Politika Ve Strateji

Türk’ün Modernizasyonu-1

Giriş:
Modernizasyon, batılılaşma, sanayileşme ya da çağdaşlaşma; Türk’ün tarihinde çok ama çok önemli bir noktaya sahiptir. Her ne kadar birbirlerinin yerlerine kullanılabilseler de, aslında bu kelimeler; birbirleriyle çok sıkı bir ahenk içinde olan ayrı kelimelerdir.

Çağdaşlaşma, kapitalizm’in doğuşundan İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadarki süreçte meydana gelmiş olan bilgi patlamasının oluşturduğu yeni hareketliliklere, yaşam tarzına ya da işlevlere uyarlanma anlamına gelir. Bildiğiniz üzere kapitalizm ne Osmanlı’ya ne de genç Türkiye’ye uğradı. Tam da bu sebepten Türkler, hem bu bilgi patlamasından hem de bu patlamanın meydana getirdiklerinden çok uzak kaldı.

Bilgi Patlaması Üzerine:
Kapitalizm, demiryolu ağı geniş olan, belirli bir oranda sanayileşmiş, hammadde kaynakları bol, tarımı geleneksel yöntemlerden uzak ve kısmen de olsa şehirleşmiş bölgelerde boy göstermiştir. 19. yüzyılda bu özellikleri karşılayan pek az coğrafya vardı. Bu sebeple birçok ülke kapitalizmden mahrum kaldı. Avrupa’nın başat ülkeleri bu özellikleri karşılıyordu, fakat geleneksel tarım yöntemlerinin kullanıldığı, köylü kesimin yoğunlukta olduğu Rusya, Osmanlı gibi ülkeler sınıfta kalmıştı.
İnsanoğlu küreselleşmenin doruklarını Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı arasında yaşadı. Bu; yeni buluşları, yeni yaşam tarzlarını hatta ve hatta yeni ideolojileri de yanında getirdi. Dünya, bu seviyedeki bir küreselleşmeye Soğuk Savaş döneminde de şahit oldu. Küreselleşme, küreselleşmeye dahil ülkeleri öylesine farklı seviyelere getirdi ki, küreselleşmenin dışında kalmış ülkeler geri kalmış gibi göründü. Aslında Osmanlı bilgisizleşmedi, Avrupa aydınlandı.

Türk’ün Modernizasyonunun Yol Haritası:
Türkiye, bilgi patlamasının dışında kaldığı için başka bir modernizasyona maruz kaldı. Türk’ün modernizasyonu, sanayileşmeye eşlik eden siyasal ve toplumsal değişikliklere uyarlanma şeklindedir. Tarihin mevzubahis kısmından sonra Türkler, Avrupa’yı takip eden -batılılaşmaya çalışan- kimselere dönüşmek durumunda kalmışlardır.
Sosyolog ve Bilim İnsanı Niyazi Berkes’e göre, değişmez kurallara göre yaşamak kolay ve rahattır. Böyle insanların toplumları, yaşlanan kişilerin damarları gibi katılaşmıştır. Değişme zoruluklarının silsilesini yemeyen toplum yoktur.*
Bu dönemde, yaşanmış binbir türlü gelişmeden pay alamamış Türkleri moderinze etmek, modern bir toplum oluşturmak oldukça zordu. Niyazi Berkes’e göre, “Değişme zorunlulukları ortaya çıkınca, bilerek bilmeyerek ya da isteyerek istemeyerek çağdaşlaşma süreci başlayınca, o zamana dek din şemsiyesinin altına girmemiş kişiler, değişme yağmurunun karşısında bu şemsiyenin altında toplanırlar.” Bu noktada dinselleşme, çağdaşlaşmadan ve çağdaşlaşmanın getirdiği yeni sorumluluklardan kaçınmanın bir sonucudur. İşte tam da bu sebepten Türk’ün modernizasyonu oldukça zordu ve gittikçe daha da zorlaşacaktı.*

Modern Toplum’u Oluşturmak:
Türk’ün sekülerleşmesinin kilit anahtarı ilerleyişten geçiyordu. Geri kalmış bir toplumun nihai amacı da zaten bu olmalıydı.Türkleri, yani Türk toplumunu modernize etmek için bir yol haritası çizilmişti. Buna göre modern Türk; aydın, özgür, ekonomik açıdan yarışmacı, çoğulcu ve demokratik olmalıydı. Bu seviyeye ulaşabilmek için  kentleşme şarttı. Kentleşme, okur-yazar oranını artıracak (ki bunun için de yeni bir harf inkılabı gerekiyordu.), okur-yazar oranının artışı da haberleşmeyi tetikleyecekti. Ancak ve ancak haberleşmenin ideal noktaya gelmesiyle ekonomik ve siyasal olaylara katılım oranı artabilirdi.
Ekonomik ve siyasal olaylara katılımın yüksek olduğu ülkelerde, birçok iş insanı ve siyaset insanı meydana çıkar. İş insanları ülkesine yabancı yatırımcıları çektiği gibi, yabancı ülkere yatırımlar yaparak ülkesini temsil eder. Siyaset insanları ise doğru aksiyonları onaylayarak iş insanlarına olanaklar sağlamakla birlikte halkının da refaha kavuşması için doğru ilerleyişlere imza atar. Türkiye’de özel sektörün ve devlet girişimlerinin zayıflığı, bunu en açık şekilde doğrular niteliktedir.

Osmanlı’dan Türkiye’ye Batılılaşma:
Batılılaşma, Mustafa Kemal Atatürk ile başlamamamıştır. Osmanlı İmparatorluğu; Tanzimat reformları, Genç/Jön Türk Hareketi, İttihatçılık, Kurtuluş Savaşı (War of Liberation) gibi Cumhuriyet rejimini ve modernizasyonu işaret eden gelişmelere şahit olmuştur. Berkes, durumu “Bu süreç, geleneksellikten (Osmanlı İmparatorluğu, saltanat ve hilafet) seküler devlet tipolojisine (Çağdaş Türkiye) doğru zamanla bir evrim içerisindedir.” şeklinde anlatmıştır.Tüm bu evrimleşmeyi Berkes, üç ana başlıkta incelemiştir:*
a) İlk Adımlar
Osmanlı İmparatorluğu’nda Karlofça travmasından sonra ilk kez ıslahat fikirleri filizlenmiştir. 3.Selim döneminde ise ulema figürünün yerini aydın figürü almıştır. Bilgisizliğe karşı ortak hareket edilmesi ve aydınlanmanın önemi benimsenmiştir. Osmanlı İmparatorluğunda 18.yüzyıldan itibaren, eski Osmanlı’yı diriltme fikirleri (geleneksel kurumları onarma) yerini yeniyi(çağdaşı) getirme fikirlerine bırakmıştır.*
b) Mutlakiyet/MeşrutiyetBu dönemde kökten bir değişime ihtiyacın duyulduğu anlaşılmıştır. Tanzimat Fermanı ile birlikte 2. Mahmut, kendi mutlak gücünü sınırlamak zorunda kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu bu noktada farklı yönetim şekillerini deneyecek, bununla birlikte başarıya ulaşmayı umacaktır.*
c) CumhuriyetBu dönemde ulus ile saltanat-hilafet kavramarı karşı karşıya gelmiştir. Mustafa Kemal, Türk Devleti’nin yönetim şekli hakkındaki görüşlerini her daim ifade etmiş, bu görüşlerini bazı argümanlarla temellendirmiştir.*

“Meclisin açıldığı ilk günlerde…içinde bulunduğumuz durum ve koşulları, yürütülmesini ve uygulanmasını uygun gördüğüm görüşlerimi bildirdim. Bu görüşlerimin başlıcası Türkiye’nin, Türk ulusunun sürdürmesi gereken siyasi ilke üzerineydi. Osmanlı’nın döneminde izlenen bildiğimiz siyasal tutumların hiçbirinin yeni Türkiye’nin siyasal yapısının tutacağı yol olmayacağını görmüştüm… Pan-İslamizm, Pan-Turanizm’in başarılı olduğu, dünya sahnesinde tutunabildiği görülmemiştir… İnsanlara bütün özellik ve duygu bağlılıklarını unutturacak, onları tümden eşitlik ve kardeşlik içinde birleştirecek bir insanlık devleti kurma görüşü de özel koşulların bulunması gereken bir görüştür.Bizim aydın, uygulanabilir gördüğümüz siyasal tutum, ulusal tutumdur.”-Mustafa Kemal

İlerleyişten Tırmanışa, Siyasi Modernizasyon:
Mustafa Kemal, bu vizyonu çizdikten sonra din-i devletçiler( din ve devletin birlikte yönetilmesi gerektiğini savunan kimseler) ile din-ü devletçiler (din ve devletin birbirinden ayrılması gerektiğini savunan kimseler) arasında bir savaş başlamıştı. Tam da Berkes’in bahsettiği gibi, değişimin(ilerleyişin) getirdiği sağanak yağmurdan korunabilmek için gittikçe daha çok insan din şemsiyesinin altına sığındı. Bu süreçte, Mustafa Kemal yanlısı kesmin bir kısmı saf değiştirdi.Saltanatın kaldırıldığı, hilafete -henüz- dokunulmadığı dönemde bazı kesimler, saltanatın geri getirilmesini istiyordu.Türk’ün modernizasyonu her ne kadar hızlı ilerlediyse de, bu ilerleyiş gittikçe bir tırmanışa dönüşmüştü.

“Ben saltanatın ilgasından sonra başka ünvanla aynı nitelikte bir makamdan başka bir şey olmayan hilafetin de kaldırılmış olduğunu kabul ediyordum. Bunu, münasip olduğu zaman ve fırsatı gelince söylemeyi umuyordum. Hilafet makamının bizce en nihayet sadece bir tarih hatırası olmaktan öteye bir önemi olmazdı.”-Mustafa Kemal Atatürk

Türkiye’de Sanayileşme:
Türkiye için çağdaşlaşma, sosyal niteliğinden çok ekonomik niteliğiyle ön plandadır. Dolayısıyla siyasi engeller ortadan kalktıktan sonra, ilerleyişin anahtarı sanayileşme olarak görüldü. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Anadolu, tarımda hâlâ kara saban gibi tarih öncesi uygulamaların kullanıldığı oldukça az gelişmiş bir yerdi. Ayrıca Türkiye, çok ciddi derecede ulaşım sıkıntısı içerisindeydi. Öyle ki, tarımda tamamen yağışa bağlı olan köyler orta çapta bir kıtlıkla karşılaşırlarsa ulaştırabileceğimiz lojistik altyapısı dahi yoktu.
Fabrikalar ya ağır hasarlıydı ya kullanılmayacak kadar kötü durumdaydı, genelde silah ve dokuma üretimi vardı. Türkiye fakir bir ülkeydi ve gerçek bir ulaşamama problemi ile karşı karşıyaydı. Ekonomik kalkınmaya ihtiyacı vardı. Devletin ana hedefi, Türk-Müslüman toplumun elinde olduğu kapitalist bir sistem oluşturabilmekti.

Ulaşamama Problemine ABD Çözümü:
Türkiye’nin ulaşamama problemi, ABD’nin ilgisini çekmiş olacak ki büyük bir yatırım teklifi yapmıştı. Türkiye’ye, Türkiye’nin her tarafına ulaşabilecek bir demiryolu hattı yapmalarına karşılık 99 yıl boyunca bu hattın etrafındaki doğal kaynaklara sahip olmayı teklif etmişlerdi. Fakat Lozan Barış Antlaşması Türkiye’nin güney sınırını çizmediğinden bu teklif geçerliliğini yitirdi. Çünkü doğal kaynak bakımından oldukça zengin olan Musul olmadan, bu teklif kârlı değildi.

Şeker Fabrikası ve Golf Sahası:
Türkiye’nin tarım ve sanayisi, imtiyazlar verdiği dış destek ile yeni girişimlerde bulunarak canlandırılmaya çalışıldı. Bu girişimlerden en önemlisi, sanayi aracılığı ile toplumsal bir dönüşüm oluşturmaktı. Golf sahası, okulu, sinema salonu olan, ürettiği elektrik ile çevresindeki evlere ücretsiz elektrik sağlayan bir şeker fabrikası kuruldu. Bu yöntemle birlikte, hem aydın-işçi kesmin oluşturulması hem de Türkiye’nin sanayileşmesi hedefleniyordu.
1924’ün hemen ardından şu kesinleşmişti. Türkiye’ye gelecek yabancı sermaye çok ama çok önemliydi. Nestle, 1927 yılında Türkiye’deki eski bira fabrikalarını çikolata fabrikalarına dönüştürerek pazara girdi. Vehbi Koç da o sıralarda araba satıyordu. 1929 yılında ülkemize Ford’u ilk kez o getirdi.
Büyük Buhran:
New York’taki hisse senetlerinin sert düşüşü ile başlayan, dalga dalga etkisini artıran bunalım, Türkiye’ye ilgi duyan tüm yatırımcıların fikrini değiştirdi. Türk Lirası değer kaybetti. Eldeki sermaye çok zayıftı. Devlet yardımı şarttı. İstanbul’da sanayileşme vardı fakat Anadolu gerçek anlamda çok zayıftı. Sümerbank, Anadolu’daki kaynakları kullanarak sanayileşmeyi artırma misyonuyla kuruldu. Bir süredir oluşturulmaya çalışılan işçi sınıfı da bu dönemde ortaya çıktı. Fakat yeterince işçi yoktu. Gerçek bir planlamaya ihtiyaç duyan Türkiye, 1. Beş Yıllık Sanayileşme Planı’nı uyguladı.

1. Beş Yıllık Sanayileşme Planı: 
Türkiye’nin kendi kaynaklarını kullanarak hangi alanlarda sanayileşmesi gerektiğinden bahsen bu plan, hem SSCB’den -ekonomik yardım da alındı.- hem de ABD’den yardım -sadece rapor yollandı, ekonomik yardım yok.- alınarak oluşturuldu. 20 Fabrika kurulmasını öngören plana 100 milyon dolarlık bir bütçe ayrıldı.
İstanbul’da Paşabahçe cam fabrikası, Nazilli’de giyim fabrikası, Bursa’da kumaş fabrikası, Karabük’te demir-çelik fabrikası bu plan ile yapılan fabrikalardır. Karabük’teki fabrika, olası bir savaş durumda güvenliği sağlanabilecek stratejik bir noktaya kurulmuştu.

Bu dönemde 600 Türk genci, gelecekte ülkesine hizmet etmek üzere Avrupa’ya yollandı. 1. Beş Yıllık Sanayileşme Planı’nın sonucunda Türkiye’nin sanayileşme yüzdesi %16’dan %18’e çıktı. Başarıyla sonuçlanan bu plan, süresini doldurunca ikinci plan oluşturuldu.

2. Beş Yıllık Sanayileşme Planı:
Bu plan, 2.Dünya Savaşı sebebiyle asla uygulanamadı. Zaten böyle bir süreçte sanayileşmeye önem vermek bir yana dursun, yatırımcı da bulunamazdı. Bu dönemde Türkiye için yeni bir problem ortaya çıkmıştı.

Bu yazı, uzunluğundan dolayı iki parçaya bölünmüştür. Türk’ün Modernizasyonu-2, 27 Mayıs 2020 Çarşamba günü yayımlanacak. İlginize teşekkürler.

-Yusuf Çağrı

*Bu paragraflar Cenk Reyhan’ın Osmanlı-Türk Modernleşme Süreci Üzerine Bir Başyapıt adlı eserinden esinlenilmiştir. Çeşitli alıntılar yapılmıştır.

Kaynakça:
Kitap:
Türkiye’de Çağdaşlaşma, Niyazi Berkes

Osmanlı-Türk Modernleşme Süreci Üzerine Bir Başyapıt, Cenk Reyhan

Belgesel:

Bir Uygarlık Öyküsü: Sanayi; Bölüm 1,2,3,4,5,6

Website:

Wikipedia, 1. Beş Yıllık Sanayileşme Planı

Wikipedia, 2. Beş Yıllık Sanayileşme Planı

Wikipedia, Varlık Vergisi


Wikipedia, Büyük Buhran

Wikipedia, Anadol

Wikipedia, Otomarsan

One thought on “Türk’ün Modernizasyonu-1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir