Aydınlık Geleceğe !

Türkiye’nin Korona Savaşı ve Tarafları, Polis, Sağlık Çalışanı, Vatandaş, Politikacı

Çin’in Wuhan kentinden çıkıp tüm dünyaya yayılan Koronavirüs ile 1 yıl önce tanıştık. Daha dün gibi aklımıza ilk vakanın çıktığı gün geliyor ve ne kadar da çabuk geçmiş zaman, deyiveriyoruz. Koronavirüsün yarattığı küresel ölçekte salgın atmosferi dünya vatandaşlarının tüm sosyal ve kişisel alışkanlıklarda köklü değişikliklere gidilmesini zorunlu kıldı. Artık hepimiz, her iş grubu, her hükümet ve devlet yepyeni bir yapıya bürünmüş durumda. Buna ilaveten bu virüs bize yeni tecrübeler ve bilgi birikim kazandırması açısından normalde merak edip araştırmayacağımız, tatbik etmeyeceğimiz kadar dinamik bir mentalite ve fiziğe sahip olduk. Bu tecrübeyle birlikte kim bilir iyice yaklaşan 2021 yılı bu sayede toparlanma ve virüsten kurtulma yılı olur. Temennimiz bu yöndedir.

Şimdi bu yazımızda da ülkemizde herkesin az veya çok miktarda etkilendiği salgında çeşitli siyasi, ekonomik ve sosyal grupları inceleyip onların perspektifinden salgın onlar için ne koşullarda devam ediyor? Onlar ne derece etkileniyor? Sorularına cevap vereceğiz.

Türkiye’nin Koronavirüsle Savaşı

Dünya geneline yayılan COVID-19 salgınının Türkiye’deki ilk tespit edilen COVID-19 vakasının 10 Mart 2020’de olduğu Sağlık Bakanlığı tarafından 10 Mart’ı 11 Mart’a bağlayan gece açıklandı. Ülkedeki virüse bağlı ilk ölüm ise 15 Mart 2020’de gerçekleşti. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 1 Nisan 2020’de yaptığı açıklamada koronavirüs vakalarının tüm Türkiye’ye yayıldığını açıkladı.

Hükümet elbette birtakım tedbirler kapsamında eğitim, ekonomi, seyahat, toplanma konularında düzenlemeler yapıldı.

Sosyal durumda ise dikkat çekici bir tablo olarak salgın döneminde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden alınan verilere göre İstanbul’da aile içi şiddet oranı Mart ayında yüzde 38,2 arttı.

Şimdi Koronavirüsle iç içe olan grupların gözüyle duruma bakacağız.

Polis:

Ülkemizde en çok çalışan ve sürekli tartışma konusuyla gündeme gelen polisler, pandemi döneminde büyük bir yük taşıdığını söyleyebiliriz. Pandemide uyulması gereken kuralların tatbiki kapsamında belirli yaptırım gücü bulunan polisler, çoğu zaman yetkileri konusunda sivillerle problem yaşadığı gözlemleniyor. Cezai yaptırım ve adli para cezası yazma konusunda yetkisi olup olmadığı, tutanak tutması hususunda karmaşık yasal ibareler var. Mesela son çıkan Yargıtay kararına göre polisler sadece tutanak tutabilir, cezai yaptırımlardan adli para cezasını sadece savcılar verebilir dendi. O halde bu kadar kalabalık nüfuslu bir ülkede bu kadar pandemi kurallarını ihlal eden olayları tek tek tutanak yapılıp savcılığa sunulması, karar çıkması aylar yılları alır. Polis haricinde Bekçiler de zaman zaman sivillerle tartışma ve arbedeye görebiliyor. Bunun yanında emniyet teşkilatı içindeki bazı çalışma arkadaşlarımın uygunsuz ve şiddet içeren davranışları tüm polisleri hedef alan söylemlere maalesef ki dönüşebiliyor.

Polisi 'Bana teşkilatın numarasını verin" sözleriyle tehdit eden Cihan Aksu  bu sefer de bekçiye saldırdı

Kısaca polislere pandemi döneminde büyük sorumluluk ve yük yüklenmiştir. Bir yandan vatandaşlsrın nazik ve güzel bir dille pandemi kurallarına riayet etmesini sağlamak, bir yandan uymayanları tespit edip görevi gereği hukuksal yaptırımını icra etmek ve bazen de vatandaşlarla tartışma yaşamak durumunda kalıyorlar. Bu polis-sivil tartışmaların ve bu tartışma psikolojisinin en büyük sebebi, pandemide insanların aşırı duygusal çöküntüleri, stresleri ve gerilmiş olmaları sebepler arasında sayılabilir. İnsanların pandemide hiç olmadığı kadar gergin ve agresif olduğu, aile içi şiddetten tutun cinayet ve darp olaylarının artmasına kadar her gün neredeyse tanık olunabiliyor.

Sağlık Çalışanı:

Tartışmasız kayıtsız şartsız pandemi döneminde hem Türkiye’de hem dünyada en çok bedel ödeyen, en çok özveride bulunan grup, sağlık çalışanlarıdır.

Çünkü, pandeminin Türkiye’ye gelmesi yani neredeyse 1 yıldır fazla mesaide uykusuz kalarak çalışıyorlar. Belki 16 saat belki tüm gün. Kendilerine verilen yemek ise bu kadar yoğun tempoyu kaldıracak enerji vermekten uzak. Kendilerine ekmek arası kaşar peyniri, bardakta çorba ve meyve suyu gibi küçük kumanya yemekleri veriliyor.

Üstelik bir husus daha var. Pandemi döneminde devlet tarafından iş kollarına ve sektörlere nakdi yardım yapıldı. Ama görünen o ki bu pandemi mali desteği adil pay edilmemiş. Çünkü medyaya konuşan birçok sağlık çalışanı, hemşire, hasta bakıcı ve hekim aylardır vadedilen pandemi mali desteği almadığını söyledi.

Pandemide sistemin bir sorunu da böylece daha da ayyuka çıkmış oldu. Zira çalışamayan işletmelere, memurlara ve esnafa yeterince çalışmama ödeneği adaletli ve zamanında verilmemesi durumu açıkladı.

Ankara'da hastaneye baskın! - Asayiş - Detay Haberler

Son olarak sağlık çalışanları gözünden en zorlu savaş ve en yıpratıcı problem, bilinçsiz ve saldırgan hastalar ve hasta yakınları olmuştur. Az önce dedik ya pandemide insanların psikolojik ve duygusal çöküntüleri var ve bu sinir streskerini sağlık çalışanlarından çıkarmak istiyorlar gibi. Böyle olmasa neden Ankara Keçiören’deki devlet hastanesini basanlara karşı sağlık çalışanları kapılara barikat kurarak kendini korumak zorunda kalsın? Daha vahimi ise darp edilen, yaralanan ve hatta öldürülen sağlık çalışanları hem ölümcül virüsle mücadele ederken bir cephede de bilinçsizlik ve cehaletle savaşıyor. Saldırılara karşı direniyor.

Pandemide hastalarla iç içe olan sağlık çalışanlarının Türkiye’de ve dünyada pandemi bilançoları şöyle:
22 Aralık 2020 tarihi itibarıyla Dünya’da 77.716.439 onaylanmış vaka, 54.592.902 iyileşen varken virüs nedeniyle 1.708.936 hasta öldü. Bununla beraber dünyadaki en önemli sorunlardan biri de COVID-19 pandemisi ile mücadele eden sağlık çalışanlarının enfekte olarak kaybedilmesidir.

Uluslararası Af Örgütü tarafından Eylül 2020 de yapılan analizde, COVID-19’a yakalandıktan sonra dünya çapında en az 7.000 sağlık çalışanının öldüğünü ortaya kondu. Bu raporda en fazla sağlık çalışanı ölümü olan ülkeler Meksika (en az 1.320) ve ABD (en az 1.077) olarak kayıtlara geçti. Türkiye bu listede 41 sağlık çalışanı ölümü ile 16. sırada idi.

Bu konuda yapılmış başka bir bilimsel çalışmada hastanelerin yataklı servislerinde çalışanlarda enfekte olma yüzdesi en yüksek oranda bulundu. Bu bulgu, servis ortamındaki sağlık çalışanlarının, yoğun bakım ya da acil servis gibi birimlerdeki sağlık çalışanlarına kıyasla biyogüvenlik önlemleri açısından daha riskli olduğunu gösterdi.

Türkiye’de, COVID-19 Pandemisi ile mücadelede doktorlar, hemşireler ve diğer yardımcı sağlık çalışanlarından oluşan yaklaşık 540.000 kişilik (yaklaşık 165.000 doktor, 200.000 hemşire ve 175.000 diğer sağlık çalışanlarından oluşan) bir sağlık ordusu görev almaktadır. Pandemi sırasında enfekte olup ölen sağlık çalışanları ile ilgili açıklanan istatistiksel verilerde Sağlık Bakanlığı ile ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) arasında zaman zaman rakamsal farlılıklar görülmektedir. Bu nedenle bu sayfada sadece COVID-19 pandemisinde Türkiye’de aktif hasta bakımı hizmeti verirken ölen doktorların listesi vardır.

Türkiye’de aktif hasta bakarken ölen yabancı doktorlar da listeye alınırken; Türkiye dışında aktif görevde iken ölen ya da ölüm nedeni COVID-19’ dan bağımsız ya da aktif hasta bakımında olmayan emekli doktorların adları listelenmemektedir.

Vatandaş:

Polis, sağlık çalışanı gibi devlet memuriyetinde çalışan ve idare eden politikacılar dışında kalan herkesi oluşturan sivil vatandaşların pandemi dönemindeki rolü de zor olmaktadır. Çünkü medyaya ve bilgiye ulaşım kanallarındaki aşırı ve hudutsuz enformasyon fazlalığı ve bunlardan hangilerinin doğru olduğunun bilinemenesi büyük bir bilgi kirliliğine neden olup toplumsal hayatı etkiliyor.

Bu süreçte insanların karşılaştığı en büyük problemler adaptasyon ve korunmadır. Çünkü herkes kendince korunduğunu sanıyor, önlemini bir şekilde alıyor gibi görünüyor ama yanlış anlama durumu ve tam anlamıyla kuralların uygulanmaması söz konusu mevcut. Değişik alternatif tıp çareleri, kendini yeterli bulma, inatçılık, görmezden gelme, agresif ve saldırgan tavırlarda bulunma, kurallara uymaya davet eden kişilere mukavemet gibi pandemide boy gösteren toplumsal sorunların yanında kriminal olaylar da artırmış durumdadır. Az önce örneğini verdiğimiz aile içi şiddetin artması da bu verileri doğruluyor.

Köklü değişikliklerden geçen iş-çalışma, aile ve sosyal rutinlerimiz yer ediniyor. İnsanlar evden çalıştıkları bu ortam, belki de yıllar sonra çok garipsenecek bir sürecin olgusu olarak hatırlanacak.

Politikacı:

Bir politikacının ana hedefi nedir? Elbette devlet yönetimine talip olmak ve yani iktidar olmaktır. Bu salgın sürecinde Türkiye’de ve dünyada politikacılar isteselerde istemeselerde bunu göz önünde bulundurarak vatandaşlara başta sağlık hizmetleri olmak üzere diğer sosyal hizmetler sağlamak zorundalar. Aksi takdirde pandemi sürecinin kötü yönetildiğine şahit olan halk, o politikacıya oy vermez.

Salgın zamanında en çok konuşulan ve gündeme gelen siyasi literatürdeki olgu kuşkusuz Sosyal Devlet anlayışıdır. Pandemi nedeniyle belirli kısıtlamalar ve üretimin azalması ve dolayısıyla sadece tüketimin olduğu kıt kaynakların da adil bölüşümü hususlarında devletlere büyük görev düşüyor. Bu bölüşümü tam manasıyla adil yoaabilen devletler ise oldukça az. Özellikle Türkiye gibi kalabalık bir kapitalist ekonomi modelinin baskın olduğu ülkede bu sorunsal çok büyük raddelere geliyor. Oy kaybetmek istemeyen ve tam tersi vatandaşın gönlünü hoş tutarak oylarını arttırmak isteyen politikacılar, bu büyük sorumluluğun kusursuz icra edilmesine çalışması gerekiyor. Çünkü her devlet, üretimin azalıp tüketimin arttığı bir kriz ortamında mümkün olduğunca en az zararla en karlı çıkmaya çalışıyor ve bu rekabetten kimse geri durmak istemiyor. Pandemi sürecinin idaresi gerçekten de gelişmiş gelişmemiş tüm ülkelerde ortak sorunu teskil etmektedir.

Şu anlık bütün gözler ulusal bir başarı taşıyacak olan aşı tedavisinde

KAYNAKLAR:
Wikipedia
T. C. Sağlık Bakanlığı
Detay Haber
BBC Türkçe
İHA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir