Aydınlık Geleceğe !

TÜRKİYE’NİN UMUMİ GÖÇ TARİHİ I.

Bundan önceki yazımda ABD’nin göçlerle kurulmasını ve ABD göç tarihini anlatmıştım. Bugün, daha derine inen ve bizi ilgilendiren bir ülkeye değineceğiz. Bu ülke, ABD gibi 200 küsur yıllık değil, tarihi ve kültürüyle en zengin uygarlıklar arasında gösterilen 5 bin yıllık Türk milletinin kurduğu Türkiye’den başkası değildir.

Öncelikle birçoğumuzun bildiği Orta Asya’da başlayan Türkler’in serüveni, coğrafi, siyasi ve sosyokültürel etmenler sonucunda göçlerle gelişme faslına girmiştir. Her dünya vatandaşı insani olarak eşit olsa da her milleti millet yapan belli belirleyici nitelikleri vardır ve buna göre davranış gösterirler. Coğrafya ve doğduğun toplum kaderin olur. Türkler de ilk olarak Orta Asya’nın bozkırlarında başlayan yolculuklarıyla çevre bölgelere gitmişlerdir.

Göç Destanı

Türk edebiyatının yazılı olmayan zamanlarından kalan bir Uygur destanı olan Göç Destanı’nın bir kesiti, Türkler’in göç nedenleri hakkında ipucu vermektedir. Elbette hamasi ve epik metafizik ögeleri hariç tutarsak somut çıkarımlar da yapılabilinir:

“Yulug Tigin isimli bir prens hakan oldu. Yulug Tigin, Çinlilerle çok savaştı. Bu savaşlara son vermek için oğlu Gali Tigin’i bir Çin prensesi ile evlendirmeğe karar verdi. Çinliler, prensese karşılık hükümdardan Tanrı Dağı’nın eteğindeki Kutlu Dağ adını taşıyan kayayı istediler. Gali Tigin kayayı verdi. Çinliler kayayı götürmek için kayanın etrafında ateş yaktılar, kaya kızınca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı arabalara koyarak Çin’e taşıdılar. Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar kendi dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da Gali Tigin öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu. Yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldılar. Günlerden sonra Türk tahtına Buğu Han’ın torunlarından biri hakan olarak oturdu. O zaman canlı cansız, evcil yaban, çoluk çocuk bütün yurtta soluk alan almayan ne varsa hepsi birden:

– Göç!. Göç!, diye çığrışmağa başladı. Derinden, iniltili, hüzün dolu, eli böğründe kalmış bir çığrışmaydı bu. Yürekler dayanmazdı. Uygurlar bunu bir ilahî emir diye bildiler. Toparlandılar, yollara düzüldüler; yurtlarını yuvalarını bırakıp bilinmedik ülkelere doğru göç etmeğe başladılar. Sonunda bir yere gelip durdular, orada sesler de kesildi. Uygurlar, seslerin kesilip duyulmaz olduğu bu yerde kondular, beş mahalle kurup yerleştiler; bunun için bu yerin adını da Beş-balık koydular. Burada yaşayıp çoğaldılar.”
Göç Destanı

Anadolu’nun Türkler’e Yurt Oluşu ve Neden Anadolu Tercih Edildi?

Anadolu genel olarak Türkler’in hem severek geldiği bir yer, hem de gelince sevdiği bir yer olma özelliği taşıyor. Çünkü Anadolu, düzensiz yağış şekilleri, dağlık arazilerinin çokluğu, iklimin karasal ve çetin olduğu, tıpkı Orta Asya bozkırları gibi bir toprak parçasıdır. Anadolu’ya başta siyasi nedenlerle gelen Türkler herhalde burasının kendi öz topraklarına benzer yapıda olduğunu fark ettiler. Tesadüfen ve zorunluluk yüzünden gelen Türk grupları da Anadolu’ya alışıp yurt tutmuşlardır.

Anadolu’nun sınırlı besleyebilir zenginlikte bir coğrafya oluşuna rağmen, doğu – batı arasında köprü ve kavşak bir bölge olması, büyük ve köklü medeniyetlere ev sahipliği yapmış olması sebebiyle dünya jeopolitik siyasetinde muazzam bir yeri vardır. Tarih boyunca da kültür ve medeniyetlerin hem karşılaşıp etkileştiği hem de uğrunda çatıştığı bir yerdir Anadolu. Bu avantajlar, bu bölgede büyük, güçlü ve dinamik devletlerin kurulmasına neden olmuştur. Türkler de Anadolu’nun bu nimetinden yararlanabilmiştir.

Aslında Türkler Anadolu’ya Malazgirt Savaşı’ndan yüzyıllar önce belirtmiştir. Yüzde 100 emin olunamamakla birlikte Türki ırkın daha heterojen olmadığı M.Ö. 3. yy’da İskitler, Orta Asya’dan Kuzey Karadeniz ve Balkanlar’a kadar olan bölgede varlık göstermiş ve buradan da Anadolu’ya akınlar düzenlemişlerdir. Daha sonra M. S. 4. Yüzyılda Avrupa Hun İmparatorluğu, Attila önderliğinde yine Kafkasya üzerinden Anadolu’ya girmiş ve Antakya’ya kadar uzanan akınlarla Doğu Roma İmparatorluğu’nu yıpratmışlardır.

İskitler’i canlandıran resim

İskitler ve Avrupa Hunları’ndan sonra Orta Asya merkezli Türk devletleri bir dizi yenilgiler sonrası zayıflayıp klan halinde dağınık olarak Orta Asya’da yaşamayı sürdürdü. Abbasi devleti ile Talas Savaşı münasebetiyle ilişkiler tesis edildi ve Türkler için Batı’ya göç hareketleri başladı. Karahanlılar her ne kadar İslam dinini benimsemiş olsa da kültür ve gelenekleri aynı kaldı ve göçebelik devam etti. Türkler’in İslam’ı Talas Savaşı sonrası Araplar’dan öğrendiği sanılsa da Batı’ya göç ederken Türkler’in karşısına ilk çıkan millet Farsiler yani İranlılardı. Bu nedenle Türkler, İslam kültürünü toplum hayatına İranlılar sayesinde tatbik etti. Nitekim Türk – Hint – Fars milletlerini kapsayan Gazneliler’de bu gayet belirgin görülür.

Yerleşik hayata geçmiş teşkilatlı ve medeni Gazneliler’in yanı sıra Maveraünnehir denilen Batı Türkistan bölgesinde halen göçebe Türkler vardı. Gazneliler’e isyan edip Selçuki Devleti’ni kuracak olan bu Türk halkının en büyük amacı, artık kendisine yurt bulup orada göçebelikten kurtulup medeni yerleşik hayata geçmekti ve öyle de oldu.

O sırada Anadolu coğrafyasına hakim olan Bizans, Türk akınlarını kesmek ve Selçukiler’i tamamen ortadan kaldırmak için saldırıya geçti. Çoğu kişi Malazgirt Savaşı’nın,  Alparslan’ın Anadolu’yu fethetme hayali için yaptığını söyler. Aslında saldıran taraf Bizans iken, Selçukiler de Batı’ya yürümüş ve ortada meydan savaşı patlak vermişti. Alparslan’ın esas gedefi, o dönemde zengin ticaret kaynağı olan Mısır ve Şam’ı fethetmekti ve ordusu buraya gidecekken Bizans hareketini öğrenip Anadolu’ya yönelmişti. Bu tarihi dönüm noktası belki de bugün Anadolu’daki varlığımızı belirleyen karardı. Malazgirt Zaferi sonrası Sultan Alparslan, yönünü tekrar Horasan’a yani Doğu’ya çevirdi ve güvendiği komutanlarını Anadolu’nun fethi için görevlendirdi. O dönemde Anadolu’da yok denecek kadar az olan Türk varlığı, artık bu Türk boylarının göçleriyle arttı. Tabi Bizans ile de Anadolu’nun hakimiyeti için kıyasıya bir mücadele başladı.

Haçlılar

Bu mücadeleler ve sonrasında Moğol istilası sonucu Türk göçleri, Osmanlı Devleti’nde yerleşik hayat ve göçebelik, 93 Harbi ve Balkan Savaşları felaketleri akabininde Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan büyük göç dalgalarına ev sahipliği yapan Anadolu, Türkler dışında Ermeni, Rum, Çerkes gibi milletlerin Anadolu’ya ve Anadolu’dan göç hareketlerini, Modern Türkiye Cumhuriyeti’nde Anadolu’ya göç hareketlerini ve en son günümüzde Anadolu’ya göç hareketleri konusunu bu yazının ikinci serisinde anlatacağız…

Kaynakça:

Erhan Afyoncu, 1000 Soruda Osmanlı İmparatorluğu, 1. Cilt

Göç Destanı, İskitler, Dokuz Oğuz, Karahanlılar, Malazgirt Meydan Muharebesi konu başlıkları Wikipedia,

TRT Belgesel Svaşın Efsaneleri Belgesel Serisi

İlber Ortaylı, Türklerin Tarihi 1-2, 2015-2016

edebiyatogretmeni.org, Göç Destanı konu başlığı

turkedebiyati.org, İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı konu başlığı

https://www.beyaztarih.com/uploads/default/question/740136a6bf077929a4dfda9c24c17cbc_big_r.jpg
https://www.hepgun.com/wp-content/uploads/2018/10/iskitler.jpg
https://i.pinimg.com/originals/f6/f0/cd/f6f0cd0a1984fc6818f900e4f3bd7a8a.jpg
https://lh3.googleusercontent.com/proxy/8lf32OIuRJH8T7_e30qi9nguXKyyW7K9hx6Xm_ie9kC4RgkVB4nOJv8yVBRaPLliYev-3Y-8rlpS6P8gk39FYMzMaeDGjXHENckODGFW5WciHz2zZB-GXFMDcsQu6BFkvItSJ6c

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir