Politika Ve Strateji

TÜRKİYE’NİN UMUMİ GÖÇ TARİHİ II.

1770 – 1923 yılları arasında bu coğrafyadaki göç hareketleri haritasına göre, bu yıllar arasında 5 milyon Müslüman ve 1.9 milyon Hristiyan zorla yerinden edilmiştir.

Daha önceki yazımızda Anadolu’ya Osmanlı öncesindeki Türkler’in kitlesel göç hareketlerini ve akınlarını incelemiştik. Anadolu’nun jeopolitik ve stratejik önemini, iklimini ve tüm özelliklerini inceleyip burasının neden göç hareketleri için cazip olduğunu açıkladık. İlk Çağ, Uygarlıkları, İslamiyet öncesi Orta Asya Türk devletleri ve nihayet Büyük Selçuki Devleti’ne kadar geldik. Şimdi Türk ve Anadolu tarihinde 623 yıllık yeri olan Osmanlı İmparatorluğu’na geçmeden önce Anadolu’daki çok da ekseriyete sahip olmayan Türk nüfusunun, Moğol İstilası sonucu artmasına kısaca değineceğiz.

Moğol Atlılarını temsil eden çizimler

Moğol İstilası’nın Anadolu’daki Türk Varlığını Arttırması

Bazı tarihçilere göre Türk olduğu iddia edilen Cengiz Han, tarih boyunca birleşik milletle  bir devlet kuramamış Moğol ve Tatar boylarını tek çatı altında toplayıp ve belli hukuk kuralları ile tam bir devlet teşkilatı kurdu. Aslında Cengiz Han’ın zamanında daha çok devletin kurulmasına engel olan isyancılar, Tatarlar yine Türkler üzerine yoğunlaşılmış ve askeri harekatlar devleti kurma yönüne olmuştur. Şunu da atlamamak gerekir ki, Cengiz Han döneminin en önemli ve Türklerle en benzer politikası Çin ve Harezm bölgesi dediğimiz Batı Türkistan üzerine sefer ve kısa sürede fethidir.

Cengiz Han dönemindeki Batı Türkistan seferinde Türkler için kültür şehirlerinden Semerkand ve Buhara da işgale uğradı ve bu bölgede bulunan binlerce insan akın akın batıya yani önce İran sonra Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı. Çünkü Moğollar sadece işgal etmiyor, her yeti yakıp yıkıyor ve istisnasız herkesi katlediyorlardı. Kalanlar isteyerek veya mecburi olarak Cengiz Han’ın ordusunda bulunan başta Uygur ve Tatar Türkleri olmak üzere onlara katıldı.

Bu Moğol İstilası’ndan korkup kaçan grupların en büyüğü olan Türkler’in Anadolu’ya yerleşmesi, buradaki Türk nüfusunu arttırmış ve bu bölgeyi Türkleştirmiştir. Tabi ki bu olay da Anadolu göç tarihinin önemli bir parçası olmuştur.

Selçuklu yıkılınca tekerrür eden tarih yine Türkler’i göçebelikten yerleşik hayata geçirtmiş ve devlet teşkilatının en iyi olduğu ülkelerden Osmanlı kurulmuştur. Gerçi esas konumuzun mekanı olan Anadolu, Osmanlı zamanında alelade onlarca eyaletinden biri olduğu için, çok da önemli değildi. Osmanlı’nın hedefi Avrupa güzergahı olduğu için, devletin en önemli parçası Balkanlardı. Yani Osmanlı bir Balkan bir Avrupa devletiydi ve artık göçebe Türk kültürü yerine, topraklarında barındırdığı her millet ve kültürden etkilenip sentezlenen nevi şahsına münhasır bir çoklu kültür ortaya çıkardı.

Devlet zamanla büyüdü, Türk nüfusu Balkanlar’a yayıldı. Burada köklü izler bıraktı. Ne var ki devletin başta Balkanlar’dan olmak üzere her köşeden daralması sonucu, şehir kültürünü benimsemiş Türkleri ve diğer etnisiteleri de etkiledi. Şimdi Türk ve Anadolu tarihi açısından, savaş sebebiyle  zorunlu göç hareketlerinin en trajik olanlarından 93 Harbi ve Balkan Savaşları’nın sebep olduğu göç dalgalarını inceleyeceğiz.

93 Harbi, Çerkes Zorunlu Göçleri, Balkan Savaşları göçleri

Gerileme ve Dağılma dönemindeki Osmanlı, yıllardır yaşasa da, düşmanlarının biri yıkılıp biri kuruluyordu. Mesela yıllarca savaştığı Macaristan, Venedik, Safeviler yıkılmış ama yerine İngiltere, Fransa, Rusya almıştı. Avusturya gücünü bir hayli yitirse de halen Osmanlı karşısında azımsanmayacak bir kuvvetti. Osmanlı’nın kullandığı Rumi takvime   göre 1293, Miladi takvime göre 1876’da küçük bir sebepten çıkarılan 93 Harbi, Kafkasya ve Balkan cephelerinde cereyan etti ve Osmanlı toprak kaybettikçe, Balkanlar’daki azınlıklar Rus tarafına katılıp artık yüzyıllardır orada kökleşmiş Türk nüfusunu bu topraklardan çıkarmaya çalışmıştı. Ve bunu zor kullanarak, yakıp yıkarak katlederek de gerçekleştirmekten geri durmadılar. Romanlar, Bulgarlar, Yunanlar, Sırplar toplu olarak hem Osmanlı devletine hem Balkanlar’daki Türk nüfusuna karşı harekete geçti. Kaybedilen toprakları geri almak için açılan savaşın bilançosu vahimdi. Kafkaslar’da ve Balkanlar’da 5.5 milyon insan yerini yurdunu bırakıp İstanbul’a, ve Anadolu’ya göç etti. 1 milyon kilometrekarelik toprak kaybedildi. Balkanlar ve Kafkaslar’ın demografik yapısı allak bullak oldu. Osmanlı’nın elinde sadece Makedonya, Trakya, Özerk Bosna ve Bulgaristan’ın bir kısmı kaldı.

Rus askerleri Küçükçekmece Deresi yanında 1878

Bu arada Kafkas halklarından Çerkesler’in de zamanında Osmanlı topraklarına göçe zorlandığı konusuna da kısaca değinelim. Zira Gerileme dönemi Osmanlı’nın önemli toplumsal meselelerinden biri olmuştur.

Çerkes Göçü

19. yy’da Rusya’nın Karadeniz kıyılarında ve Kafkasya’da hakimiyet kurmak istemesi ve bu bölgede müslüman grup istememesi, başta Çerkesler olmak üzere, Tatarlar, Abhazlar ve Nogaylar üzerine saldırmasını süregetirdi. 1763’den 1864 yılına gelene kadar inatçı bir direniş gösteren Çerkesler, Ruslarla olan savaşı kaybetti ve umutsuzca ortaya atılan sürgün kararına uymak zorunda kaldı. Savaşta 500 bin civarı Çerkes öldü. 1864 ve 1867 yılları arasında 1.5 milyon Çerkes en başta Osmanlı topraklarına sığındı. En yoğun olarak, Bulgaristan’a, Orta ve Batı Karadeniz’e, İç Anadolu’ya, Gaziantep, Halep, Şam, Lübnan ve Ürdün’e kadar olan bölgelere yerleştirildi. Elbette bazen olduğu gibi göçmen – yerli kavgası kavgaları çıktı, demografik şekiller değişti. Ama tarihe bakacak olursak, Çerkesler, ülkelerini 1763-1864 yılları arasında 101 yıl boyunca savunarak, Kafkasya’da Ruslara karşı en uzun direnen halk oldu.

Kırım Tatarları Göçü

Kırım’dan Türkiye’ye kitle göçleri, esas olarak 1783’de Kırım Hanlığı’nın ortadan kaldırılarak Rusya İmparatorluğu’nun Kırım’ı ilhâkını müteakip gerçekleşmiştir. Bununla birlikte, 1783 öncesinde de Kırım’dan Osmanlı topraklarına pek bilinmese de, azımsanmayacak boyutlarda göçler olmuştur. Kırım’dan Osmanlı İmparatorluğu’na asıl kitle hicreti dediğimiz ve son derece dramatik neticeleri olan muazzam sosyal olgu muhakkak ki Kırım Hanlığı’nın yıkılmasına takaddüm eden yıllarda başlayan bir süreçtir. Kırım’ın kaderine damgasını vuran 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı esnasında Rusya ordusu 1771’de Kırım’a girmeyi başardı. 1774’de imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Rusya İmparatorluğu güyâ Kırım Hanlığı’nın bağımsızlığını tanıdıysa da, hedefi Kırım’ı şartlar olgunlaştığında ilhak etmek olduğundan, hanlığın idaresine mümkün olan her türlü müdaheleyi yapmaktan geri durmadı. Neticede, 1783’e kadarki yaklaşık on yıllık süre içinde Kırım, Rus müdahelelerine doğrudan bağlı ve gayet kanlı bir iç savaşın içine girdi. Bu dönemde üst rütbelerdeki pek çok Kırımlı idareci ile bir o kadar da asker ve halktan insanlar Osmanlı ülkesine iltica etmek zorunda kaldılar. Kısa zaman içinde vatanlarına dönmeyi uman bu mülteciler aslında iki yüz yılı aşkın bir müddet devam edecek olan devâsa bir nüfus akımının ilk kısmıydı.

1783 yılından sonra ayrı dönemlerde kafileler halinde Osmanlı Devleti topraklarına göç ettiler. Önce Dobruca (günümüzdeki Romanya‘nın Karadeniz kıyı bölgesi ve Bulgaristan’ın kuzeydoğusu) ile Bulgaristan ve Balkanların diğer bölgelerine göç ettiler. Kırım Tatarları’nın yanı sıra Nogaylar’da göçe zorlandı.

Esas büyük göç dalgası ise 1853 – 1856 yılları arasındaki Kırım Savaşı döneminde ikinci, 93 Harbi‘nden sonra ise üçüncü bir göç dalgasıyla Anadolu‘ya yerleştiler.

Balkan Savaşları ve Osmanlı’nın Avrupa’daki Sonu

Balkan Göçü

Konuya geçmeden şu veriyi verelim ki, bir devletin başına daha ne kadar badire gelebilir bunu anlayalım. Sultan 2. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra Sultan’ın bir şekilde 33 yıldır sürdürdüğü barış politikası ve sıcak çatışmadan kaçınma stratejisi bitti. Yerini, 1911 Trablusgarp Savaşı, 1912-13 Balkan Savaşları, 1914-18 Birinci Dünya Savaşı, 1919-1922 Milli Mücadele dönemi ile birlikte dünyanın hiçbir ordusu 11 yıl süren savaşlara dayanamaz ve o ülkenin toplumu da artık bu yükü sırtlayamaz. Yine de yıkılmamak için olağanüstü çaba sarfeden Osmanlı’nın en trajik savaşı belki de Balkan Savaşları olmuştur. Çünkü misal olarak, siz 17 yaşında bir delikanlısınız ve sizi güreşte 10 yaşındaki bir çocuk yeniyor. Bu delikanlının psikolojik çöküntü ve yaşadığı soku şimdi daha iyi anladınız. Osmanlı da 400 ila 500 yıldır yönettiği azınlıkların kurduğu ulus devletlerin ittifakına yenilince bu psikolojiye girdiği düşünülebilir. 93 Harbi ile Balkanlar’da ağır yara alan Osmanlı’yı ve Osmanlı tebaasını tamamen bu topraklardan çıkarmak isteyen Balkan devletleri ittifakından her biri, Osmanlı’ya en büyük darbeyi vurup toprakları kendi için almak için yarıştı. Savaşın nedenini, sonucunu, gelişimini biliyorsunuz.

Balkan Savaşları sonrasında Bulgaristan işgaline uğrayan Türk köylerinde halk zorla vaftiz ediliyor

Sonuç, başta bahsettiğimiz Avrupa devleti olma yolunda en önemli parçası Balkanlar’ı, Edirne hariç geride bırakmak zorunda kalmış bir Osmanlı. Zamanında iskan edildiği ve burada yüzyıllardır yurt tuttuğu topraklardan atılan Türkler, yine İstanbul, Edirne ve Anadolu’nun yolunu tuttu. Savaştaki sivil katliamlar tam bir soykırım ve etnik temizlik amaçlı olduğu aşikardı. Toplu halde galeyana gelmiş Yunan, Sırp ve Bulgar devletleri sistematik kıyıma girişti. Balkanlar’daki Türk nüfusunun büyük çoğunluğu Balkanlar’ı terk etti. Toplam göç eden sayı bilinmemektedir ancak 500 bin ila 1.5 milyon olarak düşünülmektedir.

Ermeni Tehciri ve Doğu’daki Mezalim’den Göçen Türkler

1. Dünya Savaşı sırasında, toplumsal olaylar yüzünden Ermeni ve Türk nüfusu arasında daha fazla problem olmaması adına 1 milyon dolayında Ermeni, Anadolu’dan çıkarıldı ve Suriye, Lübnan gibi Osmanlı topraklarına yerleştirildi. Tabi savaş sırasında Doğu cephesinde Ruslar’ın Doğu Karadeniz’den Sivas’a ve Van Gölü güneyine kadar alanı işgal etmesi yeni bir problemi ortaya çıkardı. Ruslar ve Ermeni çetelerin sivil katliamları neticesinde de binlerce insan öldü ve 2 milyon insan Doğu’dan Batı Anadolu’ya göç etti. İlaveten, 1915-16’da yine Ermeni çeteker ve Ruslar’dan kaçan Kürt nüfusu da İran tarafına göç etmiştir.

Kurtuluş Savaşı Sırasında, Yunan Mezalimi

Yunanlar, uzun yıllar tarihi bir kinlerini saklayıp zamanı gelince bu kinlerini öfkeyle birlikte kustular. Megalo İdea fikrini gerçekleştirmek için Balkanlar’daki Türkler’e soykırım uygulamışlardı. Megalo İdea’nın tam biçimi olarak, Bizans İmparatorluğu’nu diriltmek için Batı Anadolu’ya ve Istanbul’a tekrar hakim olmayı istiyorlardı. 1914’te İstanbul zaten İtilaf devletleri tarafından işgal edilmişti. 1919 yılında Yunanlar, ilk başta İzmir sonra Aydın, Manisa ve tüm Ege bölgesini, Marmara bölgesini ve Doğu Trakya’yı işgal etti. Bu süreçte Türkler, ordularını yitirmiş olarak yeniden silahlı mücadeleye teşkilatlandıkları için çabuk müdahale edemediler. Düzenli bir ordu kurulana kadar sürekli geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu şartlarda, devlet otoritesinin, idarenin ve ordunun yoksunluğundan faydlanaan Yunanlar, işgal ettikleri her yerde halkı korkutup kaçırmak ve etnik temizlik yapmak için vahşi katliamlara ve soykırıma giriştiler. İzmir’de, Aydın’da, Yalova’da, Bursa’da, bu görüntü içler acısıydı. Köyler, evler, tarlalar yakılıyor ve halka işkence ve zulüm uygulanıyordu. Tüm bu felaketlerden kaçmak için Batı Anadolu’dan İç Anadolu ve İstanbul’a göç eden Türkler’in sayısı 1.2 milyon olduğu iddia ediliyor. Bu rakamın ne derece korkunç olduğunu anlamak açısından, o dönemde Türkiye’nin nüfusu 12 milyon olduğu bunu gösteriyor.

Yunan İşgali sırasında yakılıp yıkılan Anadolu’nun içler acısı hali

1921 ve 1922 yıllarında işgal edilen yerler nihayet kurtarıldı.

1923-24 yılları arasında Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yeni Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan arasında imzalanan anlaşma gereği, bu iki ülke arasında mübadele gercekleştirlince, Anadolu’daki 1.5 milyon Rum Yunanistan’a, 500 bin civarında Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye mübadele edildi.

Ahıska Türkleri Göçü

İkinci Dünya Savaşı sırasında, SSCB lideri Stalin, Naziler’i desteklediğini gerekçesiyle Kafkaslar’daki, Kırım’daki ve Karadeniz dolaylarındaki Tatar ve Ahıska Türkleri’ni bu havaliden temizleme politikasıyla binlercesini  yük trenleriyle Orta Asya, Urallar ve Sibirya’ya sürgün etti. Bu sürgünlerden en büyüğü, 1944 yılında savaş devam ederken,
Türkiye’nin sınırındaki Gürcistan dolaylarında yaşayan Ahıska Türkleri’ne uygulanmıştır. O zamanın Türkiye’si, henüz yeni kurulmuş taze ve kendi içinde binbir dertle uğraşan bir devlet olduğu ve Sovyetler’den çekindiği için Ahıska Türkleri’nin sürgün edilmesine yeteri kadar tepki gösteremedi ve elinden birşey gelmedi. Hatta kendisine sığınan mültecileri bile Sovyetler’in ültimatomu üzerine geri teslim etti. Türkiye’ye 50 bin ila 300 bin Ahıska Türkü’nün sığınabildiği düşünülüyor.

ÇAĞDAŞ TÜRKİYE VE ANADOLU TARİHİNDE GÖÇLER

Burada genel olarak 1960’larda başlayan, Türkiye ve Federal Almanya arasında işgücü anlaşması uyarınca, günümüze kadar süren Almanya’ya gurbetçi göçü olgusu vuku bulmuştur. Günümüzde resmi kaynaklara göre Almaya, Türkiye haricinde en çok Türkiye Türkü’nün yaşadığı yerdir ve 1.5 milyon, resmi olmayan kaynaklara göre 3 milyon Türk, Almanya’da bulunmaktadır.

Köyden Kente Göç ve Arabesk Kültür

Her nüfs kendi kütüğüne kayıtlı olduğu yerde yaşasaydı, meydana gelecek tablo bu olurdu

1950’lerde başlayan ve en büyüğü de 1970’lerde yurtiçinde iş bulma maksadıyla da Doğu’dan Batı’ya, köyden kente ve özellikle İstanbul’a iç göç yaşanmıştır. Konu haricinde olaraktan, köyde hayal ettiğini şehirde bulamayan insanlar, şehirdeki adaptasyon ruh halini ve dertlerini anlatan Arabesk Kültür’ü ortaya çıkarmış ve bu kültür akımı çok da popüler olmuştur.

Körfez ve Irak Savaşları

1978 yılında İran’da İslam Devrimi ile özgürlüğe kısıtlamalar getirilmesi sebebiyle de sayıları 50 bin ile 100 bin olarak belirtilen İranlı Türkiye’ye göç etmiştir.

Tabi bu 1980’li yıllarda Türkiye’de terör örgütü PKK’nın eylemleri, can güvenliği ve huzur için yapılan köyden kente, Doğu’dan Batı’ya göçü hızlandırmış ve binlerce köy boş kalmıştır.

1980-88’de uzun yıllar süren İran-Irak Savaşı, bu ülkelerdeki toplumsal yapıları bozup, devlet otoritelerini sarsmıştı.1990”da 1. Körfez Savaşı sırasında Irak lideri Saddam Hüseyin, Kuzey Irak bölgesindeki Kürt nüfusunu, isyancı ve devlet aleyhtarı bölücü olarak görerek, onlara baskı kurdu. Bu süreçte İran-Irak-Türkiye sınırına sıkışmış Kürtler, zamanın Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın isteğiyle sınır kapıları açılıp, 1990 ve 1991’de savaştan kaçan 1.3 milyon Kürt ülkeye alındı.

Yine Türkiye’nin yanı başında, batı sınırında, Bulgaristan 1984-1989 arasında ülkedeki Türkler’e yönelik asimilasyon politikasını devreye sokup, isim değişikliği ve kültür emperyalizmi ile ülkede 1 milyon kadar ciddi nüfusa sahip Türk azınlığın üzerinde baskı kurdu. Bu periyotta uzun uğraşlar sonucu, Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Bulgaristan’ın sınır kapılarını açmasını ısrar etti ve kabul edilince de Türk azınlığın büyük kısmı Trakya bölgesi ve Marmara bölgesine yerleştirildi.

En son olarak içinde bulunduğumuz milenyum çağında, Türkiye perspektifinden en büyük sorunlardan biri, güney sınırında patlak vermiş olan 2011’de başlayan Suriye İç Savaşı’ndan kaçıp Türkiye’ye sığınan 4 milyon Suriyeli sığınmacılardır. Savaşın ilk yıllarında 200 bin kadar olan sığınmacı sayısı, 2016 Halep şehrini muhalif tarafın kaybetmesiyle milyonlara ulaştı. Zira Halep, savaş öncesine kadar Suriye’nin en büyük şehriydi. 4.5 milyon nüfusu vardı. Hakeza şu anda Türkiye’de bulunan Suriyeliler’in %60’ı Halepli, %30’u İdlipli ve geri kalanı başka şehir ve köylerdendir.

2017 yılında Suriyeli sığınmacıların ülkelere göre dağılımı

Sonuç olarak, tüm bu tarihsel olguları değerlendirdiğimizde, bu bütün verileri tasnif ettiğimizde görüyoruz ki, Anadolu insanlığın başından günümüze kadar en büyük uğrak noktalarından biri olmuş, farklı kültürlerin sentezlendiği, karşı karşıya geldiği bir mekan olarak görülmüştür. Günümüzdeki olayları anlamak için de yine tarihteki emsallerine bakarak çıkarım yapabilmekteyiz.

KAYNAKÇA:

TÜİK


Milli Savunma Bakanlığı Arşivi

İstanbul Üniversitesi Sultan 2. Abdülhamid Han Fotoğraf Albümü Arşivi,

İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Müzesi


Historia.com


National Geographic Documentaries, Home ve Büyük Dünya Tarihi


Birleşmiş Milletler Raporları Arşivi

Milli Tahkikat Komisyonu Raporu 1921-1922, Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Turkish Coalition of America (TCA), tarihçi Prof. Justin McCarthy

Wikipedia, Halepçe Katliamı, Çerkes Sürgünü, Ahıska Türkleri, Körfez Savaşı

US Navy Archive

Görsel Kaynaklar:
İnstagram, @erenyabgu, @haritacilik @map.history


http://www.tc-america.org/media/Forced_Displacement.pdf


Reddit, Uludere Irak Kürtleri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir