarlar sık sık ters düşmüştür. Daha sonraları doğalgaz ticareti ve Kuzey Irak’ın bağımsızlığının önlenmesi çabaları iki ülkeyi ortak bir paydaya itmiştir.

YıllarİhracatİthalatHacimDenge
20082.029.7608.199.68910.229.449-6.169.929
20092.024.5463.405.9865.430.532-1.381.440
20103.044.1777.645.00810.689.185-4.600.831
20113.589.63512.461.53216.051.167-8.871.897
20129.921.60211.964.77921.886.381-2.043.177
20134.192.51110.383.21714.575.728-6.190.706
20143.886.1909.833.29013.719.480-5.947.100
20153.663.7606.096.2429.760.002-2.432.482
20164.966.1764.699.7779.665.953+266.399
20173.259.2707.492.10410.751.374-4.232.834
20182.393.6086.931.2579.324.865-4.537.649

Erdoğan’ın gelmesiyle ticaret hacmi yüzde 91 oranında artmıştır.  Türk şirketlerinin İran çalışmaları ve doğalgaz alım anlaşmaları giderek artmıştır. 2005 ve sonrasında ise iş daha çetrefilli hale gelmiştir çünkü İran nükleer çalışmalarını arttırmaya başladı ve Batı bunun tam karşısında yer aldı. Aynı dönemde Ahmedinejat’ın da göreve gelmiş olması İran’ın nükleer çalışmalarını hızlandırmıştı. Ahmet Davutoğlu döneminde uzlaştırıcı tavır sergilenmeye çalışıldı. Tahran’da gerçekleştirilen zirve takas anlaşmaları planlandı. Türkiye aracılığıyla İran 1200 kilogram uranyumun nükleer yakıtla takas edilebileceği konusunda anlaşılsa da uluslararası toplumda kabul görmedi.

2011 yılında Suriye’de çıkan ayaklanma da şu anki en büyük gerginlik nedenlerimizdendir. Türkiye, Suriye ve Irak’ta YPG ‘nin terör koridoru kurmasına müsaade etmemek amacıyla 24 Ağustos 2016’da Fırat Kalkanı Harekâtına girişmiştir. Türkiye’nin birçok yerinde bombalar patlaması, terör eylemleri gerçekleşmesi ve artık “terörü kaynağında yok etme politikası” nedeniyle Türkiye 20 Ocak 2018’de Zeytin Dalı Harekatı’na başlamıştır. Zaman zaman bu konularda iki ülke gerilse de Astana Süreci ve bir dizi zirveyle sorunlar diplomasi yoluyla çözülmeye çalışılmaktadır.

Kaynakça:

OLSON Robert, Türkiye-İran İlişkileri, 1979-2004: devrim, ideoloji, savaş, darbeler ve jeopolitik, çev. Kezban Acar, Babil Yayınları,2005

TAMÇELIK Soyalp (ed.). İran: değişen iç dinamikler ve Türkiye-İran ilişkileri. Gazi Kitabevi, 2014.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir