Politika Ve Strateji

Türkiye’nin Nükleer Çalışmaları

Nükleer enerji ve nükleer güç kısa zamanda dünya politikasında ekili olmak isteyen büyük devletlerin ilgi odağı olmuştur. Atomun parçanması sonucu ortaya çılan büyük enerjinin keşfi ile başlayan süreç her teknoloji gibi önce askeri alanda etkili olmuştur. Nükleer enerji ise risklerinin büyüklüğü nedeniyle tartışmalara konu olmaktadır. Fakat büyük ve büyüyen ülkelerin ekonomik pastasındaki en büyük dilim olan enerjiye yaptığı büyük katkı ile bu riskleri göz ardı ettirmektedir. Bu yazımızda Türkiye’nin nükleer gücünü ve nükleer enerji çalışmalarını inceleyeceğiz.

Türkiye'nin Nükleer Enerji Çalışmaları

Kurulduğudan itibaren gelişen Türkiye en büyük sorunu enerji olmuştur. Teknolojini gelişmesi ve farklı keşifler enerji konusunda devletlere alternatifler sunmuştur. Atomun parçalanması sonucu ortaya çıkan büyük enerjinin keşfi de bu alternatiflerden biridir. Nükleer enerji diğerlerine göre daha ucuzdur ve üretimde çıkan atık konusunda da diğerlerinden daha temizdir. Hava durumlarından etkilenmeme ve coğrafi bölgeye bağlı olmama nükleer enerjiyi cazip kılan özelliklerindendir. Zira belirli bölgede bulunan enerji onu talep eden ülkeyi enerjiyi bulunduran ülkeye bağımlı kılacaktır. Yahut talepkar ülke enerjiyi elde etme adına enerjiyi elinde bulunduran devleti siyasi ve ekonomik olarak zayıflatmak isteyecektir hatta bu tarihte enerjiyi elşnde bulunduran ülkeyi işgale kadar ileri gitmiştir.

Diğer enerji üretim yöntemlerine göre daha karlı ve temiz olan bu türün bu artı yönlerini toptan bir şekilde silecek olan riskleri vardır . Hızla gelişen nükleer enerji sektörü 1979 Three Miles Island ve 1986 Çernobil Kazası ile yeniden tartışmaların odağı oldu. Three Miles Island bize uzak olan ABD’de olduğu için etkisini pek hissetmesek de hemen yanı başımızda olan Çernobil Kazası bizi bu konuda hassaslaştırdı. Zira olası bir kazanın bulunduğu yakın çevreyi tamamen bitirmesiyle beraber byük bir bölgesel zarar ortaya çıkarıyordu tıpkı Çernobil örneğindeki gibi. Çernobil kazasından sonra bölge tahliye edilmiş ve o günden bugüne sivillere kapalı kalmıştır. Yaptığı etki Karadeniz’in karşı kıyısında bulunan ülkemizi de etkilemiştir. O tarihten sonra hem tarım hem turizm alanında düşüşler meydana gelmiştir. Yayılan radyasyondan etkilenen Karadeniz halkında kanser vakaları artmıştır. Olası bir kazada tesisin etrafa yayacağı radyasyon ve nükleer maddelerin vereceği zarar kuşkusuz pek büyük ve geri dönülemez derecedir.

Türkiye’nin nükleer enerji çalışmaları 1. Cenevre Konferansı ile 1955’te başlamıştır. Öncelikle İstanbul’da bir eğitim ve araştırma merkezi kurulmuş ve burada 1 MW gücünde bir reaktör işletmeye alınmıştır. Türkiye 1972-1974 arasında bir nükleer santral kurmaya kara vermiştir. 1976’da araştırmalar tamamlanıp Akkuyu uygun bulunmuştur ve aynı yıl yapım için ihalelere başlanılmıştır.

Akkuyu Nükleer Güç Santrali

Akkuyu Türkiye’nin ilk nükleer enerji projesidir. İlk kez 1976’da ihalesi açılmış çeşitli nedenlerdem dolayı sonuçlanamamış ve tesisin yapımına başlanılamamıştır. 2010 ‘da hükümetlerin anlaşması ile Rus kamu şirketi tesisin yapımını üstlenmiştir. Kurulacak tesis Türkiye’nin elektrik enerjisinin yaklaşık %6’sını tek başına karşılayacaktır. 2015 yılında yapımına başlanan tesisin 2023 yılında tamamlanması bekleniyor.

Sinop Nükleer Güç Santrali

Türkiye’nin Akkuyu’dan sonra ikinci nükleer güç projesidir. İnşasının 2023’te bitmesi beklenirken planlanan maliyetin 2 katına çıkılması nedeniyle proje durdurulmuştur. Bu tesisin inşası için Japonya hükümeti ile anlaşma yapılmıştır. Kullanılacak reaktör ise Japon-Fransız ortak yapımı su basınçlı reaktördür. Proje bu bakımdan dünyada tektir.

İğneada Nükleer Güç Santrali

Türkiye’nin 2023’e kadar 3 tane nükleer santrale sahip olması politikası yönünde 2015’te yeni bir nükleer santral projesi açıklandı: İğneada Nükleer Güç Santrali. Çin ve Amerikan firması Westinghouse ile ön anlaşma imzalanmış durumda. Teknolojik olarak diğer tesisler ile eşit olarak planlanmıştır. Santralin yapılacağı bölgenin dünyada sadece 3 tane bulunan longoz ormanlarından biri olması çevrecilerden ve bölge halkından büyük tepki topluyor. Ayrıca bölgenin İstanbula izdüşümü 150 km olması da göz önüne alınması gereken bir durum. Olası bir sızıntı kuşkusuz diğerlerine göre daha tehlikeli olacaktır.

Türkiye ve Nükleer Silahlar

Nükleer silah kullanıldığında hem patlama etkisi hem de sonrasında yayılan radyasyon ile büyük zararlar vermektedir. Bu açıdan büyük bir caydırıcılığı olan nükleer silahlar 0lkeler için cazip gözükmüş ve ülkeleri nükleer silahlanma yarışına itmiştir. ABD ve SSCB arasında Soğuk Savaş Dönemi’nde doruğa ulaşan bu nükleer silahlanma yarışı dünyayı yok edecek güce varan bombaların üretimi ile tarafları uzlaşmaya zorlamıştır. ABD ve SSCB’nin dışında İngiltere, Fransa, Çin, İsrail, Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore’de nükleer silah üretmiştir.

Türkiye çeşitli siyasi , ekonomik ve akademik nedenlerle bu yarışın dışında kalmıştır fakat ABD-SSCB çekişmesi Amerikan güdümlü olsa da Türkiye’ye ilk kez nükleer silahı getirmiştir. SSCB’nin Küba’ya nükleer silah ateşleme platformu kurması ile ABD çevreleme politikasını uygulamak ve bu olaya misilleme yapmak amacıyla Türkiye’yi seçmiştir. İşte bu olay ile Türkiye ilk nükleer silahını elde etmiştir.

TBMM raporun da NATO kapsamında ABD’nin Türkiye’de nükleer silah bulundurduğu kabul edilmiş fakat sayısı ve tipi hakkında bilgi verilmemiştir. Başka bir araştırmaya göre ise 50 ila 90 adet B61 tipi atom bombası olduğu belirtilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir